# 2012 yılı merkezî yönetim bütçesi ve 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesap kanunu tasarısı

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 24. Dönem)
- **Konuşmacı:** Sırrı Süreyya Önder (İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim
- **Tarih:** 10 Aralık 2011
- **Gündem:** 2012 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2010 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=13676
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/sirri-sureyya-onder-24-2011-12-10-2012-yili-merkezi-yonetim-butcesi-ve-2010-yili-merkezi-yonetim-kesin-h

> Sırrı Süreyya Önder, 10 Aralık 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2012 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2010 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI); konuşma 1.029 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BDP GRUBU ADINA SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli üyeler; İçişleri Bakanlığı ile ilgili konuşacağım fakat bunu hem Plan ve Bütçe Komisyonunda hem İçişleri Komisyonunda hem de değişik vesilelerle yeterince yaptığımızı düşünüyorum. Biraz daha derde derman olması kabilinden bugüne kadar içinde yaşadığımız bu haksız savaş, bu kardeşliğin hukukunun kaybolması bahsine dair herkesin ama herkesin her yöntemin ama her yöntemin kullanıldığı, bir tek bir yerin kullanılmadığı bir şey var. Bir tek Meclis bu işlerde devreye girmedi. Savaş tezkeresi onaylamaktan başka pek bir iş gördüğü söylenemez. Onun için, yüce Meclis bu konuda ne yapabilir? Bir şey yapabilir miyiz, yapmalı mıyız? Bu ülkenin en mühim sorunu bir yerde dururken biz yokmuş gibi davranabilir miyiz? Buna dair biraz hasbihâl edeceğim polemik havasından uzak.

Satrancın nasıl icat edildiğine dair bir Hint efsanesi vardır. Denir ki, bir bey iki çocuğuna hükümranlığı altındaki toprakları devretmiş. Sonra bunlar, bu iki kardeş birbirlerine düşmüşler. Birisi diğerini öldürmüş. Kardeş katli orada ağır bir suçmuş. Baba çağırmış, hayatta kalan kardeşe yani kardeşini öldürdüğü savlanan kardeşe ceza verecek. Onun üzerine demiş ki: “Ben öldürmedim.” Ve bugün bildiğimiz satranç tahtasını çizerek orduları konuşlandırmış. “Bak” demiş, “Biz böyleydik, o şu hamleyi yaptı, ardından ben şöyle geriye çekildim. O şunları sürdü. Ben şöyle kuşattım. En sonunda öyle bir açmaza geldi ki ‘şah mat’ dediğimiz mesele gerçekleşti.” Biraz bugün yaşanan durum da artık kimin gerçekten kimi öldürdüğü tıpkı bu efsanedeki gibi belirsizlikler içermektedir.

19’uncu yüzyıl, Batı’daki, biraz tarihsel olarak bakarsak, Batılı bütün tarihçilerin dediği gibi, imparatorluğumuzun en uzun yüzyılı olmuştur. İkinci Viyana kuşatmasından sonra gerileyen Osmanlı bunun sebeplerini araştırmaya koyulmuş ve -vaktimiz yok, fazlaca tarihine girmeyeyim, özetleyerek geçeyim- biz bu savaşı ya da bu ülkeyi, bu sınırları savaş meydanlarında kaybettik, orayı toparlarsak tekrar eski günlere döneriz düşüncesi hâkim olmuş. Bunun üzerine hepinizin bildiği reform çabaları başlamış ama bu reform sadece orduyu ve askerî alanı düzenlemekle sınırlı kalmış. Oysa bunun içsel, dışsal bir sürü sebebi vardı. Bugün yaşanan da meseleye salt güvenlik konseptiyle bakmanın tarih boyunca, salt bir güvenlik meselesiymiş gibi bakmanın bizi getirdiği yeniymiş gibi duran bir yol. Biz, bu savaşı… Otuz yıldır yürütülen bir savaş, kaybedilmiş bir savaştır. Bunun kendi kendimize istediğimiz kadar propagandasını yapabiliriz. Otuz yıl sürmüşse, böyle bir devlet için bu kaybedilmiş bir savaş anlamına gelir. Şimdi yapılmakta olan, yeniden bir güvenlik konseptine dönmek ve sanki cepheyi tahkim edersek bu meseleyi tasfiye edermişiz yanılgısına kapılmak. Oysa, derinlerde bu meselenin sosyal, kültürel, demokratik haklardan kaynaklanan sorunlar gibi birçok önemli başlığı var.

Size, sayın üyeler, çok önemli bir şey anlatmak istiyorum. 1922’de bugün Musul civarı, Kuzey Irak diye sizin andığınız coğrafyada, Derbent ve Revanlı’da Türk Yarbay Özdemir Bey’in komutasında 80 kişilik bir milis, İngilizleri 3 kez yenilgiye uğratmıştır, 3 kez. 80 kişilik bir Türk milisinden bahsediyorum. O kadar İngilizler çıldırmışlardır ki savaş hukukunu bile yok sayarak, bu kentleri 3 kere uçakla tepeden bombalamak zorunda kalmışlardır. Peki, Yarbay Özdemir Bey, sadece bu 80 kişiyle mi bu bozgunu yaşatmıştır? Hayır, oradaki Kürt milisler, yaklaşık 15’e yakın Kürt aşireti ve onların milisleri Yarbay Özdemir Bey’in komutasında bu bozgunu yaşatmışlardır.

Aynı coğrafyaya 1925’te bakıyoruz; bir Kürt isyanı var. Peki, ne oldu da bu üç sene? Üstelik bu Kürt isyanı İngiliz iş birlikçiliğiyle itham ediliyor bugün tarih önünde. Peki, ne oldu da bu… Bir an için İngiliz iş birliğini de olmuş varsayarsak bile sormamız gereken soru bugüne çok ışık tutuyor. Üç senede ne oldu İngiliz’le savaşan bu Kürt döndü bu tarafa yöneldi? Bunun bir tek cevabı var, bugünün bütün sorunu da orada yatıyor. Bunun anlamı kıymetli arkadaşlar, “biz” kavramının içini ne kadar geniş ya da dar tutmamızla alakalıdır. Bizler son yüzyılımızda bu “biz” kavramının içini en dar anlamıyla kullanarak neredeyse “ben”e indirdik, tekçil bir anlayışa. Oysa “biz” kavramı geniş tutulduğu zaman tarihte neler yapılabildiğinin yüzlerce örneği var.

Size başka bir fotoğraftan daha bahsedeceğim. Konuşmamın sonunda da vakit kalırsa bir fotoğraf daha anlatacağım size.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Kalırsa bir tane daha, keyifle dinliyoruz.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Olur.

Adapazarı’nda “Birol Elmas” diye bir jandarma vardı sevgili arkadaşlar, Hakkâri Çukurca’daki çatışmada hayatını kaybetti. Bu vesileyle, hayatını kaybeden herkese Allah’tan rahmet diliyorum, Kürt, Türk, gerilla, asker, polis, imam, kim olursa. “Biz” kavramının içini geniş tutmak biraz böyle düşünmekten geçer.

Bu Birol Elmas öldüğünde ortaya çıktı ki bunun evinin, bu Jandarma Çavuşumuzun evinin elektriği borcundan dolayı kesik. Annesi engelli bir çocukla beraber, kocasını çoktan yitirmiş, hayata tutunmaya çalışıyor. Ana borcu bin liradan az, icraya verilmiş, 2.200 lira olmuş. “SEDAŞ” denilen özelleştirme belasıyla, sermayeye peşkeş çekilen dağıtım şirketlerinin, ne yaptığı belirsiz, ne ürettikleri belirsiz, ekonomiye ne kattıkları belirsiz. (AK PARTİ sıralarından “cık, cık, cık” sesleri)

“Cık”lamayın, böyledir. Üretim yapılmayan bir alana siz bu halkın kaynaklarını peşkeş çekemezsiniz. Sattığınız, çocuklarınızın geleceğidir. Neoliberal vahşi kapitalist sistem böyle bir şeydir. İnsanlığı alır. Ne oldu müminin celadetine? Siz vaktinde bunlara çok itiraz ederdiniz, şimdi neredeyse imanın şartı sayacaksınız. (BDP sıralarından alkışlar) Onun için, tekrar Birol Elmas kardeşimize dönelim. Yok, ben bir ajitasyon yapma derdinde değilim. Eğer kalbinizi açarsanız, önemli şeyler söylediğimi düşünüyorum.

Bu borç, ölüm haberi geldiğinde -şehitlik meselesine nasıl baktığımı bildiğiniz için o kavramı kullanmıyorum- kim tarafından ödeniyor biliyor musunuz? SEDAŞ çalışanları tarafından. Sizin çoluk çocuğumuzun kaynaklarını verip özelleştirdiğiniz, trilyonlarca, bir şey katmadan aldığı gelirle satın alma bedelini ödeyen firma, şu fukara çocuğun ödeyemediği -hayatını da bu vatan uğruna vermiş- “Bu 2.200 liranın da üstünü çizelim.” dememiş. Siz sosyal yardım meselesini, efendi, sosyal yardım meselesini inayete bağladınız. Bu hamiyet değildir. Hamiyet, bunu yasal güvence ve çerçeveye bağlamaktır. Yani “Geliri şu kadar liranın altında olan herkes, insani şu kadar elektrik tüketimini ücretsiz olarak yapar, şu kadar suyu ücretsiz olarak kullanır…” Bunun adına “sosyalizm” diyorlar. İnsanlığın bugüne kadar kurduğu en güzel düşlerden birisi.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Sosyalizm mi?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Sosyalizm ya! (AK PARTİ sıralarından “Çöktü” sesleri)

MÜSİAD’dan gelince bunu kavramak mümkün değil tabii ki! (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, bu askerimizin parasını…

Bana laf atarken dikkatli olun. Bakın, ben çok seviyeli bir üslup tutturmaya gayret ediyorum, raydan çıkartmayın, şu bardağı da şuradan atmayayım. (Gülüşmeler)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Ne güzel söyledin ya!

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – E, siz de gruba biraz bence telkinde bulunun.

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) - Siz bunu yapmazsınız.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Espri yapılacak konu değil.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Evet, evet, espri... Espri yok zaten ortada, kendinizi bilseniz oturup ağlarsınız. (CHP sıralarından gülüşmeler)

---

**Kaynak gösterme:** Sırrı Süreyya Önder (İstanbul). “2012 yılı merkezî yönetim bütçesi ve 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesap kanunu tasarısı”. TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim tutanağı, 10 Aralık 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sirri-sureyya-onder-24-2011-12-10-2012-yili-merkezi-yonetim-butcesi-ve-2010-yili-merkezi-yonetim-kesin-h (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=13676

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
