# 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 6'ncı Tur görüşmeleri münasebetiyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 26. Dönem)
- **Konuşmacı:** Sırrı Süreyya Önder (Halkların Demokratik Partisi, Ankara)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim
- **Tarih:** 11 Aralık 2016
- **Gündem:** 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 6'ncı Tur görüşmeleri münasebetiyle
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=55026
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/sirri-sureyya-onder-26-2016-12-11-2017-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-ile-2015-yili-merkezi

> Sırrı Süreyya Önder (Halkların Demokratik Partisi), 11 Aralık 2016 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 6'ncı Tur görüşmeleri münasebetiyle); konuşma 819 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

HDP GRUBU ADINA SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; böyle bir günde siyasi polemik sınırları ya da Bakanlık bütçesinin teknik eleştirisini yapmak, bugünün yarattığı bu ağır ve bir an önce çözmemiz gereken havasına pek de uygun düşmeyeceği için sadece içinden geçmekte olduğumuz bu ağır günlere dair birkaç kelam etmek istiyorum.

Öncelikle, Mevlit Kandili’nin barışa ve hayırlara vesile olmasını diliyorum. Hayatını kaybeden, gerek polis gerek sivil bütün yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına sabrıcemil, yaralılara da acil şifa diliyoruz. Nereden gelmiş olursa olsun, hangi el tarafından yapılmış olursa olsun bu saldırıyı kınadığımızı partimizin günün ilk saatlerinde yayınladığı bir bildiriyle belirtmiştik, burada da tekrar ediyorum.

Akif’in bir şiiri gibi her şey. Akif, ilhamla, irticalen şiir yazabilen bir şairimiz değildi, bir denklem kurar gibi şiirini kuranlardandı. Bütün ömrühayatı boyunca irticalen yazdığı bir tek dize vardır. Daha sonra “Hasta” manzumesine onu eklemiştir. Ama, bir arkadaşı, hayatı çilelerle geçen, mücadelelerle geçen bir arkadaşı toprağa verilirken o an o ilhamla söylediği bir dizedir, onu hatırlatarak başlamak istiyorum:

“O kadar sa’y-i beliğin bu felaket mi olacaktı sonu?

Biri evvelce eğer söylemiş olsaydı bunu,

Çılgınlar gibi çalışıp ömrümü heba etmezdim,

Ben bu müstakbele o maziyi feda etmezdim!” diyor.

Mevlevilikte kabristan için “hâmûşân” tanımlaması yapılır; susmuşlar evi ya da susmuşların bir arada olduğu yer anlamındadır. Ölenler birçok şeyin yanında, devridaime inanan insanlar için ölenler öncelikle susuyorlar, artık bu memlekete dair, günlük meşakkatlere dair, geleceğe dair söz söyleme hükümleri kalmıyor ve neresinden bakarsanız bakın, hangi siyasal veçheden bakarsak bakalım bu ölümlerin en ortak özelliği genç ölümleri olması, hep gençlerimiz gidiyor, hep geleceğimiz gidiyor bu anlamda. Onun için, bir an önce buna yeni bir dil, yeni bir üslup, yeni bir içerik katmak lazım. Niye? Ben, 60 yaşına yaklaştım, 50’yi devirdik, kendimi bildim bileli -filmimde de bunun parodisini yaptım- benim de, sizlerin de kulağınızda hep şu çınlayıp durmuştur: Millî birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde… Millî birlik ve beraberliğe duyduğumuz ihtiyaç, bu ülkede benim ilk gençliğimden, akıl baliğ olduktan şu güne kadar bir tek gün geçirmedik millî birlik ve beraberliğe ihtiyaç duymadığımız.

Burada bir sorun olmalı. Bu paradigma bütün bu gelişmeleri karşılamaya yetmiyor. Daha önce değişik vesilelerle vurgulamıştım burada, cumhuriyet bir imkân ve zorunlulukların kesiştiği noktanın adıdır ve bu ülkeye yaklaşık yüz yıllık bir avans kazandırmıştır. Neye karşı? Emperyal güçlere karşı başlangıçta elimizde kalan bakiyede “biz” anlayışıyla yeni bir cumhuriyet inşa etme, var olma, ayakta kalma iradesiydi. Bu duygu, ne zamanki o “biz” kavramı teke irca edildi, bu millî birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyma oranımız o derece yükseldi. Ne kadar tekleştirdik, o kadar millî birlik ve beraberlik söylemi ensemizde bir boza gibi pişirildi. E olmuyor, bunda bir arıza var. Kırk yıl süren bir savaş olmaz, kırk yıl süren bir destabilizasyon olmaz, kırk yılda aynı argümanla karşılanılmaz bu aynı argümanla savunulamayacağı gibi. Onun için -biraz önce Sayın Beştaş buradan, en büyük görevin bize düştüğünü söyledi. Gerçekten, bu memlekette bu meseleye dair ticaret, sanayi odalarından sivil toplum örgütlerine, ordudan devlet kurumlarına, Hükûmetten yabancı elçiliklere ve ülkelere kadar herkes inisiyatif aldı, inisiyatif almayan tek kurum Türkiye Büyük Millet Meclisi oldu. “Çözüm ve müzakere” adı altında bunu bir demokratikleşme mottosu hâline getirdik, reddeden milletvekili sayısı 34’tü arkadaşlar. 34 retle biz bunu Meclis olarak kabul ettik ama ne hikmetse bütçe görüşmeleri itibarıyla baktığımızda bile, neredeyse 134 vekil o gün burada kabul ettiğimiz metne, onun amaçlarına, gerekçesine ve onun uzantıları olarak yapılması gereken veya yapılmış olan işlere toptan reddiyeler içinde bulanan bir dil geliştirdi. Zaman zaman, çok nadir de olsa bu kadar gençlerimizi ve geleceğimizi ilgilendiren meselelerde bir Meclis genel görüşmesi açılmasını, mekanizmasını işletmeye çalıştık. O bile hepimiz açısından yüz ağartacak bir sayıda ve içerikte değil, kendimizi de katarak söylüyorum. Bizim böyle volümlü, böyle oylumlu bir derdimize karşın bunu çözene kadar gerek arama komisyonları, arayış komisyonları gerek tartışmalar gerek bununla ilgili akademinin, sivil toplumun düşüncelerini, önerilerini, katkılarını almalar diye başlayan ve her eleştiriyi ya da her katkı talebini baştan kategorik olarak reddeden anlayış sadece savaşın büyümesine, gelişmesine ve artık hedef gözetmeden günlük hayatı etkileyecek ve bizim “darbe mekaniği” olarak adlandırdığımız bir darbe mekaniğinin, bu ülkede kaosla tetiklenen bir darbe mekaniği anlayışının her gün her gün, birkaç gün mola verip her gün her gün yeniden üretilmesiyle sonuçlanıyor.

Şimdi, yüce Meclisin bilmesinde bir mahzur yok, biz 4 siyasal partiden arkadaşlar, bu gelişmeye karşı bir ortak bildiri hazırlama hazırlığı içerisindeyiz, bunun arayışı içerisindeyiz. Buradan başlayabiliriz diye düşünüyorum. Şu: Herkes, herkesin bir siyasal perspektifi var, son derece de doğal böyle olması ve herkesin olayları bir yorumlayış biçimi var ama reddedebileceğimiz insan canına dönük ve bu ülkedeki bu darbe mekaniğini sürdürmeye, bunun dinamosu olmaya yönelik mekanikler karşısında hep bir araya geleceğimizi, kutuplaştırıcı, düşmanlaştırıcı, ayrımcı bir dil kullanmayacağımızı söylemekle başlayabiliriz. Henüz çok büyük bir mesafe katedemedik ama herkes bir parti bildirisi anlayışıyla yaklaştığında bu 4 partinin ya da Meclisin tümünün bir araya gelebilmiş olması hakikatini geriye itelemiş oluyoruz.

ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) – Oluk oluk kan akıyor, hâlâ sen bildiriden, şundan bundan bahsediyorsun ya! Bir sürü can gitmiş ya!

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Bir de böyle bir yaklaşım var.

---

**Kaynak gösterme:** Sırrı Süreyya Önder (Halkların Demokratik Partisi, Ankara). “2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 6'ncı Tur görüşmeleri münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim tutanağı, 11 Aralık 2016. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sirri-sureyya-onder-26-2016-12-11-2017-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-ile-2015-yili-merkezi (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=55026

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
