# Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanımına ilişkin kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.:395)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Soner Aksoy (AK Parti, Kütahya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 15. Birleşim
- **Tarih:** 4 Kasım 2010
- **Gündem:** YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARININ ELEKTRİK ENERJİSİ ÜRETİMİ AMAÇLI KULLANIMINA İLİŞKİN KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.:395)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/soner-aksoy-23-2010-11-04-yenilenebilir-enerji-kaynaklarinin-elektrik-enerjisi-uretimi-amacli-ku

> Soner Aksoy (AK Parti), 4 Kasım 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 15. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARININ ELEKTRİK ENERJİSİ ÜRETİMİ AMAÇLI KULLANIMINA İLİŞKİN KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.:395)); konuşma 1.562 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA SONER AKSOY (Kütahya) – Sayın Başkan, muhterem arkadaşlar; 395 sıra sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin geneli üzerinde söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum.

Muhterem arkadaşlar, yenilenebilir enerji konusu Türkiye'nin de, dünyanın da enerji mevzusunda en önemli konusu. Yenilenebilir enerji konusunda mesafe alamayanların önümüzdeki yıllarda büyük sıkıntılar içerisinde olacağını şimdiden ifade etmektedirler.

Yenilenebilir enerji konusunda gerçek bir vizyona ve gerçek bir anlayışa sahip olmamız gerekir. Tahminlere göre, 2030 yılında dünya nüfusunun yüzde 75’i şehirlerde oturacaktır. Gece ve gündüz enerji tüketimi katlanarak artacaktır. Şehirde oturmalar artarken, uzaklarda, ormanlarda, dağ başlarında oturmak isteyenler de çoğalacaktır. 2008’de, dünyada, 2020’ye kadar hesaplanan 16 trilyon dolarlık enerji yatırımı da 2’ye katlanacaktır.

Ne yazık ki şehirleşme ve enerji tüketimi arttıkça çevresel ve iklim sorunları da artacaktır. Artık dünya şunu öğrenmiştir de henüz içine sindirememiştir: Artık fosil yakıtların tüketimiyle sağlıklı, modern ve huzurlu bir yaşamın sürdürebilirliği yoktur; sürdürmede ısrar etmek, sağlıklı, modern ve huzurlu bir yaşamdan vazgeçmek demektir.

Burada temel soru şudur: Sosyoekonomik kalkınmanın sürdürülebilinmesi için enerjinin makul fiyatlarla güvenli ve çevreyle uyumlu olarak nasıl tedarik edileceğidir. Bunun için üç temel öncelik vardır. Bunlardan biri, arz güvenliğinin güçlendirilmesi; diğeri, rekabetin artırılması ve çevrenin korunmasıdır.

Bunları çok kısa ele alırsak, arz güvenliğinin güçlendirilmesi, kendi kendine yetebilirlik konusunu maksimize etmek veya ithal bağımlılığını minimize etmekten ziyade ithalatın kesilme riskinin azaltılmasının nasıl yapılacağının bilinmesidir veya bilinebilir olmasıdır. Yerli kaynakların kullanımını artırarak bu noktada belli mesafe alınabilir. Bir de enerji arzının çeşitlendirilmesi gerekir.

İkincisi, rekabetin artırılması önemlidir. Serbest pazar ekonomisi içerisinden yatırımcılar için etkin finansal ve politik ortamın sağlanması gerekmektedir.

Bir diğeri, uluslararası anlaşmalara mutlaka katılmak gerekir.

Bir diğeri, enerji şebekelerinin alt yapılarının mutlaka güçlendirilmesi gerekir.

Daha sonra da çok taraflı diyalog ve uluslararası ilişkilere itibar etmek ve yakinen ilgilenmek gerekir.

Yenilenebilir enerji konusunda mutlaka halkımızda, yöneticilerde belli bir bilincin de olması gerekir. Gelişmiş ve bazı gelişmekte olan ülkeler şu anda büyük bir heyecanla fosil yakıtlardan kurtulmaya ve yeni yaklaşımı görmeye çalışmaktadırlar. Yeni yaklaşım, yeni bir çağ gibi büyüyerek dünyayı sarmaktadır. Bütün mesele buradaki vizyonu görebilmek ve fark edebilmektir. Buradaki vizyon, yenilenebilir enerji kavramıdır; son zamanda üzerinde çok düşünülen, çok konuşulan ve çok çalışılan bir enerji türüdür.

Bu yaklaşım, kısa bir geçmişi olmasına rağmen, ülkelerin bilinç düzeyine bağlı olarak yaşamlarına tesir etmekte, “düşük karbon ekonomisi” veya “yeşil ekonomiye geçiş” diyebileceğimiz bir yeni olguyu doğurmaktadır. Bu yeni olgu, yeni bir çağın işaretini veriyor.

Bilgi çağını yakalamaya çalışırken kendimizi yepyeni bir çağın eşiğinde bulduk. Bu çağ için farklı ifadeler kullanılmaktadır. Mesela denilmektedir ki: “Enerji ve iklim çağı”, “yeşil enerji, yeşil ekonomi çağı”, “düşük karbon ve yeşil enerji çağı”. Her ne dersek diyelim, farkında olalım veya olmayalım, dünyamız önemli bir değişimin içine girmiş bulunmaktadır, bizim de eşiğinde olduğumuz bu çağı mutlaka yakalamamız gerekir.

Küresel ısınma, bildiğiniz gibi atmosferde biriken sera gazlarının yeryüzünden yayılan veya yansıyan kızıl ötesi radyasyonu tutması ve bu radyasyonun uzaya dağılmasını engellemesiyle oluşur.

1780 yılında atmosferde karbondioksit miktarı 280 ppm iken günümüzde bu değer 382 ppm’dir. Asli değerlerin bunların biraz daha üstünde olduğu ifade edilmektedir. Bu artış mevcut hızla eğer sürerse, yüzyılın sonunda 800 ppm’e ulaşması mümkündür.

Birleşmiş Milletlerin katkılarıyla kurulan IPCC (Intergovernmental Panel on Climate Change), küresel sıcaklıkların gelecek yüzyıla kadar 2 ile 3 santigrat derece artacağını tahmin ettiğini ifade etmiştir.

Hava sıcaklığının 2 derecelik bir artışın ne anlama geldiğini, sellere, kıtlıklara, kitlesel ölüm ve kitlesel göçlere ve bilinen canlı türlerinin yüzde 40’ının yok olmasına yol açacağını bilmeliyiz. Bugünden itibaren bu gidişle yüzyılın sonunda dünyanın sıcaklığının 5 derece daha artacağı fikri yüzde 60 hâkimdir. Bu durumdan mutlaka korkulmalıdır.

Dünyanın ısınması sera gazlarının artışıyla doğrudan ilişkilidir. Karbondioksit, nitrooksit ve metan gazları atmosferde bir izolasyon tabakası oluşturmakta ve yeryüzü ısısının uzaya ulaşması engellenmektedir. Son buzul çağından günümüze kadar geçen sürede dünyamız 5 derece ısınmıştır.

Küresel ısınmanın gerçek nedenleri daha ziyade elektrik enerjisi üretimi yüzde 24 mertebesinde, sanayi faaliyetleri yüzde 14, ulaştırma faaliyetleri yüzde 14, tarımsal faaliyetlerde yüzde 32 mertebelerindedir ki, bunlar da toprak kullanımı, tarım, çöpler ve diğer orman ürünlerinin yok edilmesi.

Toprak kullanımı, ulaştırma, sanayi ve elektrik üretimi yaklaşık yüzde 70’tir. Şu anda dünyamızı etkileyen işte bu yüzde 70 olan orandır ve bunun tamamı fosil enerjidir; kömür, doğal gaz, petrol ürünleri.

Yoğun araç kullanımının küresel ısınmaya etki eden önemli faktörlerden biri olduğunu herkes, hepimiz biliyoruz. Egzoz emisyonu, karbonmonoksit miktarını en çok arttıranlardır. 2020 yılında dünyadaki araç sayısı 1,2 milyar adedi geçecektir.

Küresel ısınmanın asıl sebebi ise yüzde yüz insandır. O hâlde, uzun yıllardır, yaklaşık yüz otuz yıldır yaptıklarımızla yüzleşme zamanı gelmiştir. Yüzleşmeye çok yakınız. Çekinmeden, başka suçlu aramadan bir an önce yüzleşmeliyiz. Yüzleşmekten değil, yüzleşmemekten korkmalıyız. Bir an önce küresel ısınma sorunlarında çözüm aramalıyız. Sadece teknoloji tek başına yeterli olmayabilir. Teknoloji kadar bilinçli insanlar, bilinçli politikalar gerekmektedir. Sivil toplum örgütleri, bireysel ve örnek davranışlar ve özendirici hükûmet politikaları gereklidir. İnsanların değişime talip olmalarını sağlayan ve bu değişme ve yönlendirme avantajlarını ön plana çıkaran politikalar gereklidir. ARGE, ileri teknolojilerin ve enerjide verimliliğin özendirilmesi ve kolaylaştırılması felaket senaryolarından daha etkindir.

Elimde bulunan bir grafikteki -sanıyorum, görmek biraz zor olacaktır- apsis ve koordinatlarda fiyatlar ile yıllar söz konusudur. Burada, yıllara göre yenilenebilir enerji türlerinin tamamının yıllar içerisinde fiyatlarının makul düzeylere doğru düşeceği, onun yerine kömürden elde edilen enerjinin veyahut da petrolden elde edilen enerjinin fiyatının da yıllara göre sürekli artış kaydedeceği görülmektedir. Hiç kimse iddia edemez ki, önümüzdeki günlerde fosil enerjinin fiyatı düşecektir. Bu iddiada bulunmak hemen hemen mümkün değildir ama herkes şunu rahatlıkla söyleyebilir ki, yenilenebilir enerjinin bugün için maliyetleri yüksek gibi görülse, bir alım garantisiyle sübvanse edilme gibi bir ihtiyaç söz konusu da olsa, verilen belli bir süre sonra -bu, beş sene olabilir, on sene olabilir- hükûmetler çok daha ucuz enerji kaynaklarını ve nihayetsiz enerji kaynaklarını elde edebilirler.

Türkiye’nin hem güneş yönüyle hem rüzgâr yönüyle bu nihayetsiz kaynakları elde edebilme imkânları vardır. Mesela, Türkiye’nin sadece yüzeyine düşen, güneşten düşen enerji miktarı 80 milyon ton petrole eşdeğer bir değerdir. Bu değer, bugünkü bizim üretmekte olduğumuz enerjinin, toplam kapasitemizin 5 bin katıdır. Bunun takriben Türkiye içerisinde güneş enerjisiyle yapılabilecek ekonomik değerini düşünecek olursak, bu 80 milyon ton petrole eşdeğerin dörtte 1’ini eğer ekonomik ve yapılabilir bir kapasite olarak düşünecek olursak -güneş enerjisini söylüyorum- bu bile sadece mevcut şu anda kapasitemizin 1.250 katıdır. Yani mevcut, şu andaki enerji üretim kapasitemizin 1.250 katını, yani sonsuz bir noktaya doğru sadece güneşten üretebiliriz. Bunlar tabii çok çarpıcı, insanı şaşırtan hususlar.

Burada bununla ilgili çok başka daha değerler de verebilmemiz mümkündür ama çok fazla detaylara girmek istemiyorum.

Sadece bir iki örnek daha vereceğim: Mesela rüzgâr. Teknik olarak kullanılabilir toplam, hazır, küresel rüzgâr kaynağının, tahmin edilen toplam dünya elektrik talebinin 2 mislinden daha büyük olduğu ifade edilmektedir. Türkiye’de bulunan rüzgâr enerjisi potansiyelinin de 45 bin megavat civarında olduğu ifade edilmektedir ki o da bugün bizim şu anda kullanmakta olduğumuz kaynak kadardır. Avrupa Birliğinde rüzgâr enerjisi sürekli büyüme göstermektedir. Bu büyüme eğer devam ederse her yıl 100 milyon tonun üzerinde karbondioksit koruması sağlanacaktır. Bunun 1 milyar adetlik bir ormanlık sahayı ifade ettiğini söyleyebiliriz. Jeotermal de aynı şeydir, biyokütle de aynı şeydir ve bunların üzerinde de çok büyük istihdam imkânları vardır.

Bugün için Türkiye’de, yedi seneden beri söylemekte olduğumuz bir enerji politikası vardır. Bu da 2020 veya 2023 yıllarında Türkiye'nin 500 milyar kilovatsaatlik bir enerji tüketimine ulaşacağıdır. Bunlar, yapılan normal senaryoların ortalamaları şeklinde ifade edilebilir. Bazen 450 milyar veyahut da 500 milyar ifade edilmektedir. Şu anda, 200 milyar kilovatsaatlik bir enerji üretiyoruz. Demek ki bunun 2,5 katı bir artış söz konusu olacak 2023 yılına kadar. Bu şekliyle bir yükselme söz konusu olduğu zaman, demek ki bizim 50-55 bin megavatlık bir potansiyele, üretim gücüne sahip olmamız veyahut toplam itibarıyla da 100 bin megavatlık bir enerji potansiyeline sahip olmamız gerekir. Bunun için en az 50 bin megavatlık yatırım yapmamız gerekir. Eğer 1 megavatı 1 milyon dolarsa 50 bin megavatlık için 50 milyar dolarlık yatırım yapmak gerekiyor. On sene içerisinde bunu düşünürsek her yıl 5 milyar dolarlık yatırım yapmak gerekmektedir. Bugün, hâlbuki şu anda, konuşma sırasında veyahut da altı ayda, Türkiye altı ayda, takriben 25-30 milyar dolar civarında bir rakamı doğal gaza ve petrole ödemektedir. Cari açığımızın en büyük kalemi de enerjidir. Eğer uzun vadeli hesap yapabiliyorsak, uzun vadeli düşünebiliyorsak yani bu uzun vadeden maksadımız yine 2023 yılıdır, 2020 yılıdır, 2023 yılı içerisinde zaten bizim rüzgârdan 20 bin megavatlık bir potansiyele sahip olacağımız iddia edilmektedir. Ama bu gidişle, bu teşvik imkânlarıyla şahsen ben bu rakama ulaşacağımıza inanmıyorum ama ulaşabileceğimizi eğer düşünecek olursak 20 bin megavatı 1,8 milyon dolar kilovatla çarpacak olursanız yaklaşık yine 30 milyar dolar civarında sadece rüzgârdan bir yatırım yapmamız gerekmektedir. Bu rakamlara ulaşabilmemiz için de mutlaka geçerli olabilen, bankaların kabul edebileceği bir yatırım veya satın alma değerlerinde bir rakama ulaşmamız gerekir. Eğer güneşte, rüzgârda bununla alakalı gerekli satın alma değerlerini ortaya koyamazsak bizim yatırım yapmamız ve bu noktada gelişmemiz mümkün değildir.

Yenilenebilir enerjiyle alakalı yapılan 395 sıra sayılı düzenlemede komisyondan çıkan rakamlarla benim teklifim arasında büyük farklar vardır. Ben, yalın olarak, orijinal teklifimde burada verilen rakamlardan çok daha küçük rakamlar ortaya koymuştum. Mesela, zaman olarak da burada on yıl ifade ediliyor, ben beş yıl olarak değerlendirmiştim, ama Komisyonumuzun değerlendirmesi bu şekilde oldu. Rüzgâr enerjisine dayalı üretim tesislerinden elde edilecek elektrik için, ben orijinal teklifimde ilk beş yıl için 6 euro sent teklif etmiştim ama Komisyonumuzda, tabii o günkü Enerji Bakanlığının uzmanlarının, komisyon üyelerimizin takdiriyle bu 7 euro sente yükseltildi. İkinci beş yılda 5 euro sent teklif etmiştim. Yani, bu sıra sayısıyla basılan teklifin yarısı benim teklifimdir, yarısı Komisyonda kabul edilen tekliftir. Komisyonda teklif edilen değerler, benim teklifimden çok daha yüksek olan değerlerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Soner Aksoy (AK Parti, Kütahya). “Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanımına ilişkin kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.:395)”. TBMM Genel Kurulu, 15. Birleşim tutanağı, 4 Kasım 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/soner-aksoy-23-2010-11-04-yenilenebilir-enerji-kaynaklarinin-elektrik-enerjisi-uretimi-amacli-ku (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
