# Radyo ve televizyonların kuruluş ve yayınları hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:256)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Suat Kılıç (AK Parti, Samsun)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 129. Birleşim
- **Tarih:** 10 Temmuz 2008
- **Gündem:** RADYO VE TELEVİZYONLARIN KURULUŞ VE YAYINLARI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:256)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/suat-kilic-23-2008-07-10-radyo-ve-televizyonlarin-kurulus-ve-yayinlari-hakkinda-kanunda-degisik

> Suat Kılıç (AK Parti), 10 Temmuz 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 129. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: RADYO VE TELEVİZYONLARIN KURULUŞ VE YAYINLARI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:256)); konuşma 2.287 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; sizleri en kalbî saygılarımla selamlıyorum.

Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde AK PARTİ Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere grup adına söz almış bulunuyorum.

Çok saygıdeğer milletvekilleri, bizden önce yapılan konuşmalarda konunun teknik boyutlarına maalesef çok fazla değinilemedi, daha ziyade siyasal yaklaşımlar ya da grupların bu konuyla ilgili siyasi görüşleri ve Radyo ve Televizyon Üst Kuruluyla ilgili peşinen tarafsızlık ilkesinden ayrı ve uzak düştüğüne dair kanaatler dile getirildi. Öncelikle, görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının teknik anlamda bir hukuk metni olarak neler getirdiğini sizlerle ve yüce heyetinizle paylaşmak istiyorum.

Beş maddeden müteşekkil bir kanun tasarısı şu an görüşmekte olduğumuz yasa metni; bir yürütme, bir yürürlük maddesi, diğer üç madde… Maddelerden bir tanesi Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu iptal kararı ve bu iptal kararının mesnedi olan gerekçeler doğrultusunda Radyo Televizyon Üst Kurulunun denetiminin Sayıştay tarafından yapılması hususunu düzenlemeye ilişkindir.

Bilindiği gibi amir hüküm neticesi olarak Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üyeleri Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda iktidar ve muhalefet grupları tarafından gösterilen adaylar arasından seçilmektedir. Dolayısıyla üyeleri Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen bir Üst Kurulun denetiminin Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapan Sayıştay tarafından yürütülmesi gibi oldukça teknik ve son derece gerekli, Anayasa Mahkemesinin de dikkat çektiği bir konuyu burada düzenlemeye kavuşturmuş olacağız.

Diğer üç maddenin üçüncüsü yayınlarda getirilen kısıtlamalara ilişkin sorumlulukla ilgili hükümdür. Çok saygıdeğer milletvekilleri, burada hemen şunu ifade etmek istiyorum, getirilen bu düzenlemeyle yayınlarda kusuru bulunup bulunmadığına bakılmaksızın âdeta yargısız infaz yapılırcasına, özellikle program sunucularını doğrudan ilgilendiren bir adaletsizliğin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Kanunun 3’üncü maddesinde bu husus düzenleniyor. Yasa metninden konuya baktığımız zaman şunu görüyoruz: Önceki metinde -öncesi olmaksızın- “programın yapımcısı ve varsa sunucusu da bu süre içerisinde hiçbir ad altında başka bir program yapamaz ve sunamaz.” hükmünün önüne “Cezaya yol açan fiilde sorumlulukları belirlendiği takdirde” ibaresi ilave edilmiştir. Yani, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından yayın durdurma cezası alan yayınları hazırlayan ve sunanların öncesinde sorumluluğuna bakılmaksızın yayınlardan uzaklaştırılması söz konusu olmaktayken, bugün kabulü gerçekleşecek olan düzenleme ile burada sorumlulukları kabahatleriyle orantılı olarak icra edilecektir ve söz konusu yasağa kaynak oluşturan fiilde sorumlulukları belirlendiği takdirde madde kapsamında tecziye edilmeleri, yayımlardan uzak tutulmaları bu takdirde mümkün olabilecektir.

Gerek komisyondaki tartışmalar sırasında en fazla üzerinde durulan gerekse bugünkü Genel Kurul çalışmaları sırasında muhalefet sözcülerinin hassasiyetle altını çizme ihtiyacı hissettikleri konu ise Radyo Televizyon Üst Kurulu Başkan ve üyelerinin hangi durumda soruşturmaya tabi olacakları hususuyla alakalı bir konudur.

Değerli milletvekilleri, benzer üst kurulların tamamında var olan -istisnai de değil artık- genel bir hükmün bir istisna yaratılarak -muhtemelen unutkanlık ya da bir boşluk bırakma hâli neticesinde- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkan ve üyelerini kapsamadığı bu görüşmeler sırasında bir eksiklik olarak tespit edilmiştir.

Buradaki durum nedir? Radyo ve Televizyon Üst Kurulu gibi ülkede yayın yapan yerel, bölgesel, ulusal bütün televizyonların ve bütün radyo istasyonlarının yayınlarını denetlemekle, kontrol etmekle ve yönlendirmekle görevli olan bir kuruluşun Başkan ve üyeleri herhangi bir vatandaşımızın adli mercilere intikal ettirebileceği bir şikâyet dilekçesi ile karakol ya da savcı huzurunda soluğunu alır duruma getirilmiştir.

Burada soruşturma izninin verildiği makamdan hareketle Radyo Televizyon Üst Kurulunun bu düzenlemeyle siyasal baskı altına alınacağı iddiasını gündeme getiren arkadaşlarımıza öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: 70 milyon vatandaşımızın yaşadığı bu ülkede Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkan ve üyelerini vatandaşlarımızın herhangi birinin bir dilekçesiyle karakola ya da savcı huzuruna çağrılmak durumunda bırakmak, görevleriyle ne kadar paralel ne kadar doğru orantılı ne kadar bağdaşır bir durumdur? Bir kişinin etki yaratabileceği kaygısını sizler dile getirirken, 70 milyon izleyicinin taraflı, yanlı olabilecek şikâyetleri, başvuruları hangi mekanizmayla kontrol edilebilecek? Bunun bu tarafında da durma ihtiyacı olduğunu ifade ediyorum. Kaldı ki, hukuk, genel kaidelerden ayrılmamayı, eşitlik, adalet ve hakkaniyet kriterlerine bağlı kalmayı icap ettirir.

Saygıdeğer milletvekilleri, diğer üst kurullara yönelik düzenlemelere bakıldığı zaman Radyo ve Televizyon Üst Kurulu lehine değil aleyhine bir istisnai durumun var olduğu, lehine değil aleyhine bir eşitsizliğin yaratıldığı; dolayısıyla, yapılan düzenlemenin aleyhteki adaletsizliği ve eşitsizliği ortadan kaldırma amacına matuf olduğu görülecektir.

Hemen birkaç Üst Kuruldan örnekleri sizlere, yasa metinlerinden okuyarak ifade etmek istiyorum. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu, Kamu İhale Kurumu Başkanı ve üyeleri hakkındaki aynı konudaki düzenleme metni: “Kurul üyeleri ve Kurum personeli, görevleri nedeniyle işledikleri ve kendilerine karşı işlenen suçlar bakımından Devlet memuru sayılırlar ve bunlar hakkında 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Soruşturma izni, Kurul Başkan ve üyeleri için ilişkili Bakan, Kurum personeli için ise Kurum Başkanı tarafından verilir.” Yani, burada yapılan şey, esasında, Kamu İhale Kurumu üyelerine çok görülmeyen mekanizmanın Radyo ve Televizyon Üst Kurulu gibi daha geniş bir kitleyi alakadar eden görev ve sorumluluğun taşıyıcıları hakkında da tanınıyor olmasından ibarettir.

Yine, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’ndaki hüküm, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kuruluyla alakalı benzer konuda ihdas edilen hüküm: “Madde104.- Kurul Başkan ve üyeleri ile Kurum personelinin görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri iddia edilen suçlara ilişkin soruşturmalar, Kurul Başkan ve üyeleri için ilişkili Bakanın, Kurum personeli için ise Başkanın izin vermesi kaydıyla genel hükümlere göre yapılır.”

Değerli arkadaşlar, örnekleri artırabilmek mümkün. Burada sadece Kamu İhale Kurumu ile Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumundan uygulamaya dair örnekleri sizlere ifade etmiş oldum. Hatta dikkatle dinlediyseniz şunu da gördünüz: Kurum personeli için soruşturma izni kurum başkanının onayına tabidir. Yani diğer kurumlarda, diğer üst kurullarda kurum personeli hakkındaki soruşturma izni bile kurum başkanının onayına yani bir eleme, bir süzme, bir süzgeç mekanizmasına tabi iken RTÜK Başkanı ve üyeleri hakkındaki mekanizmanın tamamen genel hükümlere tabi kılınması ve kayıt altına alınmamış olması önemli ve kayda değer bir eksikliktir. Bu durum, bugün mevcut olan durum RTÜK Başkanı ve üyelerinin görevlerini bihakkın, eşitlik ve adalet, hakkaniyet kriterlerini gözeterek yapmalarına mâni bir durumdur. Bugün hayata geçireceğimiz düzenleme ise RTÜK Başkanı ve üyelerini, savunmasız kaldıkları bu durum karşısında bir süzgeç mekanizması tarafından sürecin diğer kurullara paralel olarak idare edilebileceği bir eşit statüye kavuşturmaktadır.

Muhalefet sözcülerinin sıklıkla dile getirdikleri noktaya da işaret etmek istiyorum. Değerli arkadaşlar, “Bir kurulun başkanı ve üyeleri hakkındaki soruşturma izninin ilgili ya da ilişkili bakana veya Sayın Başbakana yasayla tevdi edilmesi” demek, soruşturma izni verilmesine kuvvetli karineler içeren durumlarda ilgili bakanın ya da Sayın Başbakanın soruşturma iznini verme keyfiyetine, vermeme keyfiyetine sahip olduğu anlamına hiçbir şekilde gelmez. Uygulamanın pratiği buna yeterince delil sunmaktadır. Burada verilen müsaade denetimi sağlamaya yöneliktir. İlgili bakan ve Sayın Başbakanın, ilgili kurum başkanı, kurul başkanı veya üyeleri hakkında soruşturmaya gerek olduğu kanaatine varacak kadar sağlam delillerle bilgilendirildiği takdirde, bu soruşturma izni makamlar tarafından kuvvetli delillerle ispat edildiği takdirde bu soruşturma iznini vermekten imtina ederek soruşturmaya konu esasa ilişkin kabahatin bedelini kendi üzerine almak gibi bir keyfiyet içerisinde olabilmesi, değerli arkadaşlar, mümkün değildir. Ancak muhalefette var olan genel bir kanı var. “İktidarın Başbakanı ve Kabinenin üyeleri -sizin ön kabulünüze göre- kurumlar üzerinde hep iktidarın ya da iktidarın beklentilerinin karşılanması istikametinde tavırlar oluşturacak baskıların takipçisidir.” şeklinde bir ön kabulünüz, ön kanaatiniz var. TRT Kanunu konuşulurken de aynı şeyler gündeme geldi. Bugün Radyo ve Televizyon Üst Kuruluyla ilgili kanun görüşülürken de aynı konular masa üstünde ve gündemde.

Değerli arkadaşlar, Meclis kürsüsünden bilgilendirme yaparken gerçeğe aykırı beyanlardan kaçınmaya aşırı özen göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. Az önce söz hakkını kullanan bir muhalefet sözcüsü milletvekili arkadaşımız, TRT televizyonundan Sayın Başbakanın özel siyasi konuşmalarının bir buçuk-iki saat süreyle canlı olarak yayınlandığı gibi bir iddiayı gündeme getirdi.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakanımızın AK PARTİ Meclis Grubunda yaptığı konuşmalar bile en fazla kırk-kırk beş dakikadan ibarettir. Sayın Başbakanımız, bir buçuk-iki saat kesintisiz konuşma alışkanlığı olan bir siyasi lider değildir. Sayın Başbakanın başka siyasi liderlerle bu konuda karıştırılmaması gerektiğini düşünüyorum. Kaldı ki TRT’nin canlı yayınlarına bakıldığı zaman, TRT’nin özellikle 2’nci kanalından Sayın Başbakanın programlarıyla ilgili yapılan canlı yayınların otuz-otuz beş dakika sınırını, konu ne olursa olsun, aşmadığı görülecektir. Otuz dakika nerede; bir buçuk-iki saat iddiası nerede! Değerli arkadaşlar, bu konuya dikkatinizi özellikle çekiyorum.

Yine burada gündeme getirilen bir diğer konu: ATV-Sabah satış ihalesiyle alakalı konu. Değerli arkadaşlar, ATV’nin ve Sabah’ın satışında kamu menfaatine ya da TMSF’nin gelir beklentisine aykırı bir durum olduğu iddiası bugüne kadar hiç kimse tarafından gündeme getirilmiş bir husus değildir. Gündeme getirenler tarafından da belgeleriyle ispatlanabilmesine imkân olunan bir husus da değildir. Şu konu eleştiri konusu olamaz: Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, ATV televizyonu ve Sabah gazetesini grupta bulunan diğer irili ufaklı medya organlarıyla birlikte satışa çıkardığında bu ihaleye bir tek grubun giriyor olması eleştiri konusu yapılamaz değerli arkadaşlar. Türkiye çok güçlü medya gruplarının olduğu, Türkiye, bu güçlü medya gruplarının pek çoğunda yabancı sermayeli ortakların olduğu bir ülkedir.

Açık yapılan bir ihale. Aylar, hatta yıllar öncesinden bu ihalenin takvimine ilişkin hususlar herkes tarafından biliniyor. Alelaceleye getirilen bir husus söz konusu değil. Hatta, ihalenin birkaç kez ertelenmiş olması durumu da söz konusu. Alıcısı var idiyse, fiyat çok uygun, çok ucuz idiyse, Türkiye içinden ya da yabancı sermaye gruplarından Türkiye ortaklığı olarak yasanın aradığı şartlar çerçevesinde bu Televizyonun satış ihalesine girme noktasında birden fazla talipli niçin ortaya çıkmamıştır? (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Başbakan devreye girdiği için.

SUAT KILIÇ (Devamla) – Hayır, hayır, hayır…

Değerli milletvekilleri, bakınız, ispatlanamayan iddiaların Meclis gündemine taşınması doğru değil.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır hayır, öyle bir şey söyleyemezsiniz.

SUAT KILIÇ (Devamla) - İspatı kabil olmayan hususların gündeme taşınması mümkün değil.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Bir kişinin girdiği ihale, ihale değildir.

SUAT KILIÇ (Devamla) - Asparagas yayın anlayışı da mümkün değil, asparagas söylemlerle siyaset anlayışı da doğru değil. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

Değerli milletvekilleri, tartışmaya en fazla konu oluşturan husus Radyo-Televizyon Üst Kurulu Başkanı ve üyeleriyle ilgili soruşturma izninin Sayın Başbakana verilmesi.

Değerli milletvekilleri, şuna emin olunuz ki: Her hafta, Türkiye'nin millî menfaatleri noktasında yurt dışı programlarını aksatmayan; yurt içinde, temel atma ve açılış programları nedeniyle her hafta Anadolu’nun birkaç iline arka arkaya ziyaretler yapan; geçmişte olduğu gibi Bakanlar Kurulunu birkaç ayda bir değil, her hafta pazartesi günü aynı saatte toplayan; Türkiye'nin bütün konularına, bütün hassasiyetlerine, millî meselelerine, sosyal ve ekonomik sorunlarına geniş ve kapsamlı zamanları ayıran, bunu yaparken de özel hayatından ve uykusundan feragat eden Sayın Başbakanın…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Vazgeçsin… Vazgeçsin…

SUAT KILIÇ (Devamla) - …RTÜK Başkanı ve üyeleri hakkındaki soruşturma süreçlerini ayrıca ve özel olarak takip edecek kadar geniş ve bol zamana sahip olmadığını dikkatinize sunmak isterim.

Sayın Başbakan, gün mesaisine on ikide-birde başlayan bir isim değil, beşte altıda mesaisini sona erdiren bir isim de değil. Gecelerini gündüzlerine katan bir insanın, Türkiye adına bunca sorumluluk arasında ilave bir sorumluluğa siyasal beklentilerle talip olabilmesi asla söz konusu değildir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bravo!

SUAT KILIÇ (Devamla) – Radyo-Televizyon Üst Kurulunun tarafsızlığı, bağımsızlığı ve yayınları denetleme noktasındaki adalet ve hakkaniyet kriterlerine saygılılığı noktasındaki ifadelere gelince:

Değerli milletvekilleri, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkanı Sayın Zahid Akman’a ve gerek iktidar gerekse muhalefet kontenjanından seçilen Üst Kurul üyelerine ben teşekkürü bir borç biliyorum. Bu süre zarfında yayınlar üzerindeki denetimin, adaletin, hukuk kaidelerine bağlılığın azami ölçüde korunduğu bir başka dönem RTÜK açısından yaşanmış değildir.

Burada görüşmelere katılan Sayın Bakana da Sayın Başbakan ve Hükûmet adına teşekkür ediyorum. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, siyasi denetimden, siyasi blokajdan, siyasi baskılardan, ilk defa olarak AK PARTİ iktidarında bu kadar ari, bu kadar uzak tutulabilmiştir. [AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar(!)]

OKTAY VURAL (İzmir) – Bravo!

SUAT KILIÇ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bu sözlerimin tanığı, sizin de oylarınızla, bizim de desteğimizle seçilen ve muhalefet kontenjanından önerilen üye arkadaşlarımızın kendileri belki olabilecektir.

Değerli milletvekilleri, bakınız, Türkiye’de basın hürdür, sansür edilemez. Türk basınının, kendi özgürlüklerini, kendi hürriyet alanını, kendi demokratik alanını koruma noktasındaki hassasiyeti hepinizin takdirinde olan bir husustur.

ABDULLAH ÖZER (Bursa) – Söylediklerine kendin inanıyor musun?

SUAT KILIÇ (Devamla) – İnanıyorum, tabii ki inanıyorum. İnanmadığım şeyi bu kürsüden ifade etmem. Siz de inanın, siz de inanın. Bu kürsüde şu an konuşan hatibin yalanla, riyayla işi olmaz.

RTÜK Başkanı ve üyeleri, Kanun’un kendilerine vermiş olduğu yetkiyi, televizyonların denetlenmesi noktasında, yayınların kontrolü noktasında, eğer usulsüzce, taraf gözeterek, yanlı ve adalet duygusundan yoksun olarak yürütüyor olsalardı, bu ülkenin, izlenme oranları çok yüksek, hür ve sansür edilemez televizyonlarının, radyolarının tepki koyuyor, tavır geliştiriyor olmaları icap ederdi. Türkiye’de radyoların ve televizyonların özgür olmadığını mı ifade ediyorsunuz? (MHP sıralarından “Evet” sesleri) Türkiye’de yayın yapan televizyonların özgür olmadığını mı ifade ediyorsunuz? Baskı altında olduğunu mu ifade ediyorsunuz? (MHP sıralarından “Evet” sesleri)

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, sizin baskınız altında!

SUAT KILIÇ (Devamla) – Elbette ki bu iddiaya ben cevap verebilirim, ama bu iddiaya cevap verme görevi, yansızlıkla, tarafsızlıkla veya yansız olamamakla, tarafsız kalamamakla itham ettiğiniz yayın kuruluşlarına aittir diye düşünüyorum.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Ama Başbakanın kendisine bırakmıyorsun!

SUAT KILIÇ (Devamla) – Çok saygıdeğer milletvekilleri, yapılan yayınlara baktığınız zaman, Türk basınının, televizyonlarının, radyolarının ne kadar özgür, iktidar baskısından ne kadar uzak, ne kadar rahat, demokrasinin imkânlarını ne kadar geniş kullanabilen bir çizgide olduğunu çok rahat görebilirsiniz. [MHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar(!)]

Alkışlarınız için teşekkür ediyorum ama,eğer radyolarda, televizyonlarda ve gazetelerde yeterince yer alamıyorsanız, bu tarafsız olmadıkları anlamına değil, yeterince aktivite üretmediğiniz anlamına gelebilir.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Hadi canım, bas parayı al medyayı!

SUAT KILIÇ (Devamla) - Saygıdeğer milletvekilleri…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – ATV’den, Sabah’tan bahset, ATV’den, Sabah’tan bahset; bahset, bahset…

SUAT KILIÇ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, hepsi için bu söylediklerim geçerli.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – İhale nasıl kapatıldı, ondan bahset.

SUAT KILIÇ (Devamla) - Hepsi için geçerli.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Kendi yandaş medyanızdan bahset.

SUAT KILIÇ (Devamla) - Saygıdeğer milletvekilleri, sözlerimin bu noktasında kanunun geneli dışına çıkarak RTÜK Başkanı ve üyelerinden bir ricada bulunmak istiyorum: Kanunun Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna verdiği bir yetki var. Türkçenin, Türk dilinin korunması, geliştirilmesi, desteklenmesi hususunda RTÜK’ün kanunla kendisine tevdi edilmiş görevleri var. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu -gerekirse burada yasa düzenlemesi de yapılmalı ama öncesinde Sayın RTÜK Başkanı ve üyeleri- televizyonların ve radyoların genel yayın yönetmenleriyle bu konu üzerinde mutabakat sağlamalı. Ekrana çıkanlar, program sunuculuğu yapanlar, haber spikeri olarak görev alanlar, ekranda Türkçeyle milyonlara hitap edenler mutlaka Türk dilini doğru, etkili ve kurallarına uygun bir şekilde kullanıyor olduğuna dair Millî Eğitim Bakanlığınca da onaylanır vaziyette bir sertifikayla ekranlarda görev alabilmelidir. Türk dili, Türk milletinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Suat Kılıç (AK Parti, Samsun). “Radyo ve televizyonların kuruluş ve yayınları hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:256)”. TBMM Genel Kurulu, 129. Birleşim tutanağı, 10 Temmuz 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/suat-kilic-23-2008-07-10-radyo-ve-televizyonlarin-kurulus-ve-yayinlari-hakkinda-kanunda-degisik (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
