# 17 ağustos marmara depremiyle ilgili

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Süleyman Gündüz (AK Parti, Sakarya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim
- **Tarih:** 30 Temmuz 2003
- **Gündem:** 17 AĞUSTOS MARMARA DEPREMİYLE İLGİLİ
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/suleyman-gunduz-22-2003-07-30-17-agustos-marmara-depremiyle-ilgili

> Süleyman Gündüz (AK Parti), 30 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 17 AĞUSTOS MARMARA DEPREMİYLE İLGİLİ); konuşma 616 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

SÜLEYMAN GÜNDÜZ (Sakarya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin 4 üncü yıldönümünün yaklaşması münasebetiyle gündemdışı söz almış bulunuyorum.

Biliyorum, gündemimiz çok yoğun ve sabahlara kadar çalışmak durumundayız.

17 Ağustos 1999 Marmara depreminden sonra ülkemiz sürekli sarsılmaktadır. Yıkıcı, Çankırı, Afyon-Dinar ve Bingöl depremlerinin ardından dört gün önce de Denizli-Buldan depremini yaşadık.

Marmara depremi, başta Adapazarı, İzmit, Yalova, Düzce ve İstanbul olmak üzere 7 büyük ilimizi etkilemiştir; geniş bir coğrafyayı etkilemiş olması ülke insanlarının üzüntüsünü bir kat daha artırmıştır.

Depremin, en büyük katmadeğeri üreten Marmara havzasında yer aldığını düşünürsek, o günkü verilere göre depremin maliyeti yaklaşık 13 milyar dolar olarak tespit edilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 17 Ağustos 1999, Marmara depreminin dördüncü yılı. Ne kadar da hızlı geçiyor zaman. Ben depremi Adapazarı'nda yaşadım. Buradan, o günü tekrar hatırlamakta yarar var. Eğer yaşananları tekrar gözümüzün önüne getirirsek ders almış oluruz.

Şehrimizde 59 000 konut, 10 000 işyeri yıkıldı, birçok cadde ve sokağımız ortadan kalktı. Yalnızca Adapazarı'nda 3 891 kişi öldü. Kısaca, küçük bir kıyamet yaşadık. Mahşeri andırırcasına kaçışan insanlar, bağrışmalar, yardım talep eden feryatlar... Her şey anlıktı; var olmak ya da yok olmak.

Zaman, gündelik hayatın algılamasıyla kısalabilir; fakat, bir felaketin içinde sonu gelmeyecek kadar uzundur. Felaketin içinde ânın, kudretin ve kaderin sırrına erişirsiniz, hayat maceranız gözlerinizin önünden hızla geçer.

Gelecekten çok geçmişe mi bakıyoruz; bunu söylemek kolay değil. Gelecek, özlemlerimizden kuruludur, başka neden olacak? Gelecekle ilgili tasavvurlarını kaybetmekle karşı karşıya kalmış bir şehrin insanıysanız eğer, geçmişe bakarsınız; Adapazarı'nda artık geçmişi hatırlamak da zor.

Her şey 17 Ağustos 1999 günü gece saat 03.02'de ve 45 saniyede oldu. Şair İsmet Özel'in dediği gibi "ben yaşarken koptu tufan".

Bizler sevdalandığımız caddeleri, sokakları, parkları, mekânları ve hatıraları kaybettik; o gün bizler dostlarımızı kaybettik; ama, bu aziz milletin tümünü yeni dostlarımız olarak yanımızda bulduk.

Paul Valery "uygarlıklar ölümlüdür" dediğinde, hiç kuşkusuz durumu dramatikleştirdiğini sanıyorduk. Oysa, yaşadığımız olay, küçük bir uygarlığın ölümüydü sanki.

Tarihin mevsimleri karşısında yalnızca çiçekler ve meyveler ölümlüdürler, ağaç durur. En azından onu öldürmek çok daha zordur. Bizler, o gün, tarihin felaketleri karşısında yalnızca çiçeklerin, meyvelerin ve ağaçların değil, bir şehrin ölümüne de tanıklık ettik.

Zümrüdüanka kuşu, küllerinden nasıl kendisini yeniden var ediyorsa, bizler de ölümüne tanıklık ettiğimiz bu şehrin yıkıntılarından yenisini kurmaktayız.

"Ancak ruhu yok edilirse, bir şehri tarihten silmek mümkündür" diyor Ivan IIIich. Nedir "şehirlerin ruhu" dediği Illich'in? Onları bir taazzuv, kanlı canlı bir varlık, bir şahsiyet yapan şey nedir? Her şeye rağmen, yok olmamakta direnen o korkutucu, korkutucu olduğu kadar da insanı cezbeden şey nedir şehirlerde? Illich'in, şehirlerin ruhundan bahsetmesi kadim şehirlerle ilgilidir belki de. Şüphesiz, yeni kurulmuş olmasına rağmen, kadim şehir kadar aziz hatıra oluşturmuş bir şehirdir Adapazarı. Kurulduğa alan ve üzerinde yaşayan insanlarıyla; belki de insanı cezbeden yönü bu.

"Bir şehrin yerlisi olmak" Dostoyevski'nin diliyle "gidilecek bir yer olmak"la benzeşir mi bilmiyorum. Yerlilik, artık, ihtilal sonrası Avrupa başkentlerinde ve İstanbul'da işportaya düşen Beyaz Rus aristokrasisi nevinden fersude bir değer haline geldi; hükümsüz, rüküş ve 20 nci yüzyılın ilk yarısına dair bir kıymet hükmü!

"Nerelisiniz" sorusuna, tek kelimelik cevapların devri geçmiştir. Annem şuralı, babam buralı, ben de şurada doğmuşum; ama, çocukluğum şurada geçti. Ortayı şurada, üniversiteyi şurada bitirdim, şimdi de şuraya yerleştik... Nereli olduğunu anlatmaya çalışırken -daha doğrusu anlatamazken- bir parçalanmışlığı yaşayanlar, aynı bayrak ve buyruk altında, bir yerde yeni bir vatandaş modelini oluşturdular.

Parmağını Türkiye haritasına uzatıp şuralıyım demek yerine, birkaç yeri işaretleyen bu insanlardan bazıları, sizleri şaşkınlığa sevk ederek parmaklarını daha geniş bir coğrafyaya uzatacaklar. Rumeli'ye, oradan Kırım'a, Kırım'dan Kafkasya'ya uzanacaklar ve âdeta, geniş bir imparatorluk haritasını çizeceklerdir.

Bu şehirde, Adapazarı'nda yaşıyorsanız eğer, Balkanlar, Kırım ve Kafkaslar hakkında bilgi sahibi olmalısınız; belki de, bu bölgelerde konuşulan dillerden biraz da anlamalısınız.

Şehirler vardır, ruhumuzun en mahfuz köşesinden zaman zaman yüzeye vuran dalgalar gibi gelir vurur bilincimizin kıyılarına.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Süleyman Gündüz (AK Parti, Sakarya). “17 ağustos marmara depremiyle ilgili”. TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim tutanağı, 30 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/suleyman-gunduz-22-2003-07-30-17-agustos-marmara-depremiyle-ilgili (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
