# Maliye bakanı kemal unakıtan hakkında (11/4) esas numaralı gensorunun gündeme alınıp almaması hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Süleyman Sarıbaş (Anavatan Partisi, Malatya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 63. Birleşim
- **Tarih:** 15 Şubat 2006
- **Gündem:** MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN HAKKINDA (11/4) ESAS NUMARALI GENSORUNUN GÜNDEME ALINIP ALMAMASI HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/suleyman-saribas-22-2006-02-15-maliye-bakani-kemal-unakitan-hakkinda-11-4-esas-numarali-gensorunun

> Süleyman Sarıbaş (Anavatan Partisi), 15 Şubat 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 63. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN HAKKINDA (11/4) ESAS NUMARALI GENSORUNUN GÜNDEME ALINIP ALMAMASI HAKKINDA); konuşma 2.056 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bugün, yine, Anamuhalefet Partimiz Cumhuriyet Halk Partisinin, Sayın Maliye Bakanı hakkında vermiş olduğu gensoru üzerinde Anavatan Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu gensoru, Sayın Maliye Bakanı için ilk defa verilmiş bir gensoru değil, daha evvel de Sayın Maliye Bakanı için gensoru verildi ve o gensorudan bir netice alamamıştık. İktidarın, eğer, hakikati araştırmak, biraz önce Haluk Beyin bahsettiği, bütün Türkiye'nin bildiği, basının yazdığı olayların gerçek olup olmadığını araştırmak noktasında bir kaygısı, bundan ders çıkarmak, iktidarlarının yanlış giden yönlerini düzeltmek bakımından bir endişesi var ise, bunu kurtarmanın, bunu ortaya getirmenin yolu gensoru müessesi, başka bir müessese yok. Aslında, Cumhuriyet Halk Partisinin, Sayın Unakıtan için vermiş olduğu bir gensoru, sizler ve hükümet için işin doğrusu, bir şans. Yani, hepiniz elinizi vicdanınıza koyduğunuzda, hepiniz gece yastığınıza kafanızı koyduğunuzda bir şeylerin yanlış gittiğini, bu Kemal Unakıtan denilen Maliye Bakanının yanlış işlerin içinde olduğunu vallahi de billahi de biliyorsunuz. O zaman bir şans, hepiniz için bir şans. Gelin, bu yanlış giden şeylerin sorumluluğuna katlanmak zorunda kalmayın, AK Parti olarak geldiniz, aklama partisi olmayın. Onun için bu bir fırsat diyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bakın, geçen gensoruda da konuşuldu, bir Ofer çıktı piyasaya; bu Ofer, zannediyorum, dünyada otuz kırk yıllık ticaret yapan bir Ofer, büyük bir şirket olduğu söyleniyor; ama, geçmiş cumhuriyet hükümetlerinde bu iş bitirici Ofer Türkiye'ye hiç uğramamış, hiçbir kayıtlarda yok, ne zaman ki Kemal Bey Maliye Bakanı olmuş, ne zaman ki fırsatlar ülkesi Türkiye Ofer'in önüne açılmış, ondan sonra her taşın altında Ofer, her saçımızı kaşıdığımızda Ofer, her basına baktığımızda Ofer. Sayın Maliye Bakanı, geçen, geldi burada yalan söyledi, evet, yalan söyledi "Ofer mofer tanımam" dedi. İşte, biraz önce söyledi; tanıdığını sonradan kendisi beyan etti, milletten özür dilemedi. Yürekli bir bakan bu Ofer'in işlerini bozdu, Sayın Bakan pişkin pişkin "Ofer mofer oldu" dedi. Ofer'in hakkı, hukukunu savunmak adına bir şey daha söyledi. Ne diyor bakın Sayın Maliye Bakanı Ofer hakkında: "Ofer hayal kırıklığına uğramakta haksız değil" diyor. Yani, siz, iktidara gelirken bu millete verdiğiniz sözlerde, yapamadığınız için, milleti hayal kırıklığına uğrattığınıza üzülmeyeceksiniz, Ofer'in hayal kırıklığı sizde üzüntü yaratacak! Vah vah Türkiye. Sayın Bakan çok üzülmüş Ofer'in hayal kırıklığına uğramasına, şimdi galiba onun o hayal kırıklığını pekiştirmek için başka işler yatıyor, başka işlerin planlamaları yapılıyor. Ofer, niye hayal kırıklığına uğrasın Sayın Bakan?! TÜPRAŞ'ın yüzde 14,7 hissesinden, Ofer, bugün, 700 000 000 dolar kazanmadı mı?! Kim kazandı, Türkiye'de, 700 000 000 doları bir senede?! Ofer…

A. İSMET ÇANAKÇI (Ankara) - Altı ayda, altı ayda…

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) - 700 000 000 doları hayal kırıklığı olarak mı yorumluyorsunuz?!

Değerli arkadaşlar, bereket ki, Türkiye'de yargı var, bereket ki, Ankara'da hâkimler var. Bakın, Danıştay ne yaptı; bunun yanlışlığını ortaya koydu. Şimdi, Ofer, yaptığı işlerin yanlışlığını yargı ortaya koyacak, Ofer'i haksız görecek; ama, Başbakan haklı görecek, Maliye Bakanı haklı görecek; yani, Başbakan haklı, Maliye Bakanı haklı, Ofer haklı. Haksız kim; millet haksız, yargı haksız, hukuk haksız, öyle mi?! Böyle bir şey, böyle bir mantık var mı arkadaşlar?!

Bakın, iktidarlar, iktidarları döneminde kendileri denettirirler, kendileri denenmiş olurlar; çünkü, iktidar, baştan çıkartıcı, yoldan çıkartıcı bir kurum ve siz de, millete verdiğiniz sözleri, zaman içerisinde, maalesef unuttunuz, iktidar nimetlerinin baştan çıkartıcılığının peşine düştünüz arkadaşlar. İşte, gensoru, bu bakımdan, sizlerin yeniden "yanlışın neresindeyiz" diye bir kez daha düşünmeniz için, hakikaten, önünüze konulmuş bir fırsat.

Değerli arkadaşlar, hani -Haluk Bey söyledi- Hz. Ömer'in sözü, hani "Dicle kenarında bir kadının koyununu kurt kapsa, Allah onun hesabını Ömer'den sorar" diye sözü var ya, bu hesap, sadece Ömer'den mi sorulacak arkadaşlar?! Öyle mi zannediyorsunuz?! Yani, bu hesap, iktidar sahiplerinden, sizlerden sorulmayacak mı? O gün için, sadece Ömer'den soruldu ve bu hesap bitti mi? Bu hesap devam edecek arkadaşlar; insanlık, mahşer gününe kadar, herkes, bulunduğu mevkiin ve makamın hesabını vermekle mükellef. Bunu unutmayın; bunu, unutmamanız için söylüyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Fatih'in, Yavuz'un, Atatürk'ün, gelip geçtiği iktidar koltuklarında, Hz. Ömer'in hesap verdiği şekilde, Atatürk'ün hesap verdiği şekilde, siz de, ne olur, bir hesap sormayı öğrenin; bir hesap sorun; yani, vicdanlarınıza bakın. Bu Maliye Bakanını, bu küfeyi, bu yükü taşıyamıyorsunuz, indirin artık sırtınızdan diyorum size; indirin ki, ilk defa, Türkiye Cumhuriyetinde, kendi içinden çıkardığı yürütmeyi denetleyebilmiş bir Meclisin şerefine de nail olasınız, bu şeref de size nail olsun.

Değerli arkadaşlar, bakın -biz, Anavatan Partisi olarak, her zeminde söylüyoruz, burada da söylüyorum; bugün Maliye Bakanı olur, yarın bir başka bakan olur- bu yolsuzlukları, bu rüşveti, bu kayırmayı besleyen, aslında, sistemin ta kendisidir; yani, sizden öncekiler de, sizden önceki iktidarlar da, o gün bu koltuklarda oturan milletvekilleri de, kendi içlerinden çıkardıkları yürütmeye hesap sorabilselerdi, onları yola getirmiş olabilselerdi, bugün, belki de, burada olacaklardı. Bakın, sizin için de bir fırsat; eğer, siz, kendi içinizden çıkardığınız yürütmeye hesap sorma iradesini, kararlılığını, gücünü, vicdanınızın sesini dinleyerek, emin olduğunuz vicdanınızın sesini dinleyerek becerebilirseniz, bu iktidarınızı kaim kılarsınız; ancak, bunu yapmaz "ben bakanımı feda ettirtmem" anlayışıyla, hiçbir devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan anlayışla -ki, ben, ki, biz, oğlumuz yolsuzluk yapıyorsa evladımızı feda ederiz, bırak bakanımızı, evladımızı feda eden anlayışın, milletin insanlarıyız, ama- Başbakan "ben, muhalefet istedi diye bakanımı feda etmem" ciddiyetsizliğiyle, anlayışsızlığıyla, siz de, ona sahip çıkarsanız, arkadaşlar, feda ettiğiniz, bir ülke olur; feda ettiğiniz, söz verdiğiniz millet olur; feda ettiğiniz, başka bir şey olur, kutsal değerlerimiz olur arkadaşlar. Bakın, Maliye Bakanının alıp götürdüklerini, efradına, ailesine kazandırdıklarını, bu millet, tekrar yerine koyar, ekonomisi düzelir yine bu ülkenin; ama, yıpranan değerlerimiz, yıpranan kutsallarımız, bu gibi hadiselerle yıpranır ise, siyaset kurumu, siyasetçiler yıpranır ise, vallahi, yerine koyacak bir şey bulamazsınız! Yerine koyacak bir şey bulamazsınız! Onun için, daha fazla, bu yükü taşıma gayreti içinde olmanız sizi de bir bataklığa doğru götürür. Bir kez daha düşünmenizi tavsiye ediyorum arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, bizim -biraz önce söyledim- savunduğumuz bir yol var; bu sistemde, yani bu anayasal sistemde, biz inanıyoruz ki, parlamentonun içinden çıkan hükümet, parlamentoları çalışmaz hale getiriyor arkadaşlar. Bunun sebebi şu: Parlamentolar, kendi içlerinden çıkardıkları, güvenoyu verdikleri hükümetin her türlü yanlışını bildikleri halde, her türlü yanlışını gördükleri halde, maalesef, denetleyemeyen bir mekanizmanın esiri oluyorlar. Bunun yolu basit arkadaşlar; yürütme ile yasamayı birbirinden ayırır, gerçekte de arzu ettiğimiz kuvvetler ayrılığı sistemini kurar isek; yani, yürütmenin ayrı seçildiği ve yasamadan güvenoyu istediği bir sistemi Türkiye'ye kaim kılar isek, o zaman Parlamentonun, yani, millî egemenliğin, millî hâkimiyetin temsilcisi olan Parlamentonun yürütmeyi denetleyebildiği bir sistemi de getirmiş oluruz; çünkü, zaman içerisinde görüldü ki, bu sistemde, parlamento içinden çıkan hükümetleri parlamentoların denetleme yeteneği yoktur. İşte, üç senedir, Türkiye'de, Sayın Maliye Bakanının yaptıkları ayyuka çıktı, gruplarınızın kapalı oturumlarında bunu açık açık, feryat şeklinde ortaya koyuyorsunuz; ama, milletin huzuruna geldiğinizde, açık Parlamentoda, millete açık kürsüde, maalesef, vicdanınız farklı yönde söylemesine rağmen, bunun gereğini yapamıyorsunuz, parti taassubuyla, lider taassubuyla, bir yanlışa körü körüne evet demek zorunda kalıyorsunuz. Bunun ne kadar sıkıntılı bir olay olduğunu, ne kadar acı veren bir duygu olduğunu çok iyi biliyorum. Onun için, kabahat sizde değil, kabahat bu sistemde. Eğer biz bu sistemi değiştirebilir isek; yani, yürütme ile yasamayı ayırıp, yürütmeyi yasamanın denetimine kaim kılabilir isek, bu sistem Sayın Unakıtanlar üretmez arkadaşlar. Soyismi de enteresan Sayın Bakanın "Sayın Unakıtan" ama, unu, hep kendi çuvalına akıtıyor, biraz da şu milletin çuvalına akıtsa ya!.. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Milletin çuvalına akıttığı hiçbir şey yok Sayın Bakanın. Herhalde, taa Soyadı Kanunu alırken, Sayın Bakan, unu nasıl öğüteceğini, nereye akıtacağını çok iyi hesaplamış; öyle de bir durum var.

Değerli arkadaşlar, dediğim sistemde her kesim için Parlamentoda adil temsil imkânı doğacağı gibi, iki yılda bir üçte 1'lik yenilemeyle halk iradesinin düzenli ve canlı biçimde siyasete ve yönetime yansıması da olanaklı olacaktır; çünkü, böyle bir durumda; yani, yürütme ile yasamayı ayırdığımızda, hem Anayasanın 67 nci maddesinde belirtilen yürütmenin istikrarını sağlamış olacağız hem de temsilde adaleti, Parlamentonun üçte 1'ini iki yılda bir yenilemek suretiyle, halkın beş yılda değişen, değişme ihtimali olan düşüncelerini de Parlamentoya yansıtmak suretiyle, demokratik, adil, hesap verebilir, şeffaf bir yönetimi de sistem olarak kurmuş olacağız.

Değerli arkadaşlar, bakın, tek başına iktidar, milletimizin kendi dertleri için, kendi sorunlarının çözümü için kullandığı bir silahtır; yani, ben, seçimde öyle bir oy kullanayım ki, öyle bir silah kullanayım ki, artık bu silah -yani, tek başına iktidar gücü- benim bu sorunlarımı, temel sorunlarımı, çözemediğim, birikmiş sorunlarımı çözsün diye iktidara bu gücü verir. Ama, size verilen bu güç -yani, bu silah- maalesef, arkadaşlar, tutukluk yaptı. Bu silah, üç senede tutukluk yaptı, artık patlamıyor.

Bir aydır, bu Mecliste, bu Parlamentoda çeşitli vesilelerle birtakım kanunlar, kanun tasarıları görüştük. Milletin, hakikaten temelde var olan ve gerçekten rejim içinde mutlaka çözülmesi gereken sorunlarıyla ilgili hangi tasarıyı görüşebildik; hiçbirini görüşemedik.

Sizin eski lideriniz Sayın Erbakan Hoca olsaydı, bu tür cerahatleşmiş sorunlara neşter vurmayan sizlere "sizi gidi sizi pansumancılar" derdi; yani, yaptığınız iş, milletin dertlerine, milletin kangren olmuş dertlerine çare aramak değil, onların üzerini pansuman yapmaktan ibaret. İktidar gücünü, tek başına iktidar gücünü, bir pansumancılık göreviyle deruhte etmenizin millet farkına varmıştır arkadaşlar.

Oysa, tek başına iktidar gücü, tek başına kullanılması gereken bu silah, milletin yıllardır biriken, çözüm bekleyen temel sorunlarına, anayasal sistem de dahil; yani, biraz önce bahsettiğim bu denetleyebilme-denetleyememe sorunları da dahil, bütün bunları sistematik olarak değiştiren, reforme eden, hesap verebilir duruma getiren bir yasal değişikliği, anayasal değişikliği yapmış olsaydınız, işte, o zaman, tek başına iktidar gücü, milletin dertlerine çare olma gücü olurdu.

Siz ne yaptınız; siz, sadece, iktidarınız döneminde Maliye Bakanını kurtarmakla, falan bakanı alkışlamakla ve milletin dertlerini çözmek değil, sadece onu pansuman etmekle, durumu idare eden, idareimaslahatçı bir yönetim anlayışının esiri oldunuz; ama, bir başka şey daha yaptınız; iktidar koltuğu size hoş geldi, değiştireceğim diye geldiniz, değiştirmenize fırsat kalmadan iktidar nimetleriyle buluşup, sizler değiştiniz arkadaşlar.

Onun için, diyorum ki, bu gensoru, inşallah, sizlerin bir dönüm noktası, yeni baştan bir silkinme noktası olur; AK Parti adınızı, aklama partisi adına çevirmemenizin de bir neticesi olur diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, iktidarınız döneminde Isparta'da yaşananlar da var. Isparta'ya, size yakın olan bir şirketin tahsildarcısını belediye başkanı olarak götürdünüz; ama, aslında tahsildar olarak götürdüğünüz de ortaya çıktı.

Biliyorsunuz, bundan bir süre önce Göltaşın hisselerine TMSF el koymuştu, bu Göltaş hisselerinin bir kısmı da belediyenin uhdesindeydi. Belediye meclisi, satış yetkisini elinden aldığı halde Belediye Başkanının, Sayın Belediye Başkanı, bu hisseleri, bir hafta evvel, bir hafta içinde Fransızlara satıyor.

Değerli arkadaşlar, TMSF zaten el koymuş, ki, buradan nereye geleceğim; Ofer'e 14,7'lik hisseyi sattınız ya, ihale etmeden, pazarlamadan pazarladınız ya. Eğer, siz, TÜPRAŞ'ı, ihalesini yaptıktan sonra, yani, genel ihalesini yaptıktan sonra, yüzde 14,7'yi, o zaman blok satış olarak yapsaydınız, devletin 700 000 000 dolar kârı olacaktı. Hani, şu çok acıdığınız, üzüldüğünüz "Ofer hayal kırıklığına uğramakta haklı" dediğiniz Ofer'e gitmeyecek o para, o para kime gidecekti; milletin cebine, milletin hizmetine gidecekti. Hani "yolsuzlukları da kestik, hortumları kestik" edebiyatınız, bu yüzde 14'lük hisseyle de bir fiyasko olduğunu ortaya koydu. Niye fiyasko arkadaşlar, nasıl kesersiniz; yani, siz talimat verdiniz "yolsuzluklar kesilmiş ola" dediniz de, yolsuzluklar kesildi mi?! Dokunulmazlıkları kaldırmadınız; ne 83 üncü maddeyi ne 100 üncü maddeyi değiştirmediniz, devleti şeffaflaştırmadınız; siyaset zemininde, yani, anayasal kurumlarda bir değişiklik yapmadınız; sistem, aynı sistem devam ediyor; siz, sadece, bu sistemin, bu bozuk sistemin, bozuk düzenin bekçiliğini yaptınız. Peki, hortumları nasıl kestiniz?! Yani, sizin talimatınızla, sizin feveranınızla, bir anda, bağırmanızla çığırmanızla kesilecek bir şey mi yolsuzluklar?! Yolsuzlukları kesmenin yolu, herkes biliyor ki, dokunulmazlıktan geçiyor; yolsuzlukları kesmenin yolu, herkes biliyor ki, devleti şeffaflaştırmaktan geçiyor; yolsuzlukların yolu, herkes biliyor ki, ihalelerde şartnamelerin kamuya açık olmasından geçiyor. Bütün bunları yapmayacaksınız "biz, hortumları kestik…" Hortumları kesmediğiniz, hortumları başka ceplere kanalize ettiğiniz ayan beyan ortada arkadaşlar. Onun için, elinizi bir kere daha vicdanınıza koyun.

Şimdi, yarın, TMSF, Göltaş'ın hisselerini, yani, haciz koyduğu hisselerini açık ihaleyle televizyonlar önünde satar ise, bu belediye başkanının, belediyenin elinde olan hisseleri Fransızlara satmasının altında şaibe aramayacak mısınız?! Yani, bu, hâlâ, kendisini, gelmiş olduğu şirketin tahsildarı mı sayıyor?!

Değerli arkadaşlar, devlet görevleri tahsildarlık anlayışıyla yapılmaz. Sayın Maliye Bakanı da acaba bir yerlerin tahsildarı mı diye insan kendini düşünmekten alıkoyamıyor.

Bakın, Üsküdar Belediyesinde, imar değişikliğiyle, kendisine ait, hukuk dışı yapılmış, kaçak yapılmış villalarına hukuksal altyapıyı hazırlamak adına imar değişikliği yaptırdı. Peki, Türkiye'nin imar değişikliği bekleyen, hukuksal yapı bekleyen milyonlarca insanları var; Ankara'da var, İzmir'de var, İstanbul'da var. Peki, bu vatandaşların dertlerini topyekûn çözmek var iken önce Sayın Maliye Bakanının kaçak villalarının bulunduğu imar değişikliğinin yapılmış olması manidar değil mi arkadaşlar?! Acaba -Sayın Bakana soruyorum- Sayın Bakan, bu imar planını, önde gözüken sizin villalarınızın dışında, başka parti büyüklerinizin de yaptırmış olduğu kaçak villalar da olmasın, onlar da bundan faydalanmış olmasın; yani, siz, kendinizi başkalarına feda etmiş olmayın?! Eğer böyle bir şey varsa Sayın Bakan, zaten çıkacak. Bunu, ben, milletin sesi olarak, milletin vekili olarak sorma hakkına sahibim arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, son defa şunu söylemek istiyorum; sözlerimi tamamlayacağım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Süleyman Sarıbaş (Anavatan Partisi, Malatya). “Maliye bakanı kemal unakıtan hakkında (11/4) esas numaralı gensorunun gündeme alınıp almaması hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 63. Birleşim tutanağı, 15 Şubat 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/suleyman-saribas-22-2006-02-15-maliye-bakani-kemal-unakitan-hakkinda-11-4-esas-numarali-gensorunun (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
