# Gelir vergisi kanunu ve 6183 sayılı kanunda değişiklik yapılması hk. (s.s.1081)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Süleyman Sarıbaş (Anavatan Partisi, Malatya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim
- **Tarih:** 30 Mart 2006
- **Gündem:** GELİR VERGİSİ KANUNU VE 6183 SAYILI KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK. (S.S.1081)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/suleyman-saribas-22-2006-03-30-gelir-vergisi-kanunu-ve-6183-sayili-kanunda-degisiklik-yapilmasi-hk

> Süleyman Sarıbaş (Anavatan Partisi), 30 Mart 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GELİR VERGİSİ KANUNU VE 6183 SAYILI KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK. (S.S.1081)); konuşma 1.034 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan 1081 sıra sayılı kanun tasarısının 10 uncu maddesi üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, sözlerime başlamadan önce, biraz önce de tartışılan Diyarbakır'daki hadiselere değinmek istiyorum.

Bildiğiniz gibi, bundan birkaç hafta önce, nevruz kutlamaları bir gün kutlanırken, bu yıl, nedense, bir hafta önceden başlatılıp bir hafta sonraya yayılmak suretiyle, 15 günlük, Türkiye'nin bütün bölgelerinde, âdeta bir gövde gösterisi şekline dönüştü.

Bu gösteriyi düzenleyen siyasî partinin; yani, kanlı terör örgütünün legal siyasî partisinin başkanları, aynen, ifadelerinde şöyle diyorlar: "Nevruz bizim için ateştir, kandır; vazgeçmemiz mümkün değil." Beyanlarından okuyorum. Ve olaylar bu noktaya geldi.

Olaylar bu noktaya gelirken hükümet nerde?.. Başbakan Arap birliği toplantısında -ki, biz, bir Arap ülkesi değiliz- şeyh düğününde. Şimdiye kadar kaç tane Türk birliği toplantısına katıldı, bilmiyorum; ama, Arap birliği toplantılarını hiç ihmal etmiyoruz. Millî Eğitim Bakanı, okullarda tedhiş var, terör var, öğrenciler ölüyor; 12 günlüğüne, Yeni Zelanda Okyanusya'ya tatile gitti beyefendi. İçişleri Bakanı, malum. İçişleri Bakanı, şu ana kadar… Ben milletvekiliyim, bölgede hangi olaylar oluyor; en ufak bir bilgi sahibi değilim.

Polis sahipsiz. Polisin orada yaptıklarına, cesurane tavırlarına, canı pahasına ülkesini korudukları için bir teşekkür edeni bile yok. Bugün, Ertuğrul Özkök yazmış: "Fransa'daki olaylarda, Fransız polisi göstericilere acımasızca davrandı; ama, gece, İçişleri Bakanı gelerek, tek tek polislerin elini sıktı, cesaretlerinden, ülkeye karşı görevlerinden dolayı onları kutladı" diyor.

Oysa, bizde tam tersi. Bu terör örgütünün yan örgütü olan siyasî partinin belediye başkanı, tahrikçilere, ülkeyi bölmek isteyenlere, eli kanlı terör eylemcilerine "cesaretinize hayranım" diyor; ülkenin İçişleri Bakanı, sen nasıl belediye başkanısın, bu ülkenin maaşını alan belediye başkanısın; bir ülkede, ülkenin bir şehrini kana bulayan, terör yapan, sivil itaatsizlik yapanlara, cesaretinizden dolayı sizi kutluyorum nasıl diyebilirsin diyecek cesareti, soru sorma kabiliyetini yitirmiş.

Değerli arkadaşlar, biz, bunları, bakın, 10 arkadaşımız -bugün 6 tanesi AK Partide- "Yüce Türk Milletine" diye, 25.6.2004 yılında, bundan iki yıl evvel hükümeti uyarmıştık ve demiştik ki: Yeniden eyleme başlayan eli kanlı terör örgütünün 30 000 vatan evladını katletmesi, millî vicdan ve hafızalardan silinmemiştir. Bu eli kanlı terör örgütü ve bebek katillerinin sözde siyasal kanadı olan 4 DEP'li eski milletvekilinin vatana ihanet ve milletin bölünmez bütünlüğünü bozmak için cezalandırıldıkları ve bu cezalarının mahkemece onaylandığı; ama, Avrupa'nın baskısıyla, bunları tekrar yargılama yoluna gittiğimizi; hatta, hükümetin Dışişleri Bakanının, bunlara temsil kabiliyeti verir şekilde, Başbakanlık konutunda bunları kabul ettiği, bunlarla anlaştığı, görüştüğünü; bunun doğru olmayacağını, ülkenin bölünmez bütünlüğünün, Avrupa Birliği ilkeleri de dahil, ondan önce geldiğini ifade etmiştik.

İsimleri söylüyorum: Sadık Yakut var, Miraç Akdoğan var, Mehmet Erdemir var, Fuat Geçen Bey var, Sait Armağan Bey var, Osman Seyfi Bey var, Ali Ayar Bey var, Ali Küçükaydın var. Bu arkadaşlarımızla beraber hükümeti uyarmıştık.

O gün, Sayın Başbakan bize "böyle şeyler yapmayın, yapacaksanız, gidin" dedi, biz gittik. 6 arkadaşımız orada kaldı; ama, biz, bu Sayın Başbakanla, bu ülkenin birliğinin ve bütünlüğünün sağlanamayacağını; çünkü, bu hükümetin olayları kavrayamadığını görmüştük. Aradan iki yıl geçti; bugün, bu terör örgütünün eylemlerinin hangi boyutlara geldiğini hep beraber görüyoruz. Dün Diyarbakır'da, bugün Batman'da olaylar devam ediyor.

Değerli arkadaşlar, biraz önce, Amerika'nın Türkiye Büyükelçisi Amerika'dan açıklama yaptı: "Taraflara itidal tavsiye ediyorum" diyor. Taraflardan biri Türkiye Cumhuriyeti Devleti, biri, eli kanlı terör örgütü. Yani, bölgedeki müttefiklerimiz, stratejik ortaklarımızın, olaya bakış açıları, taraflar haline getirip, artık uzlaşın… Zaten, eli kanlı terör örgütünün meşru partisinin temsilcilerinin bugün yaptıkları açıklamalar da o. Diyorlar ki: "Kürt sorununun çözümünde barışçıl, demokratik yöntemler yerine şiddetin esas alınması, sorunun kangrenleşmesine sebep olmaktadır." Ve devam ediyor, bir yerinde diyor ki: "14 gerillanın kırsalda kimyasal silahla katledildiği yönünde iddialar bulunmaktadır. Bilindiği gibi, kimyasal silahların kullanılması savaş hukukuna aykırıdır." Kim diyor; bugünkü meşru, legal bir partinin genel başkanı diyor.

Şimdi, ortada bir savaş olduğunu izah ediyor, "savaş hukukunu uygulayın" diyor. Bu terör örgütü elemanlarının, bölücü örgüt militanlarının katledildiğinden bahsediyor. Kim tarafından; Türk askeri tarafından; yani, ortada, Türk askerini, güvenlik güçlerini katillikle suçlayan bir anlayış var ve aynı sözleri nevruzda Diyarbakır Belediye Başkanı açık açık söylüyor; ama, Türkiye'nin İçişleri Bakanı ve yargı mensupları; yani, bu ülkenin bölünmez bütünlüğüne bu kürsüde yemin edenlerden tek bir beyan, tek bir soruşturma yok!

Şimdi, neyinize güveneceğiz?! Şimdi, kanun çıkarıyorsunuz... Maliyeye kanun çıkarıyorsunuz...

Değerli arkadaşlar, kanunları kim uygulayacak; devlet uygulayacak. Peki, devlet, bir şehirde… Gördünüz görüntülerde, terör militanları Vakıfbank'ı tahrip ediyorlar, orada Türk Bayrağını indiriyorlar, bir polis alıp cebine koyuyor. O bayrak oraya asılacak mı?! Ne zaman asılacak?! Diyarbakır'da Türk Bayrağını, inen bayrakları ne zaman dalgalandıracaksınız?! Ne zaman gelip bu Meclise hesap vereceksiniz?! Yani, şu kanunları çıkarmak neyi ifade ediyor?! Uygulayamadığınız, gidemediğiniz, beyanat vermekten korktuğunuz, soruşturma açmaktan korktuğunuz… 36 tane mi… 56 tane belediye başkanı bundan bir iki ay evvel "Roj TV kapatılmasın" diye açık mektup yazmadı mı?! Ne gibi işlem yaptınız?! Aynı televizyon Danimarka'da yayın yapıyor. Danimarka, Fransa'daki olayları elinden geldiğince vahşice önlemeye çalışan Fransız polisi hakkında tek bir beyanda bulunabiliyor mu?! Niye kapattıramıyorsunuz?! Nerede o Avrupa Birliğiniz?! Nerede, o çok güvendiğiniz demokratik yollarla bu işleri çözecektiniz?!. Gittiniz Diyarbakır'a kükreyerek "bu işin adı Kürt sorunudur" dediniz. Hadi çözün! Çıkarmayın bu kanunları; uygulayamıyorsunuz! Ülkenin bir bölgesinde kanun uygulama yeteneğini kaybettiniz, hükümet olma yeteneğini kaybettiniz. Ne yaptınız?. Geldiğiniz noktada, bugün, bütün endişemiz, bu kürsüde yeminimize sadık kalarak vatanın bölünmez bütünlüğüne hepimizin katkı sağlaması gerekirken, yok efendim, ÖTV'de şu kadar indirim yapacağız, KDV'de şu kadar bilmem ne yapacağız…

Milletin gündemi bu değil arkadaşlar; milletin gündemi, bugün, Türkiye'nin, yetmişiki milyonun gündemi, bu ülkenin bölünmez bütünlüğüdür ve bu hükümet şeyh düğünlerinden vazgeçmelidir. Bu Hükümetin Başı, ülkenin, Başbakanlıkta bu olayları önlemenin çarelerini, yöntemlerini aramalıdır. Bırakın şeyh düğünlerini, şeyh düğünlerinden bu ülkeye bir fayda gelmez. Arap birliği toplantılarına gidin; ama, ara sıra da Türk birliği toplantılarını da hatırlayın. Hiç olmadı böyle bir şey.

Allah'tan korkun!.. Yani, bu ülke size sıfır terörle teslim edildi. 2003'te iktidarı teslim aldığınızda bu ülkede sıfır terör vardı. Şimdi nasıl?.. "14 tane katledildi" diyor, gerilla katledildi kimyasal silahla! Katledenler, Türk askeri! Bundan bir ay evvel o iddianameyi hazırlayanlar bulsunlar bakayım, hangi general yapmış o katli; onu da yazsınlar iddianamelerine. Böyle bir şey var mı, böyle bir şey olabilir mi?!

Ülkenin Başbakanı bu işleri koordine edemiyorsa, ülkenin birlik ve beraberliğini sağlayamıyorsa, hangi kanunu çıkarıp uygulamak istiyorsunuz?! Yani, Sayın Başkan diyebilir ki, gündemde kanunu tartışalım... O kanunu bu ülkede uygulayacağız; ama, o ülke elden gidiyor, hiçbir hareketiniz ve tavrınız yok. Dünden beri bekliyoruz, hükümetten açıklama bekliyoruz, Başbakandan açıklama bekliyoruz, olaylara el koymasını bekliyoruz.

---

**Kaynak gösterme:** Süleyman Sarıbaş (Anavatan Partisi, Malatya). “Gelir vergisi kanunu ve 6183 sayılı kanunda değişiklik yapılması hk. (s.s.1081)”. TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim tutanağı, 30 Mart 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/suleyman-saribas-22-2006-03-30-gelir-vergisi-kanunu-ve-6183-sayili-kanunda-degisiklik-yapilmasi-hk (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
