# Ham Tutanak Metni

- **Tür:** Komisyon konuşması (TBMM 28. Dönem)
- **Konuşmacı:** Sümeyye Boz Çakı (DEM Parti, Muş)
- **Yer:** TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu
- **Tarih:** 3 Kasım 2026
- **Gündem:** Ham Tutanak Metni
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/Tutanaklar/TutanakGoster/5483
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/sumeyye-boz-caki-2026-11-03-ham-tutanak-1

> Sümeyye Boz Çakı (DEM Parti), 3 Kasım 2026 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Ham Tutanak Metni); konuşma 1.065 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

SÜMEYYE BOZ (Muş) - Teşekkürler. Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli bürokratlar, Meclisin kıymetli çalışanları ve basın emekçileri; sizleri selamlayarak başlamak istiyorum. Önemli bir Bakanlık çünkü sahadayken, işçilerle konuşurken sürekli karşı karşıya kaldığımız sorunların aslında başat bir konusunu oluşturan bir Bakanlık. İşçiye ücretini, emekliye aylığını anlatıyorsunuz Sayın Bakan ama ikisine de o parayla nasıl yaşayacağını anlatamıyorsunuz çünkü açıkladığınız rakamlar ile karşılanması gereken ihtiyaçlar arasında hiçbir sunumla kapatamayacağınız kocaman bir uçurum var. "Çalışanı enflasyona ezdirmedik." diyorsunuz, kendi resmî verileriniz ise bu sözünüzü maalesef boşa çıkarıyor. Asgari ücreti yüzde 20 artırdınız ancak önceki yılın enflasyonu yüzde 30,89 oldu yani yine altında kaldı; işçi yeni yıla gerileyerek girdi, ardından ise her şeyde, her alanda fiyatlar yükseldi ama asgari ücret yerinde saydı. Eylül sonunda başlangıçtaki satın alma gücünü korumak için aylık yaklaşık 6.828 lira ilave gerekiyordu; bu, refah artışı da değildi, zaten yetersiz olan ücretin daha fazla erimesini önleyecek olan tutardı ancak onu da yapmadınız Sayın Bakan. Yıl içinde yeniden ücret belirlenmesinde yasal engel yoktu ama onu da yapmadınız, beklemeyi tercih ettiniz; o kayıp, işçinin sofrasından eksildi, işçinin borcuna eklendi. Bakın, Muş'ta DEM PARTİ'nin yani partimizin "ekmek, barış ve adalet için bütçe" kampanyası kapsamında birçok yerde işçilerle buluşmalar yaptık, sohbetler gerçekleştirdik. İşçilerin söylediği şey şu: "Eğer ekstra bir iş yapmazsak, başka bir ek işte çalışmazsak geçinmek mümkün değil. Misal, ben hayvancılık yaparak ancak bu geçimimi sağlamaya çalışıyorum, şu arkadaşım ise hafta sonları ve akşamları boya badana işi yaparak geçinmeye çalışıyor. Eğer bunlar da olmazsa biz kıt kanaat bile geçinemeyeceğimiz bu tabloyu daha da geriye düşürüyoruz, ölmemeye çalışıyoruz." diyorlar Sayın Bakan ama siz, memlekette yaşanan bunca dram varken yurttaşlara harikalar diyarı tadında bir masal anlatmaya devam ediyorsunuz; görmüyorsunuz, duymuyorsunuz, umursamıyorsunuz. İşte, o açlığa gark ettiğiniz insanlar her gün eylem yapıyorlar. Bizler de ekmek, barış ve adalet bütçesi kapsamında o işçiler için açlık sınırının en az yarısı olan bir asgari ücretin belirlenmesini öneriyoruz yani en az 65 bin olan bir asgari ücret önermesinde bulunuyoruz. İşte, o işçiler her gün grevdeler; geçinemeyenler, patronların insafına terk ettikleriniz bu haksızlığı duyurmak için, hakkını aramak için eylemler yapıyorlar, grevler yapıyorlar. Türkiye'de işçiler hem ücretlerini hem de emeğinin karşılığını almak ve onurlu bir gelecek kurmak için grev yapıyorlar, keyiflerinden değil çünkü bu ülkede büyümenin rakamları açıklanırken işte o büyümenin mimarları, büyümeyi yaratan işçinin sofrası giderek küçülüyor Sayın Bakan. Madenlerden metal fabrikalarına, taşeron iş yerlerine kadar yükselen grev seslerini sıradan, münferit birer iş anlaşmazlığı olarak göremezsiniz; derinleşen emek sömürüsünün ve gelir adaletsizliğinin göstergesi olduğu anlaşılmalı. Grev anayasal bir haktır. İşçinin susturulması, sendikal örgütlenmenin engellenmesi ve grevlerin fiilen etkisizleştirilmesi kabul edilemez. Bizler de buradan Ulusoy Bakır grevi, VOLVAC direnişi, Smart Solar direnişi, Digel Tekstil direnişi, Temel Conta grevi, TOKİ Sazlıbosna şantiyesindeki direniş, Ankara Yeni Adalet Sarayı şantiyesindeki direniş; yeni metal, maden, tekstil, inşaat, motokuryelerden depo çalışanlarına, bütün alanlarda direniş gösteren, grev yapan işçileri selamlayarak devam etmek istiyorum konuşmama. Sayfa: 12 Bütçede sermayeye teşvik değil emekçiye güvence, bununla birlikte baskı değil toplu pazarlık, yoksulluk değil insanca yaşam hakkı olması gerektiğini savunuyoruz. İşçinin alın teri bütçe kalemlerinden ibaret değildir, bu ülkenin gerçek zenginliğidir, fark etmelisiniz. Tabii, bir de bölgesel ücret, bölgesel asgari ücret tartışmaları var. Bölgesel asgari ücret, ülke genelinde tek bir taban ücret yerine, illerin veya bölgelerin ekonomik koşullarına, yaşam maliyetlerine ve gelişmişlik düzeylerine göre farklı asgari ücretlerin belirlenmesini öngörüyor. İşveren çevreleri, bu öneriyi işletmelerin maliyetini azaltmak, kayıt dışı istihdamı önlemek ve özellikle işsizliğin yüksek olduğu bölgelere yatırım yapmak gerekçeleriyle savunuyorlar. Ancak bölgesel ücret, bölgesel asgari ücret tartışması yalnızca ekonomik maliyetlerin nasıl hesaplanacağına ilişkin teknik bir konu olamaz; aynı zamanda, emeğin değeri, gelir dağılımı, eşit yurttaşlık ve ülkenin kalkınma modeline ilişkin siyasal bir tercihi de ortaya koyuyor. Temel soru şudur ki: Bölgesel eşitsizliklerin çalışanların ücretlerini farklılaştırarak mı yoksa kamusal yatırımlar ve sosyal politikalarla mı giderileceğidir; bu, ana hattımızdır. Türkiye'de düşük ücret politikaları ve yüksek enflasyon nedeniyle bir başlangıç ücreti olmaktan uzaklaşmıştır asgari ücret, geniş bir çalışan kesimi için fiilen ortalama ücrete dönüşmüştür. Bu koşullarda bölgesel asgari ücret uygulamasına geçilmesi mevcut ücret düzeyinin korunması bir yana, düşük ücretli bölgelerdeki emekçilerin gelirlerinin daha da gerilemesine yol açacaktır. Kaldı ki bu eşitsizlik sadece bu alanda yok, kamuda da eşitsizliği sürdürmeye devam ediyorsunuz. Muş'ta Muş Devlet Hastanesinin yemekhane hizmetlerinde çalışan 60 kişi kadro dışında bırakıldıklarını iletiyorlar Sayın Bakan. Diyarbakır DSİ 10'uncu Bölge Müdürlüğünde yıllardır çalışan personeller de hâlâ kadro alamadıklarını ifade ediyor. Hem yıllarca emeklerinden faydalanacaksınız hem de kadro haklarını görmezden geleceksiniz. Kamu hizmetini onların emeğiyle yürütüyorsunuz, güvence söz konusu olduğunda ise onları dışarıda bırakıyorsunuz. Yıllardır ihtiyaç duyulan, faydalanan emeği kadro dışında tutmak, hak kaybını kalıcılaştıran bir siyasal tercihtir Sayın Bakan. Bakanlığın kamu kurumlarında taşeron şirketler gibi davranmaktan vazgeçmeli ve kadro haklarını çalışanlara tanımalı. Ayrıca, bir diğer haksızlık ise aynı kurumda birlikte çalışan kişiler arasında, çalışanlar arasında da ücret, sosyal hak ve gelecek güvencesi bakımından ayrım oluşması meselesi. Hizmetin sürekliliğini bu insanlardan beklerken onların güvencesini belirsiz bırakıyorsunuz. Farklı kurumlarda tekrarlanan kadro talepleri kamu istihdamında eşit hakları ertelemenin nasıl kalıcı bir yöntem anlayışına dönüştüğünü ortaya koyuyor. Ücret belirlenirken de masada bulunmak ile kararda etkili olmak birbirine karıştırılıyor Sayın Bakan. İşçinin itirazının sonucu değiştirmediği bir yapıyı sosyal diyalog olarak sunamazsınız. Kararın siyasi sorumluluğunu ortadan kaldıran bir mesele olmadığını hatırlatmak gerekiyor. Emekçinin, çalışanın yaşadığı başka bir hak kaybını da yine Muş'tan aktarmak istiyorum: Muş Alparslan Üniversitesinde Sayıştay ayrı hesaplanması gereken ücret matrahlarının birleştirildiğini tespit etti. Üstelik bu hatayı üniversite de kabul etti. Ancak raporda geçmiş kesintilerin incelenip iade edildiği gösterilmiyor yani talimat verilince sorumluluk orada bitmiyor, takip etmek, denetlemek gerekiyor çünkü talimat çalışanın olası kaybını kendiliğinden gidermiyor Sayın Bakan. Emeklilikte de açıkladığınız artış ile bankaya yatan para arasında çok uzak bir mesafe var Sayın Bakan. Bakanlığın kamu kurumlarında taşeron şirketler gibi davranmaktan vazgeçmesi gerektiğini hatırlatmıştık. Dosya bazındaki taban ödeme 23.552 lira. Kök aylık düşük kaldığında yapılan artış emeklinin eline geçen tutarı değiştirmiyor. Siz zam oranını doyuruyorsunuz, emekli aynı, eski meblağı bankadan çekiyor. Açıklamanızın sadece siyasi karşılığı var ancak emeklinin cebinde bir karşılığı yok. Yıllarca çalışıp prim ödeyen insanları ileri yaşlarında yeniden şantiyeye, tarlaya, fabrikaya dönmeye mecbur bırakıyorsunuz. "İnsanların bir ömürlük emeğinin karşılığı bu mu?" diye sormak istiyoruz. Kök aylıklar düzeltilmiyor, geçinemedikleri için çalışmaya devam etmelerini ekonomik programınızın olağan bir sonucu olarak sayıyorsunuz. Siz zam oranlarıyla övünürken onlar yaşlanan bedenleriyle geçim açığını kapatmaya çalışıyor. Emekliliği kâğıt üzerinde tutuyor, dinlenebilme hakkını gelir yetersizliğiyle ellerinden alıyorsunuz. Ardından sürdürülebilirlik gerekçesi geliyor. Oysa düşük ücret, kayıt dışılık, eksik kazanç bildirimi ve tahsil edilemeyen alacaklar da finansmanı etkilemeye devam ediyor. Bütün bunları geri plana itip sorunu emekli aylıklarının maliyetine sıkıştırmak kendi tercihinizin sorumluluğunu emeklilere yüklemektir. Biz bu tutumu reddediyoruz, bütçeye onay vermiyoruz Sayın Bakan.

---

**Kaynak gösterme:** Sümeyye Boz Çakı (DEM Parti, Muş). “Ham Tutanak Metni”. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu tutanağı, 3 Kasım 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sumeyye-boz-caki-2026-11-03-ham-tutanak-1 (erişim: 3 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/Tutanaklar/TutanakGoster/5483

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
