# Petrol piyasası kanunu (s.sayı:288)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Tacidar Seyhan (CHP, Adana)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 24. Birleşim
- **Tarih:** 4 Aralık 2003
- **Gündem:** PETROL PİYASASI KANUNU (S.SAYI:288)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/tacidar-seyhan-22-2003-12-04-petrol-piyasasi-kanunu-s-sayi-288

> Tacidar Seyhan (CHP), 4 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 24. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: PETROL PİYASASI KANUNU (S.SAYI:288)); konuşma 2.016 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA TACİDAR SEYHAN (Adana) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; petrol piyasasını düzenleme konusunda hep birlikte çalıştığımız kanun tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum: Bu tasarı, Türkiye'nin uzun yıllardır beklediği bir tasarı. Bugüne kadar tanımlamalarımızda bir yanlış anlama olduğu için bir aktif düşüncemi sizlerle paylaşmak istiyorum. Hakikaten, Türkiye'nin petrol piyasasının düzenlenmesi konusunda bir kanuna ihtiyacı vardır. Kimse, bunun aksini iddia edemez. Ancak, bu kanun yapılırken birkaç önemli noktanın gözden kaçırılmaması lazım.

Petrol, Türkiye'de Enerji Bakanlığı bünyesinde var olan doğalgaz, elektrik ve petrol ürünleri olmak üzere üç temelin en büyüğüdür ve bu ülke için fosil kaynaklar açısından en ciddî, en önemli konudur; bunda hemfikiriz. Bunun piyasada tüketilmesi, sağlıklı biçimde tüketiciye ulaştırılması, piyasada rekabet edilebilir ölçülerde sistemli satışının sağlanması için gerekliliği konusunda da hiçbir endişemiz yoktur. Burada yapılmak istenen nedir, onu iyi algılamak gerekir. Ben, sizinle bunları paylaşmaya çalışacağım.

Değerli arkadaşlarım, bu yasa tasarısı komisyona geldiğinde çok rica ettik; bunu bir alt komisyona havale edelim, üzerinde yeterince çalışalım ve daha sonra Meclisin gündemine getirelim; bu yasa gereklidir, ancak, bu yasa, dağıtıcı firmalar, bayiler -yani, akaryakıt istasyonları ve tüketici- arasında, üçünü birlikte koruyacak bir dengeyi taşımıyor dedik. Biz, yasa olumsuzdur demiyoruz; ama, yasada bir denge yoktur, bu yasanın bir ruhu yoktur, maalesef yoktur.

Bakın, teker teker paylaşıyorum. Yasa, ilk internette yayımlandığında, bir petrol piyasası düzenleme kurulunun kurulması öngörülmüştü. Uzun süreler, internet sayfasında, biz, bunu gördük.

Şu anda komisyonda oturan görevli arkadaşlarımın içerisinde, bu konuda bir bilgilendirme notu yazmış olan var. Bu arkadaşımız da, petrol piyasası düzenleme kurulunun ne kadar önemli olduğunu, kurulmasının, denetim faaliyetleri ve yönetim faaliyetleri açısından ne kadar gerekli olduğunu notunda yazmış -kendisine çok teşekkür ediyorum- ama, gel gelelim, bu yasa kısa süre sonra değiştirilmiş, petrol piyasası düzenleme kurulu kaldırılarak, yerine Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu konulmuştur. Peki, bu da bir kurul değil midir; kuruldur.

Değerli arkadaşlarım, bakın, petrol alanında faaliyet gösteren 20'nin üzerinde dağıtıcı firma var; fakat, 12 000 istasyon var. Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu, her açıdan, bu 12 000 istasyonu ve piyasadaki dalgalanmayı denetleyecek, kaliteyi denetleyecek, rafinajdan tüketiciye kadar uzanan her dilimde kontrolü elinde bulunduracak. Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu, ne teknik açıdan ne donanım açısından bu işe hizmet verecek halde değildir.

Biz, bu kurulun, kendi görev ve sorumluluklarıyla baş başa bırakılmasını, petrol piyasası düzenleme kurulunun yeniden oluşturulmasını savunuyoruz. Gerekten, samimî bir biçimde 12 000 bayii denetleyecekseniz, bu piyasada haksız rekabetin önüne geçecekseniz, bu işi ciddî bir şekilde yapmak zorundasınız.

(x) 288 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Tabiî, bir sitemimi de dile getirmek istiyorum. Bir bürokrat arkadaşımız diyor ki "değerli arkadaşlar, siz bize önergelerle geliyorsunuz; ama, bayileri dinliyorsunuz, bayilerden aldığınız bilgilerle yanlış bilgileniyorsunuz, tasarının şeklini olumsuz yönde değiştiriyorsunuz. Bunlardan brifing alarak bu işi düzeltemezsiniz." Doğru; ben, gerekli sendikalardan ve bayilerden bilgi aldım. 12 000 bayii dinlemedim; ama, birçok bayii dinledim. 12 000 bayiin geleceğini gözden geçirdim, burada çalışan 250 000 -belki 300 000- insanın ne olacağını düşündüm. Ben bunlardan brifing aldım; ama, bana söyler mi o sayın bürokratım; siz kimden brifing aldınız? Her zaman, bir kişiden brifing almak yerine, halktan, halkın temsilcilerinden brifing almayı yeğlerim. Bu benim için gurur, onur meselesidir; bu, bir eleştiri kaynağı yapılmamalıdır.

Yeniden tasarıya dönüyorum değerli arkadaşlar. Tasarıda, tek elden satış öneriliyor. Nedir; bir bayi gelecek, sözleşme yapacak bir dağıtıcı firmayla ve o sözleşme uyarınca, başka hiçbir dağıtıcı firmadan mal alamadan satış yapacak. Güzel. Sözleşmede satış koşulları da belirleniyor; deniliyor ki "senin kriterlerin bu, bu kriterlerin dışında satış yapamazsın." O da güzel. Ancak, bir yandan bunu koyarken "sadece benden alacaksın" derken, onu bağlarken, bir yandan da biz, o dağıtıcı firmaya diyoruz ki "Türkiye'deki cironun yüzde 15'i kadar bayilik açabilirsiniz." Yani, ben, bir yandan sözleşme yaptığım bayii korumaya çalışacağım bir yandan da hemen dibine, kendi istasyonumu, kendi satış bayimi kuracağım, acentemi kuracağım. Peki, bana söyler misiniz; acente ile orada özgür satış yapan, sözleşmeli satış yapan bayi nasıl rekabet edecek?! Siz, bir fabrika satış mağazasının yanında, aynı malı satan serbest ticaret erbabının tutunabileceğini söyleyebilir misiniz bana?! Bu yasa, bizi şuraya götürüyor: Dağıtıcı firmalar, kısa sürede, etraflarında çalışan bayileri ya kendi istekleri doğrultusunda sözleşme yapmaya mahkûm edecek, yani, bu yasayı bir kölelik yasası haline dönüştürecek, sözleşmede yönlendirici, aktif rolünü oynayacak ya da o istasyonun kapanması, kendi müdürlüğü, kendi acenteliğine dönüşmesi yolunda gerekli girişimleri yapacak. Bu olur mu; evet, Türkiye'de sonuç budur; bu kanunun böyle geçmesi halinde, sonuç budur.

Değerli arkadaşlar, madem tek elden satışı öneriyorsunuz, bu acenteliği kaldırın. Kaldırın; acentelik kurmayın, insan yaşasın, orada çalışanlar yaşasın. Benim derdim, denetimsizlik değil, bu yasanın denetimden uzaklaştırılması da değil; benim derdim, vatandaşın sağlığını korumanın önünde engel teşkil etmek de değil; benim derdim, 150 000, 250 000 çalışanı, 12 000 bayii, dağıtıcı firmalarla birlikte korumaktır. Biz yasa yapıcıyız, biz bu dengeyi korumak zorundayız, biz bunu doğru algılamak zorundayız. Dikey entegrasyonu sağlayalım... Çok güzel, tamam. TÜPRAŞ özelleştirilecek, bu da onun bir adımı... Ona da kabul, öyle diyorsunuz, o ayrı tartışılır. Rafineri yapan kişi, rafinerici, aynı zamanda depolama sistemini getirecek; aynı kişi, aynı zamanda acentelik açabilecek ve aynı kişi, istediği kadar petrolü ithal edebilecek. O da güzel, amenna; ama, aynı kişinin, bayilerin yaşatılması yönünde de sorumluluğunun olması lazım. Bir yandan, tek elden bağla buna diyorsunuz, bir yandan da, hayır, seni tek elden bağlayacağım; ama, bir bayilik açarken, belediyeyle, senin açma koşullarını ortaya koyacağım, sağlık açısından, güvenlik açısından, güvenlik açısından, yangın açısından denetleyeceğim; bir de, 12 000 bayii, sokağa döküp, EPDK'ya bağlı lisans alması için kuyruklara sokacağım, bir de böyle denetleyeceğim diyorsunuz. Dağıtıcı firmalar bana az önce görüşmede dedi ki: "Yahu, kardeşim, biz, bu denetimi kaçağı önlemek için istiyoruz." Çok güzel... Yani, bugün yüzde 60'ı kaçak derken, bu hükümet veya geçmiş hükümetler kaçağı önleyemedi, lisansa bağlayarak mı önleyeceğiz; bu mudur bu işin çözümü?! Hadi, bir tane yazarkasa koydunuz. Onu da bir tedbir olarak koyuyorsunuz pompaya. Bir sürü kişinin işine mal olacak, istihdamına mal olacak. O yazarkasanın da tanımı yapılmış; hafızası şu kadar olacak, kapasitesi bu kadar olacak diye. Orada yazarkasa tarif edilmemiş; yazarkasanın alınacağı yer tarif edilmiş. Siz onu da altına yazın, onu bilelim.

250 000 000 dolar civarında bir gider var. Ekonomi krizde. Para bulmaya çalışıyoruz. İnsanlarımızı pompanın başında, bir de yazarkasada bekletiyoruz. Nasıl olacak biliyor musunuz; gireceksiniz plakanızı; ne kadar benzin alacaksınız, 30 000 000; size plakanızla birlikte fişiniz çıkacak. Bunu neden yapıyormuşuz; efendim, petrol istasyonuna giren kişi benzinini alıyor, fişini almıyormuş! Ee?.. Orada çalışan insanlar da burada biriken faturayı çıkış yapmak zorunda olduklarından, bir başka şirkete keserek haksız vergi kaybına neden oluyormuş. Çok güzel... Bunun ortadan kaldırılmasını denetleyecek yöntem bu mudur?!

Totalizör koymuşlar. Her petrol istasyonuna giren miktar belli, çıkan miktar belli. Bir petrolcü arkadaşım var; diyor ki: "Ben totalizör üzerinden kaydımı yapıyorum maliyeye, bilançoya; günlük maliye kayıtlarına öyle işliyorum; ben kaçırmıyorum." Alan insan bunu kötü kullanıyorsa, orada görev yapan insanın kötü niyeti varsa, yazarkasa da koysanız yapar, fatura da kesseniz yapar, oraya bekçi de koysanız yapar. Kötü niyet var diye, vatandaşın önüne, maliyet artırıcı teker teker önlemler koyamazsınız.

Bir yandan diyorlar ki: "Efendim, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu bu işi ele alacak, serbest rekabet ortamı açılacak ve benzin fiyatları düşecek." Bu yaygaranın getirisi ve götürüsü 75 000 liradır. Siz, yurtdışı fiyatlarına itibar ettiğiniz sürece, böyle adlandırdığınız sürece, ülkedeki vergileri düzenlemediğiniz sürece, alt rakamı, üst rakamı ortalama 75 000 liradır. Hiç bu işi abartmaya gerek yok. Herkes bunu biliyor. Bu çerçevede değerlendirilmesini rica ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, bir de, stratejik değildir. Bakın, bu, bir petrol kanunu değildir; bu, bir Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu kanunudur, onun içinde Petrol Piyasası Düzenleme Kurulu kanunudur. O halde, bizim, bu kanunda, üretimi artıracak faktörleri düşünerek, stratejik tedbirleri de almamız lazım. Nedir bu stratejik tedbirler; bu ülkede üretilen petrolün sürekliliğini sağlamak zorundasınız, ülkenin kriz koşullarında yaşayabilmesi için sağlamak zorundasınız.

Burada bir tedbir alınmıştır; yetersizdir. Buradaki tedbirde diyor ki: "Savaş hali düşünülerek şu kadar miktarda petrol stoklanmaz durumundadır." Kaç gün süreyle; 90 gün süreyle. Savaş bir yıl sürerse ne yapacaksınız?! Eğer, bu ülkede... Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının ürettiği petrol düşük kalitede; onu, hiçbir rafinerici bu rekabet sistemine göre almaz, bu ücretlendirmeyle satsa dahi, o kurum ayakta duramaz; yarın, teker teker bu kurumlar kapanacak. Rafineriyi özelleştirirseniz, bu petrolün işlenmesi konusunda buraya kati maddeleri koymak zorundasınız; bu yaşayacak. Ordunun bile kullanabileceği petrolü bulamazsınız üç ay sonra. Bu, stratejik bir konumdur. Türkiye'de firmaların dağılım alanı da stratejiktir arkadaşlar. Eğer, siz, Batı'da dağıtılan petrolün yüzde 50'sini tek bir firmaya verirseniz, o yabancı firma "Türkiye'de kârlılığımı kaybettim; ben bu piyasayı terk ediyorum" dediğinde, buradaki, sanayideki kuruluşlarımıza petrolü nereden getireceğiz; Trakya'dan veya başka bir bölgeden taşımacılık mı yapacağız?! Yükümlülüklerle bu insanlar bağlanmalıdır, yükümlülükleri artırılmalıdır. 1977'de yaşanan krizi yeniden yaşamak istemiyoruz. Hatırlayın -burada, benden büyük arkadaşlarımız, ağabeylerimiz var- 1977-1978'de, ATAŞ, bir yıl süreyle, üç ay aralıklarla rafineriyi kapadı; sıra sıra petrol kuyrukları oldu. Aynı şeyi yaşamak istemiyorum. Ben de bu ülkenin bir evladıyım; sonuna kadar denetimden yanayım. Lisanslama yapacaksanız, şu tek elden mantığını kaldırın, bu lisanslamayı belli kriterlere bağlayın. Bir yandan ulusal marker koyuyorsunuz... Ulusal marker nedir biliyor musunuz; içine batırıyor, benzinin kalitesini ölçüyor, mazotun kalitesini ölçüyor; ithal edilecek her ürünün olması gereken kalite budur diyor. Tamam, güzel. Rekabet mi yapacağım, rekabet etmemi mi istiyorsunuz; o zaman, bırakın -mademki kalite aynı, ben bunun içine bir şey karıştıramayacağım- istediğim yerden alayım. Neden beni tek elden, bir yerden almaya zorluyorsunuz?! "Birinden sözleşme bitti mi birine bağlanacaksın" diyor. Kalite aynıysa, denetim de varsa, neden her yerden alamıyorum?! Ben daha buraya ne hile karıştıracağım?! Ya böyle bir denetim mekanizması kurmayın ya da buradaki bayii özgür bırakın, yaşayabilir hale getirin.

Bakın -dikkatinizi çekmek istiyorum- bu kanun tasarısını komisyonda görüştük; iki gün sonra televizyonda bir açıklama: "Bir gruba ait petroller zinciri Türkiye'deki bayilik -yani, istasyon- sayısını bir yıl içerisinde 800'e ulaştıracağını açıkladı." Nerede kuracak bu 800 istasyonu; satışın en fazla olduğu yerde, yani batıda.

Değerli arkadaşlar, iki firma, üst üste, 800 istasyondan 1 600 istasyon açsın batıya, çoluğunun çocuğunun nafakasını oradaki istasyonlara yatırmış insanların hepsi teker teker o istasyonları kapatırlar; hiç kimse rekabet edemez. Benim fabrika satış mağazamın yanına başka bir tane açıldığında, benden mal alan mağazayı yaşatmayacak her türlü tedbiri, istediğimde, ben dağıtıcı firma olarak alırım. Bu, dağıtıcı firmalarına bir bombardıman değil. Onları da koruyalım; ama, yükü sadece bayie vermeyelim, dağıtıcı firmaların da sorumluluğu olsun, dağıtıcı firmaların da yasal yükümlülüğü olsun. Bu tasarıda bu denge korunmamıştır. Bu tasarının istemleri birbirine girmiştir. Deniliyor ki: "Bunları koymazsak, kaçak artacak bu ülkede; yüzde 60'ı kaçak; siz, kaçaktan yana mısınız?" Olur mu öyle şey?! Hangi milletvekili, hangi parlamenter kaçaktan yana olmayı içine sindirir? "Biz, bayiden yanayız. Biz, Türkiye'de sermaye koyan insanın da büyük firmalar tarafından korunmasından yanayız."

Değerli arkadaşlar, bunu, ben söylemiyorum. Bu hükümet, bilgi almış. Rekabet Kurumu bir yazı yollamış, bu tasarının 5 maddesinin rekabete aykırı olduğunu belirtmiş ve Rekabet Kanununun 4 üncü maddesine aykırı olduğunu da not düşmüş.

Arkadaşlar, peki, ne yapacağız şimdi? Biz, Türkiye'de, piyasayı düzenlemek için kurmuş olduğumuz saygın bir kurumu mu dinleyeceğiz, yoksa, ben yaparım, o kurum, bu Rekabet Kanunu hakkında yeniden görüş bildirerek beni rahatlatır mı diyeceksiniz? Ha, bu kurumun görüş bildirmesi halinde durum düzeliyor mu; doğru, düzeliyor. Aynı Rekabet Kurumu burada açıklamış.

Bakın, Rekabet Kurumunun Bakanlığa gönderdiği yazıdan notları okuyarak sözümü tamamlamak istiyorum. "Öneri: Burada sözü geçen tek elden satış sözleşmesi kavramının Rekabet Kurulunun 97/4 sayılı tebliğden esinlenerek alındığı düşünülmektedir. Esas olarak bu kavram tek elden satış anlaşmaları şeklindedir. Anlam olarak da ele alındığında bayilere tek dağıtıcıdan satın alınan ürünleri satması yükümlülüğünün getirilmek istendiği dikkate alındığında tasarıda yer alan kavramın tek elden satın alma anlaşması olarak değiştirilmesi gerekmektedir. "Buna bağlı olarak diyor ki: "Mevcut sisteme bakıldığında, yükümlülüklerin (tek elden satın alma şartı) dağıtıcılar ile bayiler arasındaki bayilik sözleşmelerinde yer aldığı ve bu nedenle söz konusu hususların ayrıca kanunda da yer almasının doğru bir yaklaşım olmayacağı düşünülmektedir. Esas itibariyle, dağıtıcılar ile bayiler arasında, aralarındaki sözleşmeye istinaden oluşacak anlaşmazlıkların ve sözleşmelere aykırı davranışların çözümlerinin kurul değil, mahkemeler olması gerektiği söylenebilir. Bu gerçeğin dikkate alınması gerekmektedir" diyorlar.

Arkadaşlar, ben demiyorum, bunu Rekabet Kurumu diyor. Hem piyasayı düzenleyeceksiniz hem rekabet ettirebileceksiniz hem de sorumluluklarımız arasında denge kuracaksınız. Bunu yapabiliyorsak, hep birlikte yapalım.

Bakın, olması gereken şudur: Çekin bu tasarıyı lütfen. Komisyonda konuşalım. Biz gereksizdir demiyoruz, son derece gereklidir. Komisyonda yeniden tartışalım, tasarıda bir denge kuralım, burada oybirliğiyle tasarıyı geçirip, Türkiye'nin önüne çıkalım. Hem bayileri hem tüketicileri hem de dağıtıcı firmaları memnun edecek ortak bir yöntem bulalım.

Ben burada bir örnek daha vermek istiyorum: Arkadaşlar, ben bayileri gezdim, Adana'da gezdim, diğer illerde gezdim, hepsini dinledim ve bize çok kızgınlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Tacidar Seyhan (CHP, Adana). “Petrol piyasası kanunu (s.sayı:288)”. TBMM Genel Kurulu, 24. Birleşim tutanağı, 4 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/tacidar-seyhan-22-2003-12-04-petrol-piyasasi-kanunu-s-sayi-288 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
