# Maden kan.ve bazı kan.değ.yap.ilişkin kan.tas.

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Tacidar Seyhan (CHP, Adana)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim
- **Tarih:** 26 Mayıs 2004
- **Gündem:** MADEN KAN.VE BAZI KAN.DEĞ.YAP.İLİŞKİN KAN.TAS.
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/tacidar-seyhan-22-2004-05-26-maden-kan-ve-bazi-kan-deg-yap-iliskin-kan-tas

> Tacidar Seyhan (CHP), 26 Mayıs 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MADEN KAN.VE BAZI KAN.DEĞ.YAP.İLİŞKİN KAN.TAS.); konuşma 1.809 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA TACİDAR SEYHAN (Adana) - Değerli arkadaşlarım, Maden Kanunu üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir önemli saptamayı yaptıktan sonra bu kanunu değerlendirmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, 1945 İkinci Dünya Savaşının sona ermesinden sonra dünyada fetih savaşları yön değiştirmiştir. Daha çok, bir ülkeyi fethetmek, orada işgal altında tutmak yerine, oranın yeraltı kaynaklarına ve hammaddelerine göre ve onların tüketim ihtiyaçlarına göre bir fetih anlayışı benimsenmiştir. Bu da, dünyada yeni bir şekillenmeye doğru gidişin önünü açmıştır. Elbette ki, biz, maden politikalarımızı, enerji politikalarımızı belirlerken, bu temel gerçeği de yok sayarak hareket edemeyiz. Tabiî, bir ülkede maden politikasını, sanayi, ticaret, enerji politikasından ayırarak herhangi bir çözümlemeye gitmek pek mümkün değildir. Bu genel hakkındaki görüşlerimle, öncelikle, olması gereken şekil üzerinde durmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, madenlere baktığımızda hepimiz bir şeyi söylüyoruz: Amaç, yeraltı, yerüstü zenginliklerimizin etkin, verimli ve katmadeğer yaratacak şekilde kullanılabilmesidir. Öncelikle Maden Kanununda ele alınması gereken, sürdürülebilirlik olmalıdır. Elimizdeki kaynakların sürdürülebilirliğinin sağlanması, hem Türkiye için hem de uluslararası ilişkiler için çok büyük önem arz etmektedir. Bunu yaparken, siz, stratejik madenlerinizi ayıramazsanız, stratejik rezerv politikanızı ortaya koyamazsanız, gelecekte ülkeye ayırdığınız rezervleri bilinçli, sistemli, doğru kullanamazsanız, ülkeyi zenginleştiremezsiniz. Elbette ki, ülkemizde, bütün madenler, Ulu Önder Atatürk''ün dediği gibi, milletindir. Biz, bu madenlerin toprak altında bırakılmasına taraftar olamayız; ancak, bu madenlerin, çevre gözetmeksizin, sürdürülebilirlik gözetmeksizin ve sanayie dönüşerek katmadeğer yaratmasını dikkate almaksızın, sorumsuzca tüketilmesinin de önünü açamayız. Hepimizin amacı, etkin, verimli bir madencilik anlayışını ülkenin temeline oturtmaktır. Ben inanıyorum ki, birçok arkadaşım da bu temelde bakıyor meseleye. Ancak, bunu yaparken, bir kenardan tuttuğumuz şeyi bir başka kenardan bırakmamamız lazım.

Gerçekten, Maden Kanunu birbuçuk yıldır tartışılıyor, tartışılması döneminde, birçok maddede arkadaşlarımızla beraber çalıştık. Ancak, az önce arkadaşlarıma ifade ettiğim gibi, burada da bir üzüntümü ifade etmek istiyorum. İki yıllık çalışma dönemimde Sanayi ve Ticaret Komisyonundaki tek üzüntüm, Maden Kanunu üzerindeki teklifimin oylamayla gündeme alınmasının engellenmesi olmuştur. Bu, iki yıllık süreç içerisinde, maalesef, kayıtlara, o dönemin demokrasi ayıbı olarak geçmiştir. Keşke tartışabilseydik; keşke, buraya getirene kadar, bizim, her maddede ayrı ayrı müzakere etme fırsatımız olsaydı! Altkomisyonda oldu; muhalefet şerhlerimizi koyduk. Sayın Bakanımız, Bor Enstitüsünü konuşurken, Maden Kanunundaki birçok aksaklığı Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmeler sırasında sona erdireceğini, elinden geleni yapacağını da burada taahhüt etti. Biz de, iyi niyetle, bu tasarıdan beklentilerimizi kendilerine iletmeye çalıştık.

Geldiğimiz çerçevede şunu söylüyorum değerli arkadaşlarım: Bir maden kanununun temeli, Türkiye'de madencilik yapan, toprağın altından o yeraltı zenginliklerini çıkaran insanların önünü açmaktır; bu doğrudur, bu temeldir. "Bizim; yeter ki işletsin, yerli yabancı fark etmez" diyemezsiniz; ben diyemiyorum, meseleye ulusal bakıyorum. Eğer çıkarabiliyorsa, eğer onu işleyebiliyorsa, yerli madenci çıkarsın, bizim insanımız çıkarsın, katmadeğer bu ülkede kalsın; onun önünü açalım; ancak, birkaç şeyi de koruyalım.

Madenlerimizi birkaç alanda özelleştirmeye gittik; gidiyoruz hâlâ. Eti Holdinge bağlı kurumlar da bunun içinde değerli arkadaşlar. Türkiye'de, bakırdan başlayarak birçok madene varıncaya kadar özelleştirildi, özel teşebbüsün önü açıldı; ama, bütün tesisler yabancı şirketlerin elinde. Bunu, mutlaka Bakanlığımızın düşünmesi lazım. Eğer, yeraltı zenginliklerimiz doğru, verimli, etkin kullanılacaksa, bu var olan durumu görmezden gelemeyiz değerli arkadaşlarım. Madene dayalı sanayii de teşvik etmeden, bunun önünü açamazsınız.

Bir üzüntüm daha var. Geçenlerde vakıfların olağan toplantısı vardı; bir genel müdür arkadaşım orada dedi ki:"Değerli arkadaşlar, ben bu uç ürün meselesine çok kızıyorum. Teknoloji üretemezseniz, teknoloji üretemez, sanayiin önünü açamazsanız, uç ürünü nasıl yapacaksınız?! İkide bir getiriyorsunuz, bunu bizim önümüze koyuyorsunuz." Doğru söylüyor. Biz, teknoloji üretmiyoruz. Devlet kademesinde görev almış arkadaşlarımızın görevi, aksayan yeri söylemek olduğu kadar, onun çözümlerini de bulmaktır, çözüm önerilerini Bakanlığın önüne koymaktır. Eğer, gerçekten... Hatta, orada, şunu sarf etti:"Biz, çeliği bile dışarıdan alıyoruz." Niye alıyoruz arkadaşlar?

Bir teşvik yaptık. Madenciliği de geliştirmek istiyorsak, Maden Kanununda değişiklik yapan tasarıda teşvikle ilgili çok olumlu bir madde var; Sayın Bakanımla müştereken koyduk, çok da teşekkür ediyorum; olumlu olmuştur. Maddede, çıkardığı madeni kendi tesisinde işleyenlerden devlet hakkının yüzde 50'si alınmaz deniliyor. Bu ne yaratıyor; işlemeye zorluyor, bir; istihdam yaratıyor, iki; katmadeğer yaratıyor, üç. Keşke, biz, teşviki gözetirken, bunun yanında, madenciliği işleyen, maden sanayiine yönelik özel organize sanayi bölgeleri kurabilsek, bunun önünü açabilsek, devleti bu yatırımlara yönlendirebilsek, işlemeyen kurumlarımızı kâra geçirebilecek tedbirlerimizi alabilsek.

Devlet kademesindeki insanların görevi, şikâyet etmek değildir. Sanayimiz işleyemiyor diye yapmamız gereken yeraltı zenginliklerimizi çıkarıp çıkarıp dışarı vermek midir?! Benim çocuklarım ne olacak, sizin çocuklarınız ne olacak?! Düşünmediğinizi ifade etmek istemiyorum; her milletvekili arkadaşım da çocuklarımızın, gelecek neslimizin menfaatları konusunda en az benim kadar duyarlıdır; buna inancımı da burada ifade etmek istiyorum; tabiî ki; ama, koruyalım.

Bakın, burada, hepimiz bir görev yapıyoruz; ancak, hükümet de görev yapıyor. Bugüne kadar hiçbir ekonomik, siyasî, hukuksal hatanın yapılmadığını söylemek mümkün mü; hata yapıyoruz. Bizim, muhalefet partisi olarak burada yaptığımız şey, yıllardır özlemle beklenen Maden Kanunundaki değişikliğe karşı olmak değildir. Bir sürü madenci, ne olursa olsun bu kanun çıksın diye bekliyor; yıllar sonra bir kanun değişikliği yapılıyor. Bizim görevimiz, bu tasarının olması gereken şekliyle geçmesine katkıda bulunmaktır. Biz, burada uyarı görevimizi yapıyoruz; biz, burada katkı koymaya çalışıyoruz. Lütfen, bunun böyle algılanmasını istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, dünyaya açılmaktan bahsediliyor, dünyaya açılmak da bu değildir; dünyaya açılmak için, dünyayı, kendi yeraltı zenginliklerinizle birlikte, ürettiğiniz teknolojiyle, ülke menfaatları çerçevesinde, kendi ticaret anlayışınıza zorunlu kılınabilecek kurallar çerçevesinde keşfetmek zorundasınız. Dünyanın size ihtiyacı yoksa, siz dünyaya açılamıyorsunuz demektir. İnsanlığa hizmet etmek, onların ihtiyaçlarına cevap verebilecek, onların ihtiyaçlarını karşılayacak hizmet üretimini sağlamaktır; hepimizin görevi bu; ancak, görüyorum ki, yine de bu kanun yapıldı, çok şey bekliyordum; fakat, madenlerimizin tam anlamıyla verimli işletilmesine, rasyonel kullanılmasına cevap verebilecek bir kanun halini almadı.

Bizim komisyonumuzdan birtakım koşullarla çıkmıştı, neyin hangi kademelerde yapılmadığında tedbirin nasıl alınacağı orada belirtilmişti; ancak, Plan ve Bütçe Komisyonunda o kadar oynandı ki, haa, oynanmasında olumlu yerler yok mu, hakikaten var. Arkadaşlarım, ben kendi komisyonumda bas bas bağırdım, şuraya -devletin görüşünü alırken- "uygun" ifadesini koyun dedim, altı günde koydurtamadım, Maden Kanununu eline alır almaz birkaç yere koymuşlar; ama, hakikaten, kriterler de ortadan kalkmış. Ruhsatların nasıl iptal edileceği belirlenmiş; fakat, bunların yükümlülükleri yerine getirilmezse, yükümlülüklerin yerine getirilmediğinde kimlerin karar vereceği doğru dürüst belirtilmemiş, daha sonra nasıl işletmeye açılacağı konusunda da bir açıklık getirilmemiştir. Tüm bunların giderilmesi lazım.

En önemli konulardan biri de, stratejik rezervler, arkadaşlar. Bakın, ben kanun teklifimde bir şey söylüyordum -bu teklifi görüşmeyelim- burada borla ilgili düzenlemelerde "borun devlet denetiminden çıkmasının önü kesilmiştir" deniliyor; bence kesilmemiştir. "Bundan sonra bulunacak bor rezervleri, boru işleten devlet kurumuna aittir" deniliyor; doğru. Bu ne demektir; bundan sonra bulunacak borlar devlet kurumuna devredilecektir, onun işletmesine açılacaktır; güzel.

Değerli arkadaşlarım, peki, bulunmuş olanlar ne yapılacaktır, bana onu söyler misiniz. Madem, devlet kendisine yurt içinde rakip yaratmamak istiyor, bulunmuş olanları ne yapacaksınız? "2840 sayılı Kanun hükümleri saklıdır" diyerek, bunu sağlayamazsınız, sağlanmıyor; bana göre, açıklık var. Bulunmuş olanları, sadece tüvenan maden, yani, işlenmemiş maden olarak ihraç edemiyor, konsantre ürün haline getirirse ihraç edebiliyor. İşte bizim görevimiz, bunun önünü kesmek. Konsantre olarak ihraç etsin diyemeyiz; eğer ederse, her ürün bir başkasına ikame ettiğinden, kendi devlet kurumumuzu küçültürüz, dünyada da rekabet gücümüzü azaltırız. Mademki kimseyi korumuyoruz, gelin buraya "bulunmuş" ibaresini de ekleyelim. Bulmuş biri mi var, bulmuş da bildirimde bulunmuş arkadaşlarımız mı var bizim haklarını gasp edeceğimiz?! Ben, Sanayi Komisyonunda görüşülürken, bunu, o dönemki Maden İşleri Genel Müdürüne sordum; değerli arkadaşlar, bor bulduğunu size bildiren biri var mı dedim -o dönemin altkomisyon başkanı da burada- Maden İşleri Genel Müdürü "bize herhangi bir bildirim olmadı bugüne kadar" dedi.

Peki, arkadaşlar, eğer olmadıysa "bulunmuş ve bulunacak olan" ibaresinden neden çekiniyoruz; oraya "bulunmuş ve bulunacak olan" diyelim. Şunu da yapalım: Haklarını gasbetmemek için, bulunmuş olan varsa, böyle bir bildirim varsa, buna da buluculuk hakkı verelim, verin yüzde 1'i. İnsanların hakkını almak istemiyoruz; ama, biz, devletin kurumuna rakip de yaratmak istemiyoruz.

Çevresel etkiler konusunda birçok düzenleme yapılmış.

Ben, bor konusuna yeniden gireceğim, Sayın Bakanımla da konuşacağım. Bize bu kürsüden, Bor Enstitüsü konuşulurken söz verdi, bununla ilgili çekingelerin giderileceğini söyledi. Maden İşleri Genel Müdürü, bana "başvurmuş kimse yok" dedi; ama, maalesef, görüyorum ki, samimî bir ifadede bulunmamış. En az 10 arkadaşımız kendi maden arama alanında bor bulduğunu ifade etmiş ve raporlar tutulmuş. Elimdeki raporlar da -tarih ve sayısı belli- Maden İşleri Genel Müdürlüğünün raporları. Eğer, biz, bunu görmezden gelirsek, halen bulunmuş olanlara, bulduğunu bildirmiş olanlara, rapor tutulsun tutulmasın, bir engelleme koyamazsak, yarın bir gün, ortaya çıkacak koşulların müsebbibi biz oluruz; seçim bölgelerimize gittiğimizde, insanlar, siz kimleri korudunuz derse, buna cevap veremeyiz. Ben, burada bir tek şeyi korumak istiyorum; Sayın Bakanımın da görevi odur, inancı odur, sizlerin de görevi odur ve inancı odur; inancınıza bir şey demiyorum; ama, benim tedirginliğim, böyle bir eksiklik var. Sayın Bakan, bunu kendinin de istemediğini beyan ediyor, devlet eliyle işletilmesinin doğru olacağını söylüyor; tek anlaşamadığımız nokta, bulunmuş bor rezervlerinin de bulunacak olanlar gibi devletin işletmesine sunulmasını sağlama noktasındadır.

Değerli arkadaşlar, çevreyle ilgili yanına gelince; ikilem oldu; birbuçuk yıldır şu tartışılıyor: Çevreyle ilgili biri bir koruma gündeme atsa, madenci düşmanı ilan edildi; bir madenci "önümü açın" dese, çevre düşmanı ilan edildi; haksız, yersiz, nereden kaynaklandığı belli olmayan bir tartışmanın içerisine girdik, bunlarla uğraştık durduk.

Güzel; zeytinliklerle ilgili bölüm kaldırılmış, amenna; çekingeler konulmuş; ama, arkadaşlar, dikkat etmeliyiz; eğer bir yandan, zeytinliği, merayı kaldırır; sonra Mera Kanununda merada madencilik yapılmasının, daha sonra Orman Kanununda da zeytinliklerde madencilik yapılmasının önünü açarsak, bu maddeyi bu kanun metninden çıkarmamızın hiçbir esprisi kalmaz.

Bende bir muhalefet şerhi vardı, bütün komisyon üyelerine dağıttım. Bu konuyla ilgilenen arkadaşlarım da bilir; zaten, benim muhalefet şerhimde de var; bu konularla ilgili, Anayasaya aykırılığı, Adalet ve Kalkınma Partisinin iki milletvekili de, zamanında başka bir siyasî partideyken beyan etmiş; bu kanun yeni bir kanun değil. Peki, bu çekingelerin hangisini giderebildik; 2 tanesini. Onun da -söylüyorum- Orman Kanununda ve Mera Kanununda önünü açıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu ülke hepimizin. Ben, madencilik faaliyetlerinde, özendirmek için, bir çevre teşviki konulmasından yanayım; Türkiye bunu tartışmıyor. Maden sahasının çevresel düzenlemesini yapmış, işlettikten sonra dahi çevresel düzenlemesini tamamlamış insanlara da teşvik verelim, ödüllendirelim, çevresel etkilerde kriterler koyalım.

Bir tedirginliğimiz daha var: Yönetmeliğe çok fazla atıfta bulunduk; haa, yarın gelecek tasarıdaki gıdayla ilgili yönetmelik kadar değil. Orada, 28 aktif madde var, 24'ünü arkadaşlar yönetmeliğe bırakmışlar. Böyle bir kanun görmedim ben Türkiye Büyük Millet Meclisinde, onu yarın konuşacağız; ama, burada da birçok şey yönetmeliğe bırakılmış. Biz diyoruz ki, yönetmeliklerle çözümlenmez mi, her şey kanunda mı belirtilir; hayır, belirtilmez. Birçoğu belirtilmiş diyor. Bakın, bu önünüzdeki kanunu inceleyin, ne kadar açık bölümler var. Bunu, şunun için söylüyorum: Yarın, Gıda Kanunu geldiğinde ben burada söz alacağım. Bir de Gıda Kanununa bakın; tanımlama yapmadan, yönetmeliğe atıfta bulunmuş ister istemez -dikkatinizi çekmek için söylüyorum- o kanun geldiğinde hep birlikte bakacağız.

Değerli arkadaşlar, mutlaka, devletin kurumlarında yönetmeliği hazırlayanlar da bu ülkeyi sevenlerdir; ama, ben, vatandaşımın, kendimin, çocuklarımın, ülke ekonomisinin korunduğunu hissetmek istiyorum. Sizler de bizim çekingelerimizi dikkate alarak, Sayın Bakanım da, lütfen, bu kanun üzerindeki görüşlerimizi, kanunun görüşülmesi sırasında dinlesin, birlikte yapalım.

Bir de, çok kısa şunu belirteyim: "Üst üste ruhsat verilmez" bölümü var. Madencilerimiz verilsin istiyor. Maden İşleri bunun üstesinden gelebiliyorsa -orada bir kargaşa olur diye kafamız karışıktı- bunu da yapalım, madencilerin önünü açalım; ama, eğer boru koruyabiliyorsak açalım -aynı alanda bor işletemesinler, kendi tesislerinde buldularsa- boru koruyabiliyorsak onun da önünü açalım; bu insanlar da rahat etsin. Stratejik maden arkadaşlar; bugün Irak'ta petrol neyse, yarın dünyada bor o kadar önemlidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Tacidar Seyhan (CHP, Adana). “Maden kan.ve bazı kan.değ.yap.ilişkin kan.tas”. TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim tutanağı, 26 Mayıs 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/tacidar-seyhan-22-2004-05-26-maden-kan-ve-bazi-kan-deg-yap-iliskin-kan-tas (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
