# Devlet memurları kanunu ve türkiye cumhuriyeti emekli sandığı kanunu ile diğer bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.827)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Tacidar Seyhan (CHP, Adana)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 69. Birleşim
- **Tarih:** 10 Mart 2005
- **Gündem:** DEVLET MEMURLARI KANUNU VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ EMEKLİ SANDIĞI KANUNU İLE DİĞER BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.827)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/tacidar-seyhan-22-2005-03-10-devlet-memurlari-kanunu-ve-turkiye-cumhuriyeti-emekli-sandigi-kanunu-i

> Tacidar Seyhan (CHP), 10 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 69. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DEVLET MEMURLARI KANUNU VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ EMEKLİ SANDIĞI KANUNU İLE DİĞER BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.827)); konuşma 1.623 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA TACİDAR SEYHAN (Adana)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İlgili madde, 2985 sayılı Toplu Konut Kanunuyla ilgili bir madde. Bu maddede yapılmak istenen, sözleşmeli personeli SSK kapsamından alıp, Emekli Sandığı Kanunuyla ilişkilendirmek; yapılan bu, gayet basit. Bu, paralellik sağlamak amacıyla yapılıyor; çok doğru bir karar.

Tabiî, içerik olarak şöyle bir bilgi de var; bu kanun tasarısı 3 kişiyi ilgilendiriyor, sadece 3 kişi başvurmuş. TOKİ'ye bağlı olarak çıkan bir kanun olduğu için 3 kişiyi ilgilendiriyor. Kanunun 3'ü, 2'si olmaz; eğer paralellik sağlanacaksa, böyle bir düzenlemeye ihtiyaç var; arkadaşlar da bunu yerine getirmişlerdir, son derece olumlu bir madde. Bunun için çok teşekkür ediyorum.

Bunu, şunun için açıkladım; gerçekten, bu madde üzerinde çok fazla mütalaa edeceğimiz bir şey yok; fakat, buna paralel olarak yapılan bazı şeyleri, sayın bakanlarımız da burada iken -Sayın Unakıtan'ı da burada gördüm, Sayın Babacan'ı da burada gördüm- genel anlayışı bir değerlendirmeye çalışacağım; mademki böyle bir anlayışımız var, Türkiye'de sorun çözeceğiz.

Dünden beri konuşuluyor; dün, Sayın Unakıtan'dan gelen ilk beyan şu idi: "Cumhuriyet Halk Partisi, özelleştirmeye karşı olduğu için, geçmişe dönük alışkanlıklarından dolayı burada muhalefet yapmaya devam ediyor" Yani “özelleştirme gerek; devletin durduğu yeri iyi belirleyin" diyor bize. Ben de diyorum ki, aynen doğru.

Arkadaşlar, bu ülkede yapmamız gereken en önemli şey, devletin durduğu yeri iyi belirlemek.

Peki, iktidar ne yapıyor burada; iktidarın ölçeği kaçtı. Teker teker açıklayacağım şimdi size. Sayın Babacan'ın, devletin durduğu yeri belirlediği kriter farklı, Sayın Unakıtan'ın farklı, Sanayi Bakanının farklı, Enerji Bakanının farklı. Böyle bir hükümet olur mu?!

Bakın, Sanayi Bakanlığından başlayayım. "Devlet özelleştirme yapsın, yükünü üzerinden atsın" diyor, oraya müdahale etmeye çalışıyor.

Arkadaşlar, özelleştirme için dünyada çok önemli bir kriter var; işi kimin yaptığını hedef alamazsınız, işin niteliğini hedef alabilirsiniz. Türkiye'de en büyük problemimiz, işin niteliği konusunda sistem tıkanmış, çözülmüyor; özel sektör de yapsa, rekabet gücümüzü kaybetmişiz. Meseleye buradan yaklaşmak lazım.

Siz, teknolojik gelişmeyi sağlayacaksınız, ar-geye öncelik vereceksiniz, kurumlarınızı, kurullarınızı çalıştıracaksınız, rekabet edecek düzeye getireceksiniz, devletin üstünden yükü alacaksınız. Tabiî, özel sektörün üzerinden de alacaksınız. İşi kimin yaptığıyla ilgilenirseniz, bugünkü başımıza gelenler, gelmeye devam eder, bu, tekrar eder.

Bakın, özelleştirilen yerlere bakın -çok şeffaf bir şey söylüyorum- birçoğu zarar ediyor ya da kapatıldı. Ne fark etti arkadaşlar? Ülke ekonomisine katkı sağlayan bir tek şey söyleyin bana. Hangisinde çok büyük bir performans görüyorsunuz? Devlet, özelleştirdikten sonra bir de teşvik yasası çıkararak, o kurumları kurtarmak zorunda kalacaksa, Hazinenin bu yükün altından kalkması mümkün mü! Böyle bir özelleştirme anlayışı olur mu! Topyekûn yapılanmada, eğer siz, çağdaş, reformist bir ekonomik yatırım anlayışını benimseyemezseniz, Türkiye'de sanayileşmede gerçekten ülkenin ihtiyacı olan öncelikli yatırımları belirleyemezseniz, istediğiniz kadar özelleştirin, bu ülke yeniden kaynak sıkıntısına girer.

Şimdi, sonuçta, bu işlem... Niye bunun üzerinde duruyorsunuz diyeceksiniz değerli arkadaşlarım; olayın mağduru sistem olmalı; ama, olayın mağduru insan Türkiye'de. Şöyle bir bakın, siz de bölgelerinize gidiyorsunuz. Bu, siyasî olarak bir karşı çıkış değil tek başına. Bir manzarayı ortaya koymaya çalışıyorum, önünüze sermeye çalışıyorum. Sistem mağdur olması gerekirken, bir sistemi mahkûm etmemiz gerekirken, başka bir sisteme geçiş yapmamız gerekirken, biz, insanı mağdur ediyoruz. Allahaşkına, siz de grubunuzda tartıştınız, Tekelde ortaya çıkan bu durum, sistemin mağduriyeti mi insanın mağduriyeti mi?! SEKA'da ortaya çıkan durum, sistemin mağduriyeti mi insanın mağduriyeti mi? Hayır, sistem değişikliği yok, mağdur olan insan orada duruyor. Böyle sosyal devlet olmaz.

Değerli arkadaşlarım, Sanayi Bakanlığı, yine, devletin yerini belirlemeye çalışıyor. Bir yandan, Sayın Unakıtan diyor ki "özelleştirmeye öncelik verin, devleti bu işlerin içinden çekin." İşte, size, Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Kanununda yapılan... Sayın Başkan da orada oturuyor... Devlet ne yapıyor biliyor musunuz; devlet, denetleme yetkisini kullanıyor. Bu ülkenin başına ne geldiyse denetimsizlikten geldi. Sonuna kadar arkasındayız bunun. Ama, devlet, yönetime müdahale ediyor; sivil toplum örgütü statüsünde olan kuruluşların yönetimine müdahale ediyor arkadaşlar. O zaman ben şunu anlıyorum: Bir bakanlık, devletin durduğu yeri farklı şekilde belirleyip insana zarar veriyor, bir bakanlık da devletin gücünü olmaması gereken yerde kullanıp demokrasiyi yok edip orada kurullara zarar veriyor. Nasıl çıkacağız biz bu işin içinden?

Türkiye'de dün çıkan yasayı karşılaştırdım. Nereyle uyuşuyor biliyor musunuz; elimde ölçekleri var ve bunların temsil hakları var. Bizim yasamızın devletin bulunduğu yer açısından şematik olarak çıkarının uyuştuğu yerler, Malezya, Çin ve Zimbabve; uyuşmadığı yerler, Hollanda, İspanya, Fransa, Japonya ve saire. Biz yüzümüzü nereye döndük; üçüncü dünya ülkeleri olarak anılan Zimbabve, Boswana'ya mı allahaşkına?! Devletin, diktatörlükle yönetilen bir ülkede sivil toplum örgütüne bakış açısıyla buradaki bakış açısı bir olabilir mi?! Nasıl demokratikleşeceğiz biz?! Hadi denetleme yetkisini kullandınız, yönetime niye müdahale ediyorsunuz?! Kayıtlarına müdahale ediyoruz, onların sistemlerine müdahale ediyoruz.

Arkadaşlar, bu konuyu kısa kesip kapatacağım; fakat, hepinize bir şey söylemek istiyorum: Sivil özgürlüksüz siyasal özgürlük olmaz. Eğer sivil özgürlüğe dikkat etmezsek, bir gün buradaki özgürlüğümüzü kaybederiz.

Bu konuyu burada bitiriyorum.

Şimdi geldim Sayın Babacan'la ilgili konuya. Devletin durduğu yer...

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Niye bitiriyorsun, maddeyle çok ilgili.

TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Bu da onunla ilgili. Zamanı verimli kullanmak için onu bırakıyorum.

Değerli arkadaşlar, bakın, yine hükümetten söz ediyorum. Biri başka söylüyor, biri başka söylüyor. Dikkat ederseniz, on gün önce burada bir konuşmada Yenilenebilir Enerji Kanununu gündeme getirdim. Sayın Başkan da orada... Bu geldi Meclise, bekliyor on aydır; hükümetin tasarısı olarak geldi, oybirilğiyle komisyondan çıkardık, birinci sıradaydı, geçen yıl bekletildi, burada da üç aydır bekliyoruz. Enerji Bakanı "Meclisin gündeminde; biz bunu çıkarırız" diyor; ancak, konuyla ilgili sanayiciler, çıkması için, Sayın Babacan'a gidiyorlar, RESİAD yöneticileri "bu ülkede çağdaş bir enerji yatırım anlayışı için yenilenebilir enerjiye ihtiyaç var; Avrupa'da böyle, Asya'da böyle; siz bizi teşvik edin, Avrupa düzeyine çıkamazsak da yenilenebilir enerjinin bulunduğu yeri biraz artıralım" diyorlar. Sayın Babacan doğrular ya da yalanlar, gazetede çıktı; bir tekzibini görmediğim için doğru kabul ediyorum. Sayın Babacan "ben, BP ve Shell'in üst düzey yöneticileriyle görüştüm, Amerikan Enerji Ajansıyla da görüştüm; yenilenebilir enerji olayı çok önemli bir şey değil Türkiye için, daha önemli yatırımlar var, buna öncelik vermeye gerek yok dediler" diyor.

Şimdi, kim haklı? Türkiye'de yenilenebilir enerjiye ihtiyaç olduğunu söyleyen Enerji Bakanımız mı, yoksa "yenilenebilir enerjiye ihtiyacımız yok" deyip "bu tasarı hazineye yük getiriyor" diye Mecliste beklemesine neden olan Sayın Babacan mı?

Arkadaşlar, böyle hükümet edilir mi?! Yoksa, buna inanıp o kanunu buraya getiren, sekiz aydır, on aydır çıkmasını bekleyen Sanayi, Ticaret, Enerji Komisyonunun 24 üyesi mi haklı? Böyle bir yönetim anlayışı olur mu? Ne zamana kadara gideceğiz? Bu yasa kadük kalırsa bunun altından kalkmak mümkün mü?

Değerli arkadaşlarım, burada önemli olan şudur: Eğer bir şeyi yapmak istiyorsak dengeli yapacaksınız. Sayın Babacan "bu, hazineye yük getiriyor" diyorsa, hazineye yük getiren her şeyden kaçınsın. Biz, geçen hafta, yenilenebilir enerjiyi geriye atıp bekletirken, aynı zamanda, doğalgaza geçmiş olan, geçmişte birkaç aylık alacağı olan firmaları aniden, Meclisin gündeminde yokken, torba yasa demeyeyim ona da damdan düşen yasa gibi getirdik bir kanunun arkasına ekledik, hazineye 43 trilyon lira yük bindirdik.

Sayın Babacan, yani, 30-40 milyon dolarlık yenilenebilir enerji yatırımını hazineye yük olarak gördünüz de, 11 tane firmaya yüzde 100 sübvanse verilen, hatta, onların devlete olan borçlarının faizlerini yok yere affedip, piyasada, rekabet yerine rekabetsizlik yaratan yasada, 42 000 000 dolara karşılık verilen 43 trilyonluk sübvansiyonu hazineye yük olarak görmediniz mi?! Böyle bir şey olur mu?! Birini hak göreceksiniz birini mubah göreceksiniz. Ne iş yapıyorsunuz siz orada?! "Ben görmedim, ben bilmedim" diyemezsiniz. Hepsi bunun oldu; geçen hafta yaşandı. Birine bakarken, öyle bakacaksınız, birine bakarken, aman kardeşim hassasiyetinizi koruyacaksınız. Niye, kim demiş; Amerikan Enerji Ajansı. Hangi ülke bir başka ülkeye, kendi çıkarları doğrultusunda bakmaz değerli arkadaşlarım? Sayın Babacan bu ülkenin bakanı; bu ülkenin sanayicisini dinlemek zorunda. Hiçbirimiz, şirketlerin yöneticilerini referans olarak kabul edemeyiz. Biz, sadece, onlardan, ülkede, doğru, sağlıklı politika uygulamak için bilgi alırız. Sayın Bakanın durması gereken yer burası değerli arkadaşlar.

Sadece bununla bitiyor mu; bununla da bitmiyor arkadaşlar; çelişki devam ediyor. Çelişki, bir başka yönetim anlayışına yine sıçrıyor. Dikkat ederseniz, geçen hafta, bu kanunla birlikte görüştüğümüz kanunda, yine, enerji ihracatı için, devletin, Elektrik Üretim AŞ'ye yetki verilmesine yönelik bir karar çıktı. Burada, Adalet ve Kalkınma Partisinin değerli üyeleriyle de konuştum. Diyorlar ki: "Burada da yük altına sokuyoruz devleti; siz neredesiniz?" Doğru söylüyorlar. Biz buradayız. Sayın bakanlar, siz neredesiniz? Getirin, beraber yapalım. Komisyonun önünden kaçırarak, bizim katkımızı yok sayarak, Türkiye Büyük Millet Meclisini, keyfiyete dayalı, aniden, aşağıdan getirilen yasalarla, günübirlik işleyişe sokarak devlet yönetimi olabilir mi arkadaşlar?! Biz, devlet yönetiminde çok önemli şeyler bekliyoruz; en azından modern olsun istiyoruz, çağdaş olsun istiyoruz, şeffaf, saydam bir yönetim anlayışı istiyoruz; ama, yönetimi paylaşamasak da, yönetimde işimizi kolaylaştıracak yasal düzenlemeleri paylaşmayı bekliyoruz değerli arkadaşlar. Bir de, kızmadan, kırılmadan, incinmeden bize dönmenizi ve bizimle ülke meselelerini doğru dürüst tartışmanızı bekliyoruz. İşte, modern ve çağdaş devlet anlayışı budur. Eğer, komisyondan kaçırırsanız, bizim görüşlerimizi hiçe sayıp buradaki kararları keyfiyete dökerseniz, biz, nasıl siyasî iradeyi burada temsil edeceğiz?!

Devlete kazanç sağlayabilecek bir dolu gelir var. Sayın Şener de buradaydı; on gün bir şeyi tartıştı, enerji ajansları kuruluyor. Bu ajanslara Dünya Bankasından 90 000 euroya kadar yardım yapılıyor. Bu kanunu çıkarın dedi oda başkanlarımız, devletin üzerinden yükü alır dedi; ama, Sayın Bakan, on aydır, ne komisyon gündemine getirdi ne Meclis gündemine getirdi. Kullanmadığınız para gitmiş sayılıyor. Bir yandan bu ülkeye kaynak aktarmaya çalışıyorsunuz, bir yandan bu ülkeye aktarılacak kaynakların önünü kesiyorsunuz. Ben size anlatmayacağım, kime anlatacağım bunu arkadaşlar?! Hakikaten, hiç mi çelişki yok?!

Torba yasa diyorsunuz; torbalamaya ne gerek var?! Ayırın ayırın, millet menfaatına olan yasaları arka arkaya geçirelim. Var mı olumsuz bir şey?!

Çok Değerli Başkanımız orada duruyor; ne zaman komisyonda tıkadık, ne zaman yardımcı olmadık, ne zaman ölçtük bunu?! Bizim de yüreğimiz insan sevgisiyle, ülke sevgisiyle dolu. Biz de sorumluluğumuzu kullanmak istiyoruz; ama, her şeyden önce, vatandaşın önüne çıktığımızda, alnımız ak, gönlümüz rahat gitmek istiyoruz. Siz, bu işlemler yapılırken, neden sustuğunuzun cevabını rahat vermek istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen tamamlayın efendim.

Buyurun.

TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Tamamlıyorum efendim.

Modern olacaksınız, esnek olacaksınız, liyakat sahibi insanlarla devleti donatacaksınız, etik ve estetiğe direkt bağlı olacaksınız; ama, devlet yönetecekseniz, her şeyden önce kararlı olacaksınız, devlet adamı ciddiyetinde olacaksınız. Bunu yapmazsak, ülke de sıkıntı çeker, biz de sıkıntı çekeriz değerli arkadaşlarım.

Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Tacidar Seyhan (CHP, Adana). “Devlet memurları kanunu ve türkiye cumhuriyeti emekli sandığı kanunu ile diğer bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.827)”. TBMM Genel Kurulu, 69. Birleşim tutanağı, 10 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/tacidar-seyhan-22-2005-03-10-devlet-memurlari-kanunu-ve-turkiye-cumhuriyeti-emekli-sandigi-kanunu-i (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
