# Esnaf ve sanatkarlar meslek kuruluşları kanun tasarısı (s.s.851)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Tacidar Seyhan (CHP, Adana)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 99. Birleşim
- **Tarih:** 17 Mayıs 2005
- **Gündem:** ESNAF VE SANATKARLAR MESLEK KURULUŞLARI KANUN TASARISI (S.S.851)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/tacidar-seyhan-22-2005-05-17-esnaf-ve-sanatkarlar-meslek-kuruluslari-kanun-tasarisi-s-s-851

> Tacidar Seyhan (CHP), 17 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 99. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ESNAF VE SANATKARLAR MESLEK KURULUŞLARI KANUN TASARISI (S.S.851)); konuşma 1.460 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA TACİDAR SEYHAN (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Komisyonumuzda uzun bir dönem görüşülen ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesine devam edilen bu kanun, gerçekten, esnafın elli yıldır beklediği bir kanun. Bizim de arzumuz, bir an önce çıkarılmasıdır. Her ne kadar bizler komisyonda, bu konuda mutabakat içerisinde olsak da, kanunun geldiği noktada ciddî çekingelerimiz var. Bu maddeden kaynaklanarak genele bakıp çekingelerimizi sıralamak istiyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu kanunda, süreci demokratikleştiren birdolu madde var. Bunu bir kere bir kenara koymak lazım. Bu bir devrim midir; hayır, bir gelişmedir. Ancak, bu kanunda ciddî aksaklıklar var. Örneğin, üyelik kaydı. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinde de bu üyelik çok tartışıldı, ama, bugünkü yönüyle üyeliklerin bakanlık tarafından kayıtta tutulması, merkezî bir veri tabanının oluşturulması, üyeliklerin sağlıklı işlenmesi açısından zaruret görünüyor. Bu neden yapılıyor; hem istatistiksel anlamda bunun bir önceliği olması lazım. Kaç esnafın, hangi grubu temsil ettiği söz konusuysa, onu burada bilmek mümkün, kaç kişi çalıştırıyorsa bilmek mümkün, kimlerin, hangi meslek gruplarının ne kadar üyeyle katıldığını bilmek istiyorsak mümkün; ama, öncelikle burada yapılması istenen, sağlıklı, huzurlu, adil bir temsil ortamının yaratılmasıdır. Yani, üyelikler Bakanlık tarafından gönderilecek, kongreler o üye listesine göre yapılacak. Keyfî üyelik ve yasadışı üyelik kayıtlarının da önüne geçilecek.

Bunların hepsi tamam değerli arkadaşlarım, bunun hepsini kabul ediyoruz. Kimse, bir üyeliğin... Siyasî partiler de dahil, onlar da şeffaf olmak zorunda; ama, bizim, dikkat ederseniz, Siyasî Partiler Kanununda da yapılmasını istediğimiz şey, üyelik kanununun, daha doğrusu üyelik kaydının hâkim kontrolünde yapılması; böyle bir demokratik talep var. Eğer, bu işi hukuka yönlendirirseniz, hukukun yaptığı üyelik işlemi size güven verir; ancak, siyasî bir merci bu kayıtları tutar ve denetlerse, bu demokratik oluyor anlamına gelmez.

Dünyanın hiçbir yerinde -yine araştırdım- acaba, bakanlık tarafından üye kayıtları tutulan ve merkezî yapı elinde bulundurulan ülkeler var mı diye şöyle bir baktım, hiçbir ülke göremedim; bir tek bizde.

Bu kanundaki en büyük eleştirim, devletin bu örgütlere gereğinden fazla müdahaleci olmasıdır değerli arkadaşlarım. Bunlar, Türkiye'nin her yerinde faaliyet gösteren sivil toplum örgütleridir. Onların yönetim biçimine, onların üye kayıtlarına, onların kendi finansal yapılarının kullanılmasına yönelik devletin yaptırım gücünü oradan çekmezseniz, demokratik kitle örgütü olma niteliğinden onu çıkarırsınız; buradaki tehdit budur.

Daha önce bunu komisyonda da tartıştık. Sayın Bakan, komisyonda -Müsteşarım da aynı şekilde cevap verdi- evet, devlet müdahalecidir burada, eski kanundan daha fazla yer almaktadır, hakkını kullanmaktadır. Denetleme aşamasındaysa, eğer, devletin görevi denetim yetkisi sınırları içerisindeyse, biz, buna "evet" diyoruz; Türkiye'de denetimsiz hiçbir kurum kalmasın; ama, devletin görevi, idarî ve yönetsel kademelerde kendi siyasal yapısını egemen kılmaksa ya da o yapıyı egemen kılabilecek yetkilerle devleti donatmaksa, o zaman iş demokrasiden çıkıyor; o zaman, devlet ve örgüt kalıyor, devlet tarafından kontrol edilen bir örgüt kalıyor. Siz, Bakanlık da olsa, feshetme yetkisini, görevden alma yetkisini, üyelerin blokajını, üyelerin denetlenmesini üstlenirseniz, bu kurumu bunun dışında bırakırsanız, bu tavırda demokrasiden söz edilemez değerli arkadaşlarım.

Bir sonraki maddede bu yine konuşulacak, değerli arkadaşlar. Söyledim, bizim şu andaki yapılanmamız -konfederasyon, federasyon vesaire- eskiden gelen bir yapı; ama, devletin bulunduğu konuma bakarsak, devlet, hiçbir yerde, çok küçük ülkeler dahil, kitle örgütlerinin bu yapısına müdahaleci olmamış; hiçbir ülkede bir standart yok tabiî ki; her ülke, kendi esnaf ve sanatkarını hemen hemen ayrı ayrı şekilde görüntülemiş ve örgütlemiş; fakat, bunların ortak bir yanı var; devlet müdahalesinden uzaklar, kendi özerk, özgün yapısı içerisinde sorunlarını hallediyorlar; ama, biz, bu kanunla müdahaleci oluyoruz. Değerli arkadaşlar, bu kanunun en büyük eksikliği burada; bizim tartışmamız gereken asıl mesele buydu. Eğer, Avrupa Birliği müzakereleri başlarsa, ki, arkadaşlar "biz, Avrupa Birliği müzakerelerinin başlayacağını görerek belli yerlerden görüş aldık" diyorlar, değerli arkadaşlar, önümüzdeki yıl biz bu kanunu bir daha değiştiririz. Hiçbir zaman müzakerelerde önümüze koyulacak standart ile şimdiki kanun yapısının bağdaşmasını sağlayamayız; bu doğru değil.

Değerli arkadaşlarım, önemli bir engel de şurada: Hadi burada demokrasi ve denetim diyorsunuz; bakın, düşünün, siz, siyasî partilerde bir genel başkana gidip de "ilçe başkanı ol, ondan sonra gel genel başkan ol" diyebilir misiniz; diyemezsiniz. İlçe başkanı olmayana, il başkanı olamazsın diyebiliyor musunuz; hayır. İl başkanı olmayan, parti meclisinizde, yürütme kurullarınızda görev alamıyor mu; alır. Bu, seçme, seçilme hakkıdır. Neden alır; o partinin üyesiyse, ona, doğal delegelik verilir ve aday olma hakkı verilir. Bu kanunla, yapılacak düzenlemeyle, siz diyorsunuz ki: "Genel başkanım, sen, git, önce ilçe yöneticisi ol, sonra il yöneticisi ol, sonra gel, genel başkanlığa aday ol." Aman canım, o, siyasî partideki örgütlenme, bu esnaf odasındaki örgütlenmeyle karşılaştırmayın diyemezsiniz. Zaten, Sayın Bakan da demiyordu; federasyon başkanlarına, konfederasyon başkanlarına doğal delegelik verilmesini o da tasvip ediyordu; ama, bu kanun onu elinden alıyor.

Değerli arkadaşlar, deniliyor ki kanunda, eğer, kendi odasından seçilemezse, konfederasyon başkanlığına aday olamayacak. Niye, değerli arkadaşlarım?! Siz, bir konfederasyon başkanına, hangi demokratik anlayış çerçevesinde, git, kendi odanda seçime gir, oradan seçil de gel diyorsunuz. Böyle bir şey var mı?! Aday olmak herkesin hakkı. İnsana adaylık hakkını veren, üyeliktir. Ben, Cumhuriyet Halk Partiliyim. Cumhuriyet Halk Partisinde aldığım görevlerden çok, Cumhuriyet Halk Partisinin bir üyesi olmakla kendimle gurur duyuyorum ve onun üyesi olmak bana bu hakkı veriyor. Koşullar koyabilirsiniz, standartlar koyabilirsiniz; ama, bir seçimin galibi ol, gel diyemezsiniz; bu, son derece yanlıştır, düzeltilmesi gerekir. Doğal delegeliği kaldırarak, siyasî partilerin genel başkanlarını da, diğer kurumlarda görev alan, bakın, odalarda da, hiç kimseye, siz, mühendis odalarında, yönetim kurulu üyesi olmazsan, gel, başka bir şey olamazsın diyebiliyor musunuz; hayır, yok böyle bir şey arkadaşlar. Eski köye yeni âdet derler ya, yeni âdet getiriliyor. Bu, hakkanî değildir, akılcı değildir; tez elden bunun düzeltilmesi lazım. Sayın Bakanımdan, yetkili arkadaşlardan rica ediyorum; bu doğal delegeliği kanuna koyalım.

Bir köklü anlaşmazlığımız daha vardı, o anlaşmazlık da geçti. Deniliyor ki, siz, taksinin sahibi ile taksiyi kullanan kişiyi aynı kefeye koyuyorsunuz. Özellikle biz bu konuda çok ciddî eleştirildik. Neden taraf olduğumu sizlere anlatmaya çalışıyorum.

Değerli arkadaşlar, bir kere, bu insanların sosyal güvencesi var. Bu insanlar, o odanın kayıtlı üyesi. Siz, şimdi, bu kayıtlı üyelere, bundan sonra bizim üyemiz değilsiniz derseniz, onların kazanılmış haklarını ellerinden alırsınız. En büyük haksızlık bu. Türkiye'de hangi grupta, hangi anlayışta kazanılmış hakların ihlali var, söyler misiniz?! Yargıda var mı böyle bir şey, yargının bir tek kazanılmış hak ihlalini kabul ettiğini gördünüz mü; yok. Doğru, yanlış; ayrıca tartışacağız; ama, şu ana kadar olanlar kazanılmış hak. Müktesep haktan yararlandırılmalıydı. Deniliyor ki, bunlar çalışan; eğer şoför çalışan ile atölyede çalışanları ayırırsanız, ikilik yapmış olursunuz.

Bakın arkadaşlar, buradaki fark şu: Şoför bir arabada çalışıyor. Onun işyeri, araçtır; ama, bir atölye, bir üretim merkezi, teknolojik yapısıyla, üretim yaptığı, işlev yaptığı işkoluyla hem istihdam açısından hem de ortaya çıkardığı üretim açısından bir başka temeli teşkil ediyor. Burada, sadece bir hizmet sektörü var. Hizmet sektörü olduğu için, bugüne kadar Bağ-Kurdan yararlandırdığınız insanlara, sen artık Bağ-Kurlu bile olamazsın derseniz, o insan, sosyal adalet duygusunu kaybeder; çünkü, o, kazanmış; o, o vasıfla üye olmuş; o, o vasıfla kendi kimliğini kazanmış ve demiş ki, ben sosyal güvencemi burada yaptığım şoförlükle sağlayacağım.

Şimdi biz, bu kanunda, bir maddede değişiklik yaparak, bu insanlara dedik ki;senin üyelik hakkını elinden alıyorum; bir. Bu insan sayısı 1 000 000 değerli arkadaşlarım, bu şoför sayısı 1 000 000... 1 000 000'a yakın insanın üyelik hakkını elinden aldık, sen Bağ-Kurlu olamazsın dedik. Peki, karşılığında ne diyoruz: "Bağ-Kurlu olamıyor; ama, SSK'lı olma hakkı var; o da gitsin, taksinin sahibine kendini sigortalattırsın." Taksiyi alıp çalıştıranın her hakkı var; onun içerisinde hizmet üretenin hiçbir hakkı yok!..

Şimdi, değerli arkadaşlarım, saat ücretli çalışan şoförleri düşünürseniz, çoluk çocuğunu Bağ-Kurdan aldığı sağlık hizmetine bağlamış insanları düşünürseniz, bugünden sonra eğer patronu sigortalamazsa, bizler o insanların çoluğunu çocuğunu nasıl tedavi ettireceğiz; nasıl sağlık hizmetlerinden yararlandıracağız?! Peki, onu da bir kenara bırakın; bugüne kadar kendini öyle kabul etmiş insanlara sen bu değilsin nasıl diyeceğiz?! Hangi demokraside bunun yeri var?! O zaman, deniliyor ki, madem şoförleri yapıyorsunuz, diğer yerlerde çalışanları da, atölye sahibini de, çalışanı da odaya kaydedin.

Değerli arkadaşlar, söylediğim gibi, oradaki üretim ile taksideki hizmet anlayışı farklı şeyler; ikisinin üretim şekli, ortaya konuş biçimi farklı. O insanlara daha önce de vermemişsiniz; ama, verilmesi gereken gruplar var. Teknik eğitim almış arkadaşlarımızın odada kayıtlı olmaları gerekir, meslek gruplarına göre kayıtlı olmaları gerekir, kendi odalarının bulunması gerekir. Biz, onu, bu kanunda tanımlayamıyoruz. Bu, bir eksiklik; ama, bu eksiklik, her meslek grubundaki her çalışanın odanın birer üyesi olacağı anlamına gelmez. Bakanlık buna bir kriter getirmeli, bir belge düzenlemeli, demeli ki, bundan sonra odaya kayıt koşuluna bakanlıktan alınacak hizmet belgesiyle kavuşulur demeli; kendi kontrolüne almalı; her ehliyet alanın şoförler odasına kaydının sisteme bağlanmasının önünü açmalı, değerli arkadaşlar. Geçimini şoförlükle sağlıyor, bunun işi budur diyebiliyorsa Bakanlık veya odanın o ildeki hizmetlileri, memurları diyebiliyorsa, biz, bunun odaya kaydına niye engel olalım. Hangi demokrasi bu?! Engellerken demokrasiye bir sekte vuruyoruz, bir de reddederken vuruyoruz. 1 000 000 insanı reddetmenin hesabını ben vicdanımda veremiyorum; veremem de. Bu insanları, yeniden müzakereyle, kendi odalarına kavuşturmalıyız. Tekrar ediyorum arkadaşlar; biz, kanuna, olmayan bir maddeyi koymuyoruz. Benim derdim, 1 000 000'a yakın insanın elinden bir hak almaya çalışıyoruz. Onlara, sağlık örgütünden yararlanma haklarını ve kazanılmış haklarını geri verelim. Zaten onlar bunun üyesi. Kimseyi ait olduğu yerden uzaklaştırmak...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Tacidar Seyhan (CHP, Adana). “Esnaf ve sanatkarlar meslek kuruluşları kanun tasarısı (s.s.851)”. TBMM Genel Kurulu, 99. Birleşim tutanağı, 17 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/tacidar-seyhan-22-2005-05-17-esnaf-ve-sanatkarlar-meslek-kuruluslari-kanun-tasarisi-s-s-851 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
