# Türkiye cumhuriyeti hükümeti ile avrupa uzay ajansı arasında dış uzayın barışcıl amaçlarla incelenmesi ve kullanılması konusunda işbirliği anlaşmasının onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun (s.s908)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Tacidar Seyhan (CHP, Adana)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim
- **Tarih:** 23 Mayıs 2006
- **Gündem:** TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE AVRUPA UZAY AJANSI ARASINDA DIŞ UZAYIN BARIŞCIL AMAÇLARLA İNCELENMESİ VE KULLANILMASI KONUSUNDA İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN (S.S908)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/tacidar-seyhan-22-2006-05-23-turkiye-cumhuriyeti-hukumeti-ile-avrupa-uzay-ajansi-arasinda-dis-uzayi

> Tacidar Seyhan (CHP), 23 Mayıs 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE AVRUPA UZAY AJANSI ARASINDA DIŞ UZAYIN BARIŞCIL AMAÇLARLA İNCELENMESİ VE KULLANILMASI KONUSUNDA İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN (S.S908)); konuşma 1.459 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA TACİDAR SEYHAN (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabiî, cumhuriyetten bu yana, havacılık ve uzay konusunda, Türkiye, birçok şey yapmaya çalıştı; ancak, Mustafa Kemal "istikbal göklerdedir" demesine rağmen, Türk Hava Kurumu dışında, havacılık alanında faaliyetleri desteleyecek bir kurum, maalesef kurulamadı.

Gerçekten, bugün, çok özlediğimiz uzay kurumu, gündemde olmasına rağmen, ne geçmiş hükümetler döneminde ne bu Hükümet döneminde gündeme alınmadı. Eğer, siz, uzay kurumunu kurmazsanız, bu işbirliği, işbirliği olmaktan çıkar değerli arkadaşlar. Neden çıkarı da size anlatmak istiyorum.

Bakın, ben, uzay konusunda 10 kişiye sordum uzay deyince aklınıza ne geliyor dedim; çok acıdır, 4 tanesi "Mustafa Topaloğlu" dedi, 5 tanesi "ufo" dedi, 1 tanesi "karadelik" dedi. Demek ki, biz, yeterli bilgilendirme yapamamışız. Bu, biraz kara mizah oldu; ama, hakikaten gülünecek bir şey.

Değerli arkadaşlar, bir işbirliği nasıl olur: Teknolojik açıdan, sınaî açıdan bir dengeniz olur; ar-ge'niz, yüksek teknolojiniz, rekabet gücüne ulaşacak dengede olur; bir işbirliğine girersiniz ve o işbirliğinde kendi teknolojik birikiminizi farklı teknolojik bilgilerle özdeşleştirir, bir çalışma yaparsınız. Bu, karşılıklı bilgi transferidir, bilgi işlemedir, bilgiyi öne çıkarma, bilgi yönetmedir; ama, sizin bir birikiminiz yoksa, siz uygulayıcı olmaya mahkûmsunuz. Bu know how da değil.

Elbette, biz, bu tasarıya karşı değiliz. ESA, ABD'den sonra dünyadaki en güçlü ikinci kuruluş. Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliğiyle organik bir bağı yok bu kuruluşun; ancak, 13 Avrupa Birliği ülkesi ve ayrıca Avrupa Birliğine üye olmayan 2 ülke bu kuruluşun temsilcileri, üyeleri arasında. Türkiye'nin de, bu işbirliğine gitmesi zarurîdir; ancak, Türkiye'nin burada zarar görmemesi için çok ciddî çalışmalar yapması lazım.

Bakın -bu kanun çerçevesinde- sismolojik araştırma yapmak için bu kanun çok önemli; bu, bir. İkincisi, yeni enerji kaynaklarının tespiti; üçüncüsü, telekomünikasyon; dördüncüsü, uydular. Genel çalışma alanı içerisinde bu var. Bir; telekomünikasyonu, maalesef, özelleştirdik gitti. Telekomünikasyonun uydularının da, çok yüksek ücretlerle Türkiye tarafından kiralandığını biliyoruz. Sismolojik araştırmaya baktığımızda, biz, daha çok denizlerimizde ve karada bu araştırmaları yapıyoruz. Ama, uydular vasıtasıyla yapılan ve Türkiye'yi de çok ilgilendiren bir diğer araştırma daha var; Türkiye'de jeofizik etüdü yapılıyor; yani, Türkiye'deki maden kaynakları, Türkiye'deki petrol rezervleri, artık, uzaydan fotoğraflarla tespit ediliyor; mümkün olduğu kadar hassas fotoğraflar alınarak, yanılgı payı yüzde 10'lara kadar düşürülüyor değerli arkadaşlar. Böyle bir dünyada bizim yapmamız gereken şu: Öncelikle, enstitü niteliğinde değil, bir uzay kurumunun, araştırma geliştirme niteliğinde kurulması şart. Türkiye de, uzay kurumu, ESA'yla bu ilişkileri, bu örgütlenmeleri sürdürürken, yapması gereken bir diğer şey de, özel sektörü ve üniversiteleri bu çalışmaların içerisine katmak. Türkiye, şimdi, sadece TÜBİTAK'la giriyor buna. Türkiye Bilimsel Araştırma Kurumunun bugüne kadar yapmış olduğu çalışmaları hiç yadsımıyorum ve küçümsemiyorum, çok ciddî çalışmalar yaptı; inanın, savunma stratejisi konularında ve savunma araştırmaları konusunda öyle ciddî araştırmalar yaptı ki, elde ettiği sonuçlar, bugün, dünyayla baş edecek ölçüdedir; bunu geliştirmek lazım. Askerî sır niteliğinde olduğu için, neler olduğunu ben burada açıklamıyorum; ama, biliyorum ki, savunma alanında, dünyanın en ciddî araştırmalarını yapan ülkelerden biri konumuna getirdi bizi; bu bir başlangıç.

Eğer, siz, özel sektörü de, üniversiteleri de bu işin içine katmak istiyorsanız, önce, gayri safî millî hâsıladan ve genel gelirden ar-ge'ye ayrılan payı yükseltmeniz lazım. Bugün, ar-ge'ye ayrılan pay yeterli değildir arkadaşlar. Özel sektörün ar-ge'ye katılımı için, sınaî alanda bir teşvik sistemi oluşturmak zorundasınız; gerekirse, özel sektörün yapmış olduğu ar-ge yatırımlarını vergiden düşerek ya da onları, kamu kurumlarındaki ar-ge çalışmalarına dolaylı yoldan katarak, Türkiye'nin, hem uzay alanında çalışmalarını hem de yüksek teknoloji üretimi alanında çalışmalarını artırabiliriz.

En önemli konulardan biri de şudur değerli arkadaşlar: Yüksek teknoloji, maalesef, üretmiyoruz. Türkiye'nin, sanayide, bugün, içinden çıkılmaz bir konuma gelmesinin temel nedeni budur. Biz, 30 ton buğday ithal ediyoruz, yerine, çok küçük modüller alıyoruz, bilişim modülleri alıyoruz; yani, bir çiftçinin elindeki arazisine verdiği emeği, robot makineden çıkan küçük bir elektronik modülle eşdeğer hale getiriyoruz. Böyle bir ülkenin, millî gelirde Avrupa'yla dengeli bir gelir düzeyine ulaşması ya da sanayide Avrupa'yla rekabet edebilmesi mümkün değildir. Bunu yapabilmenin en güzel yolu, uzay araştırmalarının artırılması, ar-ge'nin geliştirilmesi, ar-ge geliştirildikten sonra ülkemizi yüksek teknolojiye kavuşturabilecek yatırımların, yatırım alanlarının oluşturulması şarttır.

Elbette ki, geçmiş hükümet dönemlerinde de, bu Hükümet dönemlerinde de, Türkiye'de teknoparklar kurulmuştur. Bu teknoparklarda, hem bilişim alanında hem yüksek teknoloji alanında değişik çalışmalar ve araştırmalar yapılmıştır. Bu araştırmalar çerçevesinde Türkiye'nin geldiği nokta, küçümsenecek bir nokta değildir; ama, şu anda bulunduğumuz durum, Avrupa'yla veya Amerika'yla rekabet düzeyi tartıldığında, hiç de iç açıcı değildir; sadece, Türkiye'yi bir üst noktaya taşımıştır; ama, bizim rekabet şansımızı, halen, yok konumda olmaktan bir türlü çıkaramamıştır değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlar, bir önemli konu da, ulusal yazılım. Eğer, siz, uzay ve uzay bilimleri konusunda bu ülkeyi ileri safhaya taşımak istiyorsanız, mutlaka, bu ülkenin ulusal yazılım ihtiyacını gidermek zorundasınız. Her yıl, milyarlarca dolar, sadece yazılıma para ödüyoruz ve Türkiye, kendi ulusal yazılımını geliştirmiyor. Hepimizin makinesinde Windows'lar, Excel'ler, Word'ler, bunlara paralel çalışan birçok paket programlar kullanılıyor. Bunların, güvenlik açısından ülkeye tehdit oluşturduğu açıktır. Her ne kadar bu yazılım programlarının kaynakları (source) Genelkurmay Başkanlığına verilse dahi, Türkiye, bir yazılım tehdidi altındadır. Hindistan, kendi ulusal yazılımını oluşturarak, yıllık yazılım ihracatını 6 milyar dolara çıkarmıştır; ama, Türkiye'nin bu alanda bulunduğu durum, bulunduğu nokta, gerçekten çok üzücü ve çok karamsardır. Her ne kadar, KDV'ler yazılım sektöründe düşürülmüş olsa dahi, önemli bir atılım yaratabilecek devlet teşviki olmadığından, yazılım sektörümüz, birkaç önemli firmanın yüklenmesiyle belli noktalara kadar ancak taşınabilmiştir.

Değerli arkadaşlar, bunu yapabilmek için, kamunun, stratejik açıdan -her ne kadar liberal ekonomiyi düşünse de- kendi yazılım firmalarını, kendi teknolojisini geliştiren firmaları da destekleyecek önlemler alması lazım; bunları yaşatmak zorundayız. Eğer, siz, kamu ihalelerinde kendi ulusal firmalarınıza öncelik tanıyamazsanız, eğer, siz, kamu ihalelerinde ihale şartnamesinde bir yabancı firmayı tarif ederseniz, ülkemizde yazılım yapan veya yüksek teknoloji üreten firmaların kendi ekonomileriyle kendilerini geliştirmelerinin önünde en büyük engel olursunuz; kamu eliyle sektör engellemedir bunun adı. Bu, çok teknik bir konu olabilir; ama, yalın anlatmaya çalışıyorum. Bu sektörlerin kendilerini geliştirebilmeleri için, mutlaka, kamuda, ulusal sanayiciye ve ulusal yazılım sektörüne özel bir alan ayrılması lazım. Sayın Başbakan, her defasında "yazılım sektörü ve ileri teknoloji alanlarında ulusal sanayici ve yatırımcı desteklenecektir, ulusal yatırımcı Türkiye'nin birinci tercihi olacaktır" demesine rağmen, biz, yazılım sektörünün büyük bir bölümünü yabancı firmalara bağlı kalacak halde yönlendiriyoruz, Türkiye'deki yazılım firmalarını sıkıntılı hale sokuyoruz.

Kaldı ki, uzay araştırmalarına şöyle bir göz atın. Girişte -uzaydan anladığımız söz konusu olunca- bir şey dikkatimizi çekti değerli arkadaşlar; artık, Türkiye'nin "uzay" deyince uçağın dışına çıkması lazım. Uzay, Türk Hava Yolları değildir. Uzay, F-16'lar değildir. Uzay, sadece yolcu taşımacılığı da değildir. Uzay, yerdeki teknolojinin uzaydan hareketlendirilebilmesi, yönetilebilmesidir. Uzay, yeryüzü ile gökyüzü arasındaki hem kimyasal hem sosyolojik hem yerküre açısından bilimsel değerlendirmelerin pekiştirildiği bir genel çalışma alanı olmalıdır. Uzay, ekonomimizin geliştirilebilmesi için insangücüne dayalı sektörler dışında, elektronik sektörlerin yönetilebileceği, yönlendirilebileceği, barışçıl amaçlarla insan yararını gözeten çalışmaların yapılacağı yegâne hedef olabilmelidir.

Uzay deyince, sadece cep telefonlarımızı algılıyoruz. Uzay deyince, sadece kablosuz interneti algılıyoruz. Uzay deyince, televizyonları algılıyoruz. Uzay, bunun dışında bir şeydir. Artık, yer kabuğuna yönelik her tür araştırma; deprem, sismik; her tür araştırma uzaydan yapılabiliyor. Bir tuşla, oturduğunuz yerin haritasını görebiliyorsunuz. Bir tuşla, sektörel yapılanmaları, turizm yoğunluğunu görebiliyorsunuz. Bir tuşla, tüm dünyadaki silahlanmaları, silahlanan bölgelerin konuşlandığı yeri görebiliyorsunuz ve bir tek tuşla dünyada istediğiniz yeri vurabiliyorsunuz. Hem güvenlik açısından hem ekonomik açıdan hem sosyal açıdan uzay dediniz mi, biraz durup geriye yaslanacaksınız. "Göklerin hâkimi dünyanın hâkimidir" demekle kalmayın; uzayın hâkimi dünyanın hâkimidir. İnsanlık için de kullanacaksak uzayda var olacaksınız. Silahlanma açısından yeryüzü kaynıyor; neredeyse, artık, uluslararası tekeller uzayı bir silah mezarlığı, silah yönlendirme mezarlığı haline getirdiler, deneylerin yapıldığı yerler haline getirdiler; ama, biz, uzayı bir dünyanın koordinasyon merkezi gibi görerek, barışçıl amaçlarla kullanılabilecek bir cennet, bir kaynak gibi değerlendirmek zorundayız, insanlığın yararına sunmak zorundayız. Bunu yapabilmek için dengeli işbirliği şarttır.

Bakın, dengeli işbirliği yoktur tezimi bir şeyle açıklayayım. Şimdi, biz, savaş uçaklarında yıllardır bağırdık; F-16'ların modernizasyonu, F-16'ların imal edilmesi, Türkiye'de yapılması falan filan... Arkadaşlar, bu saydıklarımızın hepsi hikâye. Yabancı şirketler, çantasıyla geliyor, F-16 montajını yapıyoruz, çantasını alıp gidiyor ne teknolojimiz var ne teknolojiye katılımımız var. Ne de bundan bir know how almışız biz; böyle bir şey yok. Elbette Türkiye'de yapılması iyidir, bazı parçaların üretilmesi iyidir; ama, bu, teknolojiyi aldığımız, algıladığımız anlamına gelmez. Onu anlatmaya çalışıyorum. Teknolojiyi algılayabilmenin tek yolu, ar-ge'yle teknolojiye ulaşmanızdır. Hâlâ Türkiye'nin önünde bir tıkanıklık var. Sanki, teknolojiyle iktidarlar küsmüş, teknolojinin önünü tıkamış. Hâlâ Türkiye'de bir ithalat açığı varsa, bunun nedeni, yüksek teknolojiye ulaşamamaktır. Siz, yüksek teknolojiye ulaşmadığınız sürece, yurt içinde hangi ekonomik, sosyal, kültürel tedbirleri alırsanız alın, hangi reformları uygularsanız uygulayın, bu ülke, ithalat-ihracat arasında ciddî bir açık vermeye devam edecektir.

Değerli arkadaşlar, buradan, ilgili Bakanlığa seslenmek istiyorum: Lütfen, bu uzay kurumunu kurun, Türkiye'de ar-ge'yi destekleyin, kamu kurumlarındaki payı artırın, özel sektöre ar-ge teşviki verin -önerilerimi sıralıyorum- uzay araştırmaları yapan bütün kuruluşların vergilendirmelerini yeniden gözden geçirin; özel sektör, üniversiteler, TÜBİTAK ve diğer kamu kuruluşları arasında, uzay teknolojileri arasında işbirliği yapacak yeni bir kurumsal düzenleme kurun; bunu organize edecek kurum olarak da, Türkiye uzay kurumunu bir an önce var edin. Eğer Türkiye uzay kurumu kurulmazsa, biz, önümüzdeki dönemler, önümüzdeki yıllar bunu konuşmaya devam edeceğiz; fakat, çocuklarımız da, buradan gelen malî ve sosyal yükün faturasını ödemeye devam edecek.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Tacidar Seyhan (CHP, Adana). “Türkiye cumhuriyeti hükümeti ile avrupa uzay ajansı arasında dış uzayın barışcıl amaçlarla incelenmesi ve kullanılması konusunda işbirliği anlaşmasının onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun (s.s908)”. TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim tutanağı, 23 Mayıs 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/tacidar-seyhan-22-2006-05-23-turkiye-cumhuriyeti-hukumeti-ile-avrupa-uzay-ajansi-arasinda-dis-uzayi (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
