# Muhsin yazıcıoğlu ve 5 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazası hakkında (s.s.700)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Tacidar Seyhan (CHP, Adana)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim
- **Tarih:** 7 Nisan 2011
- **Gündem:** MUHSİN YAZICIOĞLU VE 5 KİŞİNİN HAYATINI KAYBETTİĞİ HELİKOPTER KAZASI HAKKINDA (S.S.700)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/tacidar-seyhan-23-2011-04-07-muhsin-yazicioglu-ve-5-kisinin-hayatini-kaybettigi-helikopter-kazasi-h

> Tacidar Seyhan (CHP), 7 Nisan 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MUHSİN YAZICIOĞLU VE 5 KİŞİNİN HAYATINI KAYBETTİĞİ HELİKOPTER KAZASI HAKKINDA (S.S.700)); konuşma 1.934 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA TACİDAR SEYHAN (Adana) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Sayın Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazasının kurtarma çalışmaları ve bu çalışmaların tüm yönleriyle araştırılması yönünde kurulan komisyon raporu üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle Büyük Birlik Partisinin çok değerli Genel Başkanı Sayın Muhsin Yazıcoğlu’na ve hayatını kaybeden diğer arkadaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz, ailelerine sabır diliyoruz.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak her konuda olduğu gibi bu konuya da çok önemle baktık değerli arkadaşlarım ancak gördüğümüz genel kanaat, maalesef Türkiye’de arama kurtarma çalışmaları konusunda çok ciddi bir zafiyetin olduğudur, kurumsal zafiyetin olduğudur, bu sorumluluğun taraflarının belli olmamasıdır, buradaki yetkilerin doğru belirlenmemiş olmasıdır. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün bu konuda kurtarmanın başını çekmesi gereken kurum olmasına rağmen, maalesef kriz masası içerisinde herhangi bir temsilci gibi görülmesidir. Bu nedenle Türkiye, her kazada bu krizi yaşıyor ve yaşamaya devam ediyor. Maalesef bölgeye gidenler arama kurtarma çalışmasında etkili olacak şahıslar olmuyor. Bütün kazalı olaylarda bu böyle değerli arkadaşlar. Tabii ki çok önemli siyasetçinin, bürokratın görev ve moral açısından o bölgede olması ancak eğer o bölgeye siyasetçi ve bürokrat hizmet verecek kişiden önce gidiyorsa hizmet vermesi gerekenler, arama kurtarmayı organize etmesi gerekenler siyasetçinin arkasında, gerisinde görev alıyorsa hepimizin oturup düşünmesi lazım.

Bakın, incelediğimiz şeylerde “Ne yaptınız?” dediğimizde bize gelen raporların hepsi bakanların geldiği saati, bakanların nereye gittiklerini, bürokratların, sivil kuruluşların geldikleri saati ve nereye gittiklerini söylüyor. Oysa, gelişmiş ülkelerde bu raporlar ilgili ekiplerin ve uzmanların ne yaptıklarıyla doludur, siyasetçinin ne yaptığıyla değil. Bu ciddi bir zafiyet. Ve hatta benim kanaatim şu ki bölgeye giden siyasetçiler oradaki çalışma yapacak insanlara da engel oluyorlar. Oradaki vali, belediye başkanı, bakanın, başbakanın, hatta diğer kurum yetkililerinin peşinde koşturmaktan, saygılarıyla direktif beklemekten meselenin çözümüne katkı koyamıyorlar. Bir bakıyorsunuz, bu kazada da aynı olmuş. Geliş gidiş saatlerinde kazanın olduğu yerde binlerce kişi bekliyor, kazaya müdahil olan yok… İlk anda kazaya müdahil olan, dağa çıkan ekipte kaç kişi var biliyor musunuz arkadaşlar? Bir ekipte 17 kişi. Televizyonlardan ne duyuyoruz biz? “Binlerce kişi aramalara katıldı.” Arkadaşlar, sokakta bekleyeni, dağ yolunda bekleyeni, o acı yaşanmasın diye çırpınanı arama kurtarmaya katılan, canla başla bu işi götüren insanlar olarak görürsek biz bu feryatları daha çok işitiriz. Bunu kimin yapması lazım? Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü. Bu yetkiyle gelecek, o bölgede yetkilerini kullanacak ve uzman kuruluşları arayıp bölgeye çekecek, kurumlar arasında entegrasyonu sağlayacak. Şimdi çıkıp birileri “Entegrasyon sağlandı.” diyebilir ama ben nasıl sağlanamadığını madde madde size anlatacağım.

Kaza oluyor değerli arkadaşlar. Kaza olduktan sonra yirmi beş dakika içerisinde televizyonlardan hepimiz duyuyoruz bu kazanın olduğunu ve televizyonlarda maalesef kazada yaralı olan ve şimdi rahmete kavuşan bir arkadaşımızın sesini duyuyoruz, 112 Acille yaptığı telefon konuşmasını duyuyoruz. Bir kere bu insanların ailelerini ciddi bir paniğe sürüklüyor, oradaki insanları paniğe sürüklüyor. Dikkat edin, Avrupa’da bir kaza oldu, uçak iki yüz metreden yere çakıldı, hemen yayın yasağı koydular. Hiç birimiz “İçinde Türk yolcu var mı yok mu” onun için bile haber alamadık. Ne zaman ki kaza yerine ulaşıldı, kaza sonuçlarına ulaşıldı, kamuoyuna kazayla ilgili haber verebildiler. Bizim Türkiye’de bir şey olduğu anda teknik yorumlar bile televizyonda konuyla alakası olmayan insanlar tarafından gündeme getiriliyor, bilgi kirliliğiyle vatandaş bir heyecan içerisinde tepki koymaya başlıyor ve biz de maalesef eğilimlerimizi insanların beklentilerine göre şekillendiriyoruz.

Bakın, olaydan iki saat sonra ne oluyor: Çıkıyor, Kayseri Valisi bir açıklama yapıyor, diyor ki: ”Kaza yerine ulaşıldı, Sayın Yazıcıoğlu’nun ayağı kırık, bütün arkadaşlarımız yaralı, hastaneye götürülüyorlar.” Olaydan yarım saat sonra bir açıklama daha geliyor, deniliyor ki: “Bu açıklama doğru değildir. Arama kurtarma çalışmaları devam ediyor. Olay yerinde binlerce kişi var.”

Bakın, değerli arkadaşlarım, bu olaydan sonra benim kanaatim, arama kurtarma çalışmalarının en az on beş dakika yavaşladığıdır.

İkinci hayret verici olay: Bunu bir istihbarat emniyet amiri dokuz ile sanıyorduk, on iki ile bildirmiş, bulunduğunu istihbarat geçmiş. Neresi geçiyor? Kahramanmaraş istihbarat geçiyor. Sonra -hepsini kamuoyunun dikkatine sunuyorum söylediklerimin- biz Kahramanmaraş Valisini dinledik, dedik ki: “Böyle bir istihbarat geçmiş. Emin olmadan neden valiliklere bu istihbarat geçiyor?” Kahramanmaraş Valisi bize “Benim bu istihbarat bilgisinden haberim yok.” dedi. Böyle bir ironi olabilir mi? Emniyet Müdürüne soruyorsunuz “Benim de yoktu, benim de bu olaydan yeni haberim oldu.” diyor. Haberi olduğu tarih doksan gün sonra.

Sonra Emniyet Amirini çağırıyorsunuz “Siz bu duyumu nereden aldınız, istihbaratı nereden geçtiniz?” diyorsunuz, diyor ki: “Bizim bilgi kaynaklarımız var. İstihbaratımı açıklayamam ama ben bu istihbaratı telefonla aldım.”

Değerli arkadaşlar, bir istihbarat teşkilatı eğer aldığı telefonla arama kurtarma faaliyetini yönlendiriyorsa vay gele bu ülkenin hâline, vay gele bu istihbaratın hâline! Ve bir uyarıda daha bulunmak istiyorum: “İlgili istihbarat teşkilatı bu sohbeti yasa dışı bir dinlemeyle elde etmiş.” iddiaları var. Biz Komisyon olarak bu iddiaların üzerine gidemedik, belki vaktimiz olmadı belki gündemimize almadık ama önemli olan şudur, buradan suç duyurusunda da bulunuyorum: Bu istihbarat teşkilatının bu bilgiyi nereden, nasıl aldığı kamuoyuna açıklanmalıdır değerli arkadaşlar. Orada açıklama yapan Valiye yöneldi herkes. “Neden bu açıklamayı yaptınız…” Elbette, buradan o uyarımı da yapayım: Bu tip durumlarda, sorumluluk makamındaki insanların son derece duyarlı davranması lazım. Bir infial yaratabilirler, gereksiz makam ve yer yargısına gidilmemelidir değerli arkadaşlar.

İkinci önemli husus şu: Kazada denildi ki “ELT cihazı yok.” Birinci yayın yapıldı televizyonlardan “ELT cihazı yok.” Sonra -iki gün sonra- Bakan açıkladı “var.” Kamuoyu bir ay tartıştı “ELT var mı, yok mu?” Arkadaşlar, o kazada Komisyonumuzun tespiti ELT cihazının olduğudur. Yine bunu düşünmek lazım ve yapılan testler sonucunda o ELT cihazının çalışıyor olduğu, hatta anteni kırık olsa dahi çalışabilecek durumda olduğu söylenmiştir. Peki, biz bu sinyali niye alamadık? Niye yerini bulamadık? Niye “yok” denildi? Niye şimdi “var” deniliyor? Sivil Havacılığın elinde o ELT cihazının olup olmadığına dair bir kayıt yok muydu? Neden anında bilgi alamadık? Bu, arama kurtarmadaki acizliğimizi gösteriyor. Buradan bir suç çıkarmaya çalışmıyorum, özellikle bir eksiklik çıkarmaya çalışıyorum değerli arkadaşlar. Suç çıkarmak bizim işimiz değil. Biz eksikliği söyleriz, ilgili savcılıklar bu işi yapar. Ama böyle bir şey olabilir mi?

Değerli arkadaşlar, ikinci iddia GPS’in olmaması. Bakın, hepiniz bir hafta “GPS’i yok.” dediniz. Helikopterde öyle bir GPS var ki o GPS geçtiği noktadaki haritayı, yerin konumunu, yüksekliğini, mera mı, tarım alanı mı olduğunu, avlak mı olduğunu bile gösteriyor, o derece ciddi planlanmış, bu yükseklikteki yer durumunu gösteriyor ve hafızaya kaydediyor. Böyle gelişmiş bir GPS cihazı var. “Yok” denildi. Sonra fotoğraflar çekildi. Komisyonumuzda var. GPS cihazı var. Hatta oradaki kayıtların izlenimini, izlenen kayıtları içinde tutan bir başka cihaz daha var. İkisi de GPS görevini görüyor. Bu iki cihaz tespit ediliyor. Sonra komisyon raporumuza lütfeder bakarsanız bu iki cihazın kayıp olduğu yazıyor. Alın size bir skandal daha! Nerede bu cihazlar arkadaşlar? Kaybedildiyse bir skandal; o cihazlar pahalı, eğer satılmak amacıyla çalındıysa başka bir skandal. Böyle ciddi bir kazada böyle bir ihmal nasıl olabilir arkadaşlar? Siz bu saatten sonra bu konuda tereddüdü olan kamuoyunu nasıl ikna edeceksiniz? Böyle bir şey olabilir mi?

Bir üzüntüm şudur ki bunlarla ilgili kaygılarımı dile getirdiğimde İçişleri Bakanı bana komisyonda dedi ki: “Ben burada ifade vermeye gelmedim, görüşlerimi söyler ve giderim.” dedi. Yani böyle bir şey olur mu? Bir komisyon üyesi olarak beni tatmin etmeyecekse Bakanlık, bürokratlar, kimi tatmin edecek?

En önemli şeylerden biri de şudur değerli arkadaşlar: Niye bulunamadı iki buçuk yıl? Bakın, GSM’in şöyle bir faktörü vardır: Eğer uygun çeken bir konumdaysanız bir GSM operatörü tarafından yeriniz bundan önce 1 metreye kadar tespit edilebiliyordu ama şimdi bu mesafe 10 santime kadar düştü arkadaşlar. Bulunduğunuz yeri, telefonunuz açık olduğu sürece, sizi 10 santime kadar tespit etmek mümkün.

Peki, bu alan çekim alanında mı? İletişim Daire Başkanlığından bir jandarma yetkilisi Turkcell’in kendine gönderdiği haritayı hem buradaki, Bakanlıktaki kriz masasına yolluyor hem de bölgedeki ilgili Jandarma Komutanlığına yolluyor. Şimdi, Jandarma Komutanlığını dinledik. Ne zaman gelmiş bu harita biliyor musunuz ellerine? Olaydan 1 saat 50 dakika sonra. Peki, bu haritada ne var? Haritada Turkcell’in çizdiği bir yay var. Sayın Başbakan açıklamıştı “1 kilometreye 20 kilometre.” diye. Öyle değil. Doğru, bir yay var, 1 kilometreye 20 kilometre ama o yayın içerisinde bir tek çekim alanı var gönderilen haritada, onun da toplam uzunluğu 800 metre arkadaşlar. Kör olan biri o haritayı okur ve gider, o 800 metrede yaralıları oradan alır. Ve bu insanların çoğu, arama kurtarmadakilerin çoğu harita okuma eğitimi alıyorlar. Nasıl olur da böyle bir harita okunamaz?

Bakın, diğer bir eksikliğimiz şu: Şimdi, bu harita nereye gitmiş biliyor musunuz? İlgili Jandarma Bölge Komutanlığına. Valiliğin bu haritadan haberi olmuyor o gün. “Yok.” diyor “Yok.” ifadesinde. Kriz masası bu haritanın kendilerine ulaşmadığını söylüyor. Böyle bir yönetim anlayışı olur mu? Yazık değil mi kaybettiğimiz insanlara? Ankara’da hani bir kriz masamız vardı. Bu kriz masası o haritadan sorumlu değil mi? Oraya gönderilmiş. Olaydan altı saat sonra Avea da bir harita yolluyor. Avea’nın yolladığı haritada ve raporda ikinci bir telefonun da çekiyor olduğunu gösteriyor, sinyal alındığını gösteriyor. Çakışma noktaları yine 800 metre değerli arkadaşlar. Diğerlerini atıyorum: Bölgeye seyyar baz istasyonu geç gitmiş, sadece konuşmaları kaydetmek için gitmiş, arama kurtarmada köylülerin “Zamanımız az kaldı.” beyanları dikkate alınmamış, hatta köylülerin beyan ettiği yerde bulunmuş.

İşin bir tuhaf yanı da şu: Yine dikkatinizi çekiyorum, burada ne olduğunu siz düşünün. Ben onu bulamadım. Komisyonumuz da nereye kadar gitti, hayret etti. Hani şu şeyden bahsetmiştim, bir emniyet istihbarat raporu geliyor. O emniyet istihbarat raporunda bulunduğu ve o bulunduğu yerden yaralı olarak hastaneye götürüldüğü söyleniyor. Orada yer de belirtiliyor. Sonra yalanlanıyor. Ne büyük tesadüftür ki enkaz bulunduğunda, enkazın bulunduğu yerle o yalanlanan istihbarat raporunda tanımlanan yer aynı. Bunu da kamuoyunun dikkatlerine sunuyorum. Bu da ayrı, aydınlanmayan, hayret verici nokta.

Burada bir şey aramak bizim görevimiz değil, ilgili kurumların görevi. Savcılık bunu arayacak ve görecek ama şunu söyleyeyim: GSM haritasını görememek, okuyamamak, kriz masasında bulundurmamak, orada görememiş olmak beni son derece üzmüştür. Buna erişememiş olmak duyarsızlıktır, sorumsuzluktur, devlet yönetim prensibiyle -ahlakıyla demiyorum, bu bir ihmal olduğu için çok ağır suçlamak istemiyorum- bağdaşmaz. Böyle bir yönetim anlayışı olmaz. Bu ihmalin sorumluları mutlaka hesap vermelidir değerli arkadaşlar. Savcılıklar harekete geçmeli, bu ihmali mutlaka soruşturmalıdır. “Jandarmaya gitmiş, o bu olayı çözememiş.” diyerek bir kurumun üzerine sorumluluğu yüklemek de ayrı bir sorumsuzluktur. Asıl sorumluları dışarıda tutmak son derece yanlıştır ve benim kanaatim odur ki eğer biz siyasetçiysek, siyaset kurumunun temsilcisiysek, eğer bizim yönettiğimiz kurumda bu denli ciddi bir eksiklik varsa “Bunun sorumluluğu bizdedir.” de diyebilmeliyiz. Türkiye’de o zaman siyaset gelmesi gereken seviyeyi bulmuştur.

Değerli arkadaşlar, Sivil Havacılık Genel Müdürünün de, İçişleri Bakanının da, Ulaştırma Bakanının da bu olayda ciddi sorumluluğu vardır. Eğer bunlar açıklanamazsa, eğer bunlar yeterince sorgulanamazsa siyaset kurumunu kamuoyu gözünde küçük düşürmeye devam ederiz.

Değerli arkadaşlar, bunların dışında da tabii ciddi şeyler var. Helikopterin bakım onarım defterinde tahrifat yapıldığı görülüyor. Yani hangi birini araştıracaksınız? Bu da Sivil Havacılık Kurumunun ciddi zafiyetlerinden biri.

Bakın, bunun dışında, mülkiye müfettişlerinin hazırladığı rapor var. Bir rapor hazırlanıyor, yeterince değiştirilmiyor, ondan sonra da bu rapor konusunda, ihmali olanlar konusunda idari soruşturma açılmasına izin verilmiyor. Siz bir rapor hazırlıyorsunuz, veriyorsunuz -hazırlayanlar o bakanlığın yetkilileri- soruşturma açılmıyor.

Değerli arkadaşlar, bakın, olayın üzerinden ne kadar geçti? Bir yıldan fazla, bir yıldan fazla. Soruşturmalara ne olur bakın. Daha ifadesine başvurulan, ifadesi savcılığa gelmeyen sorumlular var. Hani adalet sistemini eleştiriyoruz ya, en çok kendimizi eleştirelim. Bu olayda gerçekten zafiyet içerisinde olan önce siyaset kurumudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TACİDAR SEYHAN (Devamla) – Tamamlamama izin verin lütfen.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Seyhan.

TACİDAR SEYHAN (Devamla) – Eğer biz olayı tespit edip sorumluları meydana çıkarmak, eksiklikleri meydana çıkarmak için gerekeni yapamıyorsak biz bu sorumluluktan pay almalıyız değerli arkadaşlar. Benim gördüğüm, biz bu olayda gereğini yapamadık. Arama kurtarma çalışması tam bir fiyaskodur. Bu soruların aydınlanması için ve -burada dile getiremediğim on altı şık daha var, hepsini biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak belirledik- bunu ortaya çıkarmak siyaset kurumunun ve adli kurumların görevidir. Biz üzerimizdeki sorumluluğu biliyoruz. Herkes sorumluluğunun sahibi olsun. Bu sorumluluğa sahip olmak yeniden kaybolacak canların hayatını kurtarmak amacı taşır.

Ben, bütün arkadaşlarımı, bir tek can da olsa hayat kurtarmak için arama kurtarma zafiyetlerini ortadan kaldıracak çalışmalar konusunda katkı koymaya davet ediyorum. Yeniden, kaybettiğimiz arkadaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Tacidar Seyhan (CHP, Adana). “Muhsin yazıcıoğlu ve 5 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazası hakkında (s.s.700)”. TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim tutanağı, 7 Nisan 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/tacidar-seyhan-23-2011-04-07-muhsin-yazicioglu-ve-5-kisinin-hayatini-kaybettigi-helikopter-kazasi-h (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
