# Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma

- **Tür:** Komisyon konuşması (TBMM 28. Dönem)
- **Konuşmacı:** Tahsin Ocaklı (Yeni Parti, Rize)
- **Yer:** TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu
- **Tarih:** 27 Ekim 2026
- **Gündem:** Tutanak Metni
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90877
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/tahsin-ocakli-2026-10-27-tutanak-metni

> Tahsin Ocaklı (Yeni Parti), 27 Ekim 2026 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Tutanak Metni); konuşma 1.836 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

TAHSİN OCAKLI (Rize) - Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve heyeti saygıyla selamlıyorum.

Bu sabah yine bir normal bütçe çalışmalarına normal saatimizde gelecektik, öyle yaptık ama sabahın erken saatlerinde alışık olmadığımız bir biçimde yine Bakırköy Belediyemize bir operasyon yapılmış ve 47 kişi gözaltına alınmış, Belediye Başkanımızın 86 yaşındaki babası dahi gözaltına alınarak belediyelerimiz üzerinde tehdit ve teşvik yoluyla Yeni Parti'ye geçmek üzereyken yeni bir operasyon yapılmış. Bu, kabul edeceğimiz bir şey değil, birincisi bu.

İkincisi, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım, -hatırlayacak mısınız bilmiyorum- 2024-2025 akademik yılı açılış konuşmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasından bir alıntı var. Şimdi, hatırlatacağım ben şimdi size. Orada şöyle diyor Cumhurbaşkanımız: Batı'da bazı üniversitelerde öğrencilerin eylemleri için Amerikan polisinin sert müdahalesine rağmen direnişlerine devam etmesini çok övmüş ve demiş ki: New York'taki öğrenciler rektörün ve bakanın yüzüne "istifa" diye haykırınca vicdanın sesi olduğundan bahsetmiş. Bu doğru, bu doğru ama bizim burada 20 yaşındaki 2 üniversite öğrencisi Nehir Dizdar ve Nevin Tekin; bu çocuklar da bizim üniversitelerimizde pankart astılar ve "Bize gelecek yoksa sana da huzur yok; Yusuf Tekin istifa." diye bir pankart astıkları için gece yarısı evlerinden alınıyor. Şimdi, buradaki AKP milletvekillerine soruyorum: Bu çocuklar bunu yaptığında suç oluyor da Amerikalı çocuklar "İstifa et." dediğinde övülüyor. Şimdi, buna karşı sizin vicdanınız elveriyor mu Allah'ınızı severseniz ya? Böyle bir vicdansızlık olur mu ya? "İstifa et" hakkını kullanamasın çocuklar ve pankarttan, eleştiriden korkan, halkın sandıkta verdiği karardan korkan bir iktidarla ne yazık ki karşı karşıyayız.

Şimdi, gelelim 2027 yılı merkezî yönetim bütçesi üzerinde konuşmaya. Cümlenin, bu bütçenin özeti şu: Faize kaynak var, sermaye sahiplerine ayrıcalık var, halka bütçe yok. Özeti bu, açacağım şimdi. Bugün burada bütçeyi görüşeceğiz, bütçe yalnızca gelir ve gider cetvellerinin kendisi değildir; ülkenin nasıl yönetildiği, kimin korunduğu ve kimin sırtına yük bindiğiyle ilgili bir meseledir. 2027 bütçesinde faize ayrılan kaynak büyüyor, vergi ayrıcalıkları devam ediyor, kamu yatırımları geriliyor, çiftçinin hak ettiği destek verilmiyor, emeklinin ve emekçinin alım gücü korunmuyor. Bu bütçede faize para var, emekliye kaynak yok; sermayeye vergi ayrıcalığı var, çiftçiye hak ettiği destek yok; borç verene güvence var, milyonlarca yurttaşa ise adalet yok. İktidar hani, bu dayanma bütçesiydi ya, iktidar herhâlde vatandaştan bir fedakârlık isteyerek bunu izah etmeye çalışıyor. Emekliye sabır, işçiye sabır, memuru sabır, çiftçiye sabır. Peki, fedakârlığı niye hep aynı grup ve insanlar yapacak? Dar gelirli her gün biraz daha yoksullaşırken büyük servetlerin vergilendirilmesinde aynı kararlılığı iktidarda göremiyoruz. Mesele yalnızca kaynak meselesi değildir, mesele kaynağın nasıl bölüşüldüğüdür ve bu bütçe adil bir bölüşüm bütçesi değildir.

2027 yılı için 27 trilyon 276 milyar lira harcama, 23 trilyon 408 milyar lira gelir ve yaklaşık 3 trilyon 868 milyar lira bütçe açığı öngörülüyor. Bu tabloda en dikkat çekici kalem faiz giderleri; 2027 yılında faiz ödemeleri için 3 trilyon 975 lira para ayrılıyor. Bu rakam -arkadaşlarım da söz ettiler- Millî Eğitim Bakanlığının ve Sağlık Bakanlığının bütçesinden çok daha yüksek yani bir başka deyişle, toplanan her 100 liralık verginin 20 lirası faize gidiyor ve bu uzun zamandır artarak devam ediyor. Tekrar edelim, vatandaşın ödediği verginin her 100 lirasının 20 lirasını faize ayırmışsınız. Bakın, 2018 yılında toplam harcamalar içindeki faiz payı yüzde 8,9'muş ama 2027'de faiz payı 14,6'ya yükselmiş. Reel olarak toplam harcamalar 1,7 kat artarken faiz giderleri ise 2,7 kat artmış yani bu konuda yıllardır taahhüt ettiğiniz ama yerine getiremediğiniz bir bütçe var; bu geçici bir dalgalanma değil, yanlış ekonomi politikalarının bütçeye yerleşmesinin sonucudur. İktidar bir taraftan enflasyonla mücadele ettiğini söylüyor, diğer taraftan faiz yükü büyümeye devam ediyor, borçlanmanın maliyeti artarken kamu yatırımlarının millî gelir içindeki payı ne yazık ki düşüyor. Ülkenin geleceğine yatırım yapmak yerine geçmişin borçlarının faizini ödemeye mahkûm bırakılıyoruz; bu mudur üretim ekonomisi, bu mudur güçlü Türkiye'nin hedefi? Gerçek ekonomik güç bütçe rakamlarını açıklamakta değil, üretimle, istihdam ve verimlilikle, vatandaşın refahıyla ve kamu kaynaklarının etkin kullanılmasıyla ölçülebilir. Faiz giderleri bu kadar hızlı büyüyorsa ekonomi politikasının sonuçları bir daha sorgulanmalıdır.

Kamu yatırımları ve kaynakların kullanımı sermaye giderlerinin millî gelire oranı 2,1'den 1,7'ye düşüyor yani 2027'de yatırım harcamalarının reel olarak bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 17 azalması öngörülüyor. Yatırım demek okul demek, hastanede demek, ulaşım demek, su, enerji, üretim altyapısı gibi bir sürü şeyi barındırıyor içinde. Yatırımların payı geriliyor, faiz giderlerinin büyümesi ise geleceğe ilişkin tercih sorunu olduğunu ortaya koyuyoruz. Mesela kamu-özel iş birliği projeleri için bir baktım 2026'da 5,1 milyar dolar ödenmiş, 2027'de 5,3 milyar düzeyinde bir ödeme öngörülmüş yani KÖİ projeleri için yaklaşık olarak son beş yılda 5 milyar dolar civarlarında bir destek yapılması gerekiyor, bu da işte projelerinin ne kadar yanlış olduğunu gösteriyor. Bu projelerin doğru mu, yanlış mı olduğunu anlayabilmek için garanti mekanizmaları, döviz cinsinden yükümlülükleri ve gelecekte bütçeye getireceği maliyetler açıkça ortaya konmamaktadır, kaldı ki biz bu tür projelerle ilgili de sözleşme bilgilerine milletvekilleri olarak sahip olamıyoruz, bize verilmiyor. Yatırımlara ve kamu hizmetlerine karşı değiliz, söylediğimiz şey şudur: Kamu kaynaklarının kullanımında yeterli şeffaflığın sağlanmasını ve vatandaşın ödediği paranın karşılığının gösterilmemesine itiraz ediyoruz. Bir proje yapılıyorsa maliyeti bilinmeli, garanti veriliyorsa riskin kimin üzerinde olduğu açıklanmalı, uzun vadeli yükümlülükler Meclis tarafından denetlenebilir olmalıdır. Bütçe hakkı yalnızca harcama izni vermek değildir, harcamanın sonucunu denetlemek, kamu parasının hesabını sormak ve gerektiğinde sorumluları belirlemek de bu hakkın ayrılmaz bir parçasıdır.

Vergi gelirlerinde ciddi bir adaletsizlik var. Vatandaştan almak kolay, serveti vergilendirmek sizin için zor. Vergi gelirlerinin yaklaşık olarak üçte 2'si dolaylı vergilerden oluşuyor ama vatandaş ekmek alırken, elektrik faturasını öderken, akaryakıt alırken gelirinin büyük bölümünü zorunlu ihtiyaçları harcayan yurttaş bu yükü çok daha ağır hissediyor, ücretlinin vergisi maaşı eline gelmeden kesiliyor. Peki, servet ve sermaye gelirlerinin vergilendirilmesinde aynı etkinliği gösterebiliyor musunuz diye bakıyoruz. Tabii ki hayır. 2027 yıl için öngörülen vergi harcamaları 4 trilyon 879 milyar liraya ulaşıyor, bunlar çeşitli istisna ve muafiyet indirimleri nedeniyle devletin tahsil etmekten vazgeçtiği gelirlerdir. Bu tutar, Millî Eğitim ve Sağlık Bakanlığı bütçelerini aşıyor. Kurumlar vergisindeki istisna ve indirimlerin 1 trilyon 79 milyara ulaşması bekleniyor. Vergi teşvikleri yatırımı, istihdamı ve üretimi destekleyebilir ancak hangi şirkete hangi gerekçeyle verildiği ve sonuç doğurduğu bilinmelidir, mesela burada size bazı örnekler vermek isterim. Suudilere muafiyet tanıyorsunuz. Mesela enerjide yatırım yapanlara muafiyet tanıyorsunuz. Mesela değerli taşlardan ÖTV almaktan vazgeçebiliyorsunuz, mesela otomobil üreticilerine "İstihdam yaratacaklar." diye onlardan vergi almaktan vazgeçebiliyorsunuz ama vatandaşın kendisinden vergi almaktan bir türlü vazgeçmiyor, hatta ağırlığı onlara veriyorsunuz. 2027'de örneğin, değerli konut vergilerinden yaklaşık 781 milyon lira tahsilat bekleniyor. Oysa değerli konut vergilerinin çok daha yukarıda olması gerekiyor. Bunu geçen bütçede de konuşmuştuk. Veraset vergisinden 20,9 milyar lira düzeyinde bir beklenti var. Bu tablo, servetin vergilendirilmesi konusunda daha kapsamlı ve adil bir değerlendirmeye ihtiyaç olduğunu net olarak ortaya koyuyor.

Vergi adaleti, isteyen herkesten aynı yükü almak değildir. Ödeme gücünü dikkate almak, kayıt dışılığı önlemek, istisnaları şeffaflaştırmak ve kamu giderlerini adil biçimde toplamaktır. Vatandaşın tüketiminden vergi toplamak kolaydır, asıl mesele büyük kazançları ve serveti adil biçimde vergilendirebilmektir. Bu konuda ne yazık ki başarısızsınız.

Bütçe rakamlarının arkasında gerçek insanlar var; kirasını ödeyemeyen emekli var, ay sonunu getiremeyen asgari ücretli var, çocuğunun eğitim masrafları için borçlanan aile, elektriği, doğal gazı ve mutfak giderleri arasında tercih yapmak zorunda kalan milyonlarca insan var. Paylaşılan değerlendirmeye göre, asgari ücret ocak ayı 2026 döneminde reel olarak yüzde 19,6 değer kaybetti. Ücret artışı yılın başında belirleniyor, fiyatlar yükselmeye devam ediyor, alım gücü her ay biraz daha geriliyor ve vatandaşımız işte bu enflasyon karşısında eziliyor. İktidar hep buna "bütçe disiplini" diyebilir ama vatandaş açısından bunun karşılığı geçim sıkıntısından başka hiçbir şey değildir. Emekçinin sofrasından eksiltmek, emeklinin yaşam koşullarını görmemekten başka hiçbir şey değildir.

Kendi programında 2027 yılı için yüzde 21 enflasyon beklentisi bulunurken toplu sözleşmede yüzde 9,2'lik artış öngörmekte. Yani bu durumda çalışanların nasıl alım gücü korunabilir, nasıl olabilir böyle bir şey, sosyal devlet diye sormak geliyor.

Yine, tarımsal desteklerde büyük ciddi sıkıntılar var. Tarım yalnızca çiftçinin meselesi değil, gıda güvenliğidir. Tüketicinin sofrası kırsal kalkınma ve ülkenin üretim kapasitesidir ve yine tarımsal desteklerin -arkadaşlarım da söyledi- gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 1'inden az olmaması hükme bağlanmış olmasına rağmen, anayasal bir ödev olmasına rağmen, 2027 yılında tarımsal destekler için 235 milyar lira, millî gelirin yüzde 1 olması gereken oranın sadece 0,21 düzeyinde yani çiftçiye desteğin 5'te 4'ünü eksiltmiş durumdasınız. Yasal hedefle bütçedeki kaynak arasında büyük bir fark var. Çiftçinin gübre, mazot, enerji, tohum ve işçilik maliyetleri yükselirken eğer yeterli destek sağlanmazsa üretici üretimden çekilirse arz daralır. Bunun bedelini hem üretici öder hem tüketici öder. Bakın, Türkiye'de limon, zeytin, çay, fındık, sebze, meyve üreticilerinin hiçbiri emeğinin karşılığını alamıyor. Tüketici ise pazarda ve markette yüksek fiyatlarla karşılaşıyor. Çözümümüz, üreticiyi zamanında ve yeterli olarak desteklemek, girdi maliyetlerini düşürürken tarımsal kalkınmayı güçlendirmek, üretimden pazarlamaya kadar adil bir yapı kurmakla mümkündür. Tarımsal destekleri kanunun öngördüğü hedefler doğrultusunda artırılmalıdır, zamanında ödenmelidir, uzun vadeli bir planlama yürütülmelidir. Çiftçinin hakkını veremeyen bütçe, vatandaşın ucuz gıdaya erişimini güvence altına alamaz. Bugün çiftçiyi korumak, yarın tüketiciyi korumak demektir.

Yatırım fonları meselesinde gerçekten de asrın soygunu ortaya çıktı. Vatandaşın bir sürü birikimi kayboldu. 455 bine yakın yatırımcı zarara uğradı ama AKP iktidarından hâlâ sürecin buraya nasıl geldiği, manipülasyon iddialarıyla ve bunları düzenleyici ve denetleyici görevleri olan kurumlarla ilgili henüz doğru dürüst bir adım atılmadığını görüyoruz. Öyle "Bazı tedbirler aldık." demekle sorumluları, atanmışları yani AKP iktidarının atadığı adamları koruyarak, bürokratları koruyarak Türkiye'de oluşan bu açığı elbette ki kapatamazsınız. Bütçe büyüklüğü açısından daha evvel de söz edilmişti yani 11 ilin felaketinin karşılığı 100 milyar dolar iken bu fonun soygununun karşılığının 120 milyar dolara ulaştığı artık biliniyor. Elbette ki biz hiç kimseyi peşinen suçlu ilan etmek istemiyoruz ama adı geçen isimlerin açıklanmaması sürdükçe de elbette ki burada iktidarınızın sorumluluğu sürecektir.

Bütçe hakkı, Meclis adına toplanan vergilerin nerelere harcanacağına karar vermek, kamu kaynaklarını denetlemek ve yürütmekten ibarettir. 2025 yılında Meclis tarafından onaylanan net borçlanma limiti yıl içinde çeşitli kararlarla artırılıyor, borçlanma limiti, bütçe teklifinde Cumhurbaşkanına genel bütçe ödeneklerinin yüzde 10'una kadar artırma yetkisi verilmesi de öngörülüyor. Elbette esnekliğe ihtiyaç duyulabilir ama bu esneklik Meclisin denetim yetkisini etkisizleştirmemelidir. Borçlanma limitlerinin neden artırıldığı, ilave borçlanmanın gerekçeleri, ödenek aktarımlarının hangi kurumlara, ne için yapılacağı açıklanmalıdır. Program 2023'te yıllık 38,2 enflasyonla başladı. Enflasyon yüzde 75'e, paylaşılan verilere göre, 2026 Eylülünde 29,7'ye... Programın 2026 sonu için öngördüğü hedef ise 8,5'tu, şaşmayı görmeniz açısından bunu da söyleyelim.

Savunma harcamalarına çok ciddi pay ayrılmış, 1 trilyon 533 milyar lira, yüzde 53'lük bir artış. Bu artışın sebebi nedir? Bununla ilgili mesela hiçbir açıklama yok. Önümüzde bir Mekke Anlaşması'na dair Türk askerinin, Türk Mehmetçik'inin oraya gönderileceğine dair ciddi endişeler var. Bunlarla ilgili acaba bu artışta bir pay var mı, yok mudur; bunlar niye açıklanamıyor?

Değerli milletvekilleri; biz vatandaşların ödediği vergilerin hesabının sorulmasını, büyük vergi istisnalarının hangi kamu yararını sağladığının açıklanmasını, yatırım fonları krizinin bütün yönleriyle araştırılmasını ve kamu kaynaklarının korunmasını istiyoruz; bütün mesele budur. Çiftçinin kanunla güvence altına alınmış destek hakkı karşılanmalı, emekli insanca yaşayabilmeli, çalışanın enflasyon karşısında ücretleri erimemeli, gençlerini geleceklerini başka ülkelerde aramak zorunda bırakmamalıdır. Bütçe, bu ülkenin ekonomik ve sosyal önceliklerinin belgesidir, kimin vergilendirildiğini ve kime ayrıcalık tanındığını, toplumun hangi kesimlerinin ihtiyaçlarının geri plana itildiğini gösterir. Bizim savunduğumuz bütçe, faiz bütçesinin değil, üretimin; ayrıcalıkların değil, israfın değil, kamusal yararının yokluğunun değil, refahın bütçesidir.

Değerli milletvekilleri, biz bu adaletsizlikleri sorgulamaya, kamu kaynaklarının hesabını sormaya ve halkımızı savunmaya devam edeceğiz. Bu bütçenin öncelikleri değişmelidir, ekonomi politikasının dar bir kesimin çıkarlarına göre değil, toplumun tamamının refahını esas alarak şekillendirilmesi sağlanmalıdır çünkü güçlü bir Türkiye yalnızca büyük rakamlarla değil, adil gelir dağılımıyla, güçlü üretimle, güvenilir kurumlarla ve insanca yaşayan yurttaşlarla kurulur diyorum.

Çok teşekkür ediyorum.

---

**Kaynak gösterme:** Tahsin Ocaklı (Yeni Parti, Rize). “Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma”. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu tutanağı, 27 Ekim 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/tahsin-ocakli-2026-10-27-tutanak-metni (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90877

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
