# Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanımına ilişkin kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.:395)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Taner Yıldız (AK Parti, Kayseri)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 15. Birleşim
- **Tarih:** 4 Kasım 2010
- **Gündem:** YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARININ ELEKTRİK ENERJİSİ ÜRETİMİ AMAÇLI KULLANIMINA İLİŞKİN KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.:395)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/taner-yildiz-23-2010-11-04-yenilenebilir-enerji-kaynaklarinin-elektrik-enerjisi-uretimi-amacli-ku

> Taner Yıldız (AK Parti), 4 Kasım 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 15. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARININ ELEKTRİK ENERJİSİ ÜRETİMİ AMAÇLI KULLANIMINA İLİŞKİN KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.:395)); konuşma 2.158 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; yenilenebilir enerji kaynaklarıyla alakalı verilen kanun teklifi üzerinde Hükûmetimiz adına söz almış bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir kere, öncelikle, yenilenebilir enerji kaynaklarıyla alakalı kanunun tarafımızdan çekilmesi söz konusu değildir. Ancak, bir konu üzerinde mutabık kalmamız lazım. Biz istiyoruz ki özellikle ülkenin menfaatlerini yakinen ilgilendiren rüzgâr, güneş, jeotermal, biyokütle gibi hepimizin mutabık kaldığı konuda hep beraber mutabakatla çıkartalım, bütün grubu bulunan partilerle beraber bir mutabakat içerisinde çıkartalım, ama temel kavramlar üzerinde mutlaka mutabık kalmamız lazım. Bunun üzerinde mutabık kalmadan da herhâlde genel bir konsensüs sağlama imkânımız olmayacak. Nedir o? Şimdi, konuşmacı arkadaşları dikkatle dinledim, “Vatandaşımızın lehine ucuz elektrik elde etmemiz lazımdır.” dediler, çok doğru ama “Her tarafı güneş yapmamız lazım.” dediler. Değerli arkadaşlar, bu cümlenin her ikisini beraber açtığınızda aynı sonucu doğurmaz. Biz istersek sevelim ister sevmeyelim güneş enerjisi şu anda bulunan enerji kaynakları içerisinde, şu anki malzeme bilimi çerçevesindeki en yüksek, pahalı enerji kaynağıdır. Tamam, yani, Allah’ın güneşi bizim ülkemizde her zaman var ama buradan elde edilecek getiriler kime gidecek? Bizim ülkemizin insanına gidecekse hep beraber bunu yapmamız lazım.

Bakın, şimdi size çok somut bir örnek vereceğim, bu kaynak nereye gidiyor? Ben, altını kalın çizgilerle çizerek diyorum ki, güneş enerjisini de, rüzgârı da, hidro kaynakları da, biyokütleyi de, hepsini bizim kazandırmamız lazım ülkemize. Temel stratejimizin içerisinde biz açıkça beyan etmişiz, “Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100’üncü yıldönümü olan 2023 yılında yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının her birinin mutlaka hizmete alınması lazım.” demişiz, üzerinde tartışma doğurmaksızın. Peki, bunu hangi şartlarda devreye alacağız?

Almanya’nın en büyük güneş yatırımcılarından bir firma geldi, dediler ki: “Biz Türkiye’ye güneş kurmak istiyoruz.” “Hayhay, tabii... Biz de yatırımcının gelmesini isteriz.” “Finans?” “Finansman bizde var.” dediler. “Çok güzel. Ne kadarlık yatırım yapmayı düşünüyorsunuz?” dedik “3 milyar euro civarında yatırım yapabiliriz.” dediler. “O da çok güzel. Hangi fiyattan satmayı düşünüyorsunuz?” dedik “28 euro sentten.” dediler. “Bir dakika, bunu nereden belirlediniz?” dedim, “Biz Almanya’da 28 euro sentten satıyoruz.” dediler. “O zaman satmaya devam edin.” dedim ben. “Ve pazarımızı genişletmek istiyoruz.” dediler. “O zaman buyurun, ama hangi fiyatlarla?”

Ben kendilerine özel sektörden gelen birisi olarak, masanın diğer tarafında bulunmuş birisi olarak dedim ki: “Almanya’da kaç saat güneş var?” “Ortalama 800 saat, bir yılda 8.640 saat var.” “Türkiye’de kaç saat güneş var?” “1.800 ila 2.200 saat civarında.” “Peki, o zaman siz Almanya’da kurduğunuz tesisleri bir yılda 800 saat faydalanmak kaydıyla kaç yılda amorti ediyorsunuz?” “Ortalama yedi ila sekiz yılda.” dediler. “Peki, Türkiye’de ışınım daha fazla. Aynı fiyattan satarsanız Türkiye’de üç buçuk ila dört yılda amorti etmez misiniz?” Birbirine baktılar. “Kusura bakmayın arkadaş, o zaman siz Almanya’da kazandığınız paranın aynısını 2,5 katıyla beraber Türkiye’de kazanmak istiyorsanız aynı fiyata satmamalısınız.” dedim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Diyarbakır Güneşevi Projesi var örnek.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Şimdi, bu güneş enerjisini Diyarbakır’da da yapacağız, Mardin’de de yapacağız, İzmir’de de yapacağız, Karaman’da da yapacağız ama arkadaşlar, hangi fiyatla yapacağız? Ben, size, şimdi, 13 milyar euroluk yatırım getireyim; verelim 28 euro sentten getirelim, sonu da yok.

Arkadaşlar, biz bir yandan vatandaşımıza, sanayicimize ucuz elektrik getirmeyle alakalı işlemleri yapacağız, bir yandan da bu üretim kaynaklarını artıracağız. Bunun makul noktası nedir? Eğer biz makul şartlarda vermezsek özel sektöre kârı, hiç kusura bakmayın sermaye transferi yapmış oluruz. Eğer makulün daha altında bir şartta verirsek özel sektörü yaşatamaz hâle geliriz. Bunun, ikisinin arasındaki denge nedir? Soru bu.

Ve ben öyle dedikten sonra “Haklısınız. Siz bir fiyat verin.” dediler. Ben dedim ki: “Siz hele bir 14 euro sente deyin de yarı fiyatına, ondan sonraki kısmıyla alakalı pazarlık yapalım.” “Evet.” dediler. “Ben bu aynı hesabı ve sizin Almanya’daki kazanacağınız iç kârlılıkla (IRR) beraber aynı hesabı çıkarttığımda ben size 10 euro sent civarında vermem lazım.” dedim. “10 euro sent verirseniz biz Almanya’da yatırım yaparız.” dediler. “Ee, buyurun Almanya’da yatırım yapın o zaman.” dedim. Ama ben size şimdi daha farklı bir şey söyleyeceğim. Financial Times’ın dört gün önce yayınladığı bir yazı var. Bu yazıda, değerli arkadaşlar, diyor ki, İspanya’dan, Portekiz’den bahsettik: ”Bugün rüzgâr ve güneşle alakalı her ülke ortaya koyduğu politikaları gözden geçiriyor.” Niçin biz Amerika’yı tekrar keşfediyoruz? O yaşanmış hataları, eksiklikleri, üretimi artırmak adına yapılan bu tür girişimleri tekrar aynı yoldan biz de geçelim. Kestirmeden okuyoruz, izliyoruz, bakıyoruz ve Türkiye’de bu hataların tekrar yaşanmaması adına bir politika çiziyoruz.

Bakın, arkadaşlar, geçen yıl bunu yapmış olsaydık 28 euro sentten anlaşma yapılmış olacaktı. Kusura bakmayın. Hep beraber bütün gruplar olarak da buna “evet” dedik. Şimdi, Portekiz ne yapmış, İspanya ne yapmış?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Portekiz gibi yapın, her aileye 3 bin dolar kredi verin faizsiz.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Bakın, aynen oradan örnek veriyorum, taze bir yazıdır, bayat bir yazı değildir, bir hafta öncesinin yazısı: “Son iki yılda düşük toptan satış fiyatlarıyla birlikte finansman yetersizliği ve regülasyondaki belirsizlikler yüzünden bu sektördeki yatırım hızlıca düşmüş ve şirketler planlarını tekrar gözden geçirmek zorunda kalmışlardır.” Anlatıyor, bazı rakamlar veriyor, o rakamlara boğmayacağım. “3.500 megatvatlık PV kapasitesinin çoğu, yeni santraller için tarife garantisi kesilmeden önce, yani Ekim 2008 tarihinden önce kurulmuştur. Bu kesintiler artı finansman krizi, kapasite kotası ve fiyatlama rejimlerindeki belirsizlik, sektöre yeni yapılacak yatırımları frenlemektedir.”

Devam ediyor: “Var olan PV tesislerinin, fotovoltaiklerin -yani güneşin- yatırımcılara, hükûmetin, prim tarifesinde yükselen günlük üretim saatlerini geriye dönük olarak sınırlandırarak, yani yaptığı bir kısım işlemlerden tekrar vazgeçmeye çalışarak fiyatları düşürme planının başarısız biçimde muhalefet edildiğini görüyoruz.” diyor.

Değerli arkadaşlar, 26 Aralıkta Almanya’da bir olay yaşandı. Ben, tekrar tekrar araya bu cümleyi alarak söylüyorum: Bizler, biraz sonra açıklayacağım rakamlarla beraber, yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının önünü sonuna kadar açmamız lazım ama makul fiyatlarla beraber açmamız lazım, makul fiyatın tarifini yaptım. Almanya’da 24 ile 26 Aralıkta bir olay yaşandı, 6 bin megavat civarında rüzgâr santralinin 90 sentle alınma garantisi vardı, böyle bir garanti vermişti rüzgârların teşviki için. Güzel bir şey rüzgârların teşviki. “Öncelikle bunların alınması lazım.” dendi ve Paskalya’ya denk geldi. Meteorolojik veriler bir gün önceden tespit etti, yarın büyük bir ihtimalle 6 bin megavat civarında rüzgâr yapılması lazım diye. Ben gittim bizzat bunun merkezinde araştırdım ve rakamları aldım. 6 bin megavatı kime satacaklar? 90 sentten aldılar. Sanayici dedi ki: “Ben çalışmıyorum, yarın tatil var.” Konut dedi ki: “Ben sınırlı oranda kullanacağım.” “50 sente veriyorum.” dedi 90’a aldığını, alan yok. 30, 20, 10…”Sıfır sente veriyorum.” dedi, alan yok. Ama satması lazım, alması zorunlu. Rüzgârdan elde edilen enerjiyi kullanan sanayiciye 20 euro sent üzerinde para verdiler o gün kullan diye. “Ne kadarla kapattınız o gün?” dedim, “50 milyon euro eksiyle kapattık.” dediler.

Değerli arkadaşlar, ben bu parayı kime tahvil edeceğim, kime tekrar döndüreceğim ben bunu? Vatandaşa döndüreceğim değil mi? Kusura bakmayın, o zaman ben dikkatli davranmak zorundayım, hangi fiyatla, nasıl satılacağını yine aynı gerekçelerle ortaya koymak zorundayım. Yani, rüzgâra vereceğimiz fiyatın yatırımları önlemeyici ama fahiş kârlar vermeyici bir noktada olması lazım. Bu söylediğim makul bir şey değil mi benim? Aynı şekilde güneş için söylüyorum. Güneşin önündeki yatırımları aşmamız lazım, engelleri kaldırmamız lazım ama dünyadaki gelişmeleri izleyerek.

Bakın, geçen yıl bu anlaşmayı yapmış olsaydık 28 euro sent, şimdi bana geldi iki tane firma, biri Amerika’dan, biri Avrupa’dan, “10 euro sentler üzeriden tekrar konuşabiliriz.” dedim. Malzeme bilimi çok hızlı ilerliyor.

Bakın, dikkatinizi çekiyorum, 100 megavatlık şu anda istemediğimiz ve ithal kaynaklar olarak gördüğümüz doğal gazın kurulmasıyla 100 megavatlık güneşin kurulması arasında üretim gücü açısından yaklaşık 4,5 katı kadar fark var. Biz bir yandan diyoruz ki, doğal gazla alakalı kaynakları azaltalım çünkü bu ithal, bir yandan arama faaliyetlerine devam edelim, ithal kaynakları yerli kaynaklar hâline getirelim.

En son geldiğimiz noktada özel sektöre de söyleyecek üç beş cümlem var. Bakın, bugün itibarıyla, 4 Kasım 2010 tarihi itibarıyla bizden başvurusu, inceleme değerlemesi uygun bulunanları, lisans verilenleri dâhil, Türkiye'nin kurulu gücünün yaklaşık 45 bin, 46 bin megavatlar civarında olduğunu, 48 bin megavatlar civarında olduğunu -ki bu yıl içerisinde yaklaşık 3.500 megavat devreye alıyoruz- düşünürsek 121.727 megavatlık bu dediğim tanımlara uyan müracaat var. Yani başvuruda bulunanlar, inceleme ve değerlemede bulunanlar, uygun bulunanlar ve lisans verilenlerin toplamı 121 bin yani Türkiye’nin kurulu gücünün yaklaşık 2,5 katı. O zaman, bizim zaman zaman madencilikte, zaman zaman da petrolde söylediğimiz ve sıkça da rüzgârda söylediğimiz gayriciddi yatırımcıların -lütfen tabirimi mazur görün- aradan çekilmesi lazım. Ben çünkü bunlarla alakalı altı bin tane, TEİAŞ bağlantı görüşü vermişim yani bunlar yatırım yapacak diye. Yatırım yapmayacak olanlar lütfen bizi meşgul etmesinler, sektörü de meşgul etmesinler, özel sektöre mesajım bu. Para kazanmayı istemeleri normaldir, doğru bir istektir ama makul oranlarda yapılması lazım.

Bir sanayicimiz bunun fiyatının artırılmasını isterken -aynı sanayi odasında bir toplantıya katıldık- hemen yanı başında oturan diyor ki: “Yüksek fiyat bunlar.”

“Değerli arkadaşlar, sanayi odasının meclis toplantısına geldim ben buraya. Şurada bir oylama yapılsa yarısı yükseltilmesini isteyecek, yarısı düşürülmesini isteyecek.” dedim.

Elektrik dediğimiz kalem öyle bir kalem ki, her zaman tüketici tarafından pahalı bulunmuş ve her zaman üretici tarafından da ucuz bulunmuş bir metadır. O yüzden bizler bunun önlemini almamız lazım.

TACİDAR SEYHAN (Adana) – Nükleerde düşüyor Sayın Bakan.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Ben o konuya girmeyecektim ama mademki “nükleer” dediniz, o konuya giriyorum.

Dün özellikle nükleerin barışçıl amaçlarla kullanılmasına ve aynı zamanda, bir güvenlik içerisinde kullanılmasına dair uluslararası anlaşmalar imzalandı, hepinize teşekkür ediyorum ama orada bazı yanlış bilgiler verildi. Türkiye’nin nükleer güç santralleriyle alakalı yaptığı anlaşmalar için burada yakıt zenginleştirilmesiyle alakalı bir talebin olduğu söylendi, bir girişimin olduğu söylendi.

Değerli arkadaşlar, bizim, uranyumun zenginleştirilmesi gibi, hele hele son derece popüler olan ve Türkiye’nin tarafı olmadığı bir noktada böyle bir tartışmanın içerisine çekilmiş olmasını ben manidar buluyorum, doğru bulmuyorum. Bir arkadaşımız kalkıp diyebiliyor ki: “Bakan oradaki bir genel müdürle oturdu imzaya.” Arkadaşlar, tam tersi, ben, Rusya Federasyonu’nun Başbakan Yardımcısı ve kendi Karma Ekonomik Komisyon Eş Başkanım olan Sayın Seçin’le beraber biz imzalaştık. Bir anlaşmayı da Enerji Bakanı Sayın Şmatko’yla beraber yaptık. Şimdi, bunlarla biz ne yapmak istiyoruz? Eğer siz bir mütekabiliyet, bir denklik açısından bahsediyorsanız, kusura bakmayın, o zaman benim karşımda da Başbakan Yardımcısının sizin dediğinizi söylemesi lazım yani “Ben Enerji Bakanıyla imzalamam, ben Başbakan Yardımcısıyla imzalarım.” demesi lazım. O yüzden, değerli arkadaşlar, biz işin olmasına dikkat ediyoruz ve yine KEK eş başkanları olarak bu çalışmayı, sayın başbakanların bize gösterdiği hedef doğrultusunda biz bu anlaşmaları imzaladık.

O açıdan, ben bunların detaylarına çok girmek istemedim ama “nükleer” dediğiniz için söylüyorum: Nükleer bugün, kırk yıl önceki nükleer alışkanlıklarından çok farklıdır. Aynen, güvenliğe harcanan para nükleerin kendisine harcanan para kadardır, neredeyse o miktarlardadır ve açıkça söylüyorum: Güney Kore’yle 11 Kasıma kadar da eğer Türkiye'nin öne sürdüğü şartlarda ve uygun gördüğümüz şartlarda o noktaya gelemiyorsak biz bu anlaşmayı yapmayız; uygun noktaya geliyorsak bu anlaşmayı yaparız. Bütün bu müzakereler bizim, nükleer güç santrallerinin kurulumuyla alakalı kararlılığımızı etkilemez. Biz, aynı zamanda, bütün enerji kaynaklarının harekete geçirilmesini istiyoruz. Bunların içerisinde -tekraren söylüyorum- yerli kömürümüz var, su kaynaklarımız var, güneşimiz var, jeotermalimiz var, biyokütlemiz var, çöp var, katı yakıtlar var, bitkiler var; her birisinin nükleer güç santralleriyle beraber Türkiye'nin büyüyen, değişen ve gelişen yüzüne yani beyniyle beraber büyüyen Türkiye'ye hitap edecek şekilde bir arz güvenliğini sağlamış olması lazım.

Ben, değerli arkadaşlar, şunu hiçbir zaman söyleyemem Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin bir bakanı olarak, hele hele Enerji Bakanı olarak: Arkadaşlar, biz… Hele hele sivil toplum örgütlerimizin içlerinde çok samimi çalışanları var, yeşili korumada, turizmi korumada, kültür varlıklarını, tabiat varlıklarını korumada son derece samimi davranan sivil toplum örgütlerimiz var ama kusura bakmazsanız, manipülatif davrananlar da var, bunları ayırt etmemiz lazım.

Ben şimdi soruyorum, Niğde’de bir gösteri yapılıyor, Sayın Valimize soruyorum, “Kim yaptı bu gösterileri Sayın Valim?” “Efendim, İzmir’den gelen, İstanbul’dan gelen arkadaşlar yaptı.” “Yöre halkımız yok muydu?” “Yöre halkımız da vardı ama çok azdı.” Peki, Rize’de soruyorum, “Kim yaptı?” “E dışarıdan geldiler.“ Değerli arkadaşlar, ben bu ülkenin bütün kaynaklarını kullanmak durumundayım ama şartlarına uygun kullanmak zorundayım. Şöyle bir eleştiriyi kabul ederim: Bir kısım müteahhitlerin içlerinde çok vahşice, çok hoyratça iş yaptığını gördük, bunların yapmasına biz de karşıyız ama kusura bakmayın, bu ülkenin çevre şartlarını, ekolojik şartlarını, yeşilini, suyunu, tabiat varlıklarını, kültür varlıklarını, medeniyetin kalıntılarının her birisini korumak bizlere düşüyor. Bizler bakanlarımızla beraber bir tarafından çekiştiren, diğer tarafından da başka bir varlığın çekiştirdiği bir yapıda değiliz. Bizler her birisini rahatlıkla koruyabilecek durumdayız. Önceki konuşmamda da bahsettim, ilkokulda bize öğretilirdi, Türkiye’nin üç tarafı denizlerle, dört tarafı düşmanlarla kaplı diye, neyse dört tarafındaki düşmanların hepsiyle dost hâldeyiz ama üç tarafı denizlerle kaplı yerde, kusura bakmayın, 8.484 kilometre kıyı şeridimiz var, 46 tane yatırım müracaatımız var, 46’sına da itiraz var! Ben bunu kabullenemem arkadaş, ben bunu doğru da bulmam. Her birisiyle alakalı itiraz geliyorsa, bunların her birinin gerekçesinin teknik olmadığı kanaatindeyim. Bu işte başka bir iş var derim.

Şimdi, deniyor ki, “Yeşilin yanında siz bunları bozuyorsunuz.” Hiç suyun geçip de yeşil yapmadığı yer gördünüz mü? Su gittiği yeri yeşil yapar. Dünyadaki bütün barajlar, hidroelektrik santraller yeşille beraberdir. Bunlar birbirine düşman olgular değil ki, birbirinin yanı başında dost olgular. O açıdan, değerli arkadaşlar, biz yenilenebilir enerji kaynaklarını sonuna kadar destekliyoruz. Bu kanunun çıkması için de bakın aylardan beri uğraşıyoruz. Önergeler konusunda dinamik olmamız lazım. Önergeler, sabit ve donuk kâğıtlar değillerdir. Sizin getireceğiniz bir önergeyi tabii ki biz olgunlukla karşılarız, doğru yapmaya hepimiz mecburuz ve hep beraber doğru yapalım.

Ben, bütün bu duygu ve düşüncelerle…

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz kimsiniz? Meclisin iradesinin üzerinde misiniz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Ben Meclisin iradesinin üzerinde değilim arkadaşlar.

---

**Kaynak gösterme:** Taner Yıldız (AK Parti, Kayseri). “Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanımına ilişkin kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.:395)”. TBMM Genel Kurulu, 15. Birleşim tutanağı, 4 Kasım 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/taner-yildiz-23-2010-11-04-yenilenebilir-enerji-kaynaklarinin-elektrik-enerjisi-uretimi-amacli-ku (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
