# 24.6.2004 tarihli ve 5197 sayılı il özel idaresi kanunu ve anayasanın 89 uncu ve 104 üncü maıddeleri gereğince cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu rap.( ss. 791 )

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Tuncay Ercenk (CHP, Antalya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim
- **Tarih:** 16 Şubat 2005
- **Gündem:** 24.6.2004 TARİHLİ VE 5197 SAYILI İL ÖZEL İDARESİ KANUNU VE ANAYASANIN 89 UNCU VE 104 ÜNCÜ MAIDDELERİ GEREĞİNCE CUMHURBAŞKANINCA BİR DAHA GÖRÜŞÜLMEK ÜZERE GERİ GÖNDERME TEZKERESİ İLE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAP.( SS. 791 )
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/tuncay-ercenk-22-2005-02-16-24-6-2004-tarihli-ve-5197-sayili-il-ozel-idaresi-kanunu-ve-anayasanin

> Tuncay Ercenk (CHP), 16 Şubat 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 24.6.2004 TARİHLİ VE 5197 SAYILI İL ÖZEL İDARESİ KANUNU VE ANAYASANIN 89 UNCU VE 104 ÜNCÜ MAIDDELERİ GEREĞİNCE CUMHURBAŞKANINCA BİR DAHA GÖRÜŞÜLMEK ÜZERE GERİ GÖNDERME TEZKERESİ İLE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAP.( SS. 791 )); konuşma 1.294 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA TUNCAY ERCENK (Antalya) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 791 sıra sayılı İl Özel İdaresi Kanunu ve Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü maddeleri gereğince Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporu üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bu kürsüden şimdiye kadar yaptığım konuşmalarda bu cümleyle konuşmama başladığımı pek hatırlamıyorum; belki vardır da, çok ender; ama, bu cümlede "Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi" cümlesi, gerçekten, Yüce Meclisimizin çalışmalarında bir alışkanlık haline geldi. İki yılı aşkın bir süredir bu tür tasarıların Cumhurbaşkanınca veto edilmemesi, Anayasa Mahkemesinden geri dönmemesi, iptal edilmemesi gibi gerekçelerle büyük oranda, hemen hemen her tasarı konusunda uyarılarda bulunduk; ama, görüyorum ki, bu uyarılarımız çok ciddîye alınmış değil. Zaman kaybı olmaması açısından, devletin sürekliliği, Meclisin daha verimli çalışması açısından iyi niyetle yaptığımız bu uyarıların bundan sonra ciddiyetle ele alınması ve değerlendirilmesini hükümetten özellikle rica ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, buna gerekçe olarak da, Sayın Başbakanın 28 Aralık günü Yüce Meclisimizde yaptığı konuşmayı anımsatmak istiyorum. Birtakım konuları aktardıktan sonra... Şunları yapıyoruz... Katılımcı, şeffaflık anlayışlarını belirttikten sonra "bunun için, ben yaptım oldu demiyoruz, her işimizde kılı kırk yarıyoruz; bunun için, siyaset ya da yönetim millete yaslanmalı, milletin rızasını almalı, milletin rızasının hilafına adım atılmamalı" diye, Sayın Başbakanın Yüce Genel Kurulda bir konuşması oldu; ama, öyle sanıyorum ki, şimdiye kadar gelen tasarılarda ve özellikle bu tasarıda kılın kırk yarılmadığı anlaşılıyor. Şayet, gerçekten, Sayın Başbakanın söylediği gibi kıl kırk kez yarılmış olsaydı, öyle sanıyorum ki, bu tasarı bir daha görüşülmek üzere Yüce Meclisin önünde olmazdı ve ben de bu konuşmamı yaparken böyle bir konuya değinmezdim. Yani, tasarıda, Sayın Başbakanın anlayışının tam tersi bir uygulamayla karşı karşıyayız.

Şimdi, yapılan değişiklik, kamu yönetimi sistemine ne kazandıracaktır; kamu yararı, kamu hizmeti kavramları nasıl işleyecektir; bu tasarı üniter devlet yapısını nasıl etkileyecektir; merkezî yönetimin denetimi olmayınca hangi sorunlar yaşanacak; hazineye malî açıdan nasıl bir yük getirecektir? Kamuoyunda bu hususların ilgili kesimlerce yeterince tartışıldığını söylemek gerçekten çok güçtür. Nasıl bir planlama yapılmıştır; nasıl bir strateji tespit edilmiştir; uzmanların görüşlerinden, kamuoyunun hassasiyetlerinden yararlanılmış mıdır? Öyle görülüyor ki, bunun tersi yapılmıştır ki, bugün bu tasarıyı tekrar görüşme durumunda kalıyoruz ve bence, Sayın Başbakanın o konuşmasının tersine "biz yaptık oldu" anlayışıyla karşı karşıyayız.

Anayasada belirtilmiş olan tekil devlet modelinden, yerel ağırlıklı devlet modeline geçiş Anayasaya uygun mudur? Bunun, anayasa uzmanlarınca ve toplumun diğer kesimlerince yeterince tartışıldığı konusunda kuşkumuz vardır. Güçlü merkezî yönetim yerine güçlü yerel yönetim, toplumu nasıl etkileyecektir; toplumun içindeki kesimlerin görüş alışverişini ve onların yetki kavramını nasıl ortaya koyacaktır?

Anayasamızın 126 ve 127 nci maddelerinde idarenin bütünlüğü, yetki genişliği, idarî vesayet kavramlarına ve ilkelerine yeteri kadar uygun mudur bu tasarı; bunu tartışmak istiyoruz.

Yerinden yönetimin en önemli sakıncalarından birisi, devletin birliğini ve kamu hizmetlerinin sürekliliğini sıkıntıya sokmasıdır. Bu sakıncayı ve sıkıntıyı ortadan kaldırmak ve devletin ve kamu hizmetinin istikrarını, sürekliliğini sağlamak için merkezî yönetime yerel yönetimi denetleme yetkisi verilmiştir. Ancak, bu tasarıyla, bu denetim yetkisinin ortadan kaldırıldığını görüyoruz. Bu anlamda, idarî vesayetin kamu düzenini ve ülke bütünlüğünü sağlaması düşüncesinin gözardı edildiğini düşünüyoruz.

Kamu yararı amacıyla yerel yönetimler üzerinde merkezî yönetimin denetiminin sağlanması zorunludur. Bu tasarıda, bu gereğin yerine getirilmediği anlaşılmaktadır. Tasarı, denetimi kaldırınca, yerel yönetimlerde keyfî bir anlayışın egemen olacağı kuşkusuzdur. Bu durum giderek üniter devlet yapısına da darbe vuracaktır diye düşünüyoruz.

Görüştüğümüz tasarıda, yerel yönetimlere idarî ve malî özerklik tanınmaktadır; gerçek ve tüzelkişilere izin ve ruhsat verme yetkisi tanınmaktadır; yasa koymak ve uygulamak yetkisi tanınmaktadır; taşınır, taşınmaz malları alıp satmak, kiralamak, trampa edilmesine, tahsisine, tahsis şeklinin değiştirilmesine veya tahsisli bir taşınmazın akar haline getirilmesine izin verilmektedir; iç ve dış borçlanma söz konusu olmaktadır. Sermaye şirketleri kurma yetkisi yerel yönetimlere devredilmektedir; özelleştirme yapma yetkisi de devredilmektedir. İl özel idaresi yatırımlarının yap-işlet veya yap-işlet-devret modeliyle yapılmasına karar verme yetkisi de yerel yönetimlere devredilmektedir.

Şimdi, yerel yönetimler görevlerini yerine getirirken şirket kurabilirler bu tasarıya göre; ancak, şirketlerde, hepimizin bildiği gibi, ticarî bir esas, kâr esası vardır. Ancak, kamu yararı ve kamu hizmetinde kâr amacı güdülmez. Bu tasarıyı, yolsuzluk kavramlarının giderek yerel yönetimlere daha da bulaşmasına yol açacak bir tasarı olarak değerlendiriyoruz. Neden yok, neden bu şekilde değerlendiriyoruz; çünkü, merkezî yönetimin yerel yönetimler üzerinden denetimini kaldırmış bulunuyor bu tasarı. Özelleştirme, hepinizin bildiği gibi, ciddî olarak, genel anlamda bir talana dönüşmüş. Bu talan, şimdi, yerel yönetimler kararıyla belki daha kolay uygulanacaktır. Borçlanma, yine yerel yönetime tanınan bir yetki olarak karşımıza çıkıyor. Yerel yönetimler ne kadar borçlanacak? Tahvil satışıyla borçlanma imkânı ve hazinenin borçları üstlenmesi önemli bir sakıncadır. Borç altında ezilen ülkemizde, bir de yerel yönetim borçlarının eklenmesi, ekonomik açıdan son derece sakıncalıdır.

Değerli arkadaşlarım, taşınmaz mal alım satımı, tahsisi, kiralanması, tahsis şeklinin değiştirilmesi yetkisi de yerel yönetimlere devredilmektedir. Oysa, günümüzde en çok sorun yaşadığımız konulardan biri de, maalesef, çok kıymetli arazilerimizin, hazine arazilerinin, iktidar tarafından, yakınlarına veya yandaşlarına peşkeş çekildiği gerçeği de ortada durmaktadır. Yatırımların, yap-işlet, yap-işlet-devret modeliyle kime verileceği, nasıl verileceği ve bunun biçiminin, yönteminin ne olacağı, gerçekten, bu tasarıyla açıklığa kavuşmuş değildir. Şimdi, Ankara merkezinde kurulan müteahhit bürolarının taşrada kurulması ihtimali de bu tasarıyla açık olarak gündeme getirilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, toplumumuzun önünde, ülkemizin önünde, çok daha acil sorunlar olduğunu düşünüyoruz. Bakın, aylardır, bu tasarı gidiyor, geliyor. Belediyeler Tasarısı var, Kamu Yönetimi Reformu Tasarısı var; onların hepsi bir paket halinde zaten gündeme getirildiği için, öbürünü askıya aldık -öyle değil mi- şimdi de bu tasarıyı görüşüyoruz; ancak, günümüzde, acilen tedbir almamız gereken, bunların dışında çok önemli konular olduğunu düşünüyorum. Bunların başında, yolsuzluk... Özellikle, son günlerde Enerji Bakanlığında yaşanan yolsuzluğu takdirlerinize sunuyorum. Özellikle 1980 yılından sonra, her ne hikmetse, görev yapan Enerji Bakanları -hepsi değil tabiî- Yüce Divana konuk oluyorlar. Bugün de, bir başbakan Yüce Divanda konuk oldu. Bunların tümünün, umarım, bundan sonra bu konuk olma durumu biter ve iktidar bunların tümüne -hani, o, damardan girdik meselesi var ya- ciddî bir tedbir alır ve gerçekten, kamuoyunda siyasetin ve siyasetçinin güvenilirliğini tekrar sağlama yolunu seçer. Bu, damara girme işi iyi de, bir de hükümetin kendi damarına girmesini talep ediyoruz.

Dokunulmazlık dosyalarıyla ilgili görüşme yapıldı saat 14.00'te başlayan oturumda ve Sayın Kart'ın feryat figan biçiminde "kaldırın dokunulmazlığımı" dediği anlayışı, tavrı gördük. Ben, Başbakan dahil, diğer bakanların da aynı feryat içinde olmasını talep ediyorum ve öyle sanıyorum ki, bu yapıldığı takdirde, temiz siyaset anlayışı, temiz toplum anlayışı, dürüst siyaset anlayışı egemen olacaktır toplumumuzda.

Değerli arkadaşlarım, bunların dışında, Avrupa Birliği sürecinin hangi aşamaya geldiğini merak ediyorum. Başmüzakereci kim olacak? 17 Aralıktan sonra gelişecek süreç nedir? Neleri masaya koyacağız, neleri koymayacağız? Bunlar hiç konuşulmuyor şimdi. Kıbrıs sorunu kahve içerek çözülmez. Nasıl çözeceksiniz? Nasıl yapacaksınız? Bunların tümünün, bu Mecliste görüşülmesi, tartışılması gerekiyor; ama, bunları biz bir kenara bırakmışız, Yerel Yönetimler Tasarısını gündeme getirmişiz ve bunlar üzerinde de gece 11'lere kadar, belki sabahlara kadar bu konuları tartışıp çözüm bulmaya çalışacağız. İnanıyorum ki, Yüce Meclis, bundan sonra hükümet tarafından getirilecek tasarılarda çok daha ciddî konuları, ülkenin çok daha ivedî sorunlarını gündeme getirerek tasarılar hazırlar ve bunları bir daha Sayın Cumhurbaşkanından dönmeyecek şekilde hazırlar, Anayasa Mahkemesinden dönmeyecek şekilde hazırlar ve biz de kamuoyunca saygın bir Meclis konumuna, dürüst iş yapan Meclis konumuna, kılı kırk yaran bir Meclis konumuna geliriz diye düşünüyorum. Bu düşünceler sadece benim düşüncelerim değil, seçim bölgelerine gittiğimiz zaman hep bu taleplerle karşılaşıyoruz "yolsuzluklar ne olacak, dokunulmazlıklar ne olacak..." Bunları çözmenin bir yolu olmalı.

Fikret Ağabey, öyle değil mi; bunları çözmenin bir yolu olmalı. Bunları çözme yeri de burası, Yüce Meclis. Yüce Mecliste çözeceğiz bunları; ama, bunları kenara bırakarak, yerel yönetim veya buna benzer tasarıları gündeme getirdiğimiz zaman toplum bize güvenmiyor, siyasetçiye güvenmiyor, siyasete güveni azalıyor. Toplumun siyasete ve siyasetçiye güvenini sağlamanın tek yolu dokunulmazlıkların kaldırılmasıdır. Biz, bunu talep ediyoruz; Cumhuriyet Halk Partisi olarak sonuna kadar da takip edeceğiz, bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. İstiyorum ki, Başbakanlık veya Bakanlar Kurulu koltuklarında haklarında dava olanlar bir daha oturmasın. Bunu bir milletvekili olarak istiyorum, bir vatandaş olarak istiyorum ve bu, aynı zamanda kamuoyunun da içten, yürekten talepleridir.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Tuncay Ercenk (CHP, Antalya). “24.6.2004 tarihli ve 5197 sayılı il özel idaresi kanunu ve anayasanın 89 uncu ve 104 üncü maıddeleri gereğince cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu rap.( ss. 791 )”. TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim tutanağı, 16 Şubat 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/tuncay-ercenk-22-2005-02-16-24-6-2004-tarihli-ve-5197-sayili-il-ozel-idaresi-kanunu-ve-anayasanin (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
