# Türkiye cumhuriyeti anayasasının bir maddesinin değiştirilmesi hk. (s.s.894)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Tuncay Ercenk (CHP, Antalya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 101. Birleşim
- **Tarih:** 24 Mayıs 2005
- **Gündem:** TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BİR MADDESİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ HK. (S.S.894)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/tuncay-ercenk-22-2005-05-24-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bir-maddesinin-degistirilmesi-hk-s

> Tuncay Ercenk (CHP), 24 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 101. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BİR MADDESİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ HK. (S.S.894)); konuşma 1.927 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA TUNCAY ERCENK (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; anayasalar, hepimizin bildiği gibi, bir devletin yapısını, işleyişini, kurumlar ile kurumlar, kurumlar ile kişiler arasındaki ilişkileri ve kuralları düzenleyen temel yasalardır. Devletin işleyişini düzenleyen temel bir yasa olması nedeniyle, anayasalar, ilkesel anlamda düzenlenmeli ve uzun süre değiştirilmesine ihtiyaç duyulmayacak biçimde...

(x) 894 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

ATİLA EMEK (Antalya) - Sayın Başkan, Genel Kurulda hem uğultu var, hem ayakta herkes.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, bir müzakere ortamı yok burada.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Divanın orası kalabalık, burası kalabalık.

TUNCAY ERCENK (Devamla) - ...hazırlanmalı ve bu çerçeve içinde, ilkeleri esas alarak, çok fazla ayrıntıya girmeden düzenlenmesi gereken temel yasalardır.

Anayasal güvence altında olması gereken konular hariç olmak üzere, anayasal güvenceye ihtiyaç duyulan her konuda, Anayasa düzenlenirken, elbette, ayrıntıya girerek, ilkeler doğrultusunda düzenlenme doğaldır; ama, bunun dışında, temel anlamda düzenlenecek bir anayasada, mutlak suretle, uzun süre değiştirilme ihtiyacının bulunmaması gerektiği şekilde hazırlanması esastır.

Değerli milletvekilleri, üç yıla yakın bir süredir, Anayasanın 76 ncı maddesinden başlamak üzere, Anayasada birtakım maddeleri değiştirdik, bir kısmına da teşebbüs ettik. Şimdi, elimde bir liste var. 27.12.2002 tarihinden itibaren, Anayasanın 10 uncu maddesinde "Kanun önünde eşitlik", 15 inci maddesinde "Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması", 17 nci maddesinde "Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı", 30 uncu maddesinde "Basın araçlarının korunması", 38 inci maddesinde "Suç ve cezalara ilişkin esaslar", 76 ncı maddesinde "Milletvekili seçilme yeterliliği", 78 inci maddesinde "Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin geriye bırakılması ve ara seçimleri", 87 nci maddesinde "Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri", 90 ıncı maddesinde "Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma", 131 inci maddesinde "Yükseköğretim üst kuruluşları", 143 üncü maddesinde "Devlet Güvenlik Mahkemeleri", 160 ıncı maddesinde de "Sayıştay" başlıklı maddeleri değiştirmişiz veya mevcut olan fıkraları Anayasadan çıkarmışız.

Tabiî, teşebbüs ettiklerimiz de oldu. Bunların başında, Anayasanın 76 ncı maddesinin birinci fıkrası, seçilme yaşının 25'e indirilmesi; yine, Anayasanın 169 ve 170 inci maddeleri. Bunların bir bölümü askıya alındı, bir bölümü Sayın Cumhurbaşkanınca veto edildi. Anayasa Mahkemesi tarafından da iptal edilen, elbette, tasarılar mevcuttur.

Şimdi, 13 madde değiştirmişiz seçimden bu yana. 13 maddenin içinde, başlıklarını okudum; ama, ne hikmetse, toplumun bizden beklediği Anayasa değişikliğini yapmaya cesaret dahi edememişiz. Bunu, sadece AKP Grubuna mensup milletvekilleri için söylüyorum; çünkü, biz, Anayasanın 83 ve 100 üncü maddeleri konusunda, dokunulmazlıkların sınırlandırılması konusunda, seçildiğimizden bu yana üstünde durduğumuz en önemli konu budur; ama, saydığımız bütün değişiklikler yapılmasına rağmen, bu konuya en ufak bir yaklaşım gösterilmemiştir ve Parlamentonun ortak kararı olarak, evet, siyasetçiye güveni sarsıyor bu dokunulmazlık diyerek ortak bir karar alma noktasından sürekli kaçmış bulunuyoruz.

İnanıyorum ki, en kısa zamanda, AKP Grubuna mensup arkadaşlar, dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda üstlerine düşeni yapacaklar ve bu cesaretleri göstereceklerdir diye düşünüyorum.

Biz, seçimimizden bu yana, yasama çalışmalarını yaptığımız süre içinde, her Anayasa değişikliği teklifi geldiği zaman öncelikle üstünde durduğumuz Anayasanın 83 üncü ve 100 üncü maddelerinin bir an önce sınırlandırılması, hukukun üstünlüğüne bağlı daha çağdaş bir düzenleme olan sınırlandırma kavramının Anayasamıza eklenmesi konusunda üstümüze düşen ısrarı yapmış bulunuyoruz.

Dokunulmazlıkların kaldırılmasını neden çok istiyoruz? Bir kere, toplumda siyasetçiye olan güvenin sarsıldığını hepimiz kabul edelim. Bunun tek yolu da, gerçekten, suç işlemiş bir siyasetçinin, milletvekili veya bakan olan bir şahsın, milletvekili olarak bu sorumluluktan kurtulmasını önlemek bizim temel görevimizdir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, her anayasa değişikliği teklifi ve yasa teklifi veya tasarıları gündeme getirilirken bizim üstünde durduğumuz çok önemli bir kavram daha var; o da, gerek bu değişikliklerin gerek yasa gerekse anayasa değişikliklerinin, toplumu ilgilendiren tüm kesimlerin bir araya gelerek, bir uzlaşma içerisinde bu tasarıları veya teklifleri gündeme getirmesi, komisyona ve arkasından da Parlamentonun gündemine taşınması gerektiğini düşünüyoruz; yani, bir hükümet oturduğu yerde görev yaparken, efendim, ben bu tasarıyı böyle düşünüyorum, bu kurumu böyle düzenleyeceğim, bu konuda böyle bir tasarı getiriyorum veya milletvekili arkadaşlarım, ben böyle bir teklif getiriyorum yerine, tam aksine, hangi konuda getiriyorlar, YÖK konusunda, esnaf ve sanatkârlar konusunda; bu konuları getirecek olan tasarıları da bu kesimlerle konuşarak, anlaşarak, muhalefet partisiyle konuşarak, anlaşarak getirmeleri de, öyle sanıyorum ki, toplumun uzlaşma kültürü açısından önemli bir noktadır diye düşünüyorum. Biz bu konuda üzerimize düşeni hep yaptık, bu fırsatı kaçırmayalım dedik. Umarım ki, bundan sonra bu fırsatlar kaçmaz ve toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren insanlar bir araya gelir ve tasarıları bu şekilde çıkarır ki, Parlamento gerçekten saygınlığa ulaşsın ve toplum da, bravo, çok iyi çalışıyor bu Parlamento, uzlaşmışlar desin ve ona örnek olacak şekilde bir çalışma içine girsin diye düşünüyorum.

Şimdi, biz, yasaları, değişiklikleri genellikle Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde düşündük, Avrupa Birliğinin bize dayatmasıyla değiştirdiğimiz yasalar oldu. Elbette güzel, bunlara karşı çıkma anlamında söylemiyorum; ama, keşke "Avrupa Birliği müzakere süreci aman kaçıyor" yerine "Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan vatandaşlarım, Türk Halkı bu değişiklikleri çok önceden hak etmiştir, bu nedenle bu değişiklikleri yapalım" denilse ve o şekilde bu değişiklikler olsaydı, öyle sanıyorum ki, toplumdaki itibarımız hem toplum olarak hem Meclis olarak daha iyi olurdu, daha fazla olurdu.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, 13.4.1994 tarihli 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, amaç olarak, 1 in-ci maddesinde şunları belirtmiş: "Radyo ve televizyon yayınlarının düzen-lenmesine ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin esas ve usulleri belirlemektir" diye amacını belirlemiş ve 4 üncü maddesinde de, yayın ilkeleri çerçevesinde, hemen hemen toplum yaşamının bütününü ilgilendiren, toplumda hemen hemen her kesimi ilgilendiren, "yayın ilkeleri" adı altında maddeler koymuş, ilkeler koymuş.

Şimdi, toplum yaşamının her bölümünü ilgilendiren bir paragraf, bir madde ekleyen bir kanun, neden acaba, bu kadar, toplumun bütün kesimlerini ilgilendirme gereğini duymuş 4 üncü maddede? Öğretim diyorsunuz, burada var; devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü kavramı burada var, toplumun millî ve manevî değerlerine aykırı davranmama ilkesi burada var, Anayasanın "Genel Esaslar" kısmında yer alan ilkelere, demokratik kurallara ve kişi haklarına saygı burada var; genel ahlak, toplum huzuru ve Türk aile yapısı diye, böyle sıralıyor... Anlatım özgürlüğünden bahsediyor; insanların ırk, cinsiyet, sosyal sınıf veya dinî inançları dolayısıyla hiçbir şekilde kınanmaması ilkesine, Türk millî eğitimine, yayınlarda adalet ve tarafsızlığa kadar, tam 20 madde olarak sayılmış. Demokratik kurallar çerçevesinde, kamunun siyaset, eğitim ve kültürel alanlardaki beklentilerine cevap verecek şekilde demokratik gruplar ve siyasî partiler arasında fırsat eşitliğinin sağlanması esasına kadar düzenleme yapmış. Bunlar, sadece 4 üncü maddedeki ilkeler.

Peki, neden bu kadar, 4 üncü maddeyi esas alarak, toplumun bütün kesimlerini hemen hemen içine alan kurumlarını düzenleyen bir kavram içine, bir madde içine, bir anlayış içine girmiş yasa; onu özellikle açmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, medyamız, özellikle son günlerde, son yıllarda, toplumla iç içe geçmiş, toplumun haber alma anlayışının dışında, topluma haber verme, toplumu bilgilendirme anlayışının dışında, toplumu yönlendirme anlayışını önplana almış. Yani, medya, artık, topluma haber vermenin yerine, toplumu yönlendirme kavramını esas almış ve yayınlarını da, yayın ilkelerini de buna göre düzenlemiş.

Şimdi, medyanın bu şekildeki anlayışı ve çalışması, elbette, toplumu şekillendirme anlayışından kaynaklanıyor; yani, medya, yayınlarıyla, toplumu bir anlamda, düşündüğü biçimde şekillendiriyor, tercihlerini düşündüğü biçimde yönlendiriyor. Vatandaşın tercihlerini bile etkileme noktasına gelen bir kavram içerisinde medya. Bunu kabul etmek lazım. Bu, gelişen sürecin sonucu. Bunu, bir reddetme anlamında söylemiyorum; ama, bunun belli sakıncaları doğacaktır ortada.

Şimdi, giderek medyanın tekelleşmesi gündeme geliyor. Bu tekelleşme, medyanın toplumu şekillendirme, etkileme özelliği gözönüne alındığı zaman, tek bir ses, tek bir görüş etrafında toplumu yönlendirme anlayışı daha da güçlü hale gelecek. O nedenle, medyanın tekelleşmesi konusunda ciddî kuşkular var. Bu konuda, ciddî çalışmalar yapmak durumundayız diye düşünüyorum.

Tek görüş, tek yönlülük, tek aktarma, tek yorumlama, fikir farklılıklarını ve fikir anlamında değişik görüşlerin de belli oranda sekteye uğramasına neden olacak; eğer, bu şekilde medyanın tekelleşmesi gündeme gelirse.

Demokrasinin çok doğru işlemesi, alışabildiğimiz biçimde, alışageldiğimiz biçimde demokrasinin tarifine uygun biçimde işlemesi de, öyle sanıyorum ki, tehlikeye girecektir. O nedenle, Büyük Millet Meclisine ve toplumun tüm kesimlerine, bu konuyla ilgilenen herkese, toplumun tüm kesimlerinden, tek bireyine kadar, bu konunun üzerinde hassasiyetle durmamız gerekir, bu konuda üzerimize düşen görevi yerine getirmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Tek sesli bir medya, tek sesli bir demokrasiye yol açabilir. Bu önemli bir yanlıştır, önemli bir sakıncadır. Bu açıdan da, medyamızın, öyle sanıyorum ki, bu ilkeye dikkat etmesi, 4 üncü maddedeki çerçeve içinde dikkat etmesi ve toplumu da tek yönlü, tek sesli olarak yönlendirmemesi gerekir.

Tabiî, toplumu bu denli etkileyen, toplumu bu denli yönlendiren bir başka kurum, bir başka aracın olduğunu düşünemiyorum. Öyle ki, medyanın ve medyanın araçlarının belli bir düşüncenin, belli bir grubun çıkarına kullanılmasının hangi sonuçlara yol açacağını ve hangi amaca, o düşüncenin hangi amacına hizmet edeceğini çok iyi düşünmemiz gerekiyor. Medya araçları belli bir grubun veya kişinin çıkarına kullanılmamalıdır, belli bir düşüncenin çıkarına da kullanılmamalıdır, belli bir yapının çıkarına da kullanılmamalıdır; toplumun çıkarı, amacı neyse, ne gerektiriyorsa onu yapmak lazım. Ancak, günümüzde bunun bu şekilde çok işlediğini söyleyemiyorum. Çünkü, medya grupları, ticaret, siyaset bir araya girmiş ve toplumun yönlendirme noktası neresiyse, hassas noktası neresiyse oraya doğru bir yayın politikası gündeme getirilmeye çalışılmaktadır.

Kitle iletişim araçlarını ellerinde bulunduranlar kendi politikalarını, kendi anlayışlarını, kendi düşüncelerini öne sürmek durumundadırlar. Bu, kendileri açısından doğal sayılabilir. Ama, bir anlamda, ticaret ve siyaset, kâr anlayışı birbirine geçmiş, toplum açısından doğal karşılanmayacak bir sonuç ortaya çıkmaya başlamıştır. Kendileri açısından doğal olabilir; ama, toplum açısından doğal bir sonuç değildir; çünkü, toplum, tarafsız gözle yapılan yayına itibar edecektir ve bu konuda tercihlerini kullanacaktır; ama, tek bir düşünce etrafında toplumu yoğunlaştırmaya çalışmak çok demokratik bir yaklaşım tarzı değildir diye düşünüyorum. Yine, son dönemlerde birkısım televizyon kuruluşları ve medya kuruluşları neredeyse birbirlerinin benzeri yayınlar yapmaya başladılar. Şimdi bir kanalda dizi film başladığı zaman diğer kanalda da dizi film çalışmaları başlıyor. Bir kanalda gelin-kaynana programları başladığı zaman öbür kanalda da gelin-kaynana programları başlıyor. O onu gözetliyor, bu bunu gözetliyor... Değişik kanallarda birbirlerine benzer programlar toplumu etkilemeye -kültür açısından değil- hatta hatta, o kadar etkilemeye doğru götürüyor ki, cinayetler dahi işlenmeye başlıyor. Bu konuda, öyle sanıyorum ki, medya, üstüne düşen sorumluluğu yerine getirecektir.

Eğlence programları birbirlerini izliyor; ama, ne yazık ki, toplumu gerçekten, sosyal, ekonomik ve siyasî yönden yönlendirmesi gereken -tarafsız biçimde tabiî- haber programları, maalesef, çok geç saatlere bırakılıyor ve bizler, o üstatlarımızın, o aydınlarımızın, siyasetçilerimizin, bilim adamlarımızın o saygın görüşlerini izleme olanağını bulamıyoruz. Bu da önemli bir kayıp diye düşünüyorum; çünkü, toplum, gerçekten haber programlarına kendisini adapte etmiş ve bunları bekleyen bir anlayış içerisindedir.

Yine, malî açıdan birbirinin içine girmiş medya-ticaret-siyaset ilişkisinin bir de malî güç açısından güçlenerek kâr amacı da güttüğünü biraz önce söyledim. Toplumu bu kadar etkileyen bir medyayı, nasıl kontrol etme noktasına geliyoruz... Nasıl kontrol edeceksiniz; bu kadar güçlü bir kuruluşu, bu kadar güçlü bir kurumu nasıl kontrol edeceksiniz, ne yapacaksınız?

Şimdi, biliyoruz ki, böylesine önemli bir kurumu kontrol edecek, denetleyecek bir kurumun da, yani, şu anda, 133 üncü maddede yapmayı düşündüğümüz değişiklik, Radyo Televizyon Üst Kurulunun da anayasal bir kurum olarak Anayasaya girmesi bir tek şeye bağlı; güçlü bir kurum olacak.

Güçlü kurum nasıl olacak; arkasında, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gücünü hissedecek ve anayasal kurum olarak kendisini hissedecek. Böylesine güçlü bir desteği arkasında hisseden üst kurul, elbette ki, 4 üncü maddede, "yayın ilkeleri" olarak saydığımız maddelerdeki ilkeleri koruma anlayışı bakımından daha güçlü konuma gelmekte ve bu nedenle, üyelerinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmesi konusunda ciddî bir adım atılmış olmaktadır. Genel anlamda, doğru kabul etmekteyiz.

Ancak, değişiklik teklifinde getirilen çözümün, Anayasanın 133 üncü maddesinde ifade edilen tarafsızlık ve özerklik ilkelerinin gereğini eksiksiz olarak karşılayıp karşılamadığı, kuşkusuz, tartışılabilecek bir husustur. Yani, bu Meclis tarafından RTÜK üyelerinin seçimi, gerçekten özerklik ve tarafsızlık ilkelerini tam anlamıyla sağlayacak mıdır; onu elbette tartışma noktası haline getirme imkânımız vardır. Ancak, bulunduğumuz mevzuat içinde, şu andaki konuma göre, bunun dışında bir başka çözümü tespit etme olanağımız, maalesef, olmamıştır ve ancak bugün bu koşullar içinde, bu şartlar içinde böyle bir düzenleme yolunu seçmiştir komisyonumuz ve arkadaşlarımızın teklifi de bu yönde gelişmiştir. Umuyorum ki, çok daha uygun çözümler bulunacaktır; ama, şu anda, bugünkü konumlara göre, Büyük Millet Meclisi tarafından RTÜK gibi bir kuruluşun, şu ilkeleri korumaya çalışan bir kuruluşun arkasında böyle bir gücün olması elbette doğaldır.

Yüce Meclisi saygılarla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Tuncay Ercenk (CHP, Antalya). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bir maddesinin değiştirilmesi hk. (s.s.894)”. TBMM Genel Kurulu, 101. Birleşim tutanağı, 24 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/tuncay-ercenk-22-2005-05-24-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bir-maddesinin-degistirilmesi-hk-s (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
