# Birinci tur (tbmm, cumhurbaşkanlığı,sayıştay, anayasa mahkemesi)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Uğur Aksöz (CHP, Adana)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim
- **Tarih:** 18 Aralık 2003
- **Gündem:** BİRİNCİ TUR (TBMM, CUMHURBAŞKANLIĞI,SAYIŞTAY, ANAYASA MAHKEMESİ)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ugur-aksoz-22-2003-12-18-birinci-tur-tbmm-cumhurbaskanligi-sayistay-anayasa-mahkemesi

> Uğur Aksöz (CHP), 18 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BİRİNCİ TUR (TBMM, CUMHURBAŞKANLIĞI,SAYIŞTAY, ANAYASA MAHKEMESİ)); konuşma 1.381 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA UĞUR AKSÖZ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan bütçe yasa tasarısının, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Radyo ve Televizyon Üst Kuruluyla ilgili bölümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimizi ifade etmek üzere huzurunuzdayım; Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.

Demokrasinin kalbi bu Meclistir. Bu ülkede demokrasiye gönül vermiş herkesin birinci görevi, bu Meclisin itibarını yaşatmak ve daha da yüceltmektir. Meclisin itibarını daha da yüceltmek için bazı önerilerimizi bu kısa vakitte, kısaca arz etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bu Meclis, artık, şu dokunulmazlık işini bir an önce çözmeye mecburdur. Bu konu, her iki partinin seçim vaadinde vardır. Toplum, bizlerin bu konuyu çözmesini beklemektedir. Bu konudan, sizler de rahatsızsınız, bizler de rahatsızız, toplum da rahatsız. O halde, bu konuyu çözmek için, artık, oturup bir araya gelmemiz gerekiyor. Bir kere daha Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini anlatırsak, belki, arkadaşlarımız dokunulmazlık deyince ellerini açmazlar, dikkatle dinlerler.

Değerli arkadaşlar, bir kere, biz "dokunulmazlık tamamen kalksın" demiyoruz. Elbette, kürsüde yapılan tüm konuşmalar alabildiğine özgür olsun, elbette, bu konuşmaların dışarıda tekrarında dokunulmazlık devam etsin; ama, herhangi bir suç ortaya çıkmışsa, hiç kimse, milletvekili de olsa dokunulmazlık zırhının arkasına saklanmasın. Gerekiyorsa, özel bir yargılama usulü getirelim; gerekiyorsa, milletvekili sadece Yargıtayda, ehil bir dairede yargılansın; tutuklanmasın, gözaltına alınmasın; ama, yargılansın. Asıl yargılanırken, milletvekilinin yargılanmaması düşünülemez. Tutuklanmasın, gözaltına alınmasın diyoruz ve bir şey daha söylüyoruz, ceza alırsa da, bu cezasını dönem sonunda çeksin. Demek ki, burada, milletvekiline, yargılanmadan dolayı gelecek herhangi bir konu yok ve bu konuyu ertelemenin, ne bize ne de demokrasiye faydası var.

Değerli arkadaşlar, bir de, olaya şu açıdan bakmamız lazım: Milletvekilini, yargılanma gibi en önemli insan hakkından ve aklanma gibi her dürüst insanın ulaşmak istediği amaçtan mahrum etmeye kimsenin hakkı yoktur. Sonra, şu da bir gerçek ki, bugünün hukuk ilkeleri içerisinde, hiç kimseye, istemediği bir elbiseyi zorla giydiremezsiniz. Bir milletvekili, ben dokunulmazlık istemiyorum diyorsa, ona, zorla, dokunulmazlık zırhını giydiremezsiniz. Bir milletvekili, ben yargılanmak ve aklanmak hakkımı kullanmak istiyorum diyorsa, hiçbir kişinin onu engelleme hakkı da olamaz. Değerli milletvekilleri, işte, bu nedenle, Sayın Meclis Başkanımızın "isteyenin dokunulmazlığı kaldırılsın" çağrısına yürekten katılıyoruz. Yalnız, bunun için yasal bir düzenlemeyi beklemeye hiç gerek yoktur. Hemen, bu bütçe görüşmelerinden sonra dokunulmazlık dosyalarını görüşmeye başlayalım ve isteyenin dokunulmazlığını komisyonlarda kaldırarak, hiç olmazsa, bir adım atalım. Sayın Meclis Başkanımızın bu konuda yetkisi vardır, İçtüzük bunu amirdir; tıkanan komisyonlara, yürümeyen komisyonlara müdahale etme hakkı da vardır; zaten, kendi de bu yolda bir açıklama yaptığına göre, biz diyoruz ki, gelin, bütçe görüşmelerinden sonra, hiç olmazsa, isteyenin dokunulmazlığını kaldırarak, topluma bir demokratik mesaj verelim.

Bu, çok önemli konu dışında, Meclisin daha iyi çalışmasına yönelik birkaç önerimiz daha vardır. Bir kere, milletvekilinden verim almak için, ona iyi bir çalışma ortamı sağlamak gerekir. Değerli arkadaşlar, bugün, (F) tipi cezaevlerinde, tek kişilik koğuşlar 10 metrekareyken, milletvekili odaları yalnızca 9 metrekaredir ve üstelik, sekreteri, danışmanı da, odasından uzakta bir yerlerdedir. Bunun da çok acil olarak düzeltilmesi lazımdır. Daha önce, geçmiş senelerde, Mecliste, milletvekili odaları için bir proje yarışması düzenlenmiştir. Birinci gelen proje arşivdedir. Sadece, onu hayata geçirmek için bir karar verilecektir; hepsi o kadar; milletvekilimiz daha rahat çalışma ortamını bu odalarda bulacaktır.

Milletvekilinin, gelen ziyaretçilerden, çalışmaya ve okumaya vakit bulamadığı herkesin malumudur. Egemenlik milletin olduğuna göre, halka, Meclise gelmeyin denilemez. O halde, buna, kesin bir çözüm bulmak gerekir. Dünyada, her demokratik ülkede, milletvekilinin, seçim çevresinde bir bürosu ve sekreteryası vardır ve bunun masraflarını meclisler ödemektedirler. Ayrıca, Anayasa çerçevesinde, merkezî yetkilerin birkısmı yerel yönetimlere devredildiğinde, bu iki iş aynı anda, aynı zamanda yapıldığı müddetçe, artık, vatandaşın Ankara'ya gelmesinin de hiçbir nedeni kalmayacaktır.

Meclisin saygınlığı, bir bakıma, milletvekilinin saygınlığına bağlıdır. Oysa, milletvekillerine gündem bir hafta önceden verilmediği için, hiçbir milletvekili, gelecek hafta hangi yasanın ne gün görüşüleceğini bilememektedir. Milletvekilleri, alelacele oy kullanmaya koşarken, içeriğini ve ülkeye neler getireceğini pek bilmediği konularda parmak kaldırmanın acısını çekmekte ve giderek, belki de, kendisine olan saygısını kaybedebilmektedir. Bu nedenle, ilke olarak, milletvekillerine, perşembe akşamları, gelecek haftanın ayrıntılı gündemi verilmeli, ona hazırlanması için zaman tanınmalı ve önünü görebilmesine yardımcı olunmalıdır.

İçtüzüğümüzdeki çok istisnaî hallerde kullanılması gereken 48 saat geçmeden yasa tasarılarının görüşülmesi usulü, çok önemli günlerde, çok önemli yasalar için ve çok istisnaî hallerde kullanılmalıdır.

Sözlü soru konusu da, artık, tamamen verimsiz bir hale gelmiştir. Yüzlerce sözlü soru birikmekte, çoğunun güncelliği ve kıymeti kalmamaktadır. Bu durumda, ya tüm soruları, cevap süreleri kısa tutularak yazılı soru şekline dönüştürelim ya da sözlü soru işlemine devam edeceksek, haftanın bir gününü, örneğin, pazartesi günlerini sadece sözlü sorulara ayırarak, cevap verecek bakanları orada hazır tutarak, her hafta sözlü sorular bitinceye kadar o gün Meclisi çalıştıralım ve denetim mekanizması tıkır tıkır işler bir hale gelsin.

İçtüzüğümüz, bugüne kadar, yamalı bohça gibi hep oradan buradan düzeltildi. İki parti gruplu Parlamentonun bu nimetinden istifade ederek, İçtüzüğü, artık, baştan sona bir bütün olarak ele almak, muhalefetle tam bir mutabakat halinde yenilemek şart olmuştur. Bu işlem, Meclis çalışmalarını son derece hızlandıracak ve yoruma meydan vermeyecek açıklıkta yapılarak, Parlamentodaki tüm çekişmeler ortadan kalkacaktır.

Değerli arkadaşlar, en büyük saygı, kişinin, önce, kendisine göstermesi gereken saygıdır. Zaman zaman görüyoruz, bazı beyanatlar, bazı yorumlar, bazı tiyatro oyunları, bazı skeçler oluyor. Oralarda, milletvekillerine hakaret marifet sayılıyor; milletvekillerini aşağılayıcı sözleri, küçültücü edaları sık sık görüyoruz. Kendimize saygı gereği, kişisel olaylarda gerekli davaları hemen açmalıyız ve bu konuda duraksama olmamalıdır. Bugün, en küçük bir şirketin bile, haklarını savunan avukatları vardır. Yüce Meclisimiz de, Meclisin manevî şahsiyetini hedef alan bu tür tavırlar karşısında, hukukçuları vasıtasıyla, gerekli davaları derhal açmalı, kendisini, manevî şahsiyetini ve saygınlığını, hukuk içinde, adalet yollarına başvurarak aramalıdır.

Değerli arkadaşlar, bu küçük hatırlatmalardan sonra, en önemli konuya gelmek istiyorum. Bizce, Türkiye'nin en büyük sorunu, yasama, yürütme ve yargı olarak adlandırılan üç kuvvetin birbirinin içine girmiş olmasıdır. Birbirine müdahale etmediği müddetçe bu kuvvetler yaşar ve saygın işbölümünü sürdürdükçe de gelişirler; fakat, ülkemizde durum bunun tamamen tersidir. Yasama, yürütmeden ne gelirse onu yasalaştırır. Hükümetin başındaki kişi genellikle çoğunluk partisinin de başında olduğu için, denetleme konusunda da genellikle onun dediği olur. Neticede, Meclis, özgür denetleme görevini yapamaz. Öte yandan, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna Adalet Bakanı ve Müsteşarı başkanlık edince, yargı da çekingen davranmaya başlar. Böylece, ne olur; yürütme, büyür, büyür büyür, âdeta, devleşir, yasama kuvvetini ve yargı kuvvetini etkisi altına alır. Bugün, Türkiye'de bu yaşanmaktadır. Sonuçta, kuvvetler ayrılığı yok olmuştur ve sonuçta, yaralanan, maalesef, demokrasimiz olmuştur. Bunu düzeltmek de, bizim çıkaracağımız yasalarla ve elbirliğiyle mümkündür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamın geri kalan kısmında da Radyo ve Televizyon Üst Kurulundan bahsetmek istiyorum. Bugün, televizyonlar o kadar güçlenmiştir ki, haber takip etme sınırını çoktan aşmış, gündem yapan, toplumu yönlendiren, istediğini batıran istediğini yücelten büyük bir güce ulaşmıştır. Bu korkunç güçlü televizyonları denetleyen Radyo ve Televizyon Üst Kurulu ise, maalesef, güçsüz bırakılmıştır; çünkü, Anayasa Mahkemesinin verdiği yürütme kararı sonucu, yeni bir anayasa düzenlemesi yapılmadan, üyelerin bir kısmını Meclisin seçmesi olanağı ortadan kalkmıştır. Ayrıca, yetkilerinin bir kısmı Telekomünikasyon Kurumuna, bir kısmı da Haberleşme Yüksek Kuruluna devredilmiştir. Kurul, böylece, çokbaşlı olmuş; ama, güçsüzleşmiştir; çünkü, tam 760 kişilik kadrosu halen eksiktir. İşte, bu kurul, bu haliyle, sayıları 260'ı bulan yerel, bölgesel ve ulusal televizyonları denetleyecek ve yine, sayıları 1 000'in üzerindeki radyoları kontrol edecektir. Üstelik, verdikleri kararlar, yargının yavaş işlemesi sonucu, ancak aylar sonra infaz edilebilmektedir ve o zaman, hiçbir önemi de kalmamaktadır.

Peki, hükümet, neden bu düğümü çözmez, neden anayasal ve yasal düzenlemeleri yapmaz da, Radyo ve Televizyon Üst Kurulunu bağlayıp, televizyonları serbest bırakır?

Ama, bütün bu olaylardan daha elim ve daha vahim bir konu vardır, o da şudur: Frekans ve kanallar, kamu kaynağıdır, asla bedava kullandırılamaz. Televizyonlar da, kendilerine frekans tahsisi yapılmamışsa, bir bakıma, yasal değildir veya onları ruhsatsız olarak da isimlendirebiliriz. Bugün, Türkiye'de, hükümet kurmaya, hükümet devirmeye yeltenen, istediğini vezir istediğini rezil eden bu televizyonların hiçbirinin frekans tahsisi yoktur. Bu anlamda, hepsi de ruhsatsız kuruluşlardır. Milyon dolarlar karşılığı el değiştirirler, kimse sormaz; sahiplerinin çoğu paravandır, asıl sahiplerinin kim olduğunu kimse araştırmaz.

Şimdi, hükümete soruyorum: Bu frekans ihalesini neden açmıyorsunuz? Buradan gelecek milyonlarca dolara ihtiyaç yok mudur? O paralar orada dururken, neden faizle borç alınmaktadır? Ruhsatsız denilebilecek bu kanallar, yine, milyon dolarlarla el değiştirdikçe vergi kaybı olmuyor mu? Televizyonların gerçek sahiplerinin kim olduğu sizi hiç ilgilendirmiyor mu? Bankalara bir gecede, dev gibi şirketlere bir günde el koyma gücünü kendinde bulan hükümet, Radyo ve Televizyon Üst Kuruluyla ilgili yasal ve anayasal düzenlemeleri neden yapmamaktadır? Çok büyük para gelecek frekans ihalelerini neden yapmamaktadır?

Yaşadığımız pek çok sorunun, bu frekans ihalesi ve televizyon sahipliğiyle doğrudan ve dolaylı ilişkisi olduğunu bir kez daha yineliyor, herkesi bu konuda düşünmeye ve işin perde arkasını araştırmaya davet ediyor, Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Uğur Aksöz (CHP, Adana). “Birinci tur (tbmm, cumhurbaşkanlığı,sayıştay, anayasa mahkemesi)”. TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim tutanağı, 18 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ugur-aksoz-22-2003-12-18-birinci-tur-tbmm-cumhurbaskanligi-sayistay-anayasa-mahkemesi (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
