# Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın, Musul'daki Türk askerî varlığına ilişkin Hûkümet adına gündem dışı açıklaması nedeniyle MHP grubu adına konuşması

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 26. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ümit Özdağ (MHP, Gaziantep)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim
- **Tarih:** 22 Aralık 2015
- **Gündem:** Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın, Musul'daki Türk askerî varlığına ilişkin Hûkümet adına gündem dışı açıklaması nedeniyle MHP grubu adına konuşması
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=42363
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/umit-ozdag-26-2015-12-22-milli-savunma-bakani-ismet-yilmaz-in-musul-daki-turk-askeri-varligina

> Ümit Özdağ (MHP), 22 Aralık 2015 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın, Musul'daki Türk askerî varlığına ilişkin Hûkümet adına gündem dışı açıklaması nedeniyle MHP grubu adına konuşması); konuşma 750 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA ÜMİT ÖZDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk dış politikası ve buna bağlı olarak Türkiye’nin güvenliğinin ağır bir krizle karşı karşıya olduğunu hepimiz görüyoruz.

AKP dış politikası Türkiye’nin menfaatleri, Türkiye’nin kaynakları ve ulaşılabilecek gerçekçi hedefler arasındaki bağı tamamen yitirmiş görünmektedir. Türkiye bu bağı yitirdiği için dış politikada en değerli araçlardan bir tanesi olan caydırıcılığını yitirmiştir.

Amerikalılar başımıza çuval geçirmişlerdir ve herhangi bir bedel ödememişlerdir. Yunanlılar Ege’de 16 adamızı işgal etmişlerdir, fiilî durum vardır, Hükûmet tarafından bu şekilde itiraf edilmiştir ve bedel ödememiştir. İsrail uçakları hava sahamızı ihlal etmiş, Reyhanlı üzerinde yedek yakıt tanklarını damga olarak bırakmış, Suriye’de bir nükleer santral inşaatını vurmuş; bedel ödememiştir. İsrail ordusu gemimizi basmış, insanlarımızı öldürmüş ve bugünlerde bunun için ciddi bir bedel ödemediği meydana çıkmıştır. IŞİD, Musul Başkonsolosluğumuzu basmış, insanlarımızı rehin almış -Başkonsolosumuz, sayın vekilimiz burada oturuyor- ve bunun için bir bedel ödememiştir. Ve devletimizin kurucusunun dedesinin Sakarya Savaşı sırasında korunması için birlik yolladığımız mezarı korunmamış, bir gece olduğu yerden kaçırılmış ve böylece Türkiye'nin caydırıcılığına son çivi çakılmıştır. Bütün bunları Ruslar âdeta hava sahamızı ihlal etmeye teşvik eden unsurlar olarak görmüşlerdir, “Nasıl olsa bedel ödenmeyecek.” düşüncesi Moskova’ya hâkim olmuştur.

“Rus uçağını düşürdük, tekrar caydırıcı olduk.” diye düşünmeyin lütfen çünkü caydırıcılık bir an değil, bir süreçtir ve Musul’dan geri çekilme kararının alınmasıyla birlikte Türkiye'nin caydırıcılığının gömüldüğü bir döneme ne yazık ki tekrar anında girilmiştir.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi “Orta Doğu bataklığından uzak duralım.” şeklindeki sığ bir söylemle asla Orta Doğu politikalarına bakmamaktadır ancak AKP, Orta Doğu’yu, doğru bir millî menfaat tanımlaması yapmadan Türkiye'nin dış politikasının ilgi odağı hâline getirmiştir. Özellikle Orta Doğu’da Türk dış politikası, millî çıkar değil, AKP’nin ideolojik ilgisinin belirlediği idealizm çerçevesinde ve gerçeklerden kopuk olarak sürdürülmeye çalışılmaktadır. Bu lise heyecanına dayanan idealizm Orta Doğu sokaklarında bir kesimin alkışını alsa da gerçekte siyasette ciddi bir karşılığı olmadığı birçok kez ortaya çıkmaktadır.

Değerli milletvekilleri, AKP’nin 2003’ten bu yana sürdürdüğü Orta Doğu politikasında bazı ilkesel yanlışlar tespit edilmeden bugüne nasıl gelindiğini anlamamız da mümkün değildir. AKP’nin yaptığı birinci yanlış, Orta Doğu’nun iç dinamiklerini yeterince bilmeden ve anlamadan Orta Doğu’yu şekillendirebileceğine, Orta Doğu’da etkili olabileceğine inanmış olmasıdır.

İkincisi, biraz önce çerçevesini çizdiğim gibi, konulan hedeflerin Türkiye’nin millî çıkarlarını değil, AKP’nin ideolojik önceliklerini temsil etmesidir.

Üçüncü büyük yanlış, Türk dış politikasının bu dönemde ilkelerinin arkasında ısrarla durmaması ve en ufak bir dirençle karşılaştığında da geri adım atmasıdır.

Dördüncü büyük yanlış, Türkmenleri Türk dış politikasından tasfiye etmesidir.

Türk dış politikasında bir Kerkük gerçeği vardı. Erdoğan, Şubat 2007’de Kerkük’ün demografik yapısının değiştirilmesine sert tepki göstermişti ve Türkiye ile İngiltere ve Irak arasında 1926’da ve Türkiye ile Irak arasında 1946’da yapılan anlaşmalara dayanarak Türkiye’nin Irak’a müdahale hakkının olduğunu açıklamıştı. Sonra ne oldu? Barzani ve Talabani Kerkük’ü gasbettiler. Buna tepki ne oldu? Bir büyük hiç ve aksine, bu gasbı kabulleniş ve onaylayış. Türkiye’nin Irak’taki kırmızı çizgileri yok olurken Orta Doğu coğrafyasındaki tartışılan etkinliği de eridi gitti.

AKP’nin Orta Doğu’daki başarısızlıklarının son sürecini şimdi Başika’ya asker yollama girişiminde görüyoruz. Başika’ya Bağdat’la görüşülmeden yollanan birlik, önce, Bağdat’ın “Birleşmiş Milletlere şikâyet ederiz.” tepkisi karşısında geri adımla cevap buldu; daha sonra, büyük bir teşvikle yollanan Türk askerinin, Obama’nın çıkışıyla da geri çekilmeye başladığını gördük.

Şimdi, Sayın Bakanı dikkatle dinledim. Meseleyi bir siyasi mesele olmaktan çok bir taktik askerî geri çekilme olarak göstermeye çalışıyor. Bu, olayın gerçek niteliğinin üstünü örtmeye çalışmaktır. Durum, Türkiye için ne yazık ki tek kelimeyle utanç vericidir. Sayın Bakan, Türkiye’nin millî menfaatleri Başika’ya asker yollamayı gerektiriyorsa neden Obama’nın müdahalesiyle bu askerleri geri çektiniz, eğer Türkiye’nin millî menfaatleri Başika’ya asker yollamayı gerektirmiyorsa bu askerleri oraya neden yolladınız? Bu cevabı Türk milletine vermek zorundasınız. Madem, Cumhurbaşkanı “1926 ve 1946 tarihli anlaşmalar Türkiye’ye, Irak’a müdahale yetkisi veriyor.” diyor, neden bu yetkiye dayanarak askerlerimizi Başika’da tutmuyorsunuz? Bağdat’taki Hükûmet şikâyette bulunuyor, Bağdat’taki Hükûmete dönüp neden şöyle demiyorsunuz: “Benim Musul’daki Başkonsolosluğum basılır ve insanlarım rehin alınırken Irak ordusu neredeydi?” Bu soruyu sormadan Türk askerini yolladıysanız geri de çekemezsiniz, eğer çekerseniz bu, Türkiye için utanç verici bir durumu ortaya çıkartır. Üstelik, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 8 Haziran 2004 tarih ve 1546 sayılı Karar’ı da var. Bu karar, üye ülkelere Irak içindeki ve Irak’tan diğer ülkelere yönelik terörist faaliyetlerin ve geçişlerin önlenmesi görevini de veriyor. Yani, buna dayanarak da Türk askerini orada tutabilirdiniz, ne yazık ki tutmadınız.

Bu eleştirilerin nedeni, Türkiye’nin içinde bulunduğu sürecin sonunda sadece AKP’lilere, AKP’yi sevenlere, AKP’ye oy verenlere değil, hepimize zarar verecek olması, ülkemize zarar verecek olması. Bu ülke hızla tekrar caydırıcılığını inşa etmek zorunda, caydırıcılığını inşa etmeyen bir Türkiye’yi herkes sonuna kadar deneyecektir. Başbakanın “Bizim gücümüzü test etmeyin.” ifadesinin artık uluslararası siyasette espri konusu olduğunu biliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Ümit Özdağ (MHP, Gaziantep). “Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın, Musul'daki Türk askerî varlığına ilişkin Hûkümet adına gündem dışı açıklaması nedeniyle MHP grubu adına konuşması”. TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim tutanağı, 22 Aralık 2015. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/umit-ozdag-26-2015-12-22-milli-savunma-bakani-ismet-yilmaz-in-musul-daki-turk-askeri-varligina (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=42363

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
