# Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma

- **Tür:** Komisyon konuşması (TBMM 28. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ümit Özlale (Yeni Parti, İzmir)
- **Yer:** TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu
- **Tarih:** 27 Ekim 2026
- **Gündem:** Tutanak Metni
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90833
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/umit-ozlale-2026-10-27-tutanak-metni

> Ümit Özlale (Yeni Parti), 27 Ekim 2026 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Tutanak Metni); konuşma 2.441 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ÜMİT ÖZLALE (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım, değerli bürokratlarımız, basınımızın emekçileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, her sene bütçede bir temamız var. Geçen seneki temamız refah ve istikrar üzerineydi ve geçen sene de ben, refah ve istikrar üzerine nasıl 2026 bütçesinin refahı ve istikrarı getirmeyeceğine dair bir sunum yapmıştım. Bu seneki tema dayanıklılık üzerine. Bence doğru bir tema yani bu açıdan ben sizin bu tespitinizi doğru buluyorum çünkü dünyanın yaşlandığı, çevre ve iklim koşullarının her gün bizi olumsuz etkilediği, jeopolitiğin başta enerji sektörü olmak üzere her tarafta belli riskler doğurduğu yerde dayanıklılık önemli dolayısıyla tema doğru ama bütçe yanlış.

Ben bu sunumu da dayanıklılık teması üzerinden kurguladım. Tabii ki ilk önce dayanıklılık dediğiniz zaman nedir? Özel sektörün, şirketlerin, hane halkının, vatandaşların, emeklinin, öğrencilerin risklere karşı korunması, sosyal devletin hissedilmesi ve daha sonrasında da tasarruflarının, birikimlerinin doğru yerde değerlenip bir olumsuzluk olması anında da devletin gücünü hissettirmesidir. Şimdi ben de size uyguladığınız programın dayanıklı olup olmadığını ve 2027 yılında nasıl bu programın vatandaşta, şirkette, devlette bir dayanıklılık, bir dirence yol açıp açmayacağını belli verilerle, sizin sayfalarınızdan aldığım verilerle anlatmak istiyorum.

İlk önce, takipteki alacaklardaki artış. Eylül sonu itibarıyla geçen seneye oranla yüzde 80'lik bir artış var takipteki alacaklarda. Bankacılık sektörünün takipteki alacaklarında çok büyük bir problem var; sadece ilk altı ayda 1.240 tane şirket konkordato ilan etti dolayısıyla burada şirketlerin bu izlediğiniz istikrar programında dayanıklılığı, direnci, kırılganlığı azaldı. Bakın, dövizi baskılayarak enflasyonu düşürmeye çalışıyorsunuz, bunun olumsuz taraflarına bakacağız. Dövizi baskıladığınız için net döviz açığı büyümeye başladı çünkü insanlar döviz cinsinden, şirketler döviz cinsinden borçlanmaya başladı. Bizim net döviz açığımızın yıllık mal ve hizmet ihracatına oranı yüzde 53'ü geçti; 398 milyar, bu, bir ay öncenin rakamı. Dolayısıyla bugün zaten değerli olduğunu bildiğimiz Türk lirasında yeni bir uyarlama, düzenleme olur, Türk lirası değer kaybederse burada reel sektörün döviz açığı ekonominin kırılganlığını artıracak ve bizim şirketlerimizin dayanıklılığını azaltacaktır.

Bir başka dayanıklılık ölçütü nedir? Rekabet. Rekabeti nasıl ölçeriz? TÜSİAD'ın Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksi var ve bunu da belli kırılımlara indirmişler. Hepsinde biz rakip ülkelerimize göre rekabet gücümüzü yitiriyoruz; iş gücü maliyetlerinde yitiriyoruz, enerjide yitiriyoruz, AR-GE'de yitiriyoruz, ücretlerde, finansmanda, hepsinde bizler bu zor dönemde rekabet ettiğimiz AB üyeleri başta olmak üzere, herkese karşı maliyet bazlı rekabet gücümüzü yitiriyoruz. Önümüzdeki dönem korumacılık tedbirlerinin daha zor olduğu bir dönem, korumacılık tedbirlerimizi daha çok zorlayacağı bir dönem, burada da şirketlerimiz daha kırılgan ve daha az dayanıklı olacaktır.

Merkez Bankasının rezervleri, swapları da eklediğinizde, brüte baktığınızda eyvallah fakat gerçek dayanıklılık ölçüsü sizin de bildiğiniz gibi swaplar eklendikten sonra net rezervdir. Net rezerve baktığınız zaman da 40 milyar doların altında ve bu da yeterli değil. Sayın Yılmaz, borç stokunda çok ciddi bir döviz ve altın riski var. Bu da şundan dolayı oluyor: İzlediğiniz istikrar programında kuru baskıladığınız için, altında da şu anda FED'in politikalarından dolayı bir düşme olduğu için döviz ve altın cinsinden borçlanmanız çok arttı, yüzde 50'nin üstünde. Altın fiyatlarında yukarı doğru bir hareketlenme olduğunda FED'in faizleri artırması bekleniyor. Bütün dünyada faizlerin artmasının beklendiği bir durumda Türk lirası değer kaybederse bu sizin borç stokunuzdaki döviz ve altını fazla tutmanızdan dolayı sizin aleyhinize, dolayısıyla Türkiye ekonomisinin kırılganlığına dair çok önemli bir olumsuzluk olacak. Şimdi, baktığınız zaman geçen senenin bütçesinde hatırlıyorum ve hak vermiştim Türkiye'deki borç oranı diğer ülkelere göre düşük, doğrudur, o yüzden de bütçede hâlâ bir pay vardır. Ama buradaki temel problem şudur Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı: Bizim faiz harcamalarımız diğer OECD, AB ülkelerine göre çok daha fazla. Yani bizler borç stokumuzun düşük olmasının avantajını göremiyoruz ki. Bakın, burada Türkiye'nin kamu gelirlerine göre faiz yükü yüzde 8,8. Bizden çok daha borçlu olan OECD ülkelerine baktığınız zaman bu onun yarısından az. Yani sizin avantaj olarak sunduğunuz düşük borç stoku bizim işimize düşük faizle borçlanma, finansman giderlerimizi azaltma olarak dönmüyor, burada da çok büyük bir kırılganlık var ve bakıyorsunuz, her sene bizler yüksek faizler altında bütçeye çok daha fazla faiz harcaması eklemek zorunda kalıyoruz. Geçen sene faiz harcamalarının yüksek olmasından şikâyet ediyorduk, bu sene daha da arttı. Enflasyonun düşmesine rağmen faiz harcamalarının artması bize şu anlama geliyor: Demek ki üye ülkenin algılanan risk priminde bir problem var. Çünkü biz enflasyonun düşmesiyle beraber reel faizlerin de düşeceğini ve böylelikle faiz harcamalarımızın düşeceğini varsayıyorduk. Oysa, öyle olmuyor, tam tersi oluyor. Peki, neden bunu yapıyorsunuz? Şundan dolayı: Çünkü reel faiz yüksek tutmalısınız, çünkü ülkeye izlediğiniz programdan dolayı döviz sadece "carry trade" dediğimiz ve yabancı yatırımcıyı kazandıran yöntemle geliyor. Bakın, şu anda ülke bir "carry trade" cenneti. Nereden biliyoruz? Dünyayla kıyaslamasına bakalım: Dünyada "carry trade" alanında en fazla getiriyi veren 6'ncı ülke, bu çok büyük bir oran. Ama esas "carry trade sharpe ratio"a baktığımız zaman yani risksiz getiriler üzerinden bir hesapla yaptığın zaman dünya 1'incisiyiz. Yani, izlediğimiz program bize şu anda sadece yabancı yatırımcıların buraya gelip kurda belli bir süreliğine güvence alıp yüksek faizlerle dolar üzerinden dünyada hiçbir yerde kazanamayacağı parayı alıp kendi ülkelerine dönmelerini sağlıyor. Yani yabancılar açısından bir dayanıklılık problemi yok, onlarda bir kırılganlık yok. Dünyada hiçbir yerde kazanamayacağı getirileri elde ediyorlar ama olan bizim özel sektöre, bizim finans piyasasına oluyor.

Kırılganlık açısından finans sektöründen bahsettik, özel sektörden bahsettik. İstihdama bakalım. Şimdi, bu bütçeyi programlara göre ayırdığınız zaman istihdama ayırdığımız paya bakıyoruz: E, düşüyor. Mesleki eğitime ayırdığımız para, işsizlikle mücadeleye ayırdığımız para bütçeden azalıyor. Biz nasıl kırılganlığı azaltıp ülkenin dayanıklılığını arttıracağız? Buyurun, sizin istihdam programına ayırdığınız program bütçesinin toplam bütçe içerisindeki teklifi. Zaten geçen sene istihdam yaratamıyoruz, zaten iş gücü katılım giderek düşüyor ve ondan sonra sizler istihdam programına daha az bütçe ayırıyorsunuz ve bu işsizlik programındaki düşme de sizi aldatmasın çünkü insanlar artık iş bulma ümidini kaybettiği için iş gücü piyasasından çıkıyorlar ve gördüğümüz düşük işsizlik oranları sadece ve sadece bunun göstergesi değerli bürokratlar. Başka, bakalım kırılganlığı ne azaltır, dayanıklılığı ne artırır? Eğitim; eğitimin payı 2026 düzeyine ulaşmıyor, 11,16'dan 10,41'e düşmüş. Sosyal harcamalara bakıyoruz, burada önemli bir ayrım var. Asgari ücret vergi istisnasını çıkarttığınız zaman sosyal harcamalar hiç de o kadar yüksek değil. Peki, neden asgari ücrete biz vergi istisnası getiriyoruz? Çünkü asgari ücret zaten şu anda bir insanın insanca hak ettiği gibi yaşamasını sağlayabilecek bir ücret değil. Bakın, asgari ücret ve emekli aylığıyla geçimin ne kadar zor olduğuna. Hem net asgari ücret hem en düşük emekli aylığı 4 kişilik ailenin sadece gıda giderinin altında, bekar çalışan yaşam maliyetinin altında. Yani burada dediğiniz, sosyal harcama hesabına eklediğiniz 1,46 trilyonluk asgari ücret vergi istisnası Türkiye'nin çok acı bir gerçeği gösteriyor bize. Asgari ücret artık Türkiye'de norm ücret olduğu için ve açlık sınırının da altında kaldığı için böyle bir şey yapmak zorundasınız. Bundan çıkarttığınız zaman Türkiye'nin sosyal harcamaları o kadar yüksek değil. Bunu çıkarmasak bile sosyal harcamalarda bizim üyesi olduğumuz OECD'yle arasındaki farkın büyüdüğünü gösteriyorsunuz bizim genç ve dinamik toplum yapımıza rağmen.

İyi şeyler de var, bunu da söylemek lazım. İki tane programa daha fazla bütçe ayırmanız bence olumlu. Bunlardan bir tanesi koruyucu sağlık giderleri. Bu önemli bir şey. Geçen sene de söylüyorduk, koruyucu sağlık giderlerinin tedaviye ayrılan pay kadar yükselmesi önemlidir. Bir başka daha fazla pay ayırdığınız da su yönetimidir. Ben bunu da olumlu buluyorum ama keşke aynı zamanda, mesela yoksullukla mücadele gibi diğer programlara da Türkiye'de yoksulluğun arttığı, gelir adaletsizliğinin çok fazla arttığı, insanların fırsat eşitliğini ve sosyal devleti hissedemediği yerde daha fazla pay ayırsaydınız.

Önemli şeylerden bir tanesi tarım. Her seferinde diyoruz, Tarım Kanunu'na göre bizim bütçeden yüzde 1'ini oraya ayırmamız lazım en az. Bakıyoruz paylara Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım, 0,21'de takılmış, kalmış. Biz, neden çiftçi ağlarken, Türkiye'de bu kadar yüksek bir gıda enflasyonu varken tarıma bu payı ayırmıyoruz? Yani yüzde 1'in beşte 1'ini niye ayırıyoruz? Neden tarıma verdiğimiz destek yıllardan beri hep aynı tarımdaki yapısal problemler ve çiftçinin sorunları, yaşam maliyetindeki artış, üretim mahallindeki artış giderek daha fazla artarken?

İki tane soru var, önemli. Bunlardan bir tanesi, petrol ve doğal gazdan ÖTV tahmininiz yüzde 205 artmış önümüzdeki dönem. Bu anladığım kadarıyla şu anlama geliyor: Eşel mobil sistemden vazgeçiyoruz. Şimdi, eşel mobil sistemden vazgeçmemiz demek şu anlama geliyor: Sizin bütçenize göre önümüzdeki dönem bu yüksek petrol fiyatlarını, yüksek motorin fiyatlarını çiftçiye de bize de, bütün vatandaşları da çok daha fazla hissettireceksiniz. Ben burada bir dayanıklılık, bir kırılganlıkla mücadele görmüyorum ki. Belki de en fazla eşel mobile ihtiyacımız olan sistemde siz bu bütçeye yüzde 205'lik artış koyup diyorsunuz ki: "Ben önümüzdeki dönem petrol fiyatları ne olursa olsun, bu eşel mobil sistemden vazgeçeceğim. Çiftçinin enerji maliyeti, bizim buradaki enerji maliyetimiz, kullandığımız benzinin bize olan maliyeti artacak." Buna benim anladığım kadarıyla bir açıklama getirmeniz gerekiyor.

İkincisi de sermaye transferleri. Bunun gerekçesini gerçekten bulamadım. Yani sermayede bizim sermaye harcamaları, kamu yatırımlarına olan ayırdığımız pay düşerken sermaye transferlerinde neden yüzde 130'luk bir artış olduğunun ben bütçede gerekçesini bulamadım.

CEVDET AKAY (Karabük) - Görev zararları.

ÜMİT ÖZLALE (İzmir) - Olabilir, belki ona da Sayın Yılmaz açıklamasında bir açıklık getirir.

Şimdi, normal şartlarda ben bütçe konuşmasını biraz daha uzatıp -bir buçuk ay önce yapsaydık- burada bitirirdim ama hepimizin şu anda içini yakan, sizin de bürokratlar olarak, Hükûmet olarak çok büyük bir sorumluluğunuz olduğu fon vurgunundan biraz bahsetmek istiyorum. Anooshirvan Miandji, Ankara'da yaşıyor, onun sosyal medya hesabında tam da bence bugünü anlatan bir söz var: "Eğer bir yerde her şey yanlış yapılıyorsa o planlıdır." diyor. Bence çok doğru. "Neden?" diyecek olursanız, şimdi size birkaç tane slayt göstereceğim. Burada mesela fon vurgununda ismi geçenler var. Fon vurgununda ismi geçenlerin -Alkin kardeşler, ondan sonra Erdin Özel, Erkan Kilimci, Merkez Bankasının diğer başkan yardımcıları- her atamasında bizler burada itiraz ettik. Ya, Allah aşkına, Cumhurbaşkanlığında çalışan, Cumhurbaşkanımızın danışmanı olan bir kişinin bir portföy yönetim şirketinde yönetim kurulu üyesi olması doğru değil dedik. Geçen seneki Plan ve Bütçe Komisyonunda -hatta ismini de vereyim- Vişne Madencilik üzerinden Tera Yatırımı eleştirip o dönemde yönetim kurulu üyesi olan Fecir Alptekin Hanımefendi Cumhurbaşkanı Başdanışmanıyken bu atamanın son derece yanlış olduğunu söyledik, bunları söyledik. Pusulayla ilgili, Adil Varlıkla ilgili burada, Komisyonda, bizler kendi sosyal medya hesaplarımızdan portföy yönetim şirketlerinde çok büyük bir problem olduğunu, burada ahbap çavuş kapitalizmin en vahşisinin yaşandığını çoğu zaman şirket ismi vererek söyledik. Yani sadece biz siyasetçiler bunu söylemedik ki aynı zamanda bunu MASAK Başkan Yardımcısı Ramazan Bey söyledi; Ramazan Bey bundan dolayı soruşturma geçirdi, gözaltına alındı. O yüzden de bütün her şeyin yanlış olduğunu söyledik, sizler de bu yanlışlarda ısrar ettiniz. O zaman insanın aklına o geliyor işte; her şey, bütün her şey yanlışsa demek ki her şey planlıymış.

Bakın, burada çok eleştirildiğim bir ilişki bağı var. Ben dedim ki: "Bürokratların liyakate göre ataması yapılmalı ve bu bürokratların arasındaki ilişki ağı devletin ciddiyetini zedelemeyecek şekilde olmalı." Bakın, buraya bakıyorsunuz şimdi, Türkiye Sigorta... Birazdan ona ayrı bir yer ayıracağım çünkü bizim dayanıklılığı konuştuğumuz yerde Türkiye'deki sigortacılık sektörünün altına dinamit koydu bu sistem. Bakınız şimdi, burada Erişah Hanım var, galiba aramızda da kendisi, sonrasında arada olursa da kendisiyle konuşmak isterim. Erişah Hanım'ın tez öğrencisi olmak ya da onun yanında çalışan olmak çok kıymetli bir şey çünkü Erişah Hanım'la çalışıyorsanız mutlaka iyi bir yere geliyorsunuz yani ya Merkez Bankası Başkanı oluyorsunuz, orada çok kötü bir şekilde ekonomi yönettikten sonra BDDK'nin başına geliyorsunuz, oradaki yardımcınız ilk önce BDDK'de başkan yardımcısı oluyor. Şimdi Türkiye Sigorta, Varlıkı 50 milyarın üzerinde dolandırıyor. Daha sonrasında, özel şirket tahvillerinde kredi ve derecelendirme kuruluşunun başına gelebiliyor Erişah Hanım'ın öğrencisi ve orada nasıl yazıldığı şüpheli olan raporlara imza atıyor. Yönetim kurulu üyelerine bakıyorsunuz, Borsa İstanbul'da bütün bu hisse senetlerinde manipülasyon olurken denetim ve gözetim kurulu başkanı eski özel kalemi ve onu daha sonra oraya getiriyor. İç kontrol ve risk yönetimi biriminin başında olan hanımefendi yine bir doktora öğrencisi. Hadi bunları da geçtim; ya, Pusulada, Katılımevimde bütün bu problemli ve bizim vatandaşlarımızı milyarlarca lira zarara uğratan yerlerde, hem de çok temel yerlerde öğrencileri var. Şimdi, bu sistemde, bizim baştan itibaren eleştirdiğimiz, isimleri vererek eleştirdiğimiz bu sistemde siz her şeyin tesadüfi olduğunu söyleyemezsiniz. Buradaki her şeyin de yanlış olduğunu söylüyorsanız baştaki söze dönüyorum, demek ki her şey de planlıdır, bu kadar fazla tesadüf üst üste olmaz. Baksanıza yani şu ilişki ağına baktığınız zaman, bir şirket normalde çıkarmaması gereken özel sektör tahvilini çıkarıyor, o tahvili çıkardıktan sonra bunu Türkiye Sigorta AŞ'ye satıyor, Türkiye Sigorta AŞ ona parasını veriyor, parasını verdikten sonra Teraya yatırıyor ya da Pusulaya yatırıyor, oradan parayı alıyor, anapara artı kupon ödemesini yapıp cebine parayı atıyor ve tam bir ponzi doğuyor ve biz bunu söyledik, aylardan beri söyledik, gözümüzün önünde bu kadar büyük bir vurguna göz yumuldu. Şimdi, buraya kadar mı? Değil.

Bakın, şimdi, burada Türkiye Sigorta AŞ bu işin çok ortasında ve ortaya çıktı ki... Şunu söyleyeyim: Hâlâ bir bilanço açıklayamıyor. Türkiye'nin uzak ara en büyük sigorta şirketi, bütün devlet kurumlarının sigortasını yapan çok kritik bir yerde sigorta şirketi hâlâ bilançosunu açıklayamıyor arkadaşlar baştaki bir dolandırıcının yüzünden ama oraya bakıyorsunuz. Peki, buranın Genel Müdürü bunları yaparken, bu hisse manipülasyonlarını yaparken Yönetim Kurulu üyelerini ne yapmış?

Hadi, şimdi biraz Yönetim Kurulu üyelerine bakalım. Aziz Murat Uluğ, Yönetim Kurulu Başkanı, aynı zamanda Türkiye Varlık Fonu Genel Müdür Yardımcısı. Bu beyefendinin biyografisinde şu anda 6 tane görev var yani 6 yerden huzur hakkı alıyor bu arkadaş. Bir yönetim kurulu üyeliğinin bile -Türkiye'nin en önemli kurumlarından bir tanesinde, Türkiye Sigorta AŞ'de- bütün zamanını alması gerekirken tam 6 tane yönetim kurulu üyeliği var. Bilal Bedir, Türkiye Varlık Fonu Genel Müdür Yardımcısı, aynı zamanda TİM Genel Sekreteri. Mahmut Kaçar, eski AK PARTİ Şanlıurfa Milletvekili, Türkiye Çevre Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı; AK PARTİ'nin eski milletvekili, arkadaşınız. Ayşe Türkmenoğlu, eski AK PARTİ Konya Milletvekili, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yedi yıl başdanışmanlık yaptı. Arif Calban, 2015-2023 seçimlerinde AK PARTİ milletvekili adayı. Yavuz Kaynarca, AK PARTİ İstanbul İl Başkanlığında özel kalem ve basın danışmanlığı. Yani şu anda Türkiye'de kırılganlığı en fazla artıracak, Türkiye'de dayanıklılığın altına dinamit koyacak olan Türkiye Sigorta AŞ'nin Yönetim Kurulu Başkanı da Genel Müdürü de bizzat sizin içinizden çıkan, bizim bütün itirazlarımıza rağmen sizin atamanızı yaptığınız ve bizim hesaplarımıza göre Türkiye'yi 50 milyar TL'den fazla kendi sigorta şirketi üzerinden dolandıran bir grup; bunu nasıl açıklayacaksınız? Buradan hiç mi bir istifa çıkmayacak? Yani AK PARTİ bürokratları ya da AK PARTİ siyasetçileri de... Bu atamayı yapanların hiç mi bir özür borcu yok? Söyleyeyim, birkaç tane risk var: Bir, şirket tahvilleri Sayın Yılmaz, özel sektör tahvillerinde hemen önlem almazsanız çok büyük bir risk geliyor. Maalesef finansal piyasaları böyle manipüle ettiğiniz için de önümüzdeki dönem doğru düzgün, sağlıklı şirketlerin şirket tahvili çıkarmasının da önüne geçiyorsunuz. İkincisi, çok büyük bir problem; Borsa İstanbul'da şu anda gayet iyi yönetildiğini bildiğimiz bütün şirketler sizin bu fon vurgununuz yüzünden şu anda defter değerlerinin yarısı üçte 1'i fiyatına düştü. Bugün bir yabancı gelse, Türk Hava Yolları başta olmak üzere, Türkiye'nin bütün kritik şirketlerini alır, değerinin altında kendi hesabına geçirir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Teşekkür ederim.

ÜMİT ÖZLALE (İzmir) - Alın size güvenlik problemi, alın size dayanıksızlık, kırılganlık.

Son bir şey de şu...

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Sayın Karabat...

ÜMİT ÖZLALE (İzmir) - Türkiye'deki sigorta sektörü...

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Sayın Özlale, süreniz bitti, teşekkür ediyorum.

ÜMİT ÖZLALE (İzmir) - Türkiye'deki sigorta sektörünü eğer bir an önce toparlamazsanız orada çok büyük bir bomba bizi bekliyor.

Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

---

**Kaynak gösterme:** Ümit Özlale (Yeni Parti, İzmir). “Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma”. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu tutanağı, 27 Ekim 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/umit-ozlale-2026-10-27-tutanak-metni (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90833

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
