# Bankacılık kanunda değişiklik yapılması hakkında (s.s. 1078)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ümmet Kandoğan (Denizli)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim
- **Tarih:** 8 Mart 2006
- **Gündem:** BANKACILIK KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S. 1078)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ummet-kandogan-22-2006-03-08-bankacilik-kanunda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-1078

> Ümmet Kandoğan, 8 Mart 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BANKACILIK KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S. 1078)); konuşma 847 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Öncelikle, getirilen bu kanun tasarısını, çok yerinde ve yapılması gereken bir değişiklik olarak gördüğümü de ayrıca ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kanun tasarısıyla devlet alacaklarının önplana alınması son derece yerinde olan bir uygulamadır. İnşallah, bu kanunla beraber, bundan sonra devlet alacaklarının önplana geçmesiyle devletin gelirlerinin daha da artacağı inancındayım.

Değerli milletvekilleri, Bankacılık Kanunundaki bu değişiklik vesilesiyle, özellikle bugünlerde son derece önplana çıkan, ekonomiyle ilgili, bankacılıkla ilgili görüşlerimi ifade etmek istiyorum.

Öncelikle, banka sisteminin son dönemlerde vermiş olduğu kredilerle, özel kesime ayrılan kredilerin rakam ve miktar olarak azaldığını görüyoruz ve özellikle, bankaların kaynaklarının tüketici kredilerine ve banka kredi kartlarına yönelmiş olması, ekonomide ciddî anlamda sıkıntıların ortaya çıkmasına sebebiyet veren uygulamalardır.

Uzun zamandan beri, değişik vesilelerle, değişik kesimler Türkiye'deki ekonominin kırılgan bir noktaya doğru ilerlemekte olduğunu söylüyorlar. Bunu, biz de söylüyorduk. Ancak, Sayın Kemal Derviş Türkiye'ye geldi, cari açıkla ilgili endişelerini dile getirdi, Türk parasının aşırı değerlendiğini ifade etti ve Sayın Kemal Derviş'in ifadelerinden sonra, Türk ekonomisinin ne kadar kırılgan olduğu, bir kez daha ortaya çıktı. Sayın Derviş konuşmadan önce dolar kuru 1,30 YTL iken, bugün 1,35 YTL'ye çıkmıştır. Demek ki, Türkiye'deki düşük döviz, yüksek faiz, her an kırılabilecek bir seviyeye, bir noktaya gelmiştir.

Şimdi, hep söylenen şudur: "Türkiye'deki cari açık sıcakparayla finanse edildiği için bir tehlike görmüyoruz." Hep söylenen bu ve şu anda en son rakam, Türkiye'de sıcakparanın 64 milyar dolar civarında olduğu ve bununla cari açığın finanse edilebildiği. Ancak, Sayın Ali Babacan'ın bir konuşması… Türkiye'deki cari açığın altı yedi yıl daha yüksek seviyede devam edebileceğini söylüyor Sayın Babacan ve eğer, altı yedi yıl daha yüksek şekilde cari açık Türkiye'de seyredecekse, ben, buradan, ciddî manada sizleri uyarmak istiyorum. Bakınız, son üç günde borsanın kaybı yüzde 10'ların üzerinde ve Türkiye'ye gelen sıcakparanın büyük bir bölümü de borsada ve borsadaki, şu andaki yabancı payı yüzde 67'lerin üzerinde ve Türkiye'ye gelen sıcakpara, bir şekilde Türkiye'deki kârını realize ettikten sonra yurt dışına çıkacak olursa, siz, Merkez Bankasındaki rezervlerinizi her ne kadar 56 milyar dolar seviyesine de çıkarmış da olsanız, Türkiye'de ciddî manada bir sıkıntının ortaya çıkabileceğinin işaretleri görülmek üzeredir.

Dün de söyledim, bir kez daha söylüyorum; cari açıktaki dünyadaki ölçü, kırılgan olan nokta, hassas olan nokta, tehlikeli olan nokta, cari açığın gayri safî yurtiçi hâsılanın yüzde 4'ler seviyesi kritik eşiktir. Bakınız, şu anda bu eşik çok aşılmış ve şu anda cari açık, gayri safî yurtiçi hâsılanın yüzde 6,4'üne ulaşmıştır. Bu, çok hassas bir noktadır. Beğenilmeyen, 2002 yılındaki cari açık 1,5 milyar dolar. Bunun altını çizmek istiyorum. Dışticaret açığı, 2002 yılı sonunda 10 milyar dolar. Eğer, Sayın Babacan'ın söylemiş olduğu gibi, altı yedi yıl daha cari açık yüksek bir şekilde devam edecek ise, bunun maliyeti, Türk ekonomisine, çok pahalı olacaktır; çünkü, gelen sıcakpara, Türkiye'den çıkışta çok büyük miktarda kazançlar alıp götürecek olan bir sıcakparadır ve bu gidecek olan paralar, Türk ekonomisinden, Türk Milletinin tasarruflarından yurt dışına çıkarılacak olan kaynaklardır.

Şimdi, durum bu şekilde devam edecek olursa, Türk sanayicisinin, Türk ihracatçısının, KOBİ'lerin dünyayla rekabet etme şansının da her geçen gün azalacağını hep beraber göreceğiz; çünkü, 2002 yılında, ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 70 iken, 2005 yılı sonu itibariyle bu oran yüzde 63'ler seviyesine inmiştir ve bu şekilde gidecek olan bir temponun neticesinde, bu açık daha da büyüyecektir. 2005 yılında, 73 milyar dolarlık ara malı ve hammadde ithalatı yapılmıştır. Getirilen her birim ara malı, Türkiye'de bunu üreten bir sanayi tesisinin, bir KOBİ'nin, bir işletmenin kapanması veya işçi çıkarması şeklinde ortaya çıkmaktadır.

Getirilen KDV indiriminin, tek başına, Türk sanayicisine ve ihracatçısına çok büyük bir katkı sağlayamayacağı da ortaya çıkmıştır. Yapılması gereken, istihdam üzerindeki yükün hafifletilmesidir, enerji maliyetlerinin indirilmesidir. Bir rakam vermek istiyorum: Türkiye, dünyadaki en pahalı enerjiyi kullanmaktadır. Sadece Japonya -yüzde 13,9- birinci sırada, onun dışında, Türkiye, 9,8 sentle dünyanın en pahalı elektriğini kullanmaktadır ve yine, istihdam, işçi ücretleri üzerindeki işverenin payı yüzde 70'ler seviyesindedir. Bu oran, dünyada yüzde 25'tir. Bu iki maliyet, sanayicimizin, ihracatçımızın belini kırmaktadır ve dünyayla rekabet etme şansını da ortadan kaldırmaktadır.

Son rakam; ocak ayı içerisindeki sanayi üretiminin yüzde 4,6 düştüğü, bugün, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından ilan edilmiştir.

Durum böyle iken, ekonominin ayakta durabilmesi ve dünyayla rekabet edebilmesi açısından, sanayicimizin ve istihdamın üzerindeki bu yüklerin, mutlaka azaltılması gerektiği ortaya çıkmaktadır.

Bakınız, elimde bir rakam daha var; 2005 yılında Türkiye'deki ilk 1 000 şirketin kârlılık durumlarını ve cirolarını sizlere vermek istiyorum: İlk büyük 1 000 şirketin 250 adedi cirosunu yüzde 25 artırmış, kârını da yüzde 19 artırmış; ilk 250'de hiçbir problem yok. İlk 250'nin -enflasyonun da yüzde 8 olduğunu hesap edecek olursak, 2005 yılında- enflasyonun üzerinde, yüzde 10 civarında bir kârı var ilk 250 büyük şirketin. İkinci büyük 250 şirketin ciro artışı yüzde 16, kârlılığı yüzde 10; ikinci 250, başa baş; Ama, esas önemli olan üçüncü 250, ciro artışı yüzde 7, kârlılık artışı yüzde - 12. Üçüncü büyük 250 şirket, 2005 yılında yüzde 12 zarar etmiş ve son 250'lik bölüm, Türkiye'de, yüzde 8 zarar etmiş değerli milletvekilleri. Şimdi, hep söyleniyor ya "makroekonomi son derece iyi." Bunu kim söylüyor; işte, Türkiye'nin kaymağını yiyen ilk 250 şirket, 2005 yılında, uygulanan bu ekonomik politikalar doğrultusunda cirosunu ve kârlılığını artırmış ve bunun içerisinde Türkiye'deki büyük bankacılar da var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Ümmet Kandoğan (Denizli). “Bankacılık kanunda değişiklik yapılması hakkında (s.s. 1078)”. TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim tutanağı, 8 Mart 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ummet-kandogan-22-2006-03-08-bankacilik-kanunda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-1078 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
