# Zirai mücadele ve zirai karantina kanunu ile tarım ve kırsal kalkınmayı destekleme kurumu kuruluş ve görevleri hakkında (s.s.229)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Vahap Seçer (CHP, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 22. Birleşim
- **Tarih:** 26 Kasım 2008
- **Gündem:** ZİRAİ MÜCADELE VE ZİRAİ KARANTİNA KANUNU İLE TARIM VE KIRSAL KALKINMAYI DESTEKLEME KURUMU KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.229)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/vahap-secer-23-2008-11-26-zirai-mucadele-ve-zirai-karantina-kanunu-ile-tarim-ve-kirsal-kalkinmay

> Vahap Seçer (CHP), 26 Kasım 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 22. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ZİRAİ MÜCADELE VE ZİRAİ KARANTİNA KANUNU İLE TARIM VE KIRSAL KALKINMAYI DESTEKLEME KURUMU KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.229)); konuşma 1.738 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA VAHAP SEÇER (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlıyorum.

229 sıra sayılı Zirai Mücadele ve Zirai Karantina Kanunu ile Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Zirai Mücadele ve Zirai Karantina Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın tümü üzerine, grubum Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunmaktayım.

Değerli arkadaşlarım, tasarının 1’inci maddesinde 15/5/1957 tarihli ve 6968 sayılı Zirai Mücadele ve Karantina Kanunu’nun 2’nci maddesinde değişikliğe gidilerek, zirai mücadele alet ve ilaç ihracatında ilgili bakanlıktan izin alınmasına, kontrol ve denetimine yönelik ibareler maddeden çıkartılmıştır.

Değerli arkadaşlarım, uluslararası ticarette genel teamül daha çok ihraç mallarında kontrol ve denetim değil de ithal mallarında, yani ithalat yapan ülkeler kendi ülkelerine satın alınan mallarda denetim ve kontrol yönünde çalışmalarda bulunurlar. Burada, 15/5/1957 tarihli Kanun güncelleştiriliyor. Bu konuda zirai ilaç ve zirai alet ihracatçılarının sıkıntıları vardı, sorunları vardı. Bu sorun ve sıkıntılarını zaman zaman bizlere de ulaştırıyorlardı. İhracatlarında bürokrasi ve kırtasiyeden kaynaklanan birtakım sıkıntılar yaşadıklarını, zaman kaybına uğradıklarını dile getirerek bunların giderilmesi yönünde bizlere talepte bulunuyorlardı. Bu anlamda bu kanun tasarısı ile ihracatçılarımızın bu şikâyetlerini ortadan kaldırmış bulunmaktayız. Günümüzde yaşadığımız ekonomik anlamdaki sıkıntılar ihracatın önemini bir kat daha artırdı, bize, daha ihracata yönelik çalışmalar içerisinde olmamız gerektiğini işaret etti. Bu anlamda da ülkemize bu yasa tasarısının fayda getireceğini umut ediyorum ve desteklediğimizi belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, kanun tasarısının 2’nci, 3’üncü, 4’üncü ve 5’inci maddelerinde, 5648 sayılı Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’da yeni düzenlemeler yapılmıştır. Bu Kanun’un yürürlüğe girdiği 18 Mayıs 2007 tarihinden bu yana Avrupa Birliği mevzuatlarındaki gelişmelere bağlı olarak bazı teknik düzenlemelerin yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur. Yapılan düzenlemelerle ülkemizin Avrupa Birliği fonlarından sağlanacak hibe yardımlarının önü açılacak ve sürece ivme kazandıracağını ümit ediyorum. Bu sebeple ülke menfaatimizi ilgilendiren bu yasa değişikliğini Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak desteklediğimizi belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, Avrupa Birliği sürecinde toplam Avrupa Birliği mevzuatının yüzde 35’i tarımla ilgili düzenlemelerden oluşmaktadır. Ayrıca 3 Ekim 2005 tarihinde başlayan müzakere sürecinde 35 faslın 3 tanesini tarımla ilgili fasıllar işgal etmektedir. Bu rakamlar tabii ki Avrupa Birliği müzakere sürecinde tarımın önemini bize işaret etmektedir sanıyorum.

Bu fasıllardan 11’inci fasıl olan “Tarım ve Kırsal Kalkınma” fasıl başlığı, 12’nci fasıl başlığı “Gıda Güvenliği, Veterinerlik ve Bitki Sağlığı”, 13’üncü fasıl başlığı da “Balıkçılık” konusunu içermektedir.

Bu fasıl başlıklarından Tarım ve Kırsal Kalkınma Faslı’nın müzakerelerinin açılış kriterleri bulunmaktadır, aynı şekilde Balıkçılık Faslı’nın da açılış kriterleri bulunmaktadır. Her biri 6 kritere sahip bu fasıllar.

Tabii, bugüne kadar ne kadar yol katettik, bunları bir değerlendirmek, gözden geçirmek istiyorum.

Biliyorsunuz, 2008 Avrupa Birliği İlerleme Raporu açıklandı. Özellikle görüştüğümüz yasa tasarısını ilgilendiren fasıl başlıklarından bir tanesi olan tarım ve kırsal kalkınmayla ilgili az önce de belirttiğim gibi 6 adet müzakere açılış kriteri bulunuyordu. Bunlardan birincisi, Kıbrıs Rum kesimiyle olan limanlar meselesi. Bu konuyla ilgili 2008 İlerleme Raporu’nda bildirilen görüşü sizinle paylaşmak istiyorum. Tarım ve Kırsal Kalkınma Faslı, Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi tarafından 11 Aralık 2006 tarihinde Türkiye’ye ilişkin olarak kabul edilen ve 14-15 Aralık 2006’da Avrupa Konseyi tarafından onaylanan kararların kapsadığı sekiz fasıldan biridir. Kıbrıs bayrağı taşıyan ve uğradığı son liman Kıbrıs’ta olan gemi ve uçakların taşıdığı malların serbest dolaşımı üzerindeki sınırlamalar devam ettiği müddetçe Türkiye bu fasla ilişkin müktesebatı bütünüyle uygulayabilecek konumda olmayacaktır. Yani İlerleme Raporu’ndan da anlaşılacağı üzere, eğer Kıbrıs’la ilgili liman meselesini halletmezsek bu faslın açılmayacağı yönünde uyarıya işaret ediyor. Tabii ki burada Avrupa Birliğinin bu tutumuna anlam vermek mümkün değil. Müzakere süreci, Avrupa Birliği ile Türkiye arasında teknik meselelerin görüşüldüğü süreçler. Ancak böyle bir siyasi konuyu getirip buralara taşımaları ve bu müzakerelerin başlaması konusunda engel oluşturmaları aklımızın aldığı bir mesele değil.

Değerli arkadaşlarım, açılış kriterlerinden ikinci kriter, Avrupa Birliği gereklerine uygun olarak akredite edilmiş Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı-Kırsal Kalkınma Bileşeni Ajansının kurulması.

Tabii, söz konusu Kurum zaten tasarımızı da ilgilendiren bir mesele. Söz konusu Kurum, 18 Mayıs 2007 tarihinde 5648 sayılı Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile kurulmuştur. Görüştüğümüz tasarıyla da bu Kurumla ilgili bazı teknik düzenlemeler yapmış bulunuyoruz. Tabii ki, 2008 Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nda bu konuya da yer verilmiş. Bu konudaki gelişmeleri olumlu bulduklarını bildirmişlerdir.

Üçüncü kriter, üretimle ilişkili destek ödemeleri yerine, üretimle ilişkisi olmayan DGD’lerin, yani doğruda gelir desteklerine yönelik bir stratejinin hazırlanarak Avrupa Birliği Komisyonuna sunulması istenmiştir. Bu strateji, kamu iktisadi teşekküllerine verilen kamu desteğinin Avrupa Birliği Devlet Yardımları Kuralları’na uyumlu hâle getirilmesine ve kamu iktisadi teşekküllerinin Avrupa Birliğinin şeffaflık kurallarına yönelik adımları içermektedir.

Bu konuyla ilgili, yine, İlerleme Raporu’nda görüşler bildirilmiş. Görüşler şöyle: “Türkiye Hükûmetinin üretimden bağımsız alan ödemelerini kaldırarak yerine üretimle bağlantılı ödemeler getirilmesine ilişkin niyet beyanı endişe kaynağı olmaya devam etmektedir. Böyle bir gelişme, Türkiye'nin tarım politikasının, reform edilen ortak tarım politikası, rekabetçilik ve pazar yöneliminden uzaklaşmasına yol açabilir.”

Değerli arkadaşlarım, doğrudan gelir desteği uygulamaları 2000’li yılların başından bu yana devam etmekteydi. 2000 yılı içerisinde birtakım pilot bölgelerde bu uygulama başladı. 2001 ile beraber bu uygulamalar tüm Türkiye’de uygulanmaya başlandı. Bu yıl, 2008 yılı, DGD ödemelerinin son bulduğu yıldı. Biz, muhalefet olarak, Cumhuriyet Halk Partisi olarak doğrudan gelir desteklerinin kaldırılması görüşünü savunuyorduk, buradan yine aynı görüşü sizlerle paylaşmak istiyorum. Tabii, Avrupa Birliğinin doğrudan gelir desteğiyle ilgili ısrarının nedenini anlamak mümkün değil. Bu müzakere sürecinde Avrupa Birliği olaya kendi cephesinden bakıyor, biz, ülkemizde, Türkiye olarak hadiselere kendi cephemizden bakmamız lazım. Acaba böyle bir desteğe Türkiye'nin altyapısı uygun mu uygun değil mi? Elbette ki, Türkiye, bu anlamda birtakım yapısal sorunları olan, altyapı eksiklikleri olan bir ülke. Eğer biz üretime destek verirsek, üretimle ilgili direkt ilişkilendirebilirsek bu destekleri üretimin artırılması yönünde bu desteklemelerin katkı sağlayacağını bizler düşünüyoruz. Amacımız Türkiye’de üretimi artırmak. Daha önceki uygulamalarda doğrudan gelir desteklerinin çok ciddi sıkıntıları vardı. Ülkemizde tam anlamıyla kadastro çalışmaları tamamlanmamış, arazilerimizin bir envanteri çıkartılmamış, birçok bölgemizde hazine arazileri üreticilerimiz tarafından işlenmekte, dolayısıyla bu tip arazileri işleyen üreticilerimiz bu tip alan desteklerinden faydalanamıyor idi.

Ayrıca, ülkemizde kiracılık sistemi de yaygın. Şahsın Anadolu’da, Doğu’da, Akdeniz’de tarım arazileri var ama kendisi bu işle uğraşmıyor, orada bir üreticiye arazilerini kiraya veriyor. Bu desteklemeyi alan arazinin sahibi ama üreten, emek sarf eden, alın teri döken üretici bu desteklerden faydalanamıyordu. Dolayısıyla böyle bir uygulamanın Türkiye tarımına fayda getirmeyeceğini düşünüyorum.

Ayrıca, tabii ki Avrupa Birliği bu konudaki ısrarı yaparken Türkiye’deki üretici ile Avrupa’daki üreticinin arasındaki farkı da gözetmek durumunda. Yani eğer üreticilerimiz Avrupa Birliğine üye ülkelerdeki üreticilerle aynı koşullarda üretim yapıyorsa söylenecek bir şey yok. Ancak bakıyorsunuz durum hiç de öyle değil, Türkiye’de tarımsal üretim yapan üreticilerimizin girdi fiyatları, girdi maliyetleri, Avrupa’daki meslektaşlarıyla mukayese ettiğiniz zaman oldukça farklar göstermekte. Burada dolayısıyla üreticilerimizin Avrupalı meslektaşlarıyla haklı bir rekabet içerisinde olmadıklarını görebiliriz.

Değerli arkadaşlarım, kriterlerden dördüncüsü: Tarım ve kırsal kalkınma alanında hububat, şeker, süt, hayvan varlığı, sebze ve meyve gibi konuları kapsayan hedefler, tarihler, sorumlu makam ve maliyet tahminlerini de içeren ayrıntılı bir stratejinin hazırlanarak Avrupa Birliği Komisyonuna sunulması gerekmektedir. Bu anlamda yine İlerleme Raporu’nda bu konularda gelişmelerin sağlandığı belirtilmekte.

Beşinci kriter: Tarımsal araziler üzerindeki kontrollere hazırlık açısından arazi tanımlama ve çiftçi kayıt sistemine ilişkin stratejilerin Avrupa Birliği Komisyonuna sunulması gerekiyor. Burada da, bu çalışmalarda da Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nda ilerlemelerin sağlandığı belirtilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, altıncı kriter olarak da, müzakerelerin başlaması için ülkemizin canlı hayvan ve et ile bunlardan üretilen bazı mamullere uyguladığı ticari sınırlamayı kaldırmasını içermektedir. Buna bağlı olarak İlerleme Raporu’nda Türkiye'nin Avrupa Birliği kaynaklı sığır eti ve canlı hayvan ithalatı yasağını sürdürdüğü belirtilmekte, “Bu engeller ikili yükümlülüklerle uyumlu olmayıp, bunların ortadan kaldırılması, bu fasıldaki katılım müzakerelerinin başlaması için kilit bir unsurdur.” denmektedir.

Avrupa Birliğinde tarımsal üretime baktığınız zaman hayvansal üretimin payının yüzde 65 seviyelerinde, Türkiye’de ise bu oranın yüzde 35 seviyelerinde olduğunu görmek mümkün. Ayrıca, Avrupa Birliğinin bu üreticilerine, hayvansal üretim yapan üreticilerine sağladığı desteklerle, Türkiye hükûmetlerinin ülkemiz hayvancılık üretimi yapan üreticilere sağladığı destekler arasında dağlar kadar fark var.

Tabii, bu konular göz önüne getirildiği zaman eğer Türkiye Hükûmeti bu konuda Avrupa Birliğine ithalat kapılarını açarsa, yani canlı hayvan, et, süt vesair hayvansal üretimlerini Türkiye’ye rahatça pazarlayabilme ortamı bulursa vay hâline Türkiye hayvancılığının! Zaten Türkiye hayvancılığı ciddi sorunlarla boğuşuyor, üreticiler, üretim maliyetlerinin oldukça yüksek olduğundan, pazarlarda ürettikleri ürünlerin pazar değerlerini bulamadıklarından yakınıyorlar. Böyle bir hâl ortaya çıkması durumunda, herhâlde Türkiye hayvancılığı artık iflas eder duruma gelir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, sonuç olarak, İlerleme Raporu bir muamma. Sonuçta değerlendirmelerde “Müktesebat uyumu sınırlı kalmaya devam etmektedir. Üretime bağlı destek sisteminin güçlendirilmesiyle, Türkiye’deki mevcut destekleme ve stratejik politika planlamasının yenilenen ortak tarım politikaları ilkelerinden uzaklaşacak şekilde geliştiği görülmektedir. İkili yükümlülüklerin hilafına büyükbaş hayvan ticaretindeki teknik engeller ortada durmaktadır. Genel olarak bu fasıldaki hazırlıklar hâlâ erken aşamadadır.” diyor.

Yani buradan şöyle bir sonuç ortaya çıkıyor: Türkiye'nin Avrupa Birliğine tam üyelik tarihi 2015 olarak öngörülüyor, umut ediliyor. Eğer bu süreç böyle, kaplumbağa hızıyla ilerlerse, böyle engeller, Avrupa Birliği tarafından birtakım siyasi engeller çıkartılırsa, bu tam üyelik tarihini herhâlde bir hayli daha uzatmamız gerekecek gibi geliyor.

Bu süreçte Avrupa Birliğinin Türkiye’ye çifte standart uyguladığı bir gerçek. Avrupa Birliği ülkeleri ile Türkiye'nin birtakım farkları var, yapısal farkları var, Türkiye'nin özel şartları var. Bu anlamda bu süreç içerisinde Türkiye’ye bir avans tanınması gerekiyor. Bazı konularda bir uyum süreci, toleransı kredisi verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Aksi takdirde, Avrupa Birliği arzumuz, isteğimiz, hayalimiz daha çok uzun yıllar devam eder diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, malum, gündemimiz küresel kriz. Tabii bu krizden etkilenecek en önemli sektörlerden bir tanesi tarım. Zaten bu küresel krizin yansımaları şu anda da ülkemizde tarım sektöründe görülmeye başlandı. İşte, geçtiğimiz günlerde Türkiye'nin muhtelif yerlerinde hububat ekimleri yapıldı. Burada üreticilerle yaptığımız görüşmelerde, üretimlerine başlarken topraklara gübre kullanamadıklarını, bunları alacak güçten yoksun olduklarını beyan ediyorlar bizlere. Verilen gübre desteklerini, mazot desteklerini, tohum desteklerini yetersiz buluyorlar. Bu anlamda gübresiz üretim yaparsanız, elbette ki, 2009 yılında, Türkiye’de hububat üretiminde de düşüşün olacağı gözler önünde.

Daha önce, Sayın Tarım Bakanı 2008-2012 vizyonunu açıklarken desteklemeler konusunda bundan sonra yöntemin değişeceğini, desteklemelerin üretimin başlangıç tarihi, hatta başlangıç tarihinden önce yapılmasının daha doğru olduğunu belirtmişti. Ama bugün gelinen noktada değişen bir şey yok. İşte, Türkiye’de tahıl üretimine yönelik ekim dikim faaliyetleri bitti, ama 2009 sezonunda üreticilerin elde ettikleri ürünlerine alacakları prim destekleri henüz belirlenmiş değil. Bu doğru bir yaklaşımdır eğer uygulanabilirse. Elbette ki, üretici, üretim döneminden önce hasatta eline geçecek parayı, devletin kendine sağlayacağı desteği, primi şimdiden bilirse ona göre hesap kitap yapar ve üretimini ona göre şekillendirir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz dönem tarımla ilgili on iki tane yasa çıktı. Bu yasaların tabii ki burada detaylı eleştirisini yapmaya vaktimiz yok. Ama çıkan yasaların, faydalı gördüğümüz yasaların uygulanabilirliğinde sıkıntılar olduğu belli. Nitekim, şu anda, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde mısır hasadı yapılıyor. Hükûmetin açıkladığı destekleme alım fiyatı 43 yeni kuruştu, 4 yeni kuruş da destek, “47 kuruş üreticinin eline geçen para” diye -brüt olarak- açıklanmıştı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Vahap Seçer (CHP, Mersin). “Zirai mücadele ve zirai karantina kanunu ile tarım ve kırsal kalkınmayı destekleme kurumu kuruluş ve görevleri hakkında (s.s.229)”. TBMM Genel Kurulu, 22. Birleşim tutanağı, 26 Kasım 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/vahap-secer-23-2008-11-26-zirai-mucadele-ve-zirai-karantina-kanunu-ile-tarim-ve-kirsal-kalkinmay (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
