# 2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Vahap Seçer (CHP, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim
- **Tarih:** 19 Aralık 2010
- **Gündem:** 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/vahap-secer-23-2010-12-19-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi

> Vahap Seçer (CHP), 19 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA); konuşma 1.433 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA VAHAP SEÇER (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. En önemli bakanlıklarımızdan bir tanesi olan Tarım Bakanlığının bütçesini müzakere ediyoruz. Son yıllarda tarım sektörü hem dünyada hem ülkemizde önemli bir hâl aldı. Tabii, dünyada hızla nüfus artıyor, ülkemizde hızla nüfus artıyor. Buna bağlı olarak gıda talepleri artıyor. Ekonomik gelişmeler var. Toplumların refah düzeyi yükseliyor. Buna bağlı olarak refah düzeyinin yükselmesinden, gelir düzeyinin yükselmesinden kaynaklanan bir talep değişikliği de var. Küresel ısınma ve bunun getirdiği iklim değişiklikleri var. Enerji ihtiyacı nüfus arttıkça dünyada her geçen dönem artıyor. Buna bağlı olarak biliyorsunuz son yıllarda tarımsal ürünlerden yakıtlar elde ediliyor, biyoyakıtlar elde ediliyor. Hülasa bütün bu gelişmeler bu sektörü bir kat daha önemli hâle getirdi.

Ama siz de takdir edersiniz ki AKP iktidar oldu 2002 yılında, tarıma bakış açısı şuydu: Tarım tartıda ağır pahada hafif. Sanayileşelim, hizmet sektörünü geliştirelim, inşaat sektörünü geliştirelim. Bırakalım, başka ülkeler üretsin, biz dolarları bastırırız, bu tarım ürünlerini ithal ederiz. Ama 2007 yılı gıda krizi dünyada birçok ülkenin olduğu gibi Türkiye'nin de aklını başına getirdi, AKP Hükûmetinin de aklını başına getirdi. Tarımın ne kadar önemli olduğu ortaya çıktı. O günden bugüne tabii politikalarda ciddi değişiklikler var. Uygun gördüğümüz, takdir ettiğimiz politikalar da var açıkçası ancak gerçekten, Türkiye’de tarım sektörünü ciddi sıkıntılara sokan kararlar da var. İyiye iyi diyeceğiz, kötüye de kötü diyeceğiz; iyiyi takdir edeceğiz kötüyü de eleştireceğiz.

Şimdi, Sayın Bakanın Plan Bütçede tarım bütçesi görüşülürken bir sunumu var, oradan bazı alıntılar yaptım. Öncelikle şunu söyleyeyim: 2011 yılında öngörülen tarımsal destek miktarı merkezî bütçeden 6 milyar lira. Bu rakam oldukça, bugünkü gayrisafi millî hasılayı, dünyanın 17’nci büyük ekonomisi Türkiye’yi göz önüne aldığınız zaman gerçekten yadırganacak bir rakam. Daha 2006 yılında yine AKP hükûmetleri döneminde bir Tarım Kanunu çıktı, hep beraber bu yüce Meclis çıkardı, sizlerin de AKP Grubunun oylarıyla da çıkmıştı bu yasa. Ne diyordu: “Merkezî bütçeden tarımsal desteklere ayrılacak pay yüzde 1’den aşağı olamaz.” Ama bakıyorsunuz, 2011 merkezî bütçesi yapılırken 2011’de Türkiye'nin gayrisafi millî hasılasının -öngörülen rakam olarak söylüyorum- 1 trilyon 250 milyar lira olacağı söyleniyor. Ee, biz yüzde 1’den aşağı tarımsal destek vermeyeceksek, bugün bu rakamın 12,5 milyar lira gibi bir rakam olması lazım, ama 6 milyar lira öngörülen tarımsal destek rakamı var.

Diğer ülkelerle, özellikle tarımı gelişmiş, Avrupa Birliğine bağlı yirmi yedi ülke, Amerika Birleşik Devletleri, Arjantin, Brezilya’yla bizim üreticilerimizi bir mukayese edelim, aynı şartlarda mı üretim yapıyor, aynı rakamlarla mı mazotu satın alıyor, gübreyi satın alıyor, ilacı satın alıyor, tarım elektriğini satın alıyor? Hayır, burada bir haksız rekabet söz konusu.

Onun için, her zaman, Sayın Bakanın bir sözü vardır “Tarım iktisadi sektördür.” Ben buna katılmıyorum, Türkiye için bu geçerli değildir. Her 3 kişiden birinin tarımdan geçindiği bir ülkede, siz bunu iktisadi sektör olarak algılayamazsınız. Bu yanlış bir anlayıştır, bunun sosyal boyutu vardır. Bu ülkede insanları aç mı bırakacaksınız?

İşte, gördünüz, 1,5 milyon insan 2002’den bu yana tarım sektöründen koptu, 2008 küresel kriziyle beraber tarım yine işsizliği absorbe etti, böyle bir özelliği var. Bunu niye yok sayıyoruz? 300 bin kişi tekrar tarım sektörüne döndü, burada bu gerçeği de koymamız gerekiyor. Bu krizde bütün sektörler etkilendi, ama tarım sektörü kendini korudu, en azından korudu, bir miktar da tarım Türkiye'de büyüdü ekonomik anlamda, bunları da doğru olarak ortaya koyalım. İşte, tarım sektörü böyle bir sektör. Onun için, tarım sektörünü üvey evlat olarak göremezsiniz, bunun bir sosyal boyutu vardır.

Şimdi, Sayın Bakan diyor ki: “Tohumculuk gelişti.” Ee, Türkiye yine 200 milyon dolar, yaklaşık olarak, ithalata para ödüyor. ARGE desteklemeleri yetersiz. Biliyorsunuz, en fazla ithal ettiğimiz tohumlar hibrit tohumlar, bunlar da tabii ciddi çalışmalar, bilimsel çalışmalar, teknik çalışmalar gerektiren tohumlar. Onun için, ARGE çalışmalarına destek verilmeli, yetersiz olduğunu buradan belirtmek istiyorum.

Bir önemli argüman daha var, bunu Sayın Başbakan bütçe konuşmasında, sunum konuşmasında söyledi. Sayın Bakan, Allah aşkına artık bunları söylemeyin: “Efendim, AKP işbaşına geldiğinde Ziraat Bankası kredi faizleri, tarım kredi kuruluşlarının kredi faizleri yüzde 69, yüzde 59 civarındaydı. Şimdi ne oldu? Efendim, biz, bunu yüzde 10’a 12’ye çektik.” Yapmayın, yani bu kadar da yalan olmaz yani 2002 yılında… Mevduat faizleri, ticari kredi faizleri bugün, o günlerle mukayese ettiğiniz zaman aynı mı? O gün ticari kredi faizleri yüzde 70-80’lerdeydi, bugün yüzde 7-8’lere düştü. Siz tarım sektörüne Ziraat Bankası kanalıyla ya da tarım ve kredi kooperatifleri kanalıyla yüzde 10-12 ya da 8 oranında faiz uyguluyoruz diye övünüyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından “Sıfır, sıfır.” sesleri)

ALİ KOYUNCU (Bursa) – Sıfır da var ama onu da söyle.

VAHAP SEÇER (Devamla) – Tabii, bu et kriz ortaya çıkınca, biliyorsunuz, Sayın Bakan, önce ortaya çıktı “Türkiye’de hayvan sayısı yeterli, kriz yok, ithalat yapmamıza gerek yok” dedi. Canlı hayvandan başladı, şimdi et ithalatına kadar gittik. Siz ilklerin Hükûmetisiniz. Gerçekten, sizleri takdir ediyorum, bu konuda hakkınızı veriyorum! Çünkü ilk defa, Kurban Bayramı’nda Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti kurbanlık hayvan ithal etti. Sizi alkışlıyorum. Gerçekten bravo, bravo!

Bir argüman daha var. Sayın Bakan diyor ki: “Süne mücadelesinde çok mesafe kaydettik -Buğday üretiminde önemlidir- emgili dane oranı, hasarlı dane oranı yüzde 3,8’di; yüzde 0,8’e düşürdük.” Şimdi, Toprak Mahsulleri Ofisinin deposunda buğdaylar var, gidelim bir bakalım orada, bir ortalama alalım, eğer emgili dane oranı, ortalama dane miktarı yüzde 0,8 çıkarsa ben sizlerden özür dileyeceğim. Böyle bir şey yok. Sayın Bakanı yanıltıyorlar, böyle bir şey yok.

“Efendim, havadan mücadeleyi durdurduk.” Gayet doğru, teknik olarak doğru. Yerden mücadeleyi çiftçi kendi imkânlarıyla yapıyor. Tarım teşkilatlarınızı çalıştırın canım biraz, oturmasınlar masa başında, mühendislerimiz, teknisyenlerimiz çıksınlar çiftçiye destek olsunlar, onlara teknik konuda yardımcı olsunlar. Masa başında oturmakla ziraat yapılmıyor, tarım yapılmıyor değerli arkadaşlarım.

Arazi toplulaştırması… Ne oldu? Kırk bir yılda 450 bin hektar, sekiz yılda 665 bin hektar. Gayet güzel, doğru, artmış ama şunu da söylemiyorsunuz: Kırk bir yıl, sekiz yıl öne gidelim, 2002’den kırk bir yıl geriye sayalım, 1960’lı, 1970’li, 1980’li yıllarda tarımın Türkiye’deki sosyoekonomik yapısıyla şimdi bir mi? Bir dönem Türkiye, tarımsal mekanizasyona girmiyordu. Bu, devlet politikasıydı. Niçin? Bunun sosyal boyutu var diye.

Ben Akdeniz Bölgesi milletvekiliyim. Biliyorsunuz, pamuk ürününün önemli miktarda üretim bölgesi. Çok şükür sayenizde şimdi o da kalmadı ama o dönemlerde pamuk hasat makinesi ithal edilmesi yasaktı. Bu bir devlet politikasıydı. Niçin? Binlerce insan güneydoğudan bölgemize pamuk toplamaya geliyordu. Onlara orada istihdam sağlıyorduk, iş sağlıyorduk, aş sağlıyorduk. Dolayısıyla bu tip değerlendirmeleri yaparken, sizden önceki cumhuriyet hükûmetlerinin lütfen hakkını verin, hakkını inkâr etmeyin.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de kiraz üretimi arttı, çeltik üretimi arttı, narenciye, mısır; güzel ama azalan ürünler de var.

Bakın, sekiz on yıllık süreç içerisinde 1 milyon hektar buğday üretiminde alan olarak azalma var. Yıllara göre 1 milyon, 2 milyon ton azalma, artma ama en azından yerinde saymış, bir artış söz konusu yok.

Yine Türkiye buğday ithal ediyor. Belki üretimle tüketim açısından birbirini karşılıyor ama kaliteli buğday üretemiyoruz. Az önce süneden bahsettim. İşte, buğdayın kalitesini etkileyen en büyük, buğday üretimindeki etkili faktörlerden bir tanesi. Siz gerçekten sizin söylediğiniz gibi iyi mücadele ediyorsanız, bugün Türkiye, yaklaşık olarak 1 milyon ton, dâhilde işleme rejimi kapsamında ithal edilenlerden bahsetmiyorum, paçal için, yani kaliteli un üretimi için buğday ithal etmezdi.

Türkiye, bakliyatta ihracatçıydı, bugün ithalatçı oldu. Bakınız, 2002-2003 yılında 1 milyon 465 bin ton bakliyat üretmişiz, bugün 803 bin tona düşmüş. 2002-2003’de ihracatımız 420 bin ton, bugün 222 bin ton; 200 bin ton kayıp var ihracatta. İthalatçı olmuşuz. 26 bin ton 2002-2003 yılında ithalatımız var, bugün 278 bin tona çıkmış.

Yağlı tohumlarda 2,5-3 milyar dolar harcıyoruz. İşte, soya ithal ediyoruz, ayçiçeği ithal ediyoruz, aspir ithal ediyoruz, kanola ithal ediyoruz. Havza bazlı üretim destekleme modeline geçtiniz. Doğru, söyleyecek hiçbir şey yok ama verdiğiniz fiyat farkı desteklemelerinde sorun var, yetersiz. 2,5-3 milyar dolardan bahsediyoruz. Bırakın, bunu yabancı çiftçiye vermeyelim, bunu üretime katalım. Cebimizden bu parayı veriyorsak, destek olarak, tarımsal destek olarak verelim, kendi üreticimizin cebine gitsin değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, zamanım daraldı. Türkiye’de -biliyorsunuz- TMO, önemli görev yapan kurumlarımızdan bir tanesi. Tarım sektöründe, özellikle hububat sektöründe çok önemlidir, piyasalarda regüle görevi yapar. Yani, hasat dönemi girer piyasaya, müdahale fiyatlarıyla, üretici mağdur olmasın diye, piyasadan mal alır, tüccarın eline tamamen teslim etmez çiftçiyi. Üretim bittikten sonra fiyatların yükselmesini önlemek için de fiyatları dengede tutmak için de sanayiye, o üretim döneminde aldığı, hasat döneminde aldığı malları satar.

Şimdi, bakın, çok içler acısı durum var. TMO, 2010 yılı içerisinde buğday ihracatı yaptı, çok enteresan. 2010 yılı içerisinde buğday ihracatımız makarnalıkta 347, ekmeklikte 825 ve arpa ihraç ettik 500 bin ton. Kaç paradan ihraç ettik biliyor musunuz? 182 dolar, makarnalık buğday. Şu anda kaç para? 600 dolar. Beş ay, altı ay, yedi ay önce biz bunu ihraç ettik, 600 dolar... Ekmeklik buğday ihraç ettik 167 dolara, bugün 400-500 dolar. Arpa ihraç ettik 150 dolara, bugün 350 dolar. Yazık bu insanlara! Bu vatandaşlarımızın, yurttaşlarımızın ödediği vergilerle bu zararlar karşılanıyor. Böyle öngörüsüzlük olur mu? Böyle TMO olur mu? Böyle sektörel körlük olur mu? Böyle vizyon eksikliği olur mu? Değerli arkadaşlar, yapmayın! Şimdi, değerli arkadaşlarım…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Vahap Seçer (CHP, Mersin). “2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim tutanağı, 19 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/vahap-secer-23-2010-12-19-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
