# Kuzey atlantık antlaşmasına letonya cumhuriyetinin katılımına ilişkin protokolün onaylanmasına ilişkin (s.s.230)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Vahit Erdem (AK Parti, Kırıkkale)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 14. Birleşim
- **Tarih:** 5 Kasım 2003
- **Gündem:** KUZEY ATLANTIK ANTLAŞMASINA LETONYA CUMHURİYETİNİN KATILIMINA İLİŞKİN PROTOKOLÜN ONAYLANMASINA İLİŞKİN (S.S.230)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/vahit-erdem-22-2003-11-05-kuzey-atlantik-antlasmasina-letonya-cumhuriyetinin-katilimina-iliskin

> Vahit Erdem (AK Parti), 5 Kasım 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 14. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KUZEY ATLANTIK ANTLAŞMASINA LETONYA CUMHURİYETİNİN KATILIMINA İLİŞKİN PROTOKOLÜN ONAYLANMASINA İLİŞKİN (S.S.230)); konuşma 847 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA VAHİT ERDEM (Kırıkkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de, Kuzey Atlantik Antlaşmasına Letonya'nın katılım protokolü üzerinde AK Parti adına söz aldım; hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Burada daha önce yapılan konuşmaları tekrarlamamak için birkaç husus üzerinde durmak istiyorum. Hepinizin bildiği gibi NATO, 1949 yılında Batı Avrupa'nın girişimi, bilahara Kanada ve Amerika Birleşik Devletlerinin katılımıyla, o dönemde, İkinci Dünya Savaşı sonunda Sovyetler Birliğinin yayılmacı politikasına ve komünizme karşı batı değerlerini korumak, demokrasiyi, özgürlüğü savunmak üzere savunma ittifakı olarak kurulmuştur; Türkiye de 1952 yılında bu ittifaka üye olmuştur.

Şimdi, o zamanlar, bu savunmaya ortak olan üyeler tarafından kesin olarak belirlenmiş bir tehdit vardı, o da Sovyetler Birliği ve komünizm. Bu açıdan baktığımızda, genel olarak şu değerlendirme yapılıyor: NATO, 20 nci Yüzyılın en başarılı uluslararası kurumudur; çünkü, amacına erişmiştir.

Hepinizin bildiği gibi, 1989 yılında Berlin Duvarının yıkılması, 1990'da iki Almanya'nın birleşmesi, 1991'de Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla, NATO'nun kuruluş amacı olan tehdit de ortadan kalkmıştır. Böylece, NATO'ya yeni bir misyon arama ihtiyacı doğmuştur.

İşte, NATO'ya ittifak olan ülkeler, devlet başkanları seviyesinde yaptıkları yeni tehdit değerlendirmelerinde, Batı'yı ve Batı değerlerini tehdit eden en önemli hususun terörizm olduğu ve kitle imha silahlarının yayılması, eroin kaçakçılığı gibi tehditler Batı'ya yönelmiş olarak belirlenmiş ve NATO da bu yönde bir yapılandırmaya yönlendirilmiştir. Roma'da yapılan devlet başkanları zirvesi ve daha sonraki devlet başkanları zirvesinde, NATO'nun yeni bir transformasyona tabi tutulması kararlaştırılmıştır.

Bu transformasyonun önemli ayaklarından biri de NATO'nun genişleme sürecidir. Prag'ta yapılan son zirvede, açık kapı politikasının uygulanmasına başlanmıştır; yani, daha önce katılan Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Polonya'ya ilave olarak, bugün üzerinde görüştüğümüz 7 Doğu Avrupa ülkesinin ve Baltık ülkelerinin katılması, daha sonraki dönemlerde de açık kapı politikasıyla yeni ülkelerin katılması öngörülmüştür. Böylece, NATO, doğuya doğru yayılmaktadır; yani, NATO'nun stratejik merkezi doğuya kaymaktadır. Önemli transformasyonlardan biri budur. Türkiye de, NATO'nun bu genişleme sürecini başından beri destekliyor.

Sayın Elekdağ da üzerinde biraz durdular, yeni tehdit algılanmasında problem şu: Daha önceki tehdit -biraz evvel de arz ettiğim gibi- kesin ve belirliydi, ama, şimdiki tehditlerden birisi terörizm. Terörizm konusunda, maalesef, ittifak arasında tam bir mutabakat mevcut değildir; yani, Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa'nın terörizme bakış açıları farklıdır. İşte bu, NATO'da önemli sorunlardan birini ortaya koymaktadır.

NATO'nun ikinci transformasyonu, yapısal değişiklik, yani, kuvvet yapısının değişikliğidir. NATO Genel Sekreteri ve NATO, her toplantıda "artık, kullanılamaz, atıl silahlı kuvvetlerden, kullanılabilir ve süratli hareket edebilir, küçük, fakat belirsiz tehditleri bertaraf edebilir silahlı kuvvetler yapısına gidilmelidir" diye, üye ülkelere devamlı telkin etmektedir. Bu çerçevede, NATO'nun bizatihi kendisi transformasyona tabi tutulmakta ve NATO'nun kuvvet yapısı da değiştirilmektedir. NATO içerisinde, bir NATO Response Force (NATO Mukabele Gücü) diye, 25 000 kişilik, süratli hareket eden ve bir hafta içinde tehdit alanına varabilen, hiçbir destek almadan bir ay savaşabilecek yeni bir yapılanma vardır. Tabiî, Türkiye de NATO'nun bu yeni yapılanmasını desteklemektedir.

Tabiî, buna bağlı olarak, NATO'ya üye ülkelerin de silahlı kuvvetler yapısının değiştirilmesi önem taşımaktadır. Yani, artık, büyük tehditler yok, küçük tehditler var. Ülkelerin, millî savunma politikalarını, silahlı kuvvetlerini de buna göre yapılandırması gerekmektedir.

NATO'nun diğer bir problemi "Transatlantik Diyaloğu." Biliyorsunuz, Atlantik'in bir yakasında Kuzey Amerika ve Kanada, bir yakasında Türkiye'nin de dahil olduğu Avrupa; bir ittifak. NATO, Sovyet tehdidine karşı kurulmanın yanında, aynı zamanda, Kuzey Amerika ile Avrupa'nın bir diyalog platformu olarak da bugüne kadar görev üstlenmiştir.

Transatlantik diyaloğunda da problem vardır. Hepimizin bildiği gibi, Irak savaşı NATO'yu ikiye bölmüştür ve NATO, maalesef, Türkiye için önlem almada, karar verme hususunda zorlanmıştır, karar alamamıştır; sonunda, Savunma Planlama Komitesinde bu karar verilebilmiştir. Bu da NATO tarihinde ilk defa karşılaşılan husustur.

Tabiî, terörizmin çok yaygın bir tehdit olması dolayısıyla, tüm ülkeleri terörizme karşı savaşa davet etmek bakımından NATO'nun genişlemesi faydalı bir süreçtir.

Aynı zamanda, bu genişleme süreci yanında, NATO'nun diyalog kurduğu ayrı bir platform var; Rusya, Ukrayna, Kafkaslar ve Akdeniz diyaloğu çerçevesinde Kuzey Afrika ülkeleri bu diyaloğa tabidir. NATO'nun, bu şekilde, bir tarafta güneyde Ortadoğu'ya, kuzeyde Kafkaslara kadar, iki kanatta da yayıldığını ifade etmek mümkündür.

Amerika ile Avrupa'nın bu görüş ayrılığı, bilhassa, Avrupa Birliğinin kendi savunma kimliğini yaratma politikası da, yine NATO'da diğer bir problemi oluşturmaktadır. Hepimizin bildiği gibi, Avrupa savunması ve güvenliği politikası çerçevesinde yeni bir savunma unsuru Avrupa Birliği içerisinde oluşturulmaktadır. Bu da Türkiye'yi son derece yakından ilgilendiriyor; çünkü, Türkiye, Avrupa Birliğinde yok; ama, Berlin Anlaşmasıyla, Türkiye'nin Avrupa Birliğinin bu savunma kuruluşuna katılması kararlaştırılmıştır ve Güney Kıbrıs'ın Avrupa Birliğine girmesi halinde, NATO'yla olan ilişkilerde hariç tutulması, yine bu anlaşmayla sonuçlandırılmıştır.

Özetle, NATO'daki bu büyük yapısal değişim, tabiî ki, bazı faydalar yanında mahzurlar da getirecektir. NATO, daha önce, karar alma sürecinde, süratli hareket etmede başarılı bir performans göstermiştir; ama, bu kadar genişledikten sonra, aynı karar alma mekanizmasının aynı süratle çalışabileceği ve aynı hızla hareket edebileceği konularında kuşkular vardır; ama, şu ana kadar NATO'nun karar alma politikasında herhangi bir değişiklik yoktur; yine, aynen eskisi gibi, oybirliğiyle, mutabakatla karar alınacak ve NATO, ortak savunma kimliğini muhafaza etmeye devam edecektir.

Ben, özetle, bu hususları, tekrara girmeden vurgulamak istedim. Türkiye, şu anda görüşmekte olduğumuz Letonya'nın NATO'ya katılmasını memnuniyetle karşılıyor. Bugün, az sonra görüşeceğimiz diğer Baltık ülkelerinin, Slovak Cumhuriyetinin, Estonya'nın, Litvanya'nın NATO'ya katılmasını, AK Parti Grubu olarak destekliyoruz.

NATO'nun, bu şekilde, dünya güvenliğine, bölgemize daha fazla fayda sağlayacağı, güvenlik açısından zaafa uğramadan devam edeceği ümidiyle, hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Vahit Erdem (AK Parti, Kırıkkale). “Kuzey atlantık antlaşmasına letonya cumhuriyetinin katılımına ilişkin protokolün onaylanmasına ilişkin (s.s.230)”. TBMM Genel Kurulu, 14. Birleşim tutanağı, 5 Kasım 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/vahit-erdem-22-2003-11-05-kuzey-atlantik-antlasmasina-letonya-cumhuriyetinin-katilimina-iliskin (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
