# Vakiflar kanunun 9.11.2006 tarihli ve 5555 sayılı kanunda bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.98)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Veysi Kaynak (AK Parti, Kahramanmaraş)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim
- **Tarih:** 31 Ocak 2008
- **Gündem:** VAKİFLAR KANUNUN 9.11.2006 TARİHLİ VE 5555 SAYILI KANUNDA BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.98)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/veysi-kaynak-23-2008-01-31-vakiflar-kanunun-9-11-2006-tarihli-ve-5555-sayili-kanunda-bazi-maddele

> Veysi Kaynak (AK Parti), 31 Ocak 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: VAKİFLAR KANUNUN 9.11.2006 TARİHLİ VE 5555 SAYILI KANUNDA BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.98)); konuşma 990 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 9/11/2006 tarihli ve 5555 sayılı Vakıflar Kanunu’nun Cumhurbaşkanımızca bir daha görüşülmek üzere geri gönderilen 12’nci maddesi üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sözlerimin başında hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, üzerinde söz aldığım bu madde, vakıfların taşınmaz mal edinmelerini, malları üzerinde tasarrufta bulunmalarını ve akar cinsinden olan mallarının daha yararlı olanlarıyla değiştirilmesini düzenlemektedir ve bu madde, değerli milletvekillerimiz arasında çokça tereddüt oluşturmaktadır.

Bu maddeyle ilgili olarak gerek Adalet Komisyonumuzda gerek burada yapılan görüşmelerde ileri sürülen en önemli itiraz, cemaat vakıflarının ve yabancı vakıfların ülkemizde taşınmaz mal edinimine ilişkindir. Bu sebeple, öncelikle, bu hususta yürürlükte bulunan ülkemiz mevzuatını kısaca yüce heyetinize aktararak sözlerime başlıyorum.

Cemaat vakıfları, literatürümüze Lozan Antlaşması’yla girmiştir. Lozan Antlaşması’nın 37’nci maddesi Üçüncü Faslı “Akalliyetlerin Himayesi” başlığı ile “Türkiye, 38’den 44’e kadar olan maddelerde musarraf ahkâmın kavanini asliye şeklinde tanınmasını ve hiç bir kanun, hiç bir nizam ve hiç bir muamelei resmiyenin bu ahkâma münafi veya muarız olmamasını ve hiç bir kanun, hiç bir nizam ve hiç bir muamelei resmiyenin ahkâmı mezkûreye ihrazı tefevvuk etmemesini taahhüt eder.” demektedir.

Yani, bu madde, Lozan Antlaşması’nın 38’den 44’e kadar olan maddelerinin üstün kanun olduğunu, asıl kanun olduğunu tanımlamış ve hiçbir başka resmî muamelenin ve kanunun buna aykırı olamayacağını düzenlemiştir.

Yine, Lozan Antlaşması’nın 39’uncu maddesi ilk fıkrası “Gayrî Müslim akalliyetlere mensup Türk tabaası, Müslümanların istifade ettikleri aynı hukuku medeniye ve siyasiden istifade edeceklerdir.” demektedir.

Konumuzla ilgili 42’nci maddesi ise son fıkrası “Türkiye Hükûmeti mezkûr akalliyetlere ait kiliselere, havralara, mezarlıklara ve sair müessesatı diniyeye her türlü himayeyi bahşeylemeği taahüt eder. Ayni akalliyetlerin hali hazırda Türkiyede mevcut olan evkafına ve müessesatı diniyeye ve hayriyelerine her türlü teshilât ve müsaadat –yani her türlü kolaylık ve izin- ita olunacak ve Türkiye Hükûmeti yeni müessesatı diniye –yani dinî müesseseler- ve hayriye ihdası için bu kabil sair müessesatı hususiyeye temin edilmiş olan teshilâtı lâzimeden hiç birini diriğ etmeyecektir.”

Son olarak bu anlaşmanın 45’inci maddesi ise “İşbu Fasıl ahkâmı ile Türkiyenin gayri müslim akalliyetleri hakkında tanınan hukuk, Yunanistan tarafından dahi kendi arazisinde bulunan müslüman akalliyet hakkında tanınmıştır.” demektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, Lozan Anlaşması’yla belirlenen bu yasal çerçeveden sonra, göz ardı etmememiz gereken diğer bir önemli husus ise şudur: Bu azınlık vakıfları yabancı vakıflar değildir, Türkiye Cumhuriyeti uyruklu yerli vakıflardır. Kendi vatandaşlarımıza ait olan, kendi tabiyetimize ait olan vakıfların bir kısmının, sırf gayrimüslim oldukları için ayrı tutulması ne bizim devlet geleneğimizle bağdaşır ve ne de adalete, hakkaniyete, eşitliğe uygun olur. Bu sebeple, gerek Lozan Anlaşması ve gerekse Anayasa’mızın eşitlik ilkesi gereğince vakıflarımızın mal edinmeleri ve malları üzerinde tasarruf edebilmeleri hukuka uygundur. Nitekim, bu vakıflar 1936 ila 1974 yılları arasında hiçbir izne gerek olmaksızın mal edinmişlerdir. Ancak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 8/5/1974 tarihli kararıyla mal edinemeyeceklerine hükmedilmiş, daha sonra, 57’nci Hükûmet döneminde, 3/8/2002 tarih ve 4771 sayılı Yasa ile cemaat vakıflarının mal edinmelerine imkân tanınmıştır. Açılan dava üzerine, Anayasa Mahkemesi, 27/12/2002 günlü kararıyla, cemaat vakıflarının dinî, hayrî, sosyal, eğitsel, sağlık ve kültürel alanındaki ihtiyaçlarını gidermek üzere, Bakanlar Kurulu izniyle mal edinmelerine ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunmalarına imkân tanımıştır.

Anayasa Mahkemesi, bahsettiğim kararında, özetle, kuruluşundaki farklılık ve vakfiyelerinin bulunmaması gibi nedenlerle cemaat vakıflarının taşınmaz mal edinmeleri ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunabilmeleri konusunda yargı kararları farklı hukuki durumlar ortaya çıkarmış, 2762 sayılı Yasa kapsamındaki diğer vakıflar, Yasa’nın öngördüğü şekilde taşınmaz mal edinme hakkına sahip olurken cemaat vakıfları bu haktan yoksun bırakılmışlardır. Dava konusu düzenleme ile bu gelişmelerden olumsuz yönde etkilenen cemaat vakıflarının, kuruluş amaçlarına uygun olarak dinî, hayri, sosyal, eğitsel, sıhhi ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak üzere taşınmaz mal edinme ve taşınmaz mallar üzerinde tasarrufta bulunabilmeleri olanağı getirilerek mülkiyet haklarının korunması sağlanmıştır.

Cemaat vakıflarıyla diğerleri ve Türk Medeni Kanunu’na göre kurulan vakıflar, aynı hukuksal durumda bulunmadıklarından bunların farklı kurallara bağlı tutulmalarında eşitlik ilkesine aykırılık yoktur. Ayrıca, Anayasa’nın 35’inci maddesinde, herkesin mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu, bu hakların, ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği ve mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olmayacağı belirtilmiştir.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; konuşmamın bu bölümünde de yabancı vakıfların taşınmaz mal edinimiyle ilgili, yine, yürürlükteki mevzuatımız çerçevesinde bir kısım bilgiler arz etmek istiyorum.

Üzerinde konuştuğumuz tasarının 12’nci maddesinin son fıkrası, “Kurucularının çoğunluğu yabancı uyruklu olan vakıfların, taşınmaz mal edinmeleri hakkında, 22/12/1934 tarihli ve 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 35’inci maddesi uygulanır.” hükmünü getirmektedir. Tapu Kanunu’nun 35’inci maddesi ise, ülkemizde karşılıklılık olmak ve kanuni sınırlamalara uyulmak kaydıyla Türkiye’de sadece iş yeri veya mesken olarak kullanılmak üzere, ancak yabancı uyruklu gerçek kişilerin ve yabancı ülkelerde kendi ülkeleri kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketlerinin taşınmaz mal edinebileceğini düzenlemektedir.

Bu hususta Tapu Kanunu’nun 35’inci maddesi birçok kanuni sınırlama getirmiş, en önemlisi, taşınmaz mal edinilebilecek alanlarda illerin yüzölçümüne göre binde 5 oranını geçmemek kaydıyla Bakanlar Kuruluna yetki vermiştir. Her hâlükârda stratejik yerlerde kamu yararı ve ülke güvenliği bakımından taşınmaz mal edinmeleri mümkün olmayacaktır. Zaten Tapu Kanunu’nun bu 35’inci maddesi, sadece yabancı uyruklu gerçek kişilere ve yabancı ülkelerde kendi kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip şirketlere, ticaret şirketlerine sınırlı taşınmaz mal edinimi izni verdiğinden, kurucularının çoğunluğu yabancı uyruklu olan vakıfların ülkemizde taşınmaz mal edinmeleri getirilen bu tasarı çerçevesinde imkân dâhilinde değildir.

Saygıdeğer milletvekilleri, gerek 4771 sayılı Kanun ve gerekse Anayasa Mahkemesinin 3/8/2002 tarihli Kanun gereğince verdiği, hükme bağladığı karardan sonra vakıflar sıralanan nitelikteki ihtiyaçlar için mal edinebileceklerdir. Zaten dinî, hayrî, eğitsel, kültürel, sosyal, sıhhi alanlar sayılmıştır ve bu alanlara girmeyen hiçbir ihtiyaç da yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VEYSİ KAYNAK (Devamla) – Tasarıda mal edinimiyle ilgili izin müessesi kaldırılırken, Vakıflar Meclisince alım sırasında yapılan denetim yerine amaca uygunluk denetimi, yani hangi malın, hangi amaçla ve vakfın hangi kaynağıyla, hangi yolla edinildiği, amaca uygun kullanılıp kullanılmadığı, gelir getiriyorsa ekonomik değerlendirilip değerlendirilmediği, gelirin nerede harcandığı Vakıflar müfettişlerince denetlenecektir. Ayrıca, yabancı vakıfların taşınmaz mal edinimi de mümkün olmayacağından, ülkemiz menfaatine aykırı bir durum söz konusu olmayacaktır.

Değerli milletvekilleri, vakıf müessesinin gereği olarak amaçlarını gerçekleştirmek için mal edinmeleri, mallar üzerinde tasarrufta bulunmaları özel hukuk tüzel kişiliğinin tabii sonucudur. Vakfın mal varlığının daha verimli değerlere dönüştürülmesini mümkün kılan bu model, vakıflarımızın hayatiyetini daha uzun süre devam ettirmesini sağlayacaktır.

Bu Kanun’un hayırlı olmasını temenni ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Veysi Kaynak (AK Parti, Kahramanmaraş). “Vakiflar kanunun 9.11.2006 tarihli ve 5555 sayılı kanunda bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.98)”. TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim tutanağı, 31 Ocak 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/veysi-kaynak-23-2008-01-31-vakiflar-kanunun-9-11-2006-tarihli-ve-5555-sayili-kanunda-bazi-maddele (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
