# Sosyal güvenlik kurumu teşkilatının kuruluş ve görevleri hakkında (s.s.222)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Yakup Kepenek (CHP, Ankara)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim
- **Tarih:** 16 Temmuz 2003
- **Gündem:** SOSYAL GÜVENLİK KURUMU TEŞKİLATININ KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.222)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/yakup-kepenek-22-2003-07-16-sosyal-guvenlik-kurumu-teskilatinin-kurulus-ve-gorevleri-hakkinda-s-s

> Yakup Kepenek (CHP), 16 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL GÜVENLİK KURUMU TEŞKİLATININ KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.222)); konuşma 1.138 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA YAKUP KEPENEK (Ankara)- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri ve varsa, izleyenlerimiz; görüşülmekte olan Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilatının Kuruluş ve Görevleriyle İlgili Yasa Tasarısının 3 üncü maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sosyal güvenlik, birey ve aileyi, işsizlik, emeklilik, yaşlılık, hastalık ve ölüm durumunda ekonomik açıdan gelir kayıplarına karşı korumayı amaçlar ve bu görev, esas olarak, devletin görevidir. Sosyal güvenlik, toplumsal barışı ve dayanışmayı, sosyal eşitliği ve gönenci sağlayacak politikaların bütünlüğüdür.

Sayın Başkan, sözlerime başlarken bir noktaya dikkatinizi çekeyim. Tasarının genel gerekçesinde 1961 Anayasası ile 1982 Anayasası karşılaştırılmakta; ancak, bu karşılaştırmada yanlışlar yapılmaktadır. "Anayasanın 'Sosyal ve Siyasal Haklar' başlığını taşıyan" denilmektedir 61 Anayasası için. Bu terim yanlıştır. 61 Anayasasında "Sosyal ve İktisadî Haklar ve Ödevler" başlığı altında Üçüncü Bölüm vardır. Siyasî haklar da bundan sonra düzenlenmiştir. Bu tür yanlışlar Yüce Meclise yakışmıyor ve yapılmamalıdır.

Daha da önemli bir şey daha var: 61 Anayasası ile 82 Anayasası arasında, hele hele, sosyal hak ve ödevler bakımından bir benzerlik aramak, bir koşutluk görmek, bir paralellik kurmak, çok büyük bir siyasî cinayettir. Daha doğrusu, 82 Anayasasıyla sosyal ve ekonomik haklar konusunda işlenen bir cinayete ortak olmaktır. Yüce Meclisin böyle bir ortaklığa gereksinimi, ihtiyacı yoktur.

Nitekim, eğer 1961 ile 1982 Anayasalarının "sosyal ve ekonomik haklar" bölümleri sağlıklı bir biçimde karşılaştırılırsa, çok şeyin içinin boşaltıldığı -1982 Anayasasında- sendikal hakların biçildiği, iktisadî, sosyal ve kültürel kalkınmayla ilgili 41 inci maddenin tümüyle ortadan kaldırıldığı, çalışma hak ve ödevi, ücrette adalet, sendika kurma hakkı, kapsamı ve benzeri konularda 1982 Anayasasının, çok çok gerilere düştüğü bilinen bir gerçektir.

Bu noktayı vurguladıktan sonra, Türkiye'nin sosyal güvenlik sisteminin, öncelikle kapsamının çok dar olduğunu belirtmek isterim.

Elimde, Devlet İstatistik Enstitüsünün 2003 yılına ilişkin, yani bu yılın başında çıkarılan, üç ayına ilişkin istihdam ve işsizlik verileri var. Buna göre, Türkiye'nin 20 244 000 olan toplam çalışanlarının yalnızca yüzde 26,6'sı SSK'lıdır, yalnızca 11,4'ü Emekli Sandığına kayıtlıdır, yalnızca 12,1'i Bağ-Kurludur. Bu durum, çalışanların yalnızca yüzde 50,1'inin sigortalı, yani, sosyal güvenlik kapsamında olduğunu gösterir. Geriye kalan yüzde 49,9'unun, yani, 10 093 000 çalışanın sosyal güvenlik kuruluşlarıyla, kapsamıyla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Bu, kayıtdışı ekonominin doğrudan sonucudur ve bir toplumsal yaradır.

Devam edeyim; sosyal güvenlikten yoksun bu 10 093 000 kişinin yüzde 65,5'i, kırsal kesimdedir, sosyal güvenliğin hiç gitmediği yerdedir. Geriye kalan yüzde 34,5'i, yani, 3 484 000'i de kentlerde yaşamaktadır.

Bunun gibi, Türkiye'de kadınların çalışma yaşamındaki yerinin çok sınırlı olması ve bu çalışanların da yüzde 56'sının ücretsiz aile işçisi olması, sosyal güvenlik açısından çok daha büyük bir yarayı oluşturmaktadır.

İki nokta daha var; Cumhuriyet Halk Partisi Bilim, Kültür ve Yönetim Platformunun Ankara'da yaptığı bir araştırma şunu gösteriyor değerli arkadaşlar: Çalışanların yüzde 17'si asgarî ücretin altında bir ücretle çalışıyor. Yine, haftalık çalışma süresi çok uzundur. 51 saatten 94 saate çıkmaktadır. 7 gün 12 saat, 6 gün 14 saat... Şimdi, böyle şey olmaz. Bu yanlışların düzeltilmesi gerekir. Bu, 1800'lü yılların başında İngiltere'de Dickens'in romanlarına konu olan yoksulluk durumudur. Gelişmiş bir Türkiye'ye, AB yolundaki bir Türkiye'ye yakışan bir durum hiç değildir. Ülkenin ekonomik ve toplumsal yapısı, bu sosyal güvenlikten yoksun ortamda bir tampon görevi görüyor. Devletin yerine, toplumsal dayanışma, aile ilişkileri, dostluk, arkadaşlık, kardeşlik, memleketten gelen yiyecek, toplumsal güvenlik işlevi görüyor. Bu durum, düzeltilmelidir. Toplumun, toplumsal dayanışmayla kendi içinde yarattığı güvenlik sisteminin yerini, devletin eliyle doğru düzgün işleyen bir sistem almalıdır.

Devam edelim: SSK, Emekli Sandığı, Bağ-Kur gibi sosyal güvenlik kurumlarının hizmetlerinin niteliği çok farklıdır, boyutları çok farklıdır. Burada bir uyum sağlanamamıştır. Eşitsizlikleri gidermeye yöneliktir sosyal güvenlik. Sosyal güvenlik, eşitsizlikleri gidermeye yöneliktir; ama, sosyal güvenlik kurumlarının kendisi, tamamı, üçü de ayrı ayrı eşitsizlik kaynağıdır. Önce bunu bir düzeltmemiz gerekir ve bu düzeltilmedikçe de çok fazla bir şey yapılamaz.

Sosyal güvenlik sistemimizde, biliyorsunuz, devletin sadece yardımcı olma görevi vardır. Havuza parayı ödeyenler, çalışanlarla işverenlerdir. Üçüncü ayak eksiktir; devlet eksiktir. Dolayısıyla, devletin, sosyal güvenliğe doğrudan doğruya katkı yapmasında kesin bir zorunluluk vardır. Bunun gibi, kamu çalışanlarının, sosyal güvenlik haklarını tam olarak alabilmeleri için, bunların sendika hakkının bir an önce, toplu iş sözleşmesi ve grevi de içerecek biçimde genişletilmesinde yarar vardır.

Türkiye'de, 2003'ün başında, bu yılın başında 732 000 çocuk işçi vardır. Türkiye bu yanlıştan, bu ayıptan bir an evvel kurtulmalıdır.

Yine, bunun gibi, Türkiye'de kamu kesiminde çalışanlar arasında -bunlar ister işçi olsun ister memur olsun- çok büyük maaş farkları vardır, ücret farkları vardır; kurumlararası büyük farklar vardır, kurum içinde büyük farklar vardır. Bunlar düzeltilmelidir. Bunu düzeltmenin yolu, yüksek maaşları yok etmek, azaltmak değildir; tersine, reel ücreti ve maaşı artırmaktır.

Türkiye sisteminin çok olumsuz bir tarafı, sigorta primlerinin düzenli ödenmemesidir ve bu ödenmemenin, bu prim toplamamanın maliyeti, faiziyle katrilyonlarca lirayla bütçeye, hepimize yansımaktadır. O nedenle, devleti devlet olmaktan çıkaran, hak ve adalet duygularını çok zedeleyen, işvereni kendi içinde eşitsiz kılan, doğru iş yapanla yapmayanı ayırmayan bu prim toplama yanlışlığı ya da bozukluğu kesinlikle düzeltilmelidir. Bu yapılmadan hiçbir şeyin düzelmeyeceği çok açıktır. İşverenin ödeme yetersizliğine girmesi, iflas etmesi durumunda da işçinin sosyal hakları mutlaka korunmalı ve kollanmalıdır.

Değerli arkadaşlar, biraz da bu işin uluslararası düzeyinden söz edelim; çünkü, konumuz ona da ilişkindir.

Türkiye, şimdiye kadar çıkarılan 181 ILO sözleşmesinin yalnızca 39'unu imzalamıştır. Bu büyük bir eksikliktir. Burada bir şeyin daha altını çizerek söyleyelim: Bildiğiniz gibi, ILO, Birinci Dünya Savaşından sonra 1919'da işçi, işveren ve devlet üçlüsünün ortak kuruluşudur. Uluslararası Çalışma Örgütü bir işçi kuruluşu değildir. Bu üçlü sacayağının, işçi, işveren ve devlet sacayağının üzerinde anlaştığı, kadınları, çocukları koruma ve kollamaya yönelik, sendikal haklara yönelik, işçinin iş güvenliğine yönelik anlaşma ve sözleşmelerin tamamının Türkiye tarafından bir an evvel onaylanması, işin başlangıcıdır, temelidir. Bu olmadan, sosyal güvenlik alanında, çalışanların hakları alanında adım atma şansımız yoktur. Bu temeli mutlaka kurmak zorundayız. Bunun gibi, Avrupa Birliğine uyum politikaları bağlamında da Türkiye, çoğu kez Avrupa Birliğinin sosyal güvenlik anlaşmalarını imzaladığı halde, bunların uygulanmasını tam olarak gerçekleştirememektedir. O nedenle, denetim sürecinin etkinleştirilmesinde yarar var.

Değerli arkadaşlar, bir noktanın önemle altını çizmem gerekiyor. Türkiye'de bu konuda yorum yapanlar, genellikle ekonomi, siyaset konusunda yorum yapanlar ve genellikle derinlemesine araştırma yapmayanlar şu sonuca varıyorlar, diyorlar ki; Türkiye'de sermaye birikimi yetersizdir, sermaye birikimi yetersiz olan yerde, sosyal güvenlik de bu kadar olur. Bu görüş doğru değildir, çağımızın gerçekleriyle doğrulanmamaktadır. Bildiğiniz gibi, kapitalist sermaye birikimine Almanya geç başladı; İngiltere'den, Fransa'dan sonra gelen ikinci kuşaktır. Almanya sanayileşmesini, Bismarck'ın 1800'lü yıllarda uygulamaya koyduğu sosyal güvenlik sistemiyle, çok güçlü, çok sağlam götürdü ve sonrasında da, bildiğiniz gibi, İngiltere'yi geçti. Bunu, şunun için söylüyorum: Önce sermaye birikimi, önce kapitalistleşme -karaparasıyla akparasıyla, yeraltısıyla yerüstüsüyle, kayıtdışısıyla kayıtiçisiyle- sonra da sosyal güvenlik mantığı doğru değildir. Sosyal güvenlik ile sermaye birikimi, günümüzde, sağlıklı, düzgün, demokratik ve uygun koşullarda gerçekleştirilebilir, çağımızın gerçeği budur; bunu yadsımamak durumundayız.

Günümüzde ekonomik, siyasal ve toplumsal gelişmenin temeli, sağlıklı işleyen, hakça, eşitlikçi bir toplumsal güvenliği uygulamaya koymaktır. Biz, CHP olarak, böyle bir uygulamanın her zaman izleyicisi olacağız. Bölgesel gelişmişlik farklarını gidermek, zengin-yoksul arasındaki uçurumu kapatmak, gelir ve gelişmişlik uçurumunu azaltmak için çok yönlü ve sağlam bir sosyal güvenlik sistemine ihtiyacımız vardır. Biz -tekrar edeyim- bu doğrultudaki çabaları izleyeceğiz, destekleyeceğiz.

Beni sabırla dinlediniz; hepinize saygılar, sevgiler sunarım. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Yakup Kepenek (CHP, Ankara). “Sosyal güvenlik kurumu teşkilatının kuruluş ve görevleri hakkında (s.s.222)”. TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim tutanağı, 16 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yakup-kepenek-22-2003-07-16-sosyal-guvenlik-kurumu-teskilatinin-kurulus-ve-gorevleri-hakkinda-s-s (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
