# Bilgi edinme hakkı kanunu tasarısı ile avrupa birliği uyum ve adalet komisyonu raporu (s:s:248)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Yakup Kepenek (CHP, Ankara)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 4. Birleşim
- **Tarih:** 8 Ekim 2003
- **Gündem:** BİLGİ EDİNME HAKKI KANUNU TASARISI İLE AVRUPA BİRLİĞİ UYUM VE ADALET KOMİSYONU RAPORU (S:S:248)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/yakup-kepenek-22-2003-10-08-bilgi-edinme-hakki-kanunu-tasarisi-ile-avrupa-birligi-uyum-ve-adalet-k

> Yakup Kepenek (CHP), 8 Ekim 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 4. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BİLGİ EDİNME HAKKI KANUNU TASARISI İLE AVRUPA BİRLİĞİ UYUM VE ADALET KOMİSYONU RAPORU (S:S:248)); konuşma 1.316 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA YAKUP KEPENEK (Ankara) - Sayın Başkan, çok değerli arkadaşlarım; Bilgi Edinme Hakkı Kanunu Tasarısının 3 üncü maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini ve kişisel görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; sözlerime başlarken hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

En baştan şunu söyleyeyim: Böyle bir yasanın, bilgi edinme hakkının gündeme gelmiş olmasından, tanınmış olmasından, tartışılır olmasından ve bu konuda düzenleme yapılacak olmasından dolayı çok mutluyum; Parti olarak çok olumlu bakıyoruz, çok doğru bir adım olduğunu düşünüyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Dilerim sonunda da alkışlarsınız. Çok doğru bir adım olduğunu düşünüyoruz ve bu saygın, bu yerinde tutumun sonuna kadar götürülmesinden yana olduğumuzu da bilmenizi istiyorum.

Bilgi edinme hakkı, çok yeni bir haktır; üçüncü kuşak haklardandır. Bildiğiniz gibi, insanların hür ve eşit olduğu görüşüyle başlayan insan hakları, 1789'lardan bu yana adım adım gelir. "İnsanlar hür ve eşit doğar" demek çok kolay olmamıştır. "İnsanlar, dil, din, ırk, inanç bakımından eşittirler" demek de kolay olmamıştır. Unutulmasın ki, Türkiye'de, mutlak anlamda yasalar önünde eşitliği sağlayan, cumhuriyet devrimleri olmuştur; önce, bunun altını çizelim.

İkinci önemli bir nokta daha var değerli arkadaşlar; o da şudur: Bu temel insan hakları siyasal haklara da dönüşerek gelişmesini sürdürmüş ve sonra da, özellikle ezilenlerin, emekçilerin, işçilerin yoğun çabalarıyla sosyal ve ekonomik haklar gündeme gelmiştir; bunları -en başta, iş bulma, çalışma hakkı çok önemlidir; sonra, eğitim hakkı, sağlık hakkı ve diğer sendikal haklar- örgütlenme haklarıyla birlikte düşünmemiz gerekmektedir. Türkiye'de bu hakların somutlaşması, yasalaşması ve gündemi doldurması da, hiç unutulmasın yine, 1961 Anayasasıyla olanaklı olmuştur; bunun da altını çizelim.

Değerli arkadaşlar, haklar bir bütündür. Temel haklara, kadın-erkek eşitliği başta olmak üzere, ne kadar saygı duyarsak, sosyal ve ekonomik haklara da o kadar saygı duyarız; bu bağı, bu bütünlüğü hiç unutmamalıyız.

Bakın, oradaki eksiklerimize... "Çalışma hakkı" diyoruz. Bugün ülkemizde kayıtlı 2 500 000 insanımız işsizdir. Bunun kaydını düşelim. Başka bir şey daha söyleyeyim -bu kürsüde, sanıyorum, bir kez daha dile getirdim- bugün ülkemizde, 5 600 000'i kadın olmak üzere 7 500 000'in üstünde -çağ nüfusundan, yani yaşı 6 ve daha büyük olan- insanımız okuryazar değildir; bilgi edinme hakkından söz ediyoruz, dikkat edelim ve hele, bunu, illere göre, coğrafî bölgelere göre oranlarsanız, bakarsanız, bu kaybın, bu eksiğin, bu yetersizliğin ne kadar büyük olduğu açığa çıkar, somutlaşır. Bu nedenle, bilgi edinme hakkıyla ilgili görüşlerimizin altyapısını da, yani çalışmayı, eğitimi, öğrenmeyi de dikkate almak, değerlendirmek zorundayız. Bu altyapılar yoksa, yani ekonomik ve sosyal haklar tam değilse, yani siyasî haklar gerçekten tam değilse, bilgi edinme hakkıyla ilgili yasal düzenlemeler yalnızca kâğıt üzerinde kalır. Yüce Meclisin, bu bütünlüğü, bu haklar bütünlüğünü gözardı etmeyeceğini düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar -Sayın Kapusuz siz de dahil- gelelim, bu üçüncü kuşak dediğimiz, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı, temiz hava ve su hakkı ve bilgi edinme hakkına. Şimdi, bilgi edinme hakkı neyin sonucudur, nasıl bu noktaya gelinmiştir, önce bunu vurgulayalım. Son onbeş yirmi yıl boyunca, beynin açılımı, gelişimi, yaratıcılık ve bilgiye dayalı üretim, yani, bilgiye ve teknolojik yeniliğe dayalı üretim sistemlerinin egemen olması, insanları bilgi konusunda daha üst düzeye çıkma zorunda bırakmıştır. Günümüzde -Sayın Kapusuz- bilgi sermayedir. O nedenle bu özellik, yani, bilginin sermaye oluşu özelliği, toplumun her düzleminde, A'dan Z'ye kadar, yani, işvereni, işçisi, esnafı, köylüsü, öğrencisi, memuru, yaşlısı, orta yaşlısı, emeklisi ayırımı yapılmadan herkes için geçerli ve en temel haklardan biridir, vazgeçilmez temel haklardan biridir.

Bunun için ne yapmak gerekiyor; bunun için, bilgi edinme ve bilgilenme süreçlerini güçlendirmek gerekiyor. Bilgi edinme ve bilginin yayılması süreçlerinin güçlendirilmesi için, özellikle ülkemizde bu konunun daha yukarıya çıkması için, hükümetimizin, iktidarın, bazı somut adımlar atması gerekirdi; ancak, üzüntüyle görüyoruz ki...

Değerli arkadaşlar, bilgi nerede yaratılıyor; bilgi, üniversitelerde yaratılıyor, araştırma birimlerinde yaratılıyor, geliştirme birimlerinde yaratılıyor, yani üniversitelerde, yani TÜBİTAK'ta ve bağlı birimlerde. Geçtiğimiz günlerde, BİLSAT Uydusunun, bizim insanımızın beyniyle oluşturulan BİLSAT Uydusunun atılışını izlediniz, gördünüz. Bu gurur verici projenin ve benzerlerinin, savunma sanayiindeki gelişmelerin ana yapısını oluşturan, beyin gücünü oluşturan TÜBİTAK'tır.

TÜBİTAK, dört aydır, yasal olarak seçilmiş olan, bilim kurulu tarafından seçilmiş ve Cumhurbaşkanının onayına götürülmesi gereken başkanı atanmayan bir kurum özelliği taşıyor. İktidarın, hükümetin bilgiye verdiği az önemin, bilgiyi önemsememesinin, hiçe saymasının en somut göstergelerinden biri budur. İktidara geldiğiniz günden beri yalnızca üniversitelerle kavga ediyorsunuz. Şimdi bu mudur bilgiye saygı duymak, bilgiyi benimsemek, bilgiyi hak olarak tanımak! Bu nasıl hak anlayışıdır ki, bilginin yerli üretim kaynaklarını, yerli kaynaklarını kurutur, ezer, dağıtır, sonra da "bilgi hakkını tanıyorum" der?! Bu, büyük bir çelişkidir. Hükümetin bir an önce bu çelişkiden, yani, bilginin üretilmesi, yayılması ve dağıtılmasıyla ilgili kurumsal yapıların güçlendirilmesine engel olan tutumundan vazgeçmesi gerektiğinin altını çizmek istiyorum.

Eğer Partiniz, siz bilgi üretimiyle ilgili kurumlara önem verirseniz, eğer bu konuda gerek kaynak ayırmada gerek birikimli beyin gücünün kullanımında, değerlendirilmesinde, istihdamında öneriler getirirseniz ya da bizim getireceğimiz önerilere destek verirseniz, ancak o zaman, toplumda bilginin üretimi, yayılması ve yine bilginin üretim için kullanılması, yeniliğin üretim için kullanılması yönünde önemli adımlar atılmış olur.

Bunun için ne gerekiyor; bunun için şu gerekiyor: Her şeyden önce eğitimde fırsat eşitliğini sonuna kadar götürmek gerekiyor. İnsan gücünün, insanın yaratıcılığının önündeki bütün engelleri -geleneksel, töresel, dinsel, ne olursa olsun- kaldırmak gerekiyor ve ailesinin gelirine bağlı olmadan, bulunduğu yere bağlı olmadan, gecekondulu, köylü, kentli demeden gencimizin, her gencimizin, kız-erkek ayırımı yapmadan her çocuğumuzun potansiyel gizil gücünü, yaratıcılığın gizil gücünü, potansiyelini, yaratıcılığını sergilemesini, geliştirmesini sağlayacak yolların açılması gerekiyor; ancak bu yapılırsa bilgi edinme hakkı bir öz kazanır, bir anlam kazanır, bir geçerlilik kazanır ve toplumumuzda egemen olur. Bu nedenle bilginin kaynaklarının kurumsallaşmasına, o kurumların özgün, bağımsız, özerk, yaratıcılığa uygun -yanlış anlamayın topluma hesap vermeyen değil, topluma her an hesap veren- ama, yaratıcılığını geliştirme yönünden kayıt altında olmayan, siyasetin, ticaretin çıkarın esiri olmayan bir kurumsal yapıda bilgi üretilmesine ihtiyaç var; toplumun gerçek gereksinimi budur; ancak bu yapıldığı zaman öbür işler geçerlilik kazanır, gündeme gelir.

Değerli arkadaşlar, bilgi edinmeye burada başlayalım, burada, burada başlayalım. Bakın, Sayın Başkan biraz önce 72 tane sözlü soru önergesini okudu. Sayın Bakan buradaydı; ama, burada olduğu halde yanıtlamadı. Bunların pek çoğu, beş altı ay önce verilmiş sözlü soru önergeleri.

Değerli arkadaşlar, bu sözlü soru önergelerinin 8 tanesi de bana aitti; ama, hiç önemli değil, önemli olan şu: Güncelliği geçmiş, anlamını yitirmiş bir şekilde sorulara yanıt vermenin ne anlamı var?! Şunu demek istiyorum: Biz milletvekili olarak bile, bilgi edinme hakkımızı tam olarak kullanamazsak, bu yasayı geçirmemizin, bu yasayı yayımlamamızın anlamlı hale gelmesi için bu toplum kaç yıl bekleyecek?! Dolayısıyla, bunu önemsiyorum.

Bugün bir başka önemli konu var. Buradan başlayalım derken... Ne diyeyim, birlikteyiz, hep bir aradayız. Bakın, bugünkü gazetelerin haberine: Bugün basında yer aldığı üzere, Uluslararası Saydamlık Örgütünün verilerine göre, Türkiye, kirlilikte, 2003'te 64 üncü sıradan 77 nci sıraya düştü.

Değerli arkadaşlar, bunu yapan uluslararası değerlendirme kurulları. Bunun sübjektif bir tarafı yok. Şimdi nedenlere bakıyoruz, neden Türkiye 2003 yılında daha çok kirlendi; milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması konusunda siyasetin hiçbir şey yapmaması... Bu kardeşiniz -isterseniz öyle diyeyim- soru önergesi verdi. Sayın Başbakan "yeni anayasa çıkarken dokunulmazlık konusunu ele alacağız" türünden, Sayın Şener imzasıyla üstünkörü bir yanıt verdi; gayet genel; ama, uzun bir yanıt verdi. Teşekkürler; ama, yanıt değildi; çünkü, Anayasanın bütününü değiştirirken dokunulmazlık konusunu ele alacağız demek, topu taca atmaktır ya da çıkmaz ayın başında bu işe bakacağız demektir.

Sonra ne oldu -Sayın Kapusuz çok iyi bilecektir- bu konunun neden ele alınmadığına dair araştırma önergemiz Yüce Kurula getirildi, Yüce Kurul komisyon kurulmasını onayladı; ama, bu komisyon kurulup çalışmaya başlamadı; böyle bir şey yok ortalıkta. Bu ihmal niye, neden bunu savsaklıyoruz, neden temize çıkmak için biz çaba harcamıyoruz ki, toplum bilgi sahibi olsun?!

Değerli arkadaşlar, yine, Türkiye'de kirlilik konusunda bir nokta daha var; ekonomisinin yüzde 50'den fazlası kayıtdışı olan bir toplumda bilgi edinme hakkını tartışıyoruz; dikkat edin. Bu noktaları açalım diyorum, elbirliğiyle açalım diyorum.

Şimdi, yolsuzluklarla ilgili bir başka nokta daha var; hükümetin İhale Yasasının delinmesi yönünde aldığı tutum ve davranış, dönüş yapması. Bu konu da, maalesef, Türkiye'nin kirlenmesi yönünde çok etkili olmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kepenek.

YAKUP KEPENEK (Devamla) - Değerli arkadaşlar, sözü uzatmaya gerek yok. Bir büyük şairin dediğini burada söylememe izin verin. Özdemir Asaf diyor ki: "Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu. / Birinciliği beyaza verdiler." Biliyorsunuz "AK" "beyaz" anlamına geliyor; beyazlaşın.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Yakup Kepenek (CHP, Ankara). “Bilgi edinme hakkı kanunu tasarısı ile avrupa birliği uyum ve adalet komisyonu raporu (s:s:248)”. TBMM Genel Kurulu, 4. Birleşim tutanağı, 8 Ekim 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yakup-kepenek-22-2003-10-08-bilgi-edinme-hakki-kanunu-tasarisi-ile-avrupa-birligi-uyum-ve-adalet-k (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
