# Türkiye istatistik kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s 1142)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Yakup Kepenek (CHP, Ankara)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim
- **Tarih:** 16 Mayıs 2006
- **Gündem:** TÜRKİYE İSTATİSTİK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S 1142)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/yakup-kepenek-22-2006-05-16-turkiye-istatistik-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasaris

> Yakup Kepenek (CHP), 16 Mayıs 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE İSTATİSTİK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S 1142)); konuşma 1.467 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA YAKUP KEPENEK (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 1142 sayılı Türkiye İstatistik Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının tümü üzerinde CHP Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

(x) Açıkoylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağın sonuna eklidir

(xx) 1142 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Görüştüğümüz değişiklik -10 Kasım 2005'te- 5429 sayılı Türkiye İstatistik Kurumu Kanununun 45/2 ve 56/1 maddelerinin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi üzerine yapılmak isteniyor. Burada, birkaç noktanın üzerinde durulması gerekiyor.

Adı geçen maddeler, kurumun çalıştıracağı sözleşmeli personelin aylık ücret sınırları ve üst düzey yöneticilerinin atanmasına ilişkindir. Bu konuda Cumhurbaşkanının iade talebi ve onun yerine getirilmemesi, eski metinde ısrar edilmesi üzerine, Anayasa Mahkemesine bu maddeler götürülmüş ve bu iki maddenin düzenlenmesi Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir. Bu durum, Meclisimizin yasa yapmada çok daha dikkatli olması gerektiğinin yeni bir işaretidir, bir göstergesidir.

Değerli milletvekilleri, bu bağlamda iki önemli konu gündeme gelmektedir. Bunlardan bir tanesi, kamu personel reformuyla ilgilidir, diğeri de İstatistik Enstitüsünün ya da TÜİK'in güvenilir veri üretmesidir.

Tasarıyla ilgili gelgitler bir kez daha kanıtlamaktadır ki, asıl eksik, Hükümetin, kamu personeli konusunda reform yapmada, yeniden düzenleme yapmada çok geç kalmasıdır. Acil Eylem Planınızda, 2003'ün Ocak ayında, kamu personeliyle ilgili iki önemli hüküm vardır. Bunlardan bir tanesi "kamu görevlilerinin işe alınmaları ve yükselmelerinde liyakat esas alınacaktır" sözleridir. Bir diğeri de, devlet personel rejimi reformu yapılacağını ve bunun 16 ilâ 12 ayda tamamlanacağını öngören programınızdır, planınızdır.

Değerli milletvekilleri, kendi aranızda konuşmayı sürdürmekle, Acil Eylem Planınıza uygun davranmadığınızı ayrıca vurgulamak isterim.

Hükümet, kamu çalışanlarıyla ilgili kapsamlı, bütüncül, kuruluşlar arasında farklılıkları gözetecek, ancak, o ölçüde de esnek olacak bir yasal düzenlemeyi, kamu personel reformunu bir türlü gündeme getirememektedir. Bu da yetmemekte, kamu görevlilerinin işe alınmalarında ve yükselmelerinde liyakat ya da yeterliliğin, beceri ve başarının esas alınacağı yönündeki ilkeye de hiçbir biçimde uyulmamaktadır. Bu ilke, tam anlamıyla, gözardı edilmektedir. Bu ilkenin gözardı edilmesinde iki nokta var. Bunlardan bir tanesi, hükümet ve kimi kamu yönetimi birimleri kadınları işe almada olağanüstü isteksiz davranmaktadır. Bu nokta, kadın-erkek eşitliği bakımından gerçekten önemlidir ve Anayasanın 2004'te yapılan değişikliği bağlamında da devletin görevinin kadın-erkek arasında eşitlik sağlamak olduğu gerçeğinden yola çıkarsak, bir büyük eksiklik olarak varlığını sürdürmektedir.

Gelelim ikinci konuya. İşe almada, personel atamalarında ve yükseltmelerinde, maalesef, üzülerek belirteyim ki, Partinizin çevrelerine, Hükümete, bakanlara, milletvekillerine yakınlık, işe alınmada en önemli etken özelliğini korumaktadır; yükselmeler de benzer bir biçimde yapılmaktadır. Kamu personel yapısı, aslında, çok bozuktur. Kamu yönetiminde, çoğu yerde, ayaklar baş yapılmakta, buna karşılık, yükselmesi gerekenler, baş olması gerekenler yerlerde sürüklenmektedir. Eşitlik, objektiflik, nesnellik, açıklık gibi kamu yönetiminde geçerli olması gereken, olmazsa olmaz niteliğini taşıyan ilkeler ayaklar altına alınmaktadır. Bu da yetmemektedir, kadrolaşma konusunda verdiğimiz onca Meclis araştırması önergesi işleme konulmamaktadır. Kadrolaşmanın nasıl olduğuna dair kamuoyunda değişik yorumlar, değişik öngörüler ya da düşünceler kendini göstermektedir. Hükümet, çoğu yerde, kimi varsayımlara göre, tarikat ve cemaatlerin etkisinde kalarak işe kişi yerleştirmekte ve bu bağlamda, özel işlem yapar bir konum takınmaktadır. Bu, tümüyle yanlış bir uygulamadır. Hiç duygu sömürüsü yapılmamalıdır; hiç sinirlenmeyin. Pek çok kamu kurumuna kişilerin alınmasında -kökene, eğilime, düşünceye- liyakatten, beceriden, sınıfta veya sınavda başarılı olmadan öte bir tercih, bir ayrıcalık yapılmaktadır, verilmektedir. Bu nedenledir ki, milyonlarca eğitimli genç işsiz kalmakta ve bu, toplumda ayırımcılığa ve yıkıma yol açmaktadır. Bunun önlenmesi gerekir.

Bu bağlamda bir şey daha söyleyeyim. Bakanlık ve kuruluşların, önceleri APK denilen, şimdilerde strateji birimleri, yetenekli ve becerikli insanların depolandığı, konduğu ve çalıştırılmadığı birer birim özelliği taşımaktadır. Bir başka anlatımla, Türkiye kamu yönetimi, yıllardır maaş ödeyerek insanları, uzmanları, yetenekli bireyleri işsiz tutmakta ve bir maaşlı işsizler sınıfı yaratmaktadır. Bu, İktidarınızın, Türkiye'ye ayrı bir hediyesidir. Türkiye'nin bu lüksü yoktur. Türkiye, onca emekle eğittiği, yetiştirdiği ve sonra da deneyimlerle, birikimlerle kendini geliştiren bürokratlarından yararlanmak zorundadır. Onları bir kenarda tutmaya, çalışamaz bırakmaya ve çalıştırmamaya, yönetimin, Hükümetin hiçbir biçimde hakkı olmamak gerekir.

Bu nedenle, 2003'ün ocak ayında söz verildiği gibi, kamu personel düzenlemesi, Kamu Personel Yasası Reformu bir an önce gerçekleştirilmelidir ki, istatistikte veya başka yerlerde olan yanlışlıklar düzeltilebilsin. Bir büyük düzeltme yapmadan, ucundan, kenarından yapılan düzeltmelerle bir yerleri kurtarma ve düzeltme olanağı hiçbir biçimde yoktur.

Şimdi, konunun ikinci boyutuna gelelim. İkinci boyut şudur değerli arkadaşlar: Öncelikle kamu kurumlarının hepsi, ama, özellikle Devlet İstatistik Enstitüsü, daha güçlü, daha güvenilir, daha doğru veriler, sayısal veriler üretmek durumundadır.

Yeni adıyla TÜİK, bu yıl 80 inci yaşını kutlayacaktır. Adının değiştirilmesiyle ilgili tartışmalara girmeyeceğim; asıl önemli olan, asıl yapılması gereken, kurumun ürettiği istatistik verilerin, sayıların hem bilimsel anlamda doğru, güvenilir olması hem de kamu vicdanında, halkoyunda "ha, doğrusu budur" dedirtecek bir güvenceye, bir güvenilirliğe sahip olmasıdır.

Üzülerek belirteyim ki, kurumun onca iyi çalışmasına, onca çabasına karşın, özellikle işsizlikle ilgili verilerinde, güvenilirlik ölçütü yerine gelmemektedir. Kamuoyu, İstatistik Enstitüsünün işsizlik verilerine güvenmemekte, bunları doğru bulmamaktadır.

Bakınız, birkaç örnek vereyim. Bakınız, nasıl: En son, bu yılın, 2006'nın 25 Nisanında yayımlanan verilere göre, Ocak 2006'da "15 + yaş" yani, çalışma çağı nüfusu, bir yıl öncesine göre 917 000 kişi artmıştır ve böylelikle, çalışma çağı nüfusumuz 50 364 000'den 51 281 000'e yükselmiştir. Ancak, bu, 917 000 kişi artmış; ama, bunlardan kaç kişisi, iş aramak üzere, çalışmak üzere işgücü piyasasına çıkmıştır derseniz, bunların toplam miktarı 121 000 kişidir. Dolayısıyla, çalışma çağına gelen her 10 kişiden yalnızca 1 tanesi, ben iş arıyorum, ben çalışacağım diye işgücü piyasasına çıkmaktadır. Bu, ülkemizin, toplumumuzun gerçeklerine, gelir düzeyine hiç de uygun düşmemektedir.

Bu, neden böyle oluyor; bu geç saatte zamanınızı çok fazla almadan şu kadarını söyleyeyim: İşgücünün hesaplanmasında "işgücüne katılma oranı" diye bir kavram vardır. Bu kavram "15 + yaş" nüfusunun ne kadarının çalışmak istediğini gösterir. Türkiye verilerine göre, Ocak 2006'da, bu çağın, çalışma çağındaki nüfusun yalnızca yüzde 46,1'i piyasaya çıkmakta, iş aramakta ve çalışmak istemektedir; yani, geriye kalan yüzde 54 dolayında bir bölümü, çalışmıyor, iş de aramıyor, işgücü piyasasına da çıkmıyor. Şimdi, bu veriler, ne bizim vicdanımızda ne kamuoyunda ne bir başka yerde doğru kabul edilebilir.

Peki, bu nereden kaynaklanıyor; şundan kaynaklanıyor: Bir önceki yıl -çok uzağa gitmeyelim, daha geriye- 2005'in ocak ayında işgücüne katılma oranı yüzde 46,7'ydi ve 0,6 puan indirildi. Nasıl indirildi, neden indirildi bir yıl içinde; bu, açık değil. Eğer, bir sene önceki katılma oranı esas alınsaydı bakın ne olacaktı: Açıklanan Türkiye ortalaması işsizlik oranı yüzde 11,8 değil, yüzde 13,3 olacaktı. Bunu bir adım daha götürelim, AK Partinin iktidara geldiği günlerdeki katılma oranını alalım. Onu aldığınız zaman durum şudur: İşsizlik oranı yüzde 17,3'e yükselmektedir Türkiye ortalaması olarak. İsterseniz, daha ayrıntılı verebilirim bunu.

Bir başka şey söyleyeyim: İş bulma imkânları Türkiye'de sürekli olarak daraldığı için, insanımız iş bulma umudu olmadığı için "ben iş arıyorum" diye işgücü piyasasına çıkmamaktadır ve bu nedenle de, işsiz sayısı, gerçekte olması gereken düzeyin çok altında görülmektedir.

Şu iddia doğru değildir: Yani "Türkiye OECD ülkelerine göre genç nüfusa sahiptir; dolayısıyla, bunlar okula gidiyor, çalışmıyorlar." Bu iddia doğru değildir. 0-14 yaş arası, yani, nüfusun çalışamayacak çocuk bölümü, toplamın yalnızca yüzde 25'i dolayındadır, eskiden olduğu gibi yüzde 40 değil. Yani, Türkiye genç nüfusa sahiptir; dolayısıyla, ne yapalım, çalışmıyorlar demenin bilimsel, doğru bir tarafı yoktur.

Bir başka şey daha var: OECD ülkelerinde ve Avrupa Birliği ülkelerinde işgücüne katılma oranı azalmıyor -bizde kimi resmî makamların varsaydığının tersine- yükseliyor. Son on yılda, bu yükselme devam ediyor. Ülkemizde, eğer Avrupa Birliği ortalaması alınsaydı, bakın, ne olacaktı; işgücü piyasasına çıkanların sayısı 36,4 milyon olacaktı ve işsiz sayısı da 15 milyon... Dolayısıyla, biraz gerçekçi olmamızda, gerçekleri sahiplenmemizde yarar var.

Bu noktada, bir şeyin daha altını çizelim, bir önemli konunun: Ülkemizde, kentlerde işgücüne katılma oranı daha az, kırsal kesimde daha fazladır; bu da, toplumsal gerçeklere uymamaktadır. Ek olarak, ülkemizde kadınların işgücüne katılım oranı gerçekten çok azdır.

Biraz evvel yanlış anlamalar oldu. Ben, bir arkadaşımızın eşini dövmesini gündeme getirirken, kadının, sosyal güvenlik, işgücüne katılma ve yükselme olanaklarının sınırlanmaması gerektiğini vurgulamaya çalıştım, vurgulamak istedim. Bugün, ülkemizde, çağ nüfusunun dörtte 1'inden biraz fazlası işgücü piyasasına çıkmaktadır. Kentlerde durum nedir biliyor musunuz; kentlerde, çalışma çağındaki nüfusun yalnızca beşte 1'i, hatta, ondan daha az bir bölümü "ben iş arıyorum" diye işgücü piyasasına çıkabilmektedir.

Değerli arkadaşlar, bu gerçekleri doğru saptamak, doğru görmek durumundayız. İstatistik Enstitüsü, bu noktaları, çok daha doğru ölçmelidir; yani, kadınların neden işgücü piyasasına çıkmadıklarını çok daha doğru saptamalıdır. İstatistik Enstitüsünün görevi, sayıları, toplumsal gerçekleri, toplumsal yapıyı gözardı etmek, saklamak, onu görmezlikten gelmek değildir; tam tersine gerçeği, toplumsal gerçeği, toplumsal yapıyı, bütün, doğru yönleriyle, sayılarıyla ortaya koymaktır ki, iki şey yapılabilsin: Bir, hükümet edenler doğru politika üretsinler; iki, kamuoyu, kurumuna güvensin, işin doğrusu budur diyebilsin.

Bunun sağlanmasında kurumumuza önemli görevler düşüyor. Bunun ilk koşulu, bilimsel ölçülere ve uluslararası ölçülere uygun çalışmalar yapmaktır; ama, bir başka ölçüsü şudur: Bizim yapımız bunun açıklanmasına izin vermiyor, bizim anlayışımız kadın veya bir başka konuda araştırma yapmaya da izin vermiyor yoluna gitmemek, bazı gerçekleri saklamamak ve tam tersine, bunların su yüzüne çıkmasını sağlamaktır. Ancak, böyle yapılırsa kurum güçlenir, ancak böyle yapılırsa Türkiye, iyi politikalar, doğru politikalar üretir ve yol alır.

Cumhuriyetin kuruluşundan hemen sonra yeniden yapılanan ve 1927'den bu yana ülkemizde doğru ve güvenilir sayısal veriler üretmek üzere çalışan İstatistik Enstitüsünün gelmiş geçmiş bütün çalışanlarına, yöneticilerine başarılar diliyorum. Bu düzenlemenin, kuruma ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. Teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Yakup Kepenek (CHP, Ankara). “Türkiye istatistik kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s 1142)”. TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim tutanağı, 16 Mayıs 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yakup-kepenek-22-2006-05-16-turkiye-istatistik-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasaris (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
