# 8 mart kadınlar günü nedeniyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Yaşar Nuri Öztürk (İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 68. Birleşim
- **Tarih:** 9 Mart 2005
- **Gündem:** 8 MART KADINLAR GÜNÜ NEDENİYLE
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/yasar-nuri-ozturk-22-2005-03-09-8-mart-kadinlar-gunu-nedeniyle

> Yaşar Nuri Öztürk, 9 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 68. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 8 MART KADINLAR GÜNÜ NEDENİYLE); konuşma 830 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

YAŞAR NURİ ÖZTÜRK (İstanbul) - Yüce Meclisin Sayın Başkanı, saygıdeğer arkadaşlar, değerli milletvekilleri; 8 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle, kadınların maruz kaldıkları muameleler ve kadın haklarıyla ilgili kişisel düşüncelerimi açıklamak üzere huzurunuzdayım.

Hayatın mutluluk, sevgi, şefkat ve merhamet kaynağının kadın olduğu, bütün felsefelerin, dinlerin ortak kabulüdür. İnsanlık tarihinin bütün kutsal metinleri, yaratılmışlar âleminde en yüce onur mevkiinin annelik olduğunu ifade ederler.

Nazarî olarak baktığımızda, özellikle bizim de mensup olduğumuz İslam dünyasında, kadın, övülür, hatta, yüceltilir, kutsanır; cennetin kadının ayakları altında olduğu sık sık ifade edilir. Hangi ünlü düşünüre sorarsanız, kadın, yaratıcı varlıktır. Dünya düşünce tarihinin anıt isimlerinden biri olan İbni Arabî bunu ifade ederken şöyle diyor: "Yüce Allah, yaratıcılık sıfatını sadece kadına vermektedir; varlık alanında etkenlik ve edilgenlik gibi iki yaratıcı unsuru benliğinde aynı anda birleştiren kadındır."

Ne yazık ki, bütün bu yüce niteliklerin sahibi olan kadın, tarih boyunca ve İslam dünyası belki de başta olmak üzere, hep sömürülmüş, horlanmış, ezilip itilmiştir. İnsanlığın bugün içerisine düştüğü bunalımların belki de en büyük sebebi kadına yapılan nankörlük ve kötülüklerdir denebilir.

Değerli arkadaşlarım, ülkemizde de kadının durumu, hemen hepimizin çok iyi bildiği gibi, üzücü, kaygı vericidir; hatta, bazı yerlerde yürekler acısıdır.

Yük hayvanlarının çıkamadığı sarp arazilere yük ve eşya taşımada kadınların kullanıldığını seyrederek büyüdüm; ben, şahsen bunu yaşadım. Altı yedi aylık hamile bacıların bile, o sarp arazilerde 30-40 kilogram yükleri taşımak zorunda kaldıklarını ve buna karşı çıkış gösterecek hiçbir tavır içerisine giremediklerini, içimiz parçalanarak, hayatımız boyunca izledik.

Kadına ilişkin bu yapının bir uzantısı olsa gerek ki, millî iradenin tecelli yeri olan bu çatı altında, 550 üyenin sadece 24'ü kadındır. Oran, yüzde 4 küsur.

Öte taraftan, kadın nüfusunun genel nüfusa oranı yüzde 52 ve biz diyoruz ki, biz demokratik bir ülkeyiz ve demokratik siyasal hayatı esas alan bir ülkeyiz.

Siyasal partilerimizin kurucular listelerini tetkik ettim; hiçbir listede kadınların oranı yüzde 10'a varamamaktadır. Bunu söylememe izin verin; ilk defa, Halkın Yükselişi Partisi -ki, bu çatının altında 1 tane üyesiyle temsil ediliyor- kurucular listesinde kadın oranını yüzde 30'lara çıkarmıştır.

Ortadaki dengesizliğin, demokratik siyaset ve insan hakları açısından bir tutarlılık olduğunu söylemek kolay olmayacaktır; çünkü, 550'ye 24 ve yüzde 4, kadınların siyasetimizdeki şu an itibariyle temsil durumları.

Dayak başta olmak üzere kadına karşı şiddet hız kesmeden sürüp gitmektedir. Diyarbakır merkezde, son bir araştırmaya göre, kadınlarımıza uygulanan psikolojik, cinsel, ekonomik ve fiziksel şiddet türleri yüzde 58 ile yüzde 80 arasında değişmektedir; yani, bu coğrafyada yaşayan kadınların yüzde 58 ilâ yüzde 80'lik bir oranı, çeşitli türlerde şiddete maruz kalmaktadır.

6 000 000 kadın okuma yazma bilmemektedir değerli üyeler. Töre cinayetleri yüzünden hayatını yitiren kadınların sayısı artmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim.

YAŞAR NURİ ÖZTÜRK (Devamla) - Kadınımıza reva görülen haksız ve horlayıcı muamelelerin bize çok ağır faturalar ödettiği ve ödetmeye devam edeceği tartışılmaz.

Günümüz dünyasında, insan hakları, hukuk ve uygarlık gibi alanlarda gerçekleştirilen bunca ilerlemeye rağmen, kadının durumu hâlâ içler açısıdır. Kadın, dünyanın hemen her coğrafyasında, dinci ve şehvetçi tasallutlar tarafından istismar edilmekte; kadın, yer yer köleleştirilmektedir. Irak, ilginç ve güncel bir örnek oluşturuyor. Dünya basınının sayfalarına akseden haberlere göre, Irak'ta bazı şiddet yanlısı dinci ekipler, topraklarının işgaliyle ve işgalcilerle meşgul olmak yerine, tırnağına oje sürdüğü için, başını açtığı için, pantolon giydiği için kadın kafası kesmekle meşguldürler. Dünya basınından, bunları, içimiz parçalanarak izliyoruz

Çağdaşlık, özgürlük, uygarlık maskeli kadın sömürülerinin yaptıkları da, dinci tasallutunkinden geri kalmamaktadır. Bugün, neredeyse dünyanın her yerinde, günlük dile yerleşmiş bulunan seks köleliği -basının ortak terminolojisi arasında kullanılıyor bu tabirler- şehvet köleliği tabirlerinin işaret ettiği insan tipi, kadındır.

Güney Asya'da, yaklaşık 250 000 insanın hayatına mal olan felakette öne çıkan kaygılardan biri de, bu felaket yüzünden öksüz kalan kız çocuklarının şehvet tacirlerinin tehditlerine maruz kalmalarının yarattığı uluslararası kaygıdır. Bu durum, uzayda koloniler kurmaya hazırlanan bir insanlık adına, çok büyük bir utançtır. Demek oluyor ki, insanlık, madde üzerindeki fetihlerine paralel bir iç dünya ahengi, vicdan ve ahlak yükselişi gösterememiştir. Ne ilginçtir ki, bu eksikliğin yarattığı ıstırabın faturasını da kadın ödemektedir.

Değerli arkadaşlar, insanoğlunun ahlak ve din alanlarındaki zaaf ve günahlarının tüm kahrını kadına ödeten bir büyük zulüm, asırlardır sürüp gitmektedir. Bu zulmün durdurulmasına ilişkin, evrensel düzeyde bir zihniyet devrimine muhtacız. Bu devrim gerçekleştirilmediği sürece, kanun maddelerine ve hukuk kitaplarına ilaveler yapmak, kadının makûs talihinde fazla bir değişme yaratmayacaktır, Türkiye'de de yaratmadığı gibi. Habire, kadın haklarıyla ilgili değişik kanun tadilatları, ilerlemeler getiriyoruz; bunları bazen reform olarak da anıyoruz; fakat, Karadenizin sarp köylerini, Doğu Anadoluyu ve diğer bölgeleri, özellikle kırsal kesimi vicdanınızı işleterek dolaştığınız zaman, kadının hangi kahırlara maruz kaldığını, bu yapılan ve reform diye anılan değişikliklerin kadının hayatına yansımadığını göreceksiniz, görüyorsunuz; çünkü, ben de sizinle birlikte görüyorum.

Değerli milletvekilleri, annelik onurunun, her dilden, dinden, renkten, ırktan temsilcisi, boynu bükük, gözü yaşlı kadınları, bir iç acısıyla ve burada, vicdanımızın önünde, boynumuzu bükerek selamlıyorum. Daha birkaç gün önce, İstanbul'da, kadınlarımızın bir gösteride maruz kaldıkları tabloları hatırlayınca da, bütün kadınlardan genelde ve Türk kadınından özelde, özür dilemeyi de bir vicdan borcu olarak burada ifade etmek istiyorum.

Kadına reva görülen haksızlıkların, yapılan kötülüklerin durdurulmasına yönelik zihniyet devriminde üstümüze düşeni yerine getirme ümit ve çağrımızı huzurlarınızda tekrarlıyor, hepinize saygılarımı sunuyorum.

Sayın Başkanım, hoşgörünüz için size de teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Yaşar Nuri Öztürk (İstanbul). “8 mart kadınlar günü nedeniyle”. TBMM Genel Kurulu, 68. Birleşim tutanağı, 9 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yasar-nuri-ozturk-22-2005-03-09-8-mart-kadinlar-gunu-nedeniyle (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
