# Çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısı (s.s. 262)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Yaşar Yakış (AK Parti, Düzce)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim
- **Tarih:** 30 Temmuz 2003
- **Gündem:** ÇEŞİTLİ KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN TASARISI (S.S. 262)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/yasar-yakis-22-2003-07-30-cesitli-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-iliskin-kanun-tasarisi-s-s

> Yaşar Yakış (AK Parti), 30 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇEŞİTLİ KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN TASARISI (S.S. 262)); konuşma 1.469 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA YAŞAR YAKIŞ (Düzce) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 262 sıra sayılı -Yedinci Uyum Paketi olarak adlandırılan- Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı konusunda AK Parti Grubumun görüşlerini sunmak için huzurunuzda bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce, Yedinci Uyum Paketinin ne olduğu konusunda birkaç kelime söyledikten sonra, içeriği hakkında da, Grubumuzun düşüncelerini sizlerle paylaşacağım.

Yedinci Uyum Paketi, Avrupa Birliği müktesebatına uyum sürecimizin bir aşamasından ibarettir; yani, bundan sonra da çok sayıda yasa tasarıları gelecektir. Bunların her birinde de, şu anda İngilizce metni 83 000 sayfadan ibaret olan, Avrupa Birliğinin o büyük müktesebatına uyum için, adım adım ilerleyeceğiz. Dolayısıyla, Yedinci Uyum Paketi, işte o süreçte bir aşamadan ibarettir; ne herhangi bir sürecin başlangıcıdır ne de herhangi bir sürecin sonudur.

Bu yasa tasarılarını neden bir paket halinde sunuyoruz? Pek tabiî ki, bu yasa tasarısında yer alan hususları, Cumhuriyet Halk Partisinin değerli temsilcilerinin çeşitli vesilelerle dile getirdikleri gibi, ilgili yasalarda yasanın bütünlüğünü bozmadan, yasanın tümünü, belki Yüce Meclise sunmak suretiyle, değişiklikler yapmak da mümkündü. Evet, böyle bir yöntem vardır. Örneğin, bugün, Türk Ceza Kanunu Avrupa Birliği normlarına, Kopenhag Kriterlerine uymamaktadır. Dolayısıyla, Türk Ceza Kanununun tümünü veya Dernekler Kanununu veya Vakıflar Kanununu da, zamanı gelince değiştirmek gerekir; fakat, bunların büyük hacimli kanunlar olduğu hepinizin malumlarıdır. Dolayısıyla, o hazırlıkları tamamlayıp da, o büyük yasaları değiştirerek, Avrupa Birliği için, Kopenhag Kriterlerine uyum açısından olmazsa olmaz sayılan unsurları, bir an önce -bir an önce derken neyi kastediyoruz- 2003'ün sonunda yapılacak olan Avrupa Birliği zirvesine yetiştirecek şekilde yapmamız mümkün olmadığı için, hükümetin şu anda öncelikli gördüğü hususları, çeşitli yasalardan çıkararak, bir paket haline getirmek suretiyle, Yüce Meclisin huzuruna sunmuş bulunuyoruz. Dolayısıyla, paket olmasının nedeni, o bütünlüğü bozmak amacında olduğumuz için değil veya o paket, AK Partinin, kendi çıkarları açısından öncelikli gördüğü ve oraya sıkıştırmak istediği hususlara da yer açmak için oluşturulmuş değildir; tamamen zamana karşı olan yarışın doğal bir gereğidir.

Peki, bu paketi, neden bu kadar aceleye getirerek, Meclisin kapanmasından önceki iki günlük dar çerçeveye sıkıştırmak zorunda kaldık; bunun tarihçesinin değerli milletvekillerinin malumu olduğunu tahmin ediyorum. Biliyorsunuz, 2003 yılının sonunda yapılacak olan Avrupa Birliği zirvesinde, Türkiye'nin, Avrupa kriterlerine -Kopenhag Kriterlerine- uyup uymadığının bir değerlendirmesi yapılacaktır. 2004 sonunda yapılacak değerlendirme, müzakerelere başlanılıp başlanılmayacağını belirleyecektir; ama, bizim, bu iş için 2004'ün sonunu değil, 2003 yılının sonunu hedeflediğimizi, daha geçen sene, o zamanki Avrupa Birliğinin Dönem Başkanı olan Danimarka'nın Başbakanı Rasmussen'in huzurunda, o zaman Parti Genel Başkanı sıfatıyla Danimarka'yı ziyaret etmiş olan şimdiki Başbakanımız ifade etmişti ve demişti ki: "Biz, Türkiye'nin giriş müzakerelerinin 2003 yılında başlaması gerektiğini düşünüyoruz." Neden; çünkü, öteki ülkelerle müzakereler, daha Kopenhag Kriterlerinin tümüne uyacak noktaya gelmeden başlamıştı. Hatta, müzakerelerin başlamasından iki yıl sonra, bazı ülkeler için hazırlanan gelişme raporlarında -filanca ülke, ismini burada zikretmek istemiyorum- "üyelik müzakerelerinin başlamasından itibaren iki yıl geçmiş olduğu halde, henüz Kopenhag Kriterlerine uyumlu hale getirmemiştir mevzuatını" diye hükümler yer alıyordu. Sayın Başbakanımız da, o zaman, dönem başkanına "o ülkeler henüz Kopenhag Kriterlerine uymadan müzakerelere başlayabildiğine göre; hatta, müzakereler başladıktan iki yıl sonra dahi Kopenhag Kriterlerine uyma açısından eksiklikler arz ettiğine göre, o zaman Türkiye'yle de müzakerelere 2003 başında -yani, birkaç hafta sonraydı o tarihe göre- başlayabilmeniz lazımdır" demişti; fakat, Avrupa Birliğinin buna henüz hazır olmadığını gördük ve "eğer 2003 yılının başında bunu sağlayamıyorsanız 2003'ün ortasında başlayabilirsiniz müzakerelere, o da olmazsa, 2003'ün sonunda başlayabilirsiniz; çünkü, biz o tarihe kadar şu anda mevcut olan eksikliklerimizi de tamamlayabileceğimize inanıyoruz" demiştik. Dolayısıyla, biz, Avrupa Birliğine uyum açısından, daha doğrusu Kopenhag Kriterlerine uyum açısından mevcut olan eksikliklerimizi 2003 sonuna kadar tamamlayabileceğimizi o tarihte Avrupa Birliği Dönem Başkanı Rasmussen'e bildirmiştik. Kendi açımızdan tutarlı olmak için bu vaadimizi yerine getirmeyi arzu ediyoruz; yani, 2003 yılı sonunda çıkacak olan raporda "Türkiye'nin, artık Kopenhag Kriterlerine uyum açısından bir eksiği kalmamıştır" diye bir ibarenin, bir ifadenin değerlendirme raporunda yer almasını arzu ediyoruz.

Peki, diyeceksiniz ki: "Daha yıl sonuna dört beş ay var; niye bu kadar acele ediyorsunuz?" Acelenin sebebi basittir: 2003 yılının sonunda, aralık ayında değerlendirilecek olan veya müzakerelere temel teşkil edecek olan Avrupa Birliği Raporu ekim ayında yayınlanacaktır. Diyeceksiniz ki: "O zaman, ekim ayını bekleseydiniz." Ama, ekim ayında hazırlanacak olan raporun bilgileri, rapora mesnet teşkil edecek olan bilgiler, Türkiye tarafından, ağustos ayında en geç Avrupa Birliğine iletilecektir. Dolayısıyla, Yüce Meclis tatildeyken, ilgili makamlarımız, Avrupa Birliği Komisyonuna diyeceklerdir ki: "Şimdiye kadar şu şu yasaları çıkardık; böylelikle, Avrupa Birliği Kopenhag kriterlerine uyum açısından size vaat ettiğimiz noktaya gelmiş bulunuyoruz." Bunu söyleyebilmek istiyoruz. Bunun, yetkili makamlarımızın Avrupa Birliği Komisyonuna ağustos ayında göndereceği raporda yer alabilmesi için de, Meclisin, tatile girmeden önce bu yasaları çıkarması gerekiyordu; dolayısıyla, neden şimdi, neden bu kadar acele sorusunun cevabı burada yatmaktadır.

Efendim, paketin içeriğinde ne var? Sayın Büyükelçi Öymen, Cumhuriyet Halk Partisinin değerli sözcüsü, paketin içerisinde önem verdikleri hususlara değindiler. Nitekim, en önemli hususlar, kendilerinin de altını çizdiği hususlardı. Pek tabiî ki, bunun dışında başka hususlar da var; ama, en önemlileri onlardı. Bunlar arasında Millî Güvenlik Kuruluyla ilgili söyledikleri, nitekim, çeşitli müzakerelerde de üzerinde en fazla durulan konulardan biri oldu.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin, Millî Güvenlik Kuruluyla ilgili, Millî Güvenlik Kurulunun kendisi ve Millî Güvenlik Kurulunun Sekretaryası, yine, ona sekretarya hizmeti veren Genel Sekreterlikle ilgili olarak yaptığı değişikliklerin özü nedir? Özü gayet basit, nitekim, Sayın Büyükelçi Öymen'in söylediği gibi, Avrupa Birliği ülkelerinde Millî Güvenlik Kuruluna tekabül eden kuruluşlar yeknesak değil, hepsi birbirine benzer şekilde değil; bazılarında, esasen, bizdeki Millî Güvenlik Kuruluna benzeyen, ona tekabül edecek bir kuruluş yok. Bu ülkeler arasında Fransa, İsveç, Danimarka, Finlandiya ve Lüksemburg var. Bu ülkelerde millî güvenlik kurulu adıyla faaliyet gösteren bir kuruluş olmadığı gibi, ona benzer hizmetler ifa eden kuruluş da yok.

Peki, başka ülkelerde nasıl; başka ülkelerin birçoğunda millî güvenlik kurulu sivillerden oluşuyor, yani, bünyesinde asker barındırmıyor; bunlar da, Belçika, Estonya, Macaristan ve Portekiz.

Peki, millî güvenlik kurulu içinde asker bulunduran ülkeler var mı; var, Almanya bulunduruyor, Belçika bulunduruyor.

Dolayısıyla, Türkiye, bu modeller arasında, yani, hiç millî güvenlik kurulunun isminin dahi bulunmadığı ülkelerden kalkarak, bünyesinde asker de bulunduran ülkelere kadar olan bu yelpaze içinde kendisine ve ihtiyaçlarına en fazla uyan model hangisiyse onu seçmiştir ve bir adım daha ileri gitmiştir. Sayın Büyükelçi Öymen'in de belirttiği gibi, Türkiye'nin kendine özgü koşulları vardır. Türk toplumunda askeriyenin kendisine özgü çok saygın bir yeri vardır, cumhuriyetimizin kurulmasında, yaşatılmasında askeriyenin çok önemli rolü vardır. Bütün bunlar da göz önüne alınarak... Örneğin, içinde, bünyesinde, üyeleri arasında en çok asker bulunduran millî güvenlik kurulu Türkiye'dedir; yani, Genelkurmay Başkanımız, 3 kuvvet kumandanı ve jandarma kumandanı olmak üzere 5 general bulundurmaktadır. Hükümetimiz, bünyesinde bu kadar çok asker bulunduran bir Millî Güvenlik Kurulunu neden tercih etti; çünkü, Türkiye'nin ihtiyaçları böylesini gerektiriyor. Onun için, biz, başka ülkeler şöyle yapıyor, böyle yapıyor diye değil, Avrupa'nın genel gidişine bakıyoruz; o veriler karşısında, bizim bünyemize hangisi en çok uyuyorsa, o modeli almış bulunuyoruz ve ona Türkiye'nin koşullarının gerektirdiği düzeltmeleri yapmak suretiyle.

Bir de, Millî Güvenlik Kurulu Sekretaryasının görev tanımıyla ilgili bir değişiklik oldu. Bu da bazen tartışmalar yarattı. Millî Güvenlik Kurulu Sekretaryasının görevleriyle ilgili olarak yapılan değişiklik, aslında, öze dokunan bir değişiklik değil. Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun 2 nci maddesinde verilen görevleri şu şekilde yapar diye -2 nci maddesinde belirtilen hususları- 4 üncü maddesinde tekrar sayıyordu. Biz, o yasanın 2 nci maddesindeki o görev tanımını, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin kuruluşuyla ilgili yasanın 2 nci maddesinde ayrıntılı olarak belirlenmiş olan o görevi nasıl yerine getireceği hususunu 4 üncü maddede belirlemek suretiyle, yasa tekniğine daha uygun bir yazım getirmiş bulunuyoruz. Esas itibariyle, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin işlevleri ve görevleriyle ilgili yapılmış olan değişiklik bundan ibarettir.

Pek tabiî ki -Cumhuriyet Halk Partisinin de çeşitli zamanlarda dile getirdiği gibi- Avrupa'da, temel hak ve hürriyetlerin uygulanması, yararlanılması açısından bizden daha geri olan ülkeler vardır. Onları da örnek alabiliriz; fakat, biz, acaba, bu açıdan en geri olan, temel hak ve hürriyetlerin en kısıtlı olduğu ülkeleri mi örnek almalıyız; yoksa, Türk toplumunun gelişmişlik düzeyini nazarı itibara alarak, Türk toplumu hangisine layıktır bu örneklerden, ona bakarak mı bir mevzuat geliştireceğiz. Buna bakarak, hükümetimiz, Türkiye'nin bugünkü koşullarına en uygun olanına -yoksa, Avrupa Birliği, müzakerelere başlamak için bize yeşil ışık yaksın endişesiyle değil- Türk toplumu, hangi düzeyde temel hak ve hürriyetlere daha layıktıra bakmak suretiyle, temel hak ve hürriyetlerin alanını o ölçüde genişletmiş bulunuyoruz. Bu, pakette hangi maddelerle alakalı; bu, Dernekler Kanunuyla ilgili getirdiğimiz değişikliklerde var, askerî harcamaların denetlenmesiyle ilgili bir madde var. Biliyorsunuz, pek tabiî ki, Meclis, askerî harcamaları da izin verirken, istediği gibi tartışabiliyor, orada bir sorun yok; fakat, denetlenmesinde, askerî harcamaların denetlenmesinin gerektirdiği gizlilik kuralına özellikle uymak suretiyle, Sayıştayın denetleme alanına askerî masrafları da sokmuş bulunuyoruz; bu, esasen, dünyadaki uygulamaya da uygun bir yasa değişikliğidir.

Vakıflar Kanununda bazı değişiklikler öngörüyor.

Bir de, Türkiye'de anadil olarak konuşulan Türkçe dışındaki dillerde yayın yapılmasıyla ilgili hususlar var. Bu konu, bundan önceki paketlerde de ele alınmıştı; fakat, uygulamada ortaya çıkan bazı güçlükleri bertaraf etmek için yasaya bazı açıklıklar getirilmiştir; dolayısıyla, 7 nci Uyum Paketi, esas itibariyle bunları içermektedir.

Biz, AK Parti Grubu olarak, yukarıda açıkladığım nedenlerle, bu yasaya olumlu oy vereceğiz.

Sözlerime son verirken, Yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Yaşar Yakış (AK Parti, Düzce). “Çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısı (s.s. 262)”. TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim tutanağı, 30 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yasar-yakis-22-2003-07-30-cesitli-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-iliskin-kanun-tasarisi-s-s (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
