# Dısişleri bakanlıığının kuruluş ve ve görevleri hakkında (s.s.524)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Yıldırım Tuğrul Türkeş (MHP, Ankara)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 129. Birleşim
- **Tarih:** 6 Temmuz 2010
- **Gündem:** DISİŞLERİ BAKANLIIĞININ KURULUŞ VE VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.524)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/yildirim-tugrul-turkes-23-2010-07-06-disisleri-bakanliiginin-kurulus-ve-ve-gorevleri-hakkinda-s-s-524

> Yıldırım Tuğrul Türkeş (MHP), 6 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 129. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DISİŞLERİ BAKANLIIĞININ KURULUŞ VE VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.524)); konuşma 552 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 524 sıra sayılı Dışişleri Bakanlığıyla ilgili kanunun 19’uncu maddesi sebebiyle söz almış bulunuyorum.

Cuma gününden beri Dışişleri Bakanlığındaki bu yasa değişikliği sürecinde gerek Sayın Dışişleri Bakanı gerekse AKP milletvekillerinin ortaya koydukları tavır fevkalade ilgi çekici. Burası yüce Meclis. Yüce Meclis çatısı altında konuşuyoruz. “Miş” gibi davranamayız burada. Her şey iyiymiş gibi, birtakım basına, kendinize yakın gazetelere olayları iyi yazdırdığınız zaman olaylar iyi olmuyor maalesef. O bakımdan, konuları ele alırken ve burada meseleleri görüşürken daha gerçekçi, daha meselelerin olduğu gibi ele alınması, eğer problem varsa ve o problemlerin çözümünü de istiyorsak oralarda hepimize, ülkemize çok yararlı olacağını düşünüyorum.

Birtakım siyasi öngörüleriniz var. Her siyasi partinin, iktidardaki bir partinin bu öngörüleri olabilir. Bu öngörüler, genelde baktığınızda, Türkiye lehine de görünebilir ama bizim yedi-yedi buçuk yıldır AKP İktidarında gördüğümüz ve kaygı duyduğumuz -o kaygıyı da burada dile getirmeye çalışıyoruz- o öngörünüz ile pratikteki uygulamalarınızın örtüşmemesidir. Burada en önemli mesele budur ve buna hiçbir şekilde gelmiyoruz. Birtakım konuşmaları geçen cuma gününden itibaren dinliyoruz, takip ediyoruz; her şey gayet mükemmel, AKP İktidarına kadar Türkiye’de ciddi bir dış politika neredeyse yoktu ve bu mevcut siyasi iktidarla her şey gayet iyi gitmeye başladı. Bir, bir kere uluslararası ilişkinin gerektirdiği bir mesafeyi koruyamayan bir siyasi iktidarla, bir yönetimle karşı karşıyayız. Yani onunla bununla el ele, kol kola, bir laubalilik, ondan sonra da işin tadı kaçtığında o kadar ifrata varmış oluyoruz ki toparlayamıyoruz konuyu. Her adımda, her meselede problem buradan kaynaklanıyor.

Beş dakikanın içinde çok fazla bir şey bahsetmek mümkün değil ama sırf bu noktada örnek olması bakımından… Yılbaşından sonraydı, benim de üyesi bulunduğum Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinde, tarih içerisindeki sıra denk geldi ve bir başkan seçildi. Başta Sayın Başbakan olmak üzere “Türkiye’de bunu iç politika malzemesi yapacağım.” diye kendi grubundan çıkan bir milletvekilini zedeledi, yaraladı. “Buna muhalefetin bile itimadı yoktur, muhalefetin bile buna saygısı yoktur.”u, biz böyle bir şey söylemediğimiz hâlde, Başbakan bas bas bağırarak ortaya çıkarttı. Arkasından -çok iyi bildiğimiz bir konu- İran’la ara bulucu olalım diye yırttınız kendinizi. Kusura bakmayın ama bu tabiri kullanıyorum. Ondan sonra? Ondan sonra da İran’dan tarafa gibi görünmeye başladınız. Şimdi, ara buluculuğun gerektirdiği veyahut da dış politikanın gerektirdiği mesafeyi koymayı beceremiyor mevcut siyasi iktidar ve bu bizi kaygıya sevk ediyor.

En son Mavi Marmara olayında da maalesef gene aynı problemleri yaşadık. Başta Sayın Başbakan, daha sonra Sayın Dışişleri Bakanı, Birleşmiş Milletlerdeki konuşması dâhil, uluslararası diplomasi diline uymayacak şekilde, yüksek tondan o kadar bağırdılar ki ondan sonra, ister istemez, otel odalarında gizli görüşmenin ne manaya geldiğini anlamaya çalıştık. Baştan tepkilerinizi Türkiye’ye yakışır bir devlet vakarı içinde ortaya koyabilseydiniz, ondan sonraki yaptığınız görüşmelerin de bir anlamı, bir mantığı olurdu ama baştan paniklemiş hâlde, bir telaş hâli içerisinde avaz avaz bağırmaya başlayıp, ondan sonra da o kadar hakaret ettiğiniz bir ülkenin bakanıyla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Devamla) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – Buyurun efendim, tamamlayınız konuşmanızı.

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Devamla) – Belki de o olayın gerekip, yani o olayda… Tabii ki uluslararası sularda kendi insanlarımız öldü, sivil vatandaşlarımız öldü. Bu konuda hepimiz tepkiliyiz, hepimiz öfkeliyiz, ona hiç itirazım yok, ama uluslararası arenada yaptığınız çıkışlardan sonraki, ikinci kademedeki davranışınız tutarsızlık gibi göründü. Bunlardan kaygı duyuyoruz.

Bu vesileyle çok sevdiğim bir sözcük var, onu söyleyerek konuşmamı bitireceğim. Köprülü Mehmed Paşa diyor ki: “Sahibi devlet olana öfke yaraşmaz.”

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Yıldırım Tuğrul Türkeş (MHP, Ankara). “Dısişleri bakanlıığının kuruluş ve ve görevleri hakkında (s.s.524)”. TBMM Genel Kurulu, 129. Birleşim tutanağı, 6 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yildirim-tugrul-turkes-23-2010-07-06-disisleri-bakanliiginin-kurulus-ve-ve-gorevleri-hakkinda-s-s-524 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
