# Avrupa konseyi terörizmin önlenmesi sözleşmesinin onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun (s.s.: 62)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Yıldırım Tuğrul Türkeş (MHP, Ankara)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim
- **Tarih:** 23 Şubat 2011
- **Gündem:** AVRUPA KONSEYİ TERÖRİZMİN ÖNLENMESİ SÖZLEŞMESİNİN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN (S.S.: 62)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/yildirim-tugrul-turkes-23-2011-02-23-avrupa-konseyi-terorizmin-onlenmesi-sozlesmesinin-onaylanmasinin-uygun

> Yıldırım Tuğrul Türkeş (MHP), 23 Şubat 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: AVRUPA KONSEYİ TERÖRİZMİN ÖNLENMESİ SÖZLEŞMESİNİN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN (S.S.: 62)); konuşma 1.667 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce ben de Hocalı katliamının yıl dönümünde Türk kardeşlerimize karşı yapılan bu haksızlıkları kınıyorum.

Ayrıca, bugün haberlerde, Libya’da bir vatandaşımızın hayatını kaybettiği söylendi. Bu, hayatını kaybeden vatandaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine de başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Umarım ki bu tahliye işleri daha fazla kayba fırsat vermeden bir an önce biter ve oradaki vatandaşlarımızın güvenliği sağlanır.

Tabii ki diğer bir konu da çok kıymetli arkadaşımız Mustafa Kemal Cengiz Bey’in trafik kazasında yaralanmış olmasıdır. Kendisine acil şifalar, ailesine kolay gelsin diyorum, aynı zamanda Çanakkaleli vatandaşlarımıza da geçmiş olsun diyorum.

Avrupa Konseyi Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı hakkında söz almış bulunuyoruz. Az önce Sayın Öymen’in, değerli konuşmacının da ifade ettiği gibi, biz de Milliyetçi Hareket Partisi olarak bunun Türkiye açısından, pratikte uygulanabilecek olsa iyi bir sözleşme olduğunu düşünüyoruz çünkü bunun içinde terörizmi alenen teşvik, terör örgütüne üye sağlama ve teröristin eğitimi konuları suç olarak tanımlanıyor. Bunu, Avrupa’nın bütün ülkeleri karar altına alıp da imza altına alabilirse önemli buluyoruz.

Ayrıca, bir diğer konu, ülkemizin eskiden beri özellikle vurgulamakta olduğu “iade et ve yargıla” konusu da bir adli yardımlaşma mekanizması içinde ele alınacak. Bunu da fevkalade gerekli görüyoruz fakat tabii, bu konu, 1977’den beri Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinin gündeminde. Yani, bu terörün önlenmesi sözleşmeleri hazırlanıyor, sonra tadilatlar yapılıyor, bu tadilatların arkasından yeni düzenlemeler yapılıyor. 2003’te en son ele alındı, 46 ülkenin sadece 20-26’sı imzaladı. Daha sonra bunun değişiklikleri tekrar yapıldı.

Bu sefer biz, inşallah bugün Mecliste bunu onaylarsak Türkiye hiç olmazsa imza koyduğu bir konuda bunu Meclisinden de geçirmiş olacak ama Avrupa Konseyi üyelerinin buna ne derece samimi baktığı, ne derece ciddi baktığı da bir ayrı konu.

Ben, bu vesileyle, üç buçuk yıldır yani 2007’de seçildiğimizden beri, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Türk Delegasyonunun bir üyesi olarak görev yapıyorum. Orada iki komitede de, hem Hukuk, İnsan Hakları Komitesinde hem de Göç, Mülteciler, Nüfus Komitesinde görevliyim. Diğer arkadaşlarım gibi, orada diğer partilerden kıymetli arkadaşlarımızla birlikte görev ifa etmeye çalışıyoruz. Orada gördüklerimin, orada yaşadıklarımın bir kısmını burada sizlerle paylayacağım. Şüphesiz ki bu konularda hepinizin bilgisi vardır ama tabii, bire bir orada olayları yaşamış bir parlamenter olarak oradaki insanların meselelere nasıl baktığını, nasıl yaklaştığını da bu vesileyle sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bildiğiniz üzere, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi bir danışma meclisidir. Yani esas Avrupa Konseyi denilen yapı, bir başkanlık yani bakanlar komitesidir ve icra komitesi bakanlardır. Türkiye de bildiğiniz gibi, bu dönemde Dönem Başkanıdır. Aslında, Türkiye'nin Avrupa Konseyi nezdinde ağırlığının olması gereken bir dönemdeyiz, hem ikinci senesinde bu Meclisin Başkanlığını içimizden biri, bir Türk milletvekili yapıyor hem de Sayın Dışişleri Bakanımız da Avrupa Konseyinin Dönem Başkanı olarak görev ifa ediyor. Fakat, üzülerek söyleyeyim ki son bir yıl içinde sadece Türk haftaları düzenlemek tarzında faaliyetlerin ötesinde, maalesef, Türkiye siyasi olarak bir ağırlık koyamamış durumdadır. Orada gerçek anlamda hem Avrupa’nın, Avrupa Birliğinin birçok ülkesiyle beraberiz hem de Rusya gibi önemli bir komşumuzla da aynı platformda altmış yıldır aynı yapı altında görev yapıyoruz. Ama bütün bunlara rağmen, bir turizm haftası etkinlikleri tadında bir senedir işler yürütülüyor ama gerçek anlamda Türkiye'nin hak ettiği, ağırlığının olduğu bir çalışmanın olmadığını da bu vesileyle söyleyeyim.

Avrupa Konseyi, takdir edersiniz ki Avrupa Parlamentosuyla birlikte eski önemini yitiren, eski Avrupa kuruluşlarından bir tanesidir ama gene de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu Konseye bağlı görev yaptığı için ve şu anda da hukuk alanında önemli bir faaliyet yaptığı için, bu kurumun faaliyetlerine binaen Avrupa Konseyi belli bir ölçüde önemini muhafaza etmektedir.

Evet, bütün bu kısa bilgilerin ardından, Terörün Önlenmesi Sözleşmesi’nin bir an önce Meclisimizden geçirilmesini isteyen Avrupa Konseyinin bu kurumları, kuruluşları, içinde yaşadığım bazı olayları, bir kısmını belgeleriyle birlikte de sizlerle paylaşacağım. En çarpıcı konudur burada, az önce atıfta bulunduğum gibi, bu sözleşmeyi burada biz de onayladığımız takdirde terörizmin alenen teşviki, terör örgütüne üye sağlama ve teröristlerin eğitimi suç olarak tanımlanıyor. Yani tanımı gereği diğer ülkelerin bunları böyle kabul ettiğini varsayıyoruz ama çok çarpıcı bir olay, bizim Türkiye’yi ilgilendiren, Türkiye'nin hukuki alanda, tutuklularıyla ilgili davranışlarını ilgilendiren enteresan bir olay yaşadık geçtiğimiz sene içinde. Bu, teröristbaşının zehirlendiğine dair avukatları bir iddia attılar, dikkatleri üzerine çeksin diye veyahut şu veya bu sebeple. Bunlar tabii çok ciddiye alındı. Uluslararası platformda da ciddiye alındı, bu konu incelendi. Orada işkenceyi önleme teşkilatı var “CPT” diye. Bu, raporlar hazırladı. Birtakım örnekler, numuneler alındı, testler yapıldı ve hiçbir şekilde bunun söz konusu olmadığı uluslararası yetkili ve yetkin kuruluşlarca tevsik edildi.

Şimdi bu şartlarda, normalde, kuruluşundan beri üye olduğunuz bir yapıdaki diğer insanların sizin yakanızdan düşmesini bekliyorsunuz değil mi? Bir iddia var, siz kapılarınızı açmışsınız, bütün imkânlarınızı açmışsınız, hükümlüden örnekler alınmış, tahlilleri yapılmış ve hiçbir şey olmadığı çıkmış ortaya. Hayır, bununla ilgili toplantıda son dakikada Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nden bir parlamenter diyor ki. “Ee tamam bunlar böyle söylendi ama gene de bunu izlemede tutalım, bir altı ay daha bu konuyu takip edelim, bakalım ne olacak?” Maksat ne? Maksat size sıkıntı vermek, uluslararası platformda Türkiye'nin genel hâkim bakışını hırpalamaya çalışmaktan başka hiçbir şey değil yani samimi değil, samimi ve içten değil.

Bir diğeri: Geçenlerde yaşadık, ocak ayındaki toplantı sırasında, “Kosova’da organ ticareti” konusu ele alındı.

Şimdi, eğer hakikaten insan organları ticari bir mal veya meta olarak pazarlanıyorsa tabii bu çok korkunç bir şeydir ve buna bakmak lazım ve bunu kim yapıyorsa, hangi ülkede hangi şartta yapıyorsa bunun üstüne mutlaka gidilmesi lazım, bunun takip edilmesi lazım.

Ama değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; üzülerek söylüyorum ki daha komisyondan itibaren yaklaşım, “Kosova Müslüman bir ülke, elimize bir fırsat geçti, -âdeta eller ovuşturuluyor- hadi bunları bir kızartalım!” Topyekûn, yeni bağımsızlığını kazanmış bir ülkeyi topyekûn zemmetme, kötüleme, karalama. Ha, onun için de bir diğer nokta da bunu bahane göstererek, bunu kaynak, bunu bir gerekçe göstererek Sırpların yaptığı katliamı da ibra etmek. Bir rapor hazırlanıyor. Raporu hazırlayan şahıs, zaten Kosova’nın bağımsızlığı sırasında İsviçreli bir parlamenter, Kosova’nın bağımsız olmaması gerektiğini ve Sırbistan’a bağlı olması gerektiğini birçok defalar hem medyada hem birtakım uluslararası platformlarda beyan etmiş birisi ama kasıtlı olarak Kosova konusundaki rapor bu şahsa yaptırılıyor. Şimdi, bu şahsın tarafsızlığı söz konusu mu? Değil, ama buna rağmen yaptırılıyor ve bunun arkasından da bunun hazırladığı raporda Sırbistan’ın suçlarını hafifletecek bir yaklaşım sergileniyor.

Bir diğer konu, Gürcistan’ın mevcut yönetimi biliyorsunuz ki Avrupa ülkeleri tarafından destekleniyor. Aynı zamanda, Gürcistan, Avrupa Konseyinin de asli üyelerinden bir tanesi, oraya parlamenterler yolluyor. Biz, birçok fırsatta, platformda Ahıska Türklerinin meselelerini dile getirdik. Ahıska Türklerinin kendi temsilcileri de orada, görüşmeye çalışıyor ama çok medeni, normal, doğal hakları olan kendi topraklarında yaşayabilme hakkını Gürcistan da duymazdan geliyor, Gürcistan’ın mevcut yönetimini beğenen, bayılan diğer Avrupa Konseyi üyeleri de maalesef bunu desteklemeye devam ediyor ve Ahıska Türkleri bir muhatap bulamıyor.

Ortadoğu’da “Hristiyanlara karşı uygulanan şiddet” diye yeni bir rapor çıktı. Irak’ta, Suriye’de fiilî olarak Hristiyanlara yönelik saldırıların incelenmesi doğrultusunda bir şiddet konusu rapor hazırlanıyor. Bunun içine geçtiğimiz yılbaşı arifesinde Noel Yortusu’nda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nden Rumlar oraya gitmiş, daha önceden bir izin alınmadığı için orada onların ibadetine izin verilmemiş, bu eklenip -sadece bu eklense iyi- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni hiçe sayıp -ki orada iki tane gözlemcisi bulunduğu hâlde- “Türkiye’nin bu konuda uyarılması” diye madde konuyor içine. Sebep? Türkiye’ye sıkıntı vermek, eza vermek yani hiçbir ciddi tarafı yok. Bu arada tabii biz Batı Trakya’daki Türklerin kendi dinî liderlerini seçemedikleri konusunu birçok defa dile getirdiğimiz hâlde bu da ısrarla duymazdan gelinen bir konu. Kasten iki taraflı anlatıyorum ki dikkatinize getireyim diye yani yanlı tavrı orada görev yaptığınız her an, her fırsatta yaşıyorsunuz ve görüyorsunuz. Peki burada hangi ülkeler var diye merak ediyorsunuzdur. Yani Avrupa Konseyi deyince aşağı yukarı tahmin ediyorsunuz da, hangileri var? Sabancı suikastı sanığı Fehriye Erdal’ın suikastta kullanılan silah tam otomatik olmayıp da yarı otomatik olduğu gerekçesiyle iade etmeyen Türkiye’ye Belçika buranın asli üyelerinden biri. Cami minarelerini referanduma götürüp ret çıkartan İsviçre de buranın asli üyelerinden biri. Yunanistan’ın Makedonya’ya kızıp da eski Yugoslav Cumhuriyeti’nden “Makedonya” diye adlandırılmasında ısrar eden Yunanistan’la birlikte -tabii, Avrupa’nın şımarık çocuğu pozisyonunda olduğu için Yunanistan- onu destekleyen diğer ülkeler de bunu tasvip ediyor. Bunu tasvip eden Almanya, Fransa, İtalya, İngiltere de bu Avrupa Konseyinin üyeleri.

Bir an için düşünüyorum değerli milletvekilleri: Şimdi bu “Eski Yugoslav Cumhuriyeti’nden Makedonya” böyle bir ülke ismi olur mu yani? Medeni, çağdaş, evrensel hukuku temsil ettiğini düşündüğümüz Avrupa Konseyi ülkeleri böyle hitap ediyor. Maazallah, biz çıkıp da “Eski Osmanlı İmparatorluğu’ndan Neşet Etmiş Yunanistan diyelim bundan sonra.” desek acaba bu kabul görür mü? Buradaki çifte standarda dikkatinizi çekiyorum, buradaki çifte standarttaki yanlışlara dikkatinizi çekiyorum. Türkiye buranın asli üyesi, kuruluşundan beri. Bir yılı aşan bir süredir Meclis Başkanı içimizden biri. Aynı zamanda, Türkiye, dönem başkanı Avrupa Konseyinde ama bunların hepsini biz orada yaşıyoruz ve bunlarla ilgili de maalesef ülkemizin, bizim, orada görev yapanların bir ağırlığı yok. Bunları halletme, bir çözüm yoluna ulaştırma imkânını bulamıyoruz.

Bozcaada ve Gökçeada’da Rum azınlıkla alakalı bir rapor hazırladılar, içinde birtakım garip iddialar vardı. Bunu telafi etmeye kalkıp bir de “Rodos ve Kos’taki Türklerle ilgili rapor hazırlayalım” dediler. Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Kesimi o kadar kuvvetli üstlerine geldi ki raporun adı dahi değişti ve “Rodos ve Kos’taki Kendilerinin Türk Olduğunu İddia Eden Müslüman Azınlığın Meseleleri” diye yaptılar. Bu çirkin değil mi? Bu yanlı bir yaklaşım değil mi? Şimdi bunlarla bir protokol imzalayacağız.

Tabii, sürem çok az kaldığı için değinmek istediğim başka bir iki tane konu vardı ama onları artık başka bir sefer ele alırım.

Son olarak şunları söylemek istiyorum: Bu yapılan sözde gizli Müslüman düşmanlığını -Avrupa Konseyi nezdinde- gayet açık söylüyorum, yani konuşulmayan ama Kosova örneğinde verdiğim gibi -yani diğer birçok örnekte de bunu görmek, orada yaşamak mümkün- Müslüman ülkelere karşı gizli bir dayanışma ve direniş var. Bir kere bunun düzeltilmesi gerekir ve topyekûn Müslüman ülkeleri bir avuç terörist ile, ki onların zaten… Yani, Avrupa bunlara “İslami fundamentalist” diyor ama ne derece tabii öyledir o konular, onu da ayrıca ele almak gerekir.

Bir diğer konu: Bu kendi taraflarındaki insanları destekleyen çift yanlı davranışlarını açıkça yüzlerine vurup bunları uyarmamız gerekir.

Bir diğer nokta da, tabii inşallah bu kanunu kabul etmemiz ile birlikte Türkiye'nin otuz yılı aşan süredir terör ile yaptığı mücadeleyi, haklı mücadeleyi ve doğru mücadeleyi onların görmesini ve bu sözleşmenin yürürlüğe girmesiyle birlikte belki biraz daha insafa gelip buradaki meselelere realist bakmalarını temenni ediyorum.

Evet, bu duygu ve düşüncelerle hepinize saygılar sunuyorum. Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Yıldırım Tuğrul Türkeş (MHP, Ankara). “Avrupa konseyi terörizmin önlenmesi sözleşmesinin onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun (s.s.: 62)”. TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim tutanağı, 23 Şubat 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yildirim-tugrul-turkes-23-2011-02-23-avrupa-konseyi-terorizmin-onlenmesi-sozlesmesinin-onaylanmasinin-uygun (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
