# Ülkemizde kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin sebeplerinin araştırılmasına ilişkin meclis araşt.önergesi(10/285)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Yılmaz Kaya (CHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 100. Birleşim
- **Tarih:** 18 Mayıs 2005
- **Gündem:** ÜLKEMİZDE KADINA YÖNELİK ŞİDDET VE CİNAYETLERİN SEBEPLERİNİN ARAŞTIRILMASINA İLİŞKİN MECLİS ARAŞT.ÖNERGESİ(10/285)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/yilmaz-kaya-22-2005-05-18-ulkemizde-kadina-yonelik-siddet-ve-cinayetlerin-sebeplerinin-arastiril

> Yılmaz Kaya (CHP), 18 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 100. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÜLKEMİZDE KADINA YÖNELİK ŞİDDET VE CİNAYETLERİN SEBEPLERİNİN ARAŞTIRILMASINA İLİŞKİN MECLİS ARAŞT.ÖNERGESİ(10/285)); konuşma 1.331 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

YILMAZ KAYA (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; İstanbul Milletvekili Sayın Güldal Okuducu ve 27 milletvekilince verilen ve görüşmekte olduğumuz kadınlara yönelik şiddet ve töre ve cinayetlerinin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen Meclis araştırması açılmasına dair önergesi üzerinde imza sahibi olarak söz almış bulunmaktayım; öncelikle, hepinizi, az sayıdaki arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum.

Bildiğiniz üzere, toplumumuzda kadına yönelik şiddet ve töre cinayetleri, ne yazık ki, halen de devam etmekte, 21 inci Yüzyıla girmiş olmamıza rağmen şiddetin çeşitleri ve boyutları da artmaktadır. Gün geçmiyor ki, bir yazılı veya görsel medya organında kadınlara karşı uygulanan değişik şiddet eylemleri yer almasın; kadınların, gerek maddî, cismanî ve bedenî gerekse manevî olarak maruz kaldıkları şiddet görüntülerine rastlanmasın. Kadının bedenen erkeğe göre daha zayıf bir yapıda olmasından dolayı da, hem nitelik hem de nicelik olarak daha yoğun yaşadığı şiddet, bakın, Birleşmiş Milletlerin Kadınlara Karşı Şiddetin Tasfiye Edilmesine Dair Bildirisinde nasıl tanımlanmıştır: "İster kamusal isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara, fiziksel, cinsel veya psikolojik acı ve ıstırap veren veya verebilecek olan, cinsiyete dayanan bir eylem veya bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfî olarak özgürlükten yoksun bırakmadır."

Görüldüğü üzere, Birleşmiş Milletler Örgütü kadınlara karşı uygulanan şiddeti o kadar önemsemiştir ki, 20 Aralık 1993 tarihinde 44/104 sayılı bir Genel Kurul kararı almıştır. Bu konuda alınacak bir kararı Genel Kurulunda almıştır. Ayrıca, yine Birleşmiş Milletler Genel Kurulu aynı kararında, kadınlara karşı uygulanan şiddeti sadece fiziksel anlamda cismanî zarar olarak sınırlamamış, psikolojik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan, cinsiyete dayanan bir eylem olarak da genişletmiş ve hatta, bu tür eylemlerle tehdit etme ve zorlamayı bile şiddet olarak kabul etmiştir. Bunun yanında, keyfî olarak özgürlükten yoksun bırakmayı da yine şiddet kapsamında değerlendirmiştir. Bununla da yetinmemiştir Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, bildirgenin 2 nci maddesinde, kadınlara karşı şiddet teriminin hangi halleri içereceğini madde madde saymış; fakat, bu hallerle sınırlı olmadığını da açıkça belirtmiştir; yani, bu maddeden hareketle, şiddet sayılabilecek diğer benzer eylemler için de açık kapı bırakmıştır.

Bakın, 2 nci maddede şiddet olarak sayılan haller -bir kısmını okuyacağım, çok uzun olarak sayılmış- hangileridir: "Aile içinde meydana gelen dövme, kız çocukların cinsel istismarı, evlenirken verilen başlıkla ilgili şiddet, evlilik içi tecavüz, cinsel organları dağlama ve kadınlara zarar veren geleneksel uygulamalar, eş olmayanlar arasındaki şiddet ve sömürmek için uygulanan şiddet de dahil, fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddet uygulaması." Görüldüğü gibi, Birleşmiş Milletler, kadınlara uygulanan şiddeti bayağı kapsamlı şekilde tarif etmiş; bu konuya verdiği önemi de bu şekilde göstermiştir.

Kadınlara karşı uygulanan şiddet halleri belirlendikten sonra, bu kez de bildirgede 4 üncü madde olarak, bu şiddet hallerinin önlenmesi için ilgili devletlerin sorumlulukları da sayılmıştır. 4 üncü maddede 17 bent halinde sayılan ve devletlere açıkça yüklenen sorumluluk hallerinden bazıları da şöyledir: "Devletler, kadınlara karşı şiddeti yasaklar ve kadınlara karşı şiddetin tasfiye edilmesi konusundaki yükümlülüklerinden kaçınmak üzere, herhangi bir örf ve âdeti, geleneği veya dinsel düşünceyi ileri süremez. Devletler, her türlü uygun araçla ve hiç gecikmeksizin kadınlara karşı şiddeti tasfiye politikasını yürütür."

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Birleşmiş Milletler, kadına karşı şiddet uygulamasına karşı mücadelede kendisine de bazı sorumluluklar yüklemiş ve bir rol biçmiştir; yani, topu başkalarına atıp da kendisi kenardan izleme yolunu seçmemiştir. Bu uğurda kendisi ne yapacaktır; Birleşmiş Milletler organları ve uzman kuruluşları, kendi yetki alanlarına giren konularda gösterecekleri faaliyetlerin yanında, yapması gerektiği bazı vecibeleri de burada saymıştır. Bunları burada tek tek okumanın gereğini hissetmiyorum ve nihayetinde, işi yine sağlama almak maksadıyla 6 ncı maddeyi kaleme almıştır. Bakın, 6 ncı maddede ne diyor: "Bu bildirideki hiçbir hüküm, bir devletin ulusal mevzuatında ve bir devlet bakımından yürürlükte olan bir uluslararası sözleşme, antlaşma veya diğer belgede yer alan kadınlara karşı şiddetin tasfiye edilmesine yönelik daha kullanışlı bir hükmü etkilemez." Bu anlamda da, Birleşmiş Milletler, iç hukukta yer alan düzenlemelerin kadınlara karşı şiddetin tasfiyesinde daha elverişli olması durumunda, bu iç hukukta yer alan düzenlemeleri öncelikle dikkate alacağını bu şekilde belirtmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gördüğünüz gibi, Birleşmiş Milletlerin olaya bakışı bayağı ciddî. Şiddeti çok geniş kapsamlı olarak tanımlamış, şiddet örneklerini saymış, ama, tahdidî olarak değil, şiddete engel olmak için devletlerin sorumluluklarını belirlemiş ve kendisinin rolünü biçmiştir.

Değerli milletvekilleri, Birleşmiş Milletler, kadına, kadınlara karşı uygulanan şiddete böyle bakıyor. Ya bizde durum nasıl, bir de ona bakalım. Yakın zamanda kadın lehine bazı düzenlemeler girdi mevzuatımıza; Medenî Kanunda, mal rejimleri ve evlilik içinde edinilen malların paylaşımıyla ilgili; ama, şiddetle ilgili yasal düzenlemeler, maalesef ki, yeterli değil daha.

Bakın, geçen yıl bir anayasa değişikliği yapmaya çalıştık Türkiye Büyük Millet Meclisinde. 10 uncu maddeye bir bent ekleyerek kadınlar hakkında olumlu ayrıcalığı sağlamaya çalışmıştık. Ne yazık ki, bu madde, Genel Kuruldaki tüm parti gruplarının olumlu oyunu alamadığı için, tabirî caizse, biraz yarım yamalak yapıldı ve olumlu ayrıcalık sağlanamadı.

Bunun yanında, Türk Ceza Kanununda önemli değişiklikler yapıldı. Örneğin, azmettirmeyi düzenleyen 38 inci maddede, "üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanmak suretiyle suça azmettirme halinde, azmettirenin cezası üçte 1'den yarısına kadar artırılır. Çocukların suça azmettirilmesi halinde, bu fıkra hükmüne göre cezanın artırılabilmesi için üstsoy ve altsoy ilişkisinin varlığı aranmaz" hükmüne yer verilmekle, töre cinayetlerinde küçüklere işlettirilen suçların azmettirenin cezasının artırılması nedeniyle, önlenmesi amaçlanmıştır.

Bunun yanında, yine, Türk Ceza Kanunu madde 81'de kasten adam öldürene müebbet hapis cezası verileceği öngörülmüşken, 82 nci maddede de, öldürmenin kan gütme saikiyle veya töre saikiyle işlenmesi durumunda, öldürme nitelikli hal olarak kabul edilerek cezanın ağırlaştırılmış müebbet cezası olacağı belirtilmiştir. Tabiî ki, bunlar, önemli gelişme ve düzenlemelerdir; ancak, kadına karşı şiddetin ve töre cinayetlerinin önüne geçilmesi için sadece yazılı metinler, mevzuatlar yeterli değildir arkadaşlar.

Değerli arkadaşlarım, bu konuşmayı hazırlarken elime bazı istatistikî bilgiler geçti; ben, biraz hayret verici buldum; size de okumak istiyorum. Yapılan bir araştırmada, 1990 ile 1997 yılları arasında Türkiye'de görüşülen 1 259 kadından yüzde 88,2'si şiddetin belirlediği bir ortamda yaşadığını belirtmiş, yüzde 68'i de kendisine karşı şiddet kullanıldığını bildirmiştir. Erkeklere göre, evli kadınların yüzde 34'ü eşleri tarafından şiddete maruz bırakılmıştır. 1995 yılında Ankara'nın gecekondu mahallelerinde yaşayan kadınların hemen hemen hepsi aileiçi şiddete tanık olmuştur. Doğu ve Güneydoğu Anadoluda yaşayan kadınların yüzde 58'i 1998 yılında fiziksel saldırıya maruz kaldığını belirtmiştir. 1998 yılında eşleri tarafından saldırıya maruz kalan veya dövülen orta ve üst gelir düzeyinden kadınların oranı yüzde 23'tür. Aileiçi şiddet olaylarının mağduru durumundaki kişilerin yüzde 86,1'i kadınlardır ve en ilginci, kadınların yüzde 39,2'si eşinin kendisini dövmekte haklı olduğunu düşünmektedir. 15-19 yaşlarındaki genç kadınların yüzde 63'ü dayağın haklı görülebileceği kanısındadır.

Türkiye'yle ilgili olmamakla birlikte, çok ilginç bir istatistikî bilgi olduğu için bir bilgi daha vermek istiyorum. Rusya Federasyonunda her yıl kocaları veya eşleri tarafından öldürülen kadınların sayısı, kabaca, Sovyetler Birliğinin Afganistan'da on yıl süren savaşta kaybettiği askerlerin sayısına eşitmiş değerli arkadaşlarım, bir yılda öldürülen kadınların sayısı!..

Bu anlamda, ne yapmalıyız?.. Yöneticilerin, bu olayın üzerine önemle eğildikleri, kadına önem verdikleri, kadına karşı şiddete ve töre cinayetlerine acil çözüm aradıkları yönünde herkese açık bir mesaj vermeleri gerekmektedir.

Bu nasıl olacak?.. Kadınlar gününde toplantı yapan kadınları dövmeyeceğiz, saçlarından sürüklemeyeceğiz. Bu konuda kusurlu olan kim olursa olsun yasal gereğini yapacağız. Cezaevlerinde bulunan kadınların orada tecrit edilip kalmalarına engel olacak, kendini her alanda, cezaevinde de olsa, yetiştirip geliştirmesi için tüm olanakları sağlayacağız. Hem nicelik hem nitelik olarak yeteri kadar kadın sığınma evleri açacağız. Kadına her alanda değer vereceğiz; onu ayrı bir birey olara göreceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YILMAZ KAYA (Devamla) - Sayın Başkan, toparlıyorum.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kaya.

YILMAZ KAYA (Devamla) - Onu, eşine tabi, eşiyle anılan, falanın karısı olarak değil, bağımsız bir birey olarak göreceğiz. Kadınların da, bu anlayışla, erkekler gibi eğitim almasının koşullarını yaratacağız. Kadına zorla tecavüz edilmesinde, yaptığı iş veya çalıştığı yer nedeniyle sanığın alacağı cezada büyük indirimler yapılmasına engel olacak koşulları yaratacağız. Sadece görüntüyü kurtarmak adına bazı yasal düzenlemeler yapıp, uygulamada dikkate almayıp, o düzenlemeleri orada unutmayacağız.

Kısacası, arkadaşlar, kadını bir birey olarak görecek; ama, içten, samimî olarak yapacağız bunu. Yani, kafamızı bunu sağlamaya yönelik bir hale getireceğiz ve hep orada kalacağız.

Değerli arkadaşlarım, bundan sonraki gazete manşetlerinde de bu başlığı görmemek için elimizden gelen her şeyi yapacağız: "Türkiye, kadın haklarında yine sonuncu."

Değerli arkadaşlarım, bu söylediklerim çok zor şeyler değildir, çok şey yapmaya gerek yok bu konuda. Atatürk'ün taa o zaman kadına bakışını, kadına verdiği değeri, önemi bugün yakalarsak, bir daha böyle önergeleri görüşmeye bile gerek kalmaz diyor; bu önergeye destek olmanızı bekliyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Yılmaz Kaya (CHP, İzmir). “Ülkemizde kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin sebeplerinin araştırılmasına ilişkin meclis araşt.önergesi(10/285)”. TBMM Genel Kurulu, 100. Birleşim tutanağı, 18 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yilmaz-kaya-22-2005-05-18-ulkemizde-kadina-yonelik-siddet-ve-cinayetlerin-sebeplerinin-arastiril (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
