# İcra ve iflas kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin (s.s.915)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Yılmaz Kaya (CHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim
- **Tarih:** 31 Mayıs 2005
- **Gündem:** İCRA VE İFLAS KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN (S.S.915)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/yilmaz-kaya-22-2005-05-31-icra-ve-iflas-kanununda-degisiklik-yapilmasina-iliskin-s-s-915

> Yılmaz Kaya (CHP), 31 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İCRA VE İFLAS KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN (S.S.915)); konuşma 1.490 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA YILMAZ KAYA (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Hatay Milletvekili Sadullah Ergin'in; İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde, Grubum ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu yasa teklifinin görüşülmesi sırasında yaşananlara ne demeli, bilemiyorum. Ben, kısaca şöyle diyorum: İşte, yine bir AKP Hükümeti klasiği. Bu tür uygulamalar, artık, maalesef, AKP Hükümetinin klasiği haline geldi. Nasıl mı; bakın, bu yasa -çok söylendi- 1 Haziran 2005 tarihinde, yani, 2 saat sonra yürürlüğe girmek zorunda; ama, işte, biz, karar yetersayısı istiyoruz, yoklama istiyoruz ve engellemekle suçlanıyoruz. Bakar mısınız engellemeyen AKP Grubundaki milletvekili arkadaşlarımıza, hepsi birbirleriyle muhabbet ediyorlar. Demin saydım, 52 milletvekili arkadaşım vardı AKP'den ve AKP Grubu, anlaşılıyor ki, canla başla bu yasayı çıkarmaya çalışıyor; öyle bir görüntü var!.. Bunu, tahmin ediyorum, siz de takdir ediyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, çok önem verilen bir yasa, Türk Ceza Kanunuyla entegrasyon sağlanması için bir an önce çıkarılması lazım. Nedir, nedendir, bu anlayış nedir, bu mantık nedir, ben, kendimi zorluyorum; ama, çıkaramıyorum!

26 Mayıs günü komisyondan geçiyor. 26 Mayıs günü komisyondan geçiyor, bu teklifin -aslında teklif demeye de dilim varmıyor, tasarı da değil; ama, "taslif" mi desek ne desek onu da bilmiyorum- dağıtılma tarihi 27 Mayıs Cuma. Aslında Genel Kurul normalde çalışmıyor cuma günü. Cuma günü çalışmadığı için ve tesadüfen Anayasa oylaması olduğu için veya o gün öyle bir çalışma olduğu için 27 Mayısta dağıtılıyor; arada cumartesi, pazar, pazartesi Genel Kurul çalışmıyor ve salı günü, biz, AKP Grubunun ve Hükümetinin çok önem verdiği bu yasayı görüşmeye başlıyoruz.

26 Mayısta komisyondan geçmiş. Denilebilir ki 26 Mayısta komisyondan çıkmış; ama; aylarca komisyonda tartışılmış. Hayır arkadaşlar, aynı gün komisyona girmiş, aynı gün komisyondan çıkmış, süratli bir şekilde bir günde görüşülmüş ve aynı gün çıkmış, iki gün sonra da burada görüşüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bir de Danışma Kurulu kararları var, onların görüşmeleri, oylamaları... Daha önce, bakıyoruz, çok önemli denilen bir Esnaf Yasası, tabiî AKP Hükümetine göre çok önemli sayılan bir Esnaf Yasası 1 inci sıraya alınıyor, o yarım bırakılıyor, daha sonra, yine önemli olan bir yasa 1 inci sıraya alınıyor; bugün bakıyoruz, bu çok önemli yasa, yasalaşması gerektiği tarihe bir gün kala getiriliyor ve bir milletvekili arkadaşımızın teklifi şeklinde.

Bakıyorum gündeme, gündemin en sonunda, 274 üncü sırasında değerli arkadaşlarım. O kadar önemli ki, en son gün en son sıraya alınmış ve Danışma Kurulu önerisiyle, AKP Grubunun oylarıyla, çok önemli bulunarak, 1 inci sıraya alınmış ve 1 inci sıradan görüşülmekte. Ben, ne yapılmak istenildiğini, inanın ki anlamış değilim.

Yine, biraz önce belirttiğim gibi, bu tür görüşmeleri, aynı gün, son gün Meclis Genel Kuruluna getirilip, son gün yasalaştırmaya çalışmak, artık, bir klasik haline geldi demiştim. Henüz klasik hale gelmeyen bir uygulama daha var; artık, hükümetin şiddetle ve ısrarla arkasında durması gerektiği ve kendilerine göre önem verdikleri yasal düzenlemeler, bir veya birkaç milletvekili arkadaşımızın teklifi şeklinde gelmektedir.

Bunun nedenini de ben yine kendime göre şöyle buldum: Birçok kesimi, borçluyu, alacaklıyı, adlî teşkilatı, hâkimleri, savcıları, avukatları ilgilendiren bu yasa teklifi, bakın, o kadar önemli, o kadar elzem ki, gerekçesine bakıyoruz, genel gerekçe üç cümle: "Türk Ceza Kanununun genel hükümleri bakımından özel ceza kanunları ile ceza içeren kanunlarda gerekli değişikliklerin yapılması zorunlu bulunmaktadır" diye, yani, temelini bu cümle oluşturuyor ve ardından, fazla uzun değil, iki cümle daha geliyor.

Benim konuşmakta olduğum 11 inci maddenin gerekçesi ise -yani, neresinden tutmalı, neresini düzeltmeli bu önemli yasanın- şöyle: "Maddeyle, İcra ve İflas Kanununun 342 nci maddesinde Türk Ceza Kanunununda yapılan atıf, Türk Ceza Kanununa göre yeniden düzenlenmiştir." Gerekçe bu.

Şimdi, ben, bu yasa teklifine baktığımda, 11 inci maddeyi incelediğimde, tereddüt yaşadığım bazı konular oldu. Evet, birçoğumuz meslekten geliyoruz; galiba, 170 civarında hukukçu arkadaşımız Parlamentoda milletvekilliği yapmakta. Eğer, bir yasa hükmünün öngördüğü ve emrettiği konularda, yani, neyi anlatmak istediği konusunda tereddüte düştüğümüz takdirde, biz, daha doğrusu, uygulayıcılar, o yasanın gerekçesine bakarız, acaba, yasa yapıcı, yasa koyucu, bu maddeyi veya bu yasayı getirmekle, çıkarmakla neyi düzenlemiştir veya müphem olarak kalan konularda, aslında gerçek niyeti, iradesi nedir diye gerekçeye bakılır. Şimdi, bu yasanın genel gerekçesine ve 11 inci maddenin gerekçesine bakın, günlerce bakın arkadaşlar; yani, tereddütte kaldıysanız, o gerekçe de, bu teklif de işe yaramamaktadır. Artık, dediğim gibi, bu şekilde, yasalar, son dakikalarda yapılıp, son dakikalarda Sayın Cumhurbaşkanına gönderilmekte; yani, o makamın da yeterli incelemeyi yapmadan… Hadi Meclis o hale geldi. Genel Kurula girdiğimizde sıralarımızdan yasa teklifini alıyoruz, bakıyoruz, ne kadar inceleyebildiysek onun üzerine çıkıp değerlendirme yapıyoruz; ama, maalesef ve ne acıdır ki, Cumhurbaşkanlığı Makamı da o hale getirilmek istenmektedir veya uygulamada, fiiliyatta o hale getirilmiş bulunmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bu yasa, diğer arkadaşlarım da söyledi, 1 Haziranda yürürlüğe girmemiş olursa neler olacak; ben de tekrar etmek istiyorum; çünkü, çok önemli bir konu.

Yaklaşık 1,5 milyon civarında icra suçlarıyla ilgili açılmış mal beyanında bulunmama, taahhüdü ihlal, icra emrini yerine getirmeme, çocuk tesliminden imtina gibi konulardaki açılmış davalar bu gece 12'de kül kedisindeki gibi yok olacaklar; ama, bunun sebebi, biz, baştan beri suçlanıyoruz "engelleme yapıyorsunuz" diye; kesinlikle biz değiliz. Bu kadar önemli, bu kadar sayıda davayı ilgilendiren bir yasanın, bir günde, bir önceki çalışma gününde komisyona getirilmesine neden olan ve ertesi çalışma gününde de Genel Kurula getirip bunu, sanki Genel Kurul bu konuda başka hiçbir inceleme yapmadan, sanki bu konuda Hükümetin getirdiği veya Hükümetin getirmeye çekindiği, arkasında durmaktan mı korktuğu -onu da bilemiyorum- o vasıtayla AKP'li arkadaşlarımızdan birkaçının getirdiği yasaları sanki hiç incelemeden onaylama görevi varmış gibi veya o anlayışta olunduğu için son gün Meclise getiren Hükümetindir diyorum bu sonucun sorumlusu.

Değerli arkadaşlarım, bu yasa eğer yetişmiş olsa bile, dediğim gibi, birçok eksiklikleri ve yanlışlıkları kapsadığından, bu nedenle de gerek Cumhurbaşkanından dönmesi gerekse Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilme olasılığı da çok güçlüdür. Bunu da ayrıca belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, 11 inci maddeyle ne getirilmek istenmektedir, biraz da ondan bahsetmek istiyorum. 11 inci madde, İcra İflas Kanununun 340 ıncı maddesindeki düzenlemeyi değiştirmektedir. Nedir; 111 inci madde gereği, yani borçlu, mallarının satış kararı verilmeden önce icra dairesine gidip "ben bu borcu, biri peşin olmak kaydıyla dört eşit taksitte ve üç ayda ödemek istiyorum" dediğinde, alacaklı malları sattıramıyordu, ödeme kaydına, ödeme taahhüdüne borçlu uyduğu takdirde satış yapılamıyordu veya icra takibinin herhangi bir aşamasında, alacaklının kabulüyle borçlunun taahhüdü resmiyet kazandığı takdirde yine satış yapılamıyor ve borçlunun taahhüdü, ödemeleri sonuna kadar bekleniyordu -dört taksitten fazla olsa bile taahhüt, alacaklının kabulüyle- bu taahhüdüne uymadığı takdirde borçlu, alacaklının şikâyeti üzerine otuz güne kadar hafif hapis cezasıyla cezalandırılıp cezaevine konuluyordu. Burada borçlu, eski metne, eski maddeye göre bir taksiti ödememiş olsa bile, cezaevine girdikten sonra, yani mahkûm olduktan sonra borcunun tamamını ödemezse veya hiç ödemediği takdirde, alacaklı şikâyetinden feragat etmezse, cezasından kurtulup cezaevinden de çıkamıyordu. Şimdi burada, aslında ilk bakışta olumlu bir düzenleme gibi görülmekle birlikte, hafif, hapis cezası üç aya kadar tazyik hapsine çevriliyor yeni düzenlemeyle; ama, burada, borçlunun bu cezayı aldıktan sonra, daha doğrusu, yeni düzenlemeye göre tahliye olabilmesi için, sadece, o güne kadar ödemesi gereken miktarları ödemesi yeterli. Ne tamamının ödenmesi isteniyor kendinden ne de alacaklının bu şikâyetinden feragat etmesi istenmekte.

Şimdi, bu, ilk bakışta mantıklı gibi görünüyor, ki aslında öyle de. Ancak, daha sonra bakıyoruz, madde metninde şu var... Yani, bu, gayet teknik, benim kafam biraz karışık kaldı. Daha önceki yasalarda, birkaç maddede de aynı uyarıda bulunmuştum; ama, dikkate alınmadı, tamamen teknik bir uyarıdır: "Hapsin tatbikine başlandıktan sonra borçlu borcun tamamını veya o tarihe kadar icra veznesine yatırmak zorunda olduğu meblağı öderse tahliye edilir..." Sorun yok. "Ödemelerini tekrar keserse, hakkında tazyik hapsine yeniden karar verilir. Ancak, bir borçtan dolayı tazyik hapsinin süresi üç ayı geçemez."

Şimdi, borçlu bir taksitini ödememişti, hapsen tazyikle cezalandırılmasına karar verilmiş idi. Daha sonra o taksiti ödedi ve tahliye edildi. Şimdi, deniyor ki: "Tahliye edilir; ödemelerini tekrar keserse, hakkında tazyik hapsine yeniden karar verilir."

Yani, şimdi, burada, yeniden karar verilme durumunda, alacaklının tekrar bir şikâyeti gerekiyor mu, yeniden bir dava açılıp, şikâyet üzerine bu davaya mı devam ediliyor; yoksa, bilmiyorum, o ihtimal yok gibi; ama, net değil; resen, biz, işte, bir taksitini ödedin diye seni tahliye etmiştik, tekrar ceza veriyoruz, tekrar sen içeri gireceksin mi deniyor; bu belli değil. Bu konunun sarih bir şekilde yazılmış olması çok daha iyi olurdu diye düşünüyorum.

Bunun yanında, aslında, bu sistemde, tekrar hapsen tazyikle cezalandırılması borçlunun, birtakım sakıncalara da neden olabilmektedir.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bir taksitini ödememiş bir borçlu hapse giriyor, o taksiti ödüyor, çıkıyor, tekrar ödemiyor, hapse giriyor. Yani, bu borçlunun yerinde olmak ister miydiniz veya bu borçlunun psikolojisini yaşamak ister miydiniz?! Bu, işin borçlu tarafından bakışı. Bir de, alacaklı tarafından bakmak lazım meseleye. Nasıl mı; bir taksiti, yine aynı örnekte, ödemeyen borçlu hapse girdikten sonra tekrar çıktı ve alacağını başka türlü alma ihtimali olmayan alacaklıya borçlu olan kişi alacağını da ödemeden ortadan kayboldu. Bu alacağı nasıl alacağız; bu alacaklıya ne cevap vereceğiz?! Bu para gitti demektir arkadaşlar. Burada büyük bir kısmın hukukçu olduğunu biliyorum ve meslekten geliyor. Bu çok önemli bir müessesedir aslında; yani, borçlu ortadan kaybolduğu takdirde, bu alacağın alınması imkânı kalmamaktadır diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, biraz önce de söylediğim gibi, ben, buna oldubitti diyorum; yani, bir dakikada Genel Kurula geldi, bir gün önce Adalet Komisyonundan geçti. Bakın, yani, biz bunu böyle yapacağımıza, bu sorunları son dakika buraya getireceğimize...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Yılmaz Kaya (CHP, İzmir). “İcra ve iflas kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin (s.s.915)”. TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim tutanağı, 31 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yilmaz-kaya-22-2005-05-31-icra-ve-iflas-kanununda-degisiklik-yapilmasina-iliskin-s-s-915 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
