# Teknoloji geliştirme bölgeleri kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:521)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Yılmaz Tankut (MHP, Adana)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim
- **Tarih:** 2 Mart 2011
- **Gündem:** TEKNOLOJİ GELİŞTİRME BÖLGELERİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:521)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/yilmaz-tankut-23-2011-03-02-teknoloji-gelistirme-bolgeleri-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-k

> Yılmaz Tankut (MHP), 2 Mart 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TEKNOLOJİ GELİŞTİRME BÖLGELERİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:521)); konuşma 1.276 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA YILMAZ TANKUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 521 sıra sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, kısaca “teknokent” veya “teknopark” olarak da ifade edilen teknoloji geliştirme bölgeleri, amacına uygun bir şekilde tesis edilerek hizmete girdiklerinde elbette ki çok önemli işlevlere sahiptirler. Adı üzerinde, özellikle ülkemizin bugün dünyadaki diğer ülkelerle rekabet edebilmesi, genç ve yetenekli beyinlerimizin azami derecede istifade edebilmesi için kendi ürettiğimiz teknoloji ve teknolojik ürünlere bu bölgelerimizin olağanüstü katkı ve hizmetlerinin olacağı şüphe götürmez bir gerçektir. Ancak sanayi ve teknoloji alanında haklı olarak birtakım hamleleri yapma mecburiyetimize karşılık bazı temel ve hayati konularda da dikkatli adımlar atmamız gerektiğini unutmamalıyız yani bilim ve teknolojiye katkı sağlamak için çıkarmaya çalıştığımız bu ve benzer tasarı ve teklifler ile diğer alanların ve çevresel faktörlerin aleyhine olabilecek olan konularda çok hassas davranmalı ve tabiatın doğal dengesine de zarar vermemeliyiz. Dolayısıyla, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, ülkemizin bilim ve teknoloji alanında beklenen düzeylerde olmayan temel göstergelerinin iyileştirilmesine katkı sağlayacak bazı düzenlemeleri kapsayan bu kanun tasarısına genel anlamda elbette olumlu bakmaktayız ancak muhalefet şerhimizde de belirttiğimiz gibi, orijinal tasarı metninde yer almadığı hâlde, ilgili kesimlerin görüşleri de alınmadan, artık bir AKP klasiği hâline gelen anlayışla tasarıya yine son anda Komisyonda bir madde eklenmiştir.

Az önce de ifade edildi, son anda verilen bir önergeyle 7’nci maddeye ek olarak eklenen madde, 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine aykırı bir düzenleme olduğu gibi, ülkemiz orman alanlarının tahrip edilmesine de yol açacak olan son derece tehlikeli bir anlayışın mahsulüdür.

Şimdi, buradan sormak istiyorum: Bu maddeyle teknoloji bölgeleri olarak kabul edilen herhangi bir yer, ister birinci sınıf tarım arazisi isterse on yıllarca, hatta yüz yıllarca bir zamanda oluşmuş olan orman arazisi olsa bile katledilerek elden çıkarılmış olmayacak mıdır? Peki, bu hakkı size kim vermektedir? Sadece sayısal çoğunluğunuzla çıkarmış olsanız bile kanun gücüyle milletin malını yani beytülmali bu şekilde gasbetmeye hakkınız var mıdır? Tasarıya eklenen bu maddeyle hangi teknoloji bölgesini, hangi ormanlık alanı tasfiye ederek kurmayı planlıyorsunuz ve bu düzenlemeyle kimleri memnun etmeyi amaçlıyorsunuz? Lütfen, bu suallerimize buradan samimiyetle ve elinizi vicdanınıza koyarak cevap vermenizi bekliyoruz.

Diğer taraftan, 2’nci maddeyle değiştirilen 4691 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinde bize göre önemli eksiklikler mevcuttur ve tam olarak, teknolojik gelişme amacına da hizmet etmeyecektir. Şöyle ki, 4691 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinde üniversiteler ile kamu kurum ve kuruluşlarına ait arazilerin, mülkiyeti kendilerinde kalmak kaydıyla, yönetici şirkete tahsis edilebileceği düzenlenmiştir. Fakat üniversitelere bedelsiz tahsis edilen hazine arazilerinin teknoloji geliştirme bölgeleri tarafından kullanılması durumunda Maliye Bakanlığı tarafından bedel talep edilmektedir. Bu yaklaşım, değerli arkadaşlar, bize göre çok doğru bir yaklaşım değildir, hem teknolojik yatırım yapanlara hem de ARGE birimleriyle inovasyon faaliyetlerinde bulunan genç ve sermayesi olmayan müteşebbislerin heves ve arzularının kırılmasına neden olabilecek bir anlayıştır. Çünkü tasarıda belirtilen yüzde 3’lük bedel hâlen kuruluş ve gelişme aşamasında olan altyapı ve üstyapı yatırımlarını, hatta işletme ve yönetim giderlerini bile finanse etmekte zorluk çeken teknoloji geliştirme bölgeleri için büyük sıkıntılara yol açacaktır.

Değerli arkadaşlar, yüzde 3’lük bedel ilk bakışta hepimize makul bir oran gibi gelebilir. Ancak bu bedel, büyük, kıymetli arazileri ve üzerinde kamu taşınmazları olan yerlerde teknoloji geliştirme bölgeleri için altından kalkılması imkânsız olan miktarlara ulaşabilecektir. Dolayısıyla, yüzde 3 gibi gözüken bu oran uygulandığında oldukça büyük boyutlara ulaşabilecek ve ortaya çıkan arazi bedellerini yönetici şirketler ödeyemeyecek duruma düşebilecektir.

Sayın milletvekilleri, teknoloji geliştirme bölgelerinin bu şekilde maliyetlerini yükseltmenin meydana getireceği daha pek çok farklı sıkıntılar da bulunmaktadır. Teknoparklar veya teknokentler zaten sınırlı olan kaynaklarını inşaatlara harcarken kurumsal yönlerini, ARGE teşvik mekanizmalarını da yeterince geliştirememekte, bu da önemli ve haklı bir eleştiri konusu olmaktadır. İşte, bu maliyetlerin üzerine bir de arazi bedellerinin istenmesi, teknoloji geliştirme bölgelerinin gelişim hızına bize göre büyük bir sekte vuracaktır. Yani adında “geliştirme” olan bir kurumun kendisi, belki de gelişemeden hayatını sonlandırmış olacaktır. Ayrıca maliyetlerin yükselmesi, yönetici şirketleri bu bölgede yer alan girişimcilerden alınan kira gelirine daha da bağımlı bir hâle getirecektir. Çünkü teknokentlerin en önemli gelir kaynağı, topladıkları kiralardır ve öncelikle yatırım maliyetlerinin haklı olarak bu kiralardan kısa zamanda karşılamayı hedeflemektedirler. Teknoloji geliştirme bölgelerinin kiracıları ise önemli ölçüde KOBİ’ler, yeni kurulan ufak işletmeler ve akademisyen şirketlerdir. Bu sebeple, teknoparklarda yüksek kira talebi de doğru bir yaklaşım olmayacaktır ve zaten en büyük eleştiri konusu da kiraların yüksekliğidir. Ayrıca, teknoloji geliştirme bölgelerinde mevcut yapılaşma emsali yüzde 40 olup bu düşük yapılaşma oranı araziyle kıyaslandığında oldukça küçük bir alandan kira geliri elde edilebilmesine imkân vermektedir. Bölgelerde yap-işlet-devret modeliyle kendi ARGE tesislerini inşa edecek girişimcilere de emsal sınırlaması nedeniyle büyük arazi tahsis edilmekte fakat Millî Emlak’a ödenecek kira eklendiğinde maliyetler ciddi oranda yükselmektedir. Bu durumda da firmalar kendilerine ait olamayacak bir alanda yüksek kira ödeyerek yer almak istememektedirler, oysa organize sanayi bölgelerinde böyle bir uygulama olmayabilmektedir ve bedelsiz arazi tahsisi imkânı mevcuttur, yani hazine arazilerinin bedelsiz tahsisi uygulaması organize sanayi bölgelerinde hâlen var olan bir uygulamadır.

Değerli arkadaşlar, ekonomik kalkınma ve toplumsal refahın yükselmesi için en önemli etken -hepimizin hemfikir olduğu- teknolojik gelişmeler ve bilimsel alanlardaki ilerlemelerdir. Ülkemiz için de teknolojik kalkınma ve ilerleme hiç şüphesiz hepimizin en öncelikli hedefleri arasındadır. İşte, bu sebeplerden dolayı, burada hiçbir il ve bölge ayrımı yapmadan teknolojik kalkınmamızı destekleyen, çok önemli bir mekanizma olan teknoloji geliştirme bölgelerine tıpkı organize sanayi bölgelerindeki gibi bir imkânı tanımak gerekmektedir. Bu bağlamda, üniversitelere ve belli şartlarda organize sanayi bölgelerindeki firmalara bedelsiz tahsis edilen hazine arazilerinin, önemli amaçlara hizmet eden teknokentlere de en azından belirli bir süre için bedelsiz, devam eden yıllarda da uygun bedelle tahsis edilmesine imkân sağlanmalıdır.

Sayın milletvekilleri, teknoloji geliştirme bölgelerinin yaptıkları yatırımların geri dönmesi ve kendi kaynaklarıyla sürdürülebilir bir yapı oluşturabilmesi için gerekli süre ortalama on yıl olarak ifade edilmektedir. Bu sebepten, teknoloji geliştirme bölgelerinin, en azından kendi ayakları üzerinde durana kadar, geçecek bu süre kadar bedelsiz arazi tahsisinden istifade edebilmeleri gerekmektedir. Dünyadaki teknoparkların gelişimine bakıldığında da arzulanan seviyelere ulaşmalarının en az on sene gibi bir süre aldığı belirtilmektedir. Ayrıca, bu bölgelerin gelişmesi için kamu tarafından çok büyük yatırımlar yapılmaktadır.

Gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülkedeki teknopark yatırımı, arazi tahsisi, bedelsiz arazi tahsisi, altyapı ve üstyapıya yönelik ciddi kamusal desteklerle bugünkü hâline gelebilmiştir. Örnek vermek gerekirse, 1989 yılında kuruluş kararı alınan ve 2002 yılında ilk etap yatırımlarını tamamlayıp faaliyete başlayan Tayland Bilim Parkı için ayrılan kamu kaynağı 200 milyon doların üzerindedir. Bu ve benzeri örneklere bakıldığında, çoğunlukla büyük ortağı kamu tüzel kişiliği, üniversiteler olan ülkemiz teknoparklarının bu düzeyde yatırımların altından kalkmasının imkânsız olacağı ve teknoloji geliştirme bölgelerine ayrılan kamusal kaynağın ne kadar sınırlı olduğu görülecektir. Nitekim, 2009 yılında otuzun üzerinde teknoloji geliştirme bölgesi için 4691 sayılı Kanun kapsamında ayrılan toplam ödenek 20 milyon TL’nin altındadır. Devletin bir yandan sınırlı kaynaklarla altyapı, idare ve kuluçka binaları kursun diye teknoloji bölgelerine ödenek tahsis ederken diğer yandan hazine arazileri için kullanım bedeli istemesi ise anlaşılır bir uygulama değildir. Teknoloji geliştirme bölgelerimiz oldukça sınırlı kaynaklarla ve on yıldan kısa bir sürede önemli sonuçlar elde etmeye başlamıştır ancak bu yeterli değildir ve bu bölgelerimizin beklenen performansı gösterebilmesi için artan düzeylerde desteklenmeye ihtiyaçları vardır. Aksi takdirde, teknoloji geliştirme bölgelerinin fiziksel ve kurumsal gelişimlerini tamamlamaları ve dünyadaki başarılı örneklerle kıyaslanabilir bir duruma gelmeleri mümkün değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; netice olarak, Türkiye yeni bir çağın eşiğinde yeni siyasi değerler ve anlayışlarla kucaklaşmak mecburiyetindedir. Araştırma ve geliştirme faaliyetleri her türlü ön yargıdan kurtularak ve imkânlar zorlanarak sonuna kadar yapılmalıdır ancak bunlar yapılırken ülkeyi idare edenler iktidar taassubuyla ve “her şeyi en iyi ben bilirim” edasıyla değil, kendi partisine mensup olmayan muhalefet milletvekili ve siyasi parti gruplarının da aklın, bilimin ve pratik tecrübelerin ışığında ortaya koyduğu görüş ve düşünceleri hiçbir komplekse kapılmadan dikkate almalı ve istifade etmelidir diyor, sözlerimi tamamlarken bu yasanın ilerleyen bölümlerinde vereceğimiz önergelerle eksikliklerinin giderilmesini, millî zenginliklerimizi ve beyin gücümüzü arkamıza alarak Türk teknolojik devrimini gerçekleştirme azmimize vesile olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Yılmaz Tankut (MHP, Adana). “Teknoloji geliştirme bölgeleri kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:521)”. TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim tutanağı, 2 Mart 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yilmaz-tankut-23-2011-03-02-teknoloji-gelistirme-bolgeleri-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-k (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
