# Ceza ve tedbirlerin infazı hk.(s.s.710

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Yüksel Çorbacıoğlu (CHP, Artvin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim
- **Tarih:** 13 Aralık 2004
- **Gündem:** CEZA VE TEDBİRLERİN İNFAZI HK.(S.S.710
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/yuksel-corbacioglu-22-2004-12-13-ceza-ve-tedbirlerin-infazi-hk-s-s-710

> Yüksel Çorbacıoğlu (CHP), 13 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA VE TEDBİRLERİN İNFAZI HK.(S.S.710); konuşma 1.310 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Artvin) - Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tasarının 3 üncü maddesi, tasarının tamamına şamil bir maddedir. Bu tasarıyla amaçlanan hedefler, 3 üncü maddeden hareket etmektedir. O nedenle, 3 üncü madde üzerinde, bence, çok iyi değerlendirme yapmamız lazım.

İnfazda temel amaç, kural olarak, bir kişinin, toplumun veya başka üçüncü kişilerin hakkını ihlali sonucu yargı tarafından, bağımsız mahkemeler tarafından verilen mahkeme kararının -eski tabiriyle, mahkeme ilamının- içinde yazılı olan cezanın yerine getirilmesidir, cezanın infazıdır. Bunun dışında, başka bir amaç güdülemez; temel amaç budur.

3 üncü maddenin ilk cümlesinde, infazda amacı, "öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak" olarak, kapalı bir şekilde yazmış bulunuyoruz; ancak, devamında- bundan çok daha önemli hedef olarak ortaya konulan- virgülden sonra "bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmaktır" demişiz.

Şimdi, tabiî, bu amaçları güderken, cezanın mahkeme kararıyla verilen cezanın infazı, hukuk açısından bakıldığında, hakkında ceza infaz edilen kişinin yükümlülüğüdür. Onun yükümlülüğü o cezayı çekmek, hürriyetinin tahdidine rıza göstermektir; ama, bunun ötesindeki, kişinin yeniden sosyal hayata kazandırılması veya eğitilmesi veya çalıştırılması gibi ikincil konuların hak olarak tanınması gerekirken, yükümlülük olarak bu yasada yer alması, bence en büyük sorundur.

Bu yasa, çağdaş düzenlemeler açısından doğru katkılar sağlamıştır. Cezanın infazında çağdaş düzenlemeler öngörülmüştür. Şahsen de, bu yasayı, bu açıdan ilerleme olarak, ilerleme kaydetmiş olarak kabul ediyorum; ancak, demokratik yönetim açısından, demokrasi açısından, hukuk açısından, bu yasa, ne yazık ki üzerine düşeni yerine getirememiştir. Tek bir ayırım, en önemli ayırım -bu yasanın en büyük sorunu da odur; biraz önce Sayın Ayvazoğlu'nun da söylediği gibi- hak ile yükümlülük karıştırılmıştır. Hukuk fakültelerinin birinci sınıfında bize bunu öğrettiler. Hak ile yükümlülüğü ayırmak hukukun temel ilkesidir. Bu anlamda, bu yasa, bu açıdan hukuk fakültesi birinci sınıfını geçemez.

Şimdi, yasanın önceki düzenlemesine, yani hükümet tasarısı olarak gelen haline baktığımızda, çok daha rahatsız edici kavramlar vardı; Cumhuriyet Halk Partili üyelerin talebi ve bazı Adalet ve Kalkınma Partili üyelerin kabulüyle bunlar çıkarıldı. Bunlardan biri, hükümlünün pişmanlık göstermesini sağlamak -bu, çok rahatsız edici bir kavramdı- bir diğeri de toplumu suçludan korumak. Şimdi, bunlar çıktı; ama, acaba bu amaç bu yasadan çıktı mı; yani, iki kelimenin çıkmasıyla amaç hâsıl oldu mu; hayır. Demin dedim ya, 3 üncü maddenin amacı, yasanın bundan sonraki bütün maddelerinde var. Siz "pişmanlık" kelimesini ne kadar çıkarırsanız çıkarın, bu yasa, yine de suçluyu adam edeceğim diyen yasadır, seni zorla adam edeceğim, adam olman için seni zorla da pişman edeceğim yasasıdır.

Sayın Başkanım, bu amaç yine güdülüyor; ama, insanın temel hak ve özgürlüğüne aykırıdır. Anayasamızın kurallarına bakın, hak ile yükümlülükler o kadar güzel ayrılmıştır ki, kişinin hakları tanınmıştır, yükümlülükleri de tanınmıştır. Bazen hak ve yükümlülükler aynı konuda birleşebilir. Örneğin, askerlik, Türkiye'de hem haktır hem yükümlülüktür. Seçme, hem haktır hem yükümlülüktür; ama, seçilme yükümlülük müdür arkadaşlar?

Şimdi, soruyorum: Milletvekili olarak seçildiniz. Düşünebiliyor musunuz, kimse, sizi zorla seçeceğim diyebilir mi; diyemez. İsterseniz aday olursunuz, seçilirsiniz; bu, haktır, yükümlülük değil; ama, seçme, yükümlülüktür. Seçmezseniz, Seçim Kanununda cezası var; yükümlülüğünü yerine getirmediğin için ödersin cezasını. Bu hak ile yükümlülüğü karıştırmamak lazım.

Şimdi, 26 ncı maddede bunun yükümlülük olduğunu açık açık söylüyoruz. Nasıl söylüyoruz; "Altıncı Bölüm, Hükümlünün Yükümlülükleri" üst başlıklı 26 ncı maddenin 2 numaralı fıkrasını okuyorum: "Hükümlü, ceza infaz kurumunun güvenlik ve iyileştirme programlarına tam bir uyum göstermekle yükümlüdür."

Şimdi, hükümlü, cezasını çekmekle yükümlüdür; ama, iyileştirme programına katılmakla yükümlü değildir. Bu konu önemli olduğu için, Birleşmiş Milletler, bu konuda çok ciddî çalışmalar yapmış. Tasarının genel gerekçesine baktığınızda da, bu konular, tasarının ilk sayfasının son paragrafında yazılmıştır. "İnfaz hukukunun kaynaklarını, ülkemizin kabul ettiği milletlerarası sözleşmelerde, kararlarda... "İşte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, BM İnsan Hakları Bildirisi, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme gibi, bu konuları da inceledik, bu tasarıya koyduk demiş gerekçede; ama, ben, bakıyorum bu Birleşmiş Milletlerin konuyla ilgili düzenlemelerine, orada, kural olarak -ben hepsini saymak istemiyorum; çünkü, çok fazla da zamanınızı almak istemiyorum- bu iyileştirme dediğimiz programlara dahil olan, işte, çalışması, eğitimi, sağlığı, her türlü sosyal faaliyetleri, kültür faaliyetleri kişiye hak olarak tanınmıştır, yükümlülük olması mümkün değildir; yani, bazı kelimeleri çıkararak siz bu amacı gerçekleştirmiş olmuyorsunuz.

29 uncu maddeyi -yani, 26 ncı maddede yükümlülük olduğunu size söyledim, açık açık yazıyor- okuyorum size. "Hükümlülerin çalıştırılması" başlıklı -tabiî, bir hukukçu olarak çok ayrıntıya baktığınızda görüyorsunuz- 29 uncu maddede diyor ki: "Meslek sahibi olmayan hükümlüler ile meslek sahibi olan istekliler kurum tarafından çalıştırılabilirler." Kurum ister çalıştırır ister çalıştırmaz, kurumun hakkı, yetki de onda, vatandaşın hakkı değil; ama, dikkat edin, meslek sahibi olan istekliler diyor. Haa, meslek sahibi olanlarda istek kuralı konulmuş; yani, hak olarak vermişiz, isterse çalışır. Meslek sahibi olmayan hükümlü demişiz; onlara ille de meslek öğreteceğiz.

Birleşmiş Milletlerin bu konudaki düzenlemeleri, meslek sahibi olan ile olmayan ayırımını içermiyor. Açık açık yazmış, okuyorum, çalışmayla ilgili 3 (a) maddesini:"Hiç kimse zorla veya angarya işte çalıştırılamaz." Bu kadar açık, net. Çalıştıramazsınız... Benim mesleğim varmış, yokmuş; karışamazsınız. Ben meslek edinmek zorunda değilim. Haa, güzel bir şey, insanları meslek sahibi yapmak, insanları çalıştırmak, para kazandırmak çok güzel. Biz, önce, özgür insanlara bunu verelim, ondan sonra hükümlüler hakkında bu uygulamaları yaparız. Özgür insanlara tanınmayan hakkı, hatta yapılmayan yükümlülüğü, gelip, mahkûma, hükümlüye niye yüklüyoruz?!

Daha ilginci, 114 üncü madde. "Tutukluların hakları" başlıklı 114 üncü maddeyi açıp bakarsanız, dikkat edin, yine çalışmayla ilgilidir: "Tutuklulardan çalışmaları istenebilir; ancak, buna mecbur tutulamazlar..." Niye buraya mecbur tutulamazları yazdık; demek ki, hükümlülere mecbur tutuyoruz.

Şimdi, arkadaşlar kendi içimizde çelişiyoruz. Sözlerimin başında da söyledim; çağdaşlaşma açısından doğrudur, çok katkı sağlamıştır; ama, demokratikleşme açısından, ne yazık ki katkı sağlamamıştır. Hukukun temel kuralı olan hak ve yükümlülüğü ayıramamıştır. O nedenle, eksikliği sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bunlarla ilgili, Sayın Feridun Ayvazoğlu, Birleşmiş Milletler tebliğinde, mahpuslara muamelenin temel ilkeleri konusunda eğitim ve kültürel faaliyetlerin de hak olduğunu söyledi. Burada öyle değil, burada yükümlülüktür. Niye yükümlülüktür?.. Size -tabiî, hep, böyle, maddeden gideceğiz- disiplin suçlarıyla ilgili bölümden, 40 ıncı maddeden örnek vermek istiyorum. Bazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma cezası var; disiplin cezası bu. Hangi suçlar biliyor musunuz; eğitim yerini terk etmek (b fıkrası), eğitimi savsaklamak (c fıkrası).

Eğitim, iyileştirme programının içerisindeki unsurlardan biri; yani, kişiyi zorla eğiteceğim diyorsunuz, eğitime gerekli katkıyı sağlamazsa da disiplin cezası vereceğim diyorsunuz. Eğitim, Türk hukuk sisteminde, genel olarak eğitim-öğretim açısından baktığımızda 8 yıllık eğitim mecburîdir, yükümlülüktür. Bakın, kanunla düzenlemişiz. İhtiyaca cevap vermesi açısından doğrudur, belki, bunu artırmak da gerekir; ama, sekiz yıldan sonraki eğitim zorunlu değil. Biz, şimdi, burada, herkesi eğitmeye, zorunluluğu getiriyoruz.

Yine, Birleşmiş Milletlerin bu konudaki kuralı şudur arkadaşlar: Sadece çocukların ve okuma yazma bilmeyenlerin eğitimi zorunludur. O zorunlu olduğuna göre, onun dışındakilere zorunluluk getirilemez. Benim anlatmak istediğim bu. O "iyileştirme" ismi altında düzenlenen tüm bu programlar, mahkûma zorla yükletilemez, yükümlülük olarak kanunda düzenlenemez. Mahkûmun yükümlülüğü, hakkında verilen cezanın gereğini yerine getirmektir, ona katlanmasıdır.

Sonuç olarak, tabiî ki, Türkiye'nin bazı ihtiyaçları da dikkate alınarak, bazı zorunluluklardan dolayı, kanunda bu düzenlemeler yapılıyor; ama, o zorunluluklar, bizim, hukuku ihlal etmemiz sonucunu doğurmamalı. Özel olarak söylemek gerekirse, Türkiye'nin cezaevlerinde yaşadığı sorunları hepimiz biliyoruz. Bazı cezaevlerine, bazı koğuşlara güvenlik kuvvetlerinin giremediğini de biliyoruz ve bunun doğru olmadığını kabul ediyoruz.

Ben, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyesi olarak, Meclis olarak, Türkiye'deki bazı cezaevlerinde, (F) tipi cezaevlerinde yaptığımız incelemelerde, bizzat, terör örgütlerinin sözcüleri mi diyelim artık, yetkilileri mi diyelim, onlarla yaptığım şahsî görüşmelerimde şunu söyledim: Yani, cezaevini siz mi yönetmek istiyorsunuz; sizin talebiniz nedir; eğer, biz cezaevini yöneteceğiz, biz orada istediğimiz eğitimi veya siyasî çalışmayı yapacağız diyorsanız, ben buna karşıyım; koğuşunda söylüyorum; Cumhuriyet Halk Partisi de buna karşıdır; bu kürsüden de söylüyorum. Cezaevinin yönetimi devletindir, oradaki örgütün veya mahkûmların değildir. Açık, net olarak söylüyoruz, buna karşıyız; ama, şuna da karşıyız; cezaevini devletin demokratik yöntemlerle yönetmesini istiyoruz, antidemokratik yöntemlerle yönetmesine de karşıyız; bütün mesele bu. Cezaevini mahkûmlara terk etmeyeceğiz doğal olarak, doğrudur, devletin otoritesi nerede; ama, otoriteyi sağlayacağız diye, insanı esas alan, insanı hedef alan hukukumuzu, insan hak ve özgürlüklerini bir tarafa iteceğiz; güvenliği sağlamak için, ne yapalım, seni zorla da adam edeceğim, sopayla da adam edeceğim veya bu işi yapmazsan, şartla tahliyeni kaldıracağım veya disiplin cezaları vereceğim demeyi uygun bulmuyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Yüksel Çorbacıoğlu (CHP, Artvin). “Ceza ve tedbirlerin infazı hk.(s.s.710”. TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim tutanağı, 13 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yuksel-corbacioglu-22-2004-12-13-ceza-ve-tedbirlerin-infazi-hk-s-s-710 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
