# Sosyal güvenlik prim alacaklarının yeniden yapılandırılması ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.1066)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Yüksel Çorbacıoğlu (CHP, Artvin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim
- **Tarih:** 21 Şubat 2006
- **Gündem:** SOSYAL GÜVENLİK PRİM ALACAKLARININ YENİDEN YAPILANDIRILMASI VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.1066)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/yuksel-corbacioglu-22-2006-02-21-sosyal-guvenlik-prim-alacaklarinin-yeniden-yapilandirilmasi-ve-bazi-ka

> Yüksel Çorbacıoğlu (CHP), 21 Şubat 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL GÜVENLİK PRİM ALACAKLARININ YENİDEN YAPILANDIRILMASI VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.1066)); konuşma 1.580 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Artvin) - Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Görüşülmekte olan yasanın 13 üncü maddesiyle ilgili olarak, şahsım ve Grubum adına söz aldım.

Kural olarak, Cumhuriyet Halk Partisi bu yasayı desteklemektedir; ancak, bu yasanın daha doğru, daha sağlıklı, daha işlevli çıkması için görüşlerini söylemeye çalışıyor. Bu konuda komisyon çalışmaları sırasında 6 maddeden oluşan ayrışık oyunu Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi görüşü olarak komisyon raporuna koydurmuşlardır ve buna yönelik de görüşlerini açıklamaya Genel Kurulda çalışıyorlar.

Şimdi, bu maddeyle de ilgili, yine bu ayrışık oydaki eleştirilerimize uygun eksiklikler var. Bir kere, öncelikle şunu söyleyelim: 1971 yılında kurulan Bağ-Kurda -1479 sayılı Yasa ve 2926 sayılı Yasa da 1983 yılında yasalaşmış- yaklaşık otuzbeş yıl içerisinde 9 kez, irili ufaklı, af niteliğinde, borç ertelemesi niteliğinde veya yeniden yapılanma niteliğinde kanunlar, kanun hükmünde kararnameler çıkmıştır.

Bir kere, sorunu tek kalemde çözmek, bana göre, amaç olmalıdır. Eğer bir sorunu çözemez ve otuzbeş yılda 9 kez yeniden yeniden düzenlemek zorunda kalırsanız, 9 kez af çıkarırsanız, toplumda şöyle bir anlayış oluşacak: Nasılsa bir af çıkar; işte, hükümet değişince af çıkar veya efendim, kriz çıkınca af çıkar. Ki, bizim bu kanunun gerekçesine bakarsanız, 2000-2001 krizini de gerekçe olarak kanunun ana gerekçesinde görüyoruz. O nedenle, bu düzenlemeleri yaparken ya sonucu alacağız ya da bu düzenlemeyi yapmayacağız.

Şimdi, bu anlamda baktığımızda, elimdeki Bağ-Kurla ilgili bugüne kadar yapılan düzenlemelere de baktığımda, bu sorunu tam çözebilmiş olmadığımız ortaya çıkıyor. Ben, Sayın Bakandan ve yetkililerden bir şeyi öğrenmek istiyorum: Bu çıkarılan 9 af sonucu ortalama yüzde kaç borçlu bundan yararlanmıştır? Bakın, şu anda 2005 yılı itibariyle yaklaşık 3,3 milyon Bağ-Kurlunun 2,2 milyonu, yani üçte 2'si, yani her 3 Bağ-Kurlunun 2'si borçlu. Demek ki, bu yasalarla bunu çözememişiz. Ben bir şey öğrenmek istiyorum: Çıkarılan bu yasalar uygulandığında, yüzde kaç mükellef, borçlu, primini ödeyerek o sıkıntıyı çözmüştür; ben onu öğrenmek istiyorum. Şu anda biz neyi çözmeye çalışıyoruz; hem borç ödensin hem denge kurulsun -Bağ-Kurun dengesi kurulsun- hem Bağ-Kurluların emekliliği, sağlık hizmetleri, onlardan yararlansın, sistem yürüsün. Acaba yüzde kaçı bundan yararlanıyor, bu konuda bir açıklama istiyorum, ki, bu yasayı bu koşullarda çıkarırsak, ortalama yine yüzde kaçının yararlanacağını da anlayabiliriz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu maddenin bana göre sorununa geleyim. Bu maddede -biliyorsunuz, 13 üncü madde- 1479 sayılı Yasa ile 2926 sayılı Yasayı kapsayan 1479'un ek 19 uncu maddesinde beş yılı aşan prim borçlarıyla ilgili düzenleme yapılıyor. Yani, bu esnaftır, bu üreticidir, tarım kesimi olur, hangi kanundan yararlanıyorsa fark etmez, bunlarla ilgili borcu -prim borcu- beş yılı aşan prim borçlarıyla ilgili bir düzenleme yapıyoruz ve bu düzenlemeyi yaparken diyoruz ki, beş yılı aşarsa kurumca yaptırılacak bir bildirim söz konusu. Bu bildirimi yapıyoruz. Ödedin, ödemedin… Ödemedin, o zaman ben seni sigortalılıktan çıkarıyorum. Yani, nereden kesilmişse, primin nerede bitiyorsa veya hiç ödememişsen, o tarih, başvuru tarihi itibariyle sigortalılığını durduruyorum. Ondan sonra da diyorum ki, arkadaş benim senden alacağım yok, senin de benden bir alacağın yok, ne emeklilik adına ne sağlık hizmeti adına. Tamam.

Şimdi, bir kere burada da bir şey öğrenmek istiyorum. Biliyorsunuz, Bağ-Kur alacaklarıyla ilgili borç miktarı 16,7 katrilyon, YTL olarak 16,7 milyar. Yani, ciddî bir rakam. Şimdi, acaba, bu yasa devreye girdi, beş yılı aşan kişilerle ilgili bu düzenlemeyi yaptık. Ödeyen ödedi. Ödemeyen ne oldu; borçlu hanesinden çıktı. Kurumun da borcu düştü. Yani, şimdi, yarın bu iktidar çıkıp şunu mu diyecek: Arkadaş, biz, 16,7 katrilyonu -atıyorum, yarısı eğer ödenmediyse, devre dışı kaldıysa- 8 katrilyona indirdik bir kalemde mi diyecek?! Ha, bunu teknik olarak diyebilirsin, doğru; bakın, biz, bunu yaptık, yapılandırdık, kurumun borcunu azalttık; ama, sorunu çözdünüz mü; hayır. Bir yığın insanı ki, şu anda 2,2 milyonun ne kadarı beş yılı aşan borca sahip onu bilmiyorum, o konuda da bir açıklama olursa memnun olurum; yani, o beş yıldan fazla borcu olanların bu borçlar içerisindeki oranını bilmediğimden bu konuda bir şey söyleyemiyorum; ama, eğer bu işlemi yaparsanız, demek ki, birkısım borç kendi kendine ortadan kalkmış olacak. Bu da, iktidarın başarısı olarak dile getirilirse, çok da doğru olmayacağını bu kürsüden söylemek istiyorum.

Bir sorun daha var; şimdi, kurum alacakları arasında yer vermedik, tamam; ancak, sigortalı veya hak sahipleri, daha sonra sigortalının en son bulunduğu basamağın başvuru tarihindeki değeri üzerinden hesaplanacak borç tutarlarını tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödedikleri takdirde bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir.

Şimdi, arkadaşlar, değerli milletvekilleri; beş yıldan fazla borcu olan kişiler, ancak tebliğden itibaren üç ay içerisinde bütün borcunu öderse, bu süre sigortalılıktan sayılır. Şimdi, ben, bunu yine anlayamadım; çünkü, kanunun temel amacı neydi; bir kere, ödeme süresi -3 üncü maddede var Bağ-Kurlularla ilgili, 2 nci maddede de var SSK'lılarla ilgili- altmış ay dedik; yani, oradaki yapılanmayı normal borçlulara altmış ay içerisinde ödersen tamam, sigortalılığın devam edecek, primini de ödersen sağlık hizmeti de alacaksın, emekliliğine de sayılacak borcunu ödediği için. Orada altmış ay, burada ise üç ay içerisinde ödeyeceksin; ben, bunu da anlayamadım; yani, beş yıldan fazla prim ödemeyenleri cezalandırıyor muyuz?!

Şimdi, bunlar, bizi nereye götürüyor; sözlerimin başında söylediğim, 9 kez af uygulaması yapıp sonuç alamamaya götürüyor. Bu da sonucun alınamayacağına dair bir delil. Bunu da, Sayın Bakanın ve komisyonun ve Genel Kurulun takdirlerine arz ediyorum.

Şimdi, bir de, tabiî ki, bu borçları ödemek, hani yapılandırdık mapılandırdık, altmış ayda ödeyelim diyoruz; ama, o kadar kolay mı? Bakın, Yusufeli Esnaf ve Sanatkârlar Odası -ki, bütün odaların durumu budur, esnafların, üreticilerin durumu bu- sayı 2005/17, kredilerin ertelenmesi hakkında, Sayın Yüksel Çorbacıoğlu CHP Artvin Milletvekili. "Bilindiği gibi, 2001 kriz yılında, ilçe ve köylerimizde yaşayan halkımız, krizin etkilerinden kurtulmak için, mecburen Ziraat Bankasından kredi kullanmak zorunda kaldı şu prim borçlarını ödemek için..." Bakın, bir kısmı da bu prim borçlarını ödemek için bu borçları kullanmak zorunda kaldı, ki, bizim gerekçemizde de 2000-2001 krizi var, bu da krizin gerekçesi. "… Krediyi kullananların yaklaşık yüzde 90'ı taksitlendirme yaptı, taksitlendirme yapanların 600 kişisi borcunu ödedi, 400 kişi ilk iki taksitini ödeyip son iki taksitini ödeyemedi. Bu durum karşısında, hem borçlu hem kefil olan esnaf, hatta memuru şu anda sıkıntıda…" Yusufeli Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkanı Turgut Koçoğlu diyor ki: "Sayın Milletvekilim, yetkililere lütfen söyleyin, Ziraat Bankası kredi borçlarını takibe başlıyormuş şubat ayı itibarıyla, bunu altı ay geciktirsin."

Şimdi, bunu niye söylüyoruz? Diyeceksin ki, bunun Bağ-Kur borcuyla ne ilgisi var? İlgisi var; çünkü, bu esnaf, bu üretici, kendi adına tarımda çalışan bu üretici, o prim borçlarını ödemek zorunda sağlık hizmetini almak için, gidip bankadan kredi almış. Yani, size borcunu ödedi diye, şimdi, bu insanları cezalandıracak mıyız?! Gitmiş, size borcunu ödemiş, bankaya borçlanmış; bunlara bir şey yok. Hiç olmazsa, bu kanunda düzenleme yapamıyoruz; ama, bu kürsüden, Ziraat Bankasından yetkili, kamu bankalarından sorumlu olan Devlet Bakanımızın, bu konuda vatandaşın sıkıntısına çare olmak için, bu talebi dikkate almasını, borçlarının, istenildiği üzere, altı ay daha ertelenmesini talep ediyorum.

Tabiî, yine, tarım üreticilerimizin, tamam, borcunu öde diyorsunuz, yapılanma, bir yasa çıkarıyoruz; ama, mesela fındık üreticileri… Yine, bölgeden gelen bir haberi söylüyorum: Yine, Artvin'in, özellikle Borçka İlçesinde yaklaşık 8 trilyon alacağı var vatandaşın. Fiskobirlik'in oradaki yönetim binasını vatandaş basmış, girmiş "paramızı ödeyin…" Yani, devlet, alacağına geldiğinde faiziyle alıyor, borcunu ödemeye, ödemiyor. Diyeceksiniz ki, efendim, Fiskobirlik'in tüzelkişiliği var, sorumluları var. Efendim, herkesten sorumlu, her şeyden sorumlu hükümet var, hükümet bu sorunu çözmek zorunda. Ben, tüzelkişilikmiş, ilgisi varmış yokmuş, o işe bakmam; hükümet, eğer vatandaşa "Bağ-Kur borcunu öde" üreticiye "kendi adına tarım faaliyeti yapıyorsun, öde" diyorsa, önce, devlet kendi borcunu ödeyecek, hükümet borcu ödeyecek. Bu, sadece fındık üreticisi için geçerli değil; son dönemlerde, Cumhuriyet Halk Partisinin, Genel Başkanımız Sayın Deniz Baykal'ın son dönemlerde özellikle dile getirdiği, narenciye üreticisinin sorunu var; ona da diyorsunuz "gel, bu borcunu öde." Beş yılı aşan borcu olan narenciye üreticisi nasıl ödeyecek portakalı, mandalinası, elması, meyvesi elinde kalmışsa? Yani, biz, kanunu çıkararak sorunu çözebilmiş oluyor muyuz; olamıyoruz.

Israrla, ilk çıkardığım fotokopiyi tekrar çıkarıyorum. Bir şey yapacaksak, bu sorunları da, insanların bu koşullarını da dikkate alarak, önce, devlet ve hükümet olarak, üreticiye, esnafa olan yükümlülüğümüzü yerine getireceğiz; ondan sonra, çıkardığımız yasayla diyeceğiz ki, gel, şimdi sen de yükümlülüğünü yerine getir… Ne demişler; almadan vermek vatandaşa mahsus değil, Allah'a mahsustur. Önce vatandaş alacak, sonra size verecek.

Değerli arkadaşlar, tabiî, bu konuda söylenecek çok söz var. Sözlerimin sonuna doğru geliyorum. Ben, bir de, bir öneride bulunmak istiyorum. Önerim şu: Kalkınmada öncelikli yörelerde -bu, teşvik kapsamındaki iller olarak nitelenebilir veya kalkınmada öncelikli yöreler olarak nitelenebilir- bu yörelerde, bu borçların, yani Bağ-Kur, SSK, kanunun içeriği olan tüm borçların ödenmesinde uygulanacak olan hangi faiz ise -TEFE'dir, ÜFE'dir, ne uygulanacaksa- yüzde 50 oranında düşürülerek uygulanır önerisi. Şimdi neden böyle bir talepte bulunuyorum; onun da gerekçesi var. Benzer bir yasal düzenleme yapmıştık. Ne zaman; 2003'ün şubatının 27'sinde. Vergi barışı, vergi affı adı altında bir yasa yaptık. Hatta, bu yasayla ilgili eleştirilerimizi yaparken, onu yaptık, bunu niye geri bıraktık demiştik. 27 Şubat 2003'te vergi affıyla ilgili çıkarılan yasada kısaca demiştik ki: Mükellefler, bir yıl önce ödediği vergisini tekrar beyan etsin ödesin ve defterleri incelenmeyecek. Aradan bir ayı aşkın bir süre geçti, 4 Nisan 2003'te bir kanun, teklif olarak geldi. 2 nci maddesi çok kötü bir maddeydi. Onu bir tarafa bırakıyorum, şimdi yeni tartışma açmak istemiyorum; 1 inci maddesi için getirilmişti o kanun. Orada da denilmişti ki: "Bu matrah artırımı, kalkınmada öncelikli yörelerde yüzde 50 oranında düşürülerek uygulanır." Yani, örneğin, işte Ankara'da bir yıl önce 2 milyar lira vergi ödeyen mükellef burada tekrar 2 milyar ödeyecek; ama, efendim, işte Erzurum'da bir sene önce 2 milyar lira vergi ödeyen mükellef 1 milyar ödeyecek dedik. Böyle bir ayrıcalık tanıdık. Şimdi burada da ben böyle bir ayrıcalığın tanınmasını öneriyorum. Neden? Yine ilk fotokopimi ele alıyorum. Eğer amaç, bu af sayılarını artırmak değil, amaç, Bağ-Kurda yeni bir düzeni kurmak, borçluların borçlarını ödeyebileceği bir ortamı sağlamak ise… Zaten yani, ayakta duramayan esnafımızı ve üreticimizi iyice zaten çökerttiniz, o tarafı da eleştirmiyorum, bırakıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Yüksel Çorbacıoğlu (CHP, Artvin). “Sosyal güvenlik prim alacaklarının yeniden yapılandırılması ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.1066)”. TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim tutanağı, 21 Şubat 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yuksel-corbacioglu-22-2006-02-21-sosyal-guvenlik-prim-alacaklarinin-yeniden-yapilandirilmasi-ve-bazi-ka (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
