# Chp grup başkanvekilleri ali topuz,kemal anadol ve haluk koç ile düzce mv.yaşar yakış'ın, türkiye ile ab arasında üyelik müzakerelerinin başlaması ile ilgili olarak alınacak karardan önce türkiye'nin izleyeceği tutum konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergeleri (8/ 17,18 )

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Zekeriya Akçam (AK Parti, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim
- **Tarih:** 14 Aralık 2004
- **Gündem:** CHP GRUP BAŞKANVEKİLLERİ ALİ TOPUZ,KEMAL ANADOL VE HALUK KOÇ İLE DÜZCE MV.YAŞAR YAKIŞ'IN, TÜRKİYE İLE AB ARASINDA ÜYELİK MÜZAKERELERİNİN BAŞLAMASI İLE İLGİLİ OLARAK ALINACAK KARARDAN ÖNCE TÜRKİYE'NİN İZLEYECEĞİ TUTUM KONUSUNDA GENEL GÖRÜŞME AÇILMASINA İLİŞKİN ÖNERGELERİ (8/ 17,18 )
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/zekeriya-akcam-22-2004-12-14-chp-grup-baskanvekilleri-ali-topuz-kemal-anadol-ve-haluk-koc-ile-duzce

> Zekeriya Akçam (AK Parti), 14 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CHP GRUP BAŞKANVEKİLLERİ ALİ TOPUZ,KEMAL ANADOL VE HALUK KOÇ İLE DÜZCE MV.YAŞAR YAKIŞ'IN, TÜRKİYE İLE AB ARASINDA ÜYELİK MÜZAKERELERİNİN BAŞLAMASI İLE İLGİLİ OLARAK ALINACAK KARARDAN ÖNCE TÜRKİYE'NİN İZLEYECEĞİ TUTUM KONUSUNDA GENEL GÖRÜŞME AÇILMASINA İLİŞKİN ÖNERGELERİ (8/ 17,18 )); konuşma 2.633 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA ZEKERİYA AKÇAM (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iki yılı aşkın bir süredir, Yüce Meclisin bir temsilcisi olarak, oluşturulma çabalarına karınca kararınca iştirak ettiğim Avrupa Anlaşmasını hazırlamak üzere toplanan Avrupa Kurultayında ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinde, Türkiye'nin Avrupa Birliğine üyeliği konularında görev almış birisi olarak son değerlendirmeyi Meclis Grubum adına bu kürsüden yapmak, benim için ayrı bir bahtiyarlık teşkil etmektedir.

Değerli arkadaşlarım, kırk yılı aşan bir zaman dilimi içerisinde, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde, bugün, artık, bir dönüm noktasındayız. Taşıdığı büyük ve tarihî anlam sebebiyle, bu karar, yalnızca Avrupa ve Türkiye'de yaşayanları ve onların devlet ve hükümetlerini değil, aynı zamanda, iki tarafla tarihî bir geçmişe sahip ve geleceğini de bu iki tarafın barış, istikrar ve işbirliği içerisinde sürdürmesine bağlamış her devlet ve millet için bir dönüm noktasıdır.

Böyle tarihî bir günde, Yüce Meclisin çatısı altında, 12 Eylül 1963 tarihli, Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında bir ortaklık yaratan Antlaşmayı neticelendirme başarısı gösteren o dönemin Meclis ve hükümet üyelerini saygı ve minnetle anıyorum.

Ankara Antlaşması, o zamanlar adı Avrupa Ekonomik Topluluğu olan ve Maastricht Anlaşmasından sonra siyasî bir birlik haline gelen Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizin hukuksal temelini oluşturmaktadır. Antlaşmayla kurulan Türkiye-Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu da, bu çerçevede kurulmuş en eski Parlamento komisyonumuzdur.

Bugün, ilişkilerimizin geldiği boyutu değerlendirmeye geçmeden önce, bu ilişkilerin bundan kırkbir yıl önce, niçin ve hangi niyetle başlatıldığı hususunu Yüce Meclisin bilgisine sunmak istiyorum. Bu husus, bizim için bir hatırlatma; ancak, kırk yılı aşkındır ortaklığa verilmiş olan emeği ve umudu unutmuş gibi görünen bazı Avrupalı dostlarımız için ise güçlü bir teyit ve tekit anlamı taşıyacaktır.

Avrupa Ekonomik Topluluğunu kuran Roma Anlaşmasının 1958 yılında yürürlüğe girmesinin hemen ardından, 15 Temmuz 1959 tarihinde Yunanistan, onbeş gün sonra da Türkiye, Topluluğa katılmak için müracaat etmiştir.

1963 tarihli Ankara Antlaşmasının dibacesinde ve ilgili maddesinde, özetle, şu amaçların mevcudiyeti ifade edilmiştir: Hızlandırılmış bir ekonomik kalkınma ve uyumlu bir biçimde ticaretin artırılmasıyla, Türk ekonomisi ve Topluluk üyesi devletler ekonomileri arasındaki mevcut uçurumu hızla kapatmak, Türk Halkı ile Avrupa Topluluğuna üye ülke vatandaşları arasında sıkı bağlar kurmak, Türk Halkının hayat seviyesinin yükseltilmesi çabasına destek vermek suretiyle Türkiye'nin ileride Topluluğa tam üye olmasını kolaylaştırmak ve Roma Anlaşmasının esinlenmiş olduğu ülküyü birlikte izleyerek, barış ve hürriyet güvencesini pekiştirmek.

Antlaşmada, Türk ekonomisinin kalkınmasına yardımcı olmak üzere, Topluluğun, belli bir sürede, Türkiye'ye ekonomik yardımda bulunmasının gerekliliği de ayrıca vurgulanmıştır.

6 Avrupa devletinden oluşan Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Türkiye arasında bir ortaklık kuran Antlaşmanın imzalandığı gün, devrin Başbakanı Sayın İnönü, Topluluğu, beşeriyet tarihi boyunca insan zekâsının vücuda getirdiği en cesur bir eser olarak takdim etmiştir.

Başlangıçta bu kuruluşun aleyhinde olan İngiltere, Norveç, Danimarka gibi Avrupa ülkeleri, daha sonra ısrarlı bir şekilde Topluluğa müracaat etmişlerdir.

Hükümet, Meclisten antlaşmanın ivedilik ve öncelikle müzakere edilmesini talep etmiş ve bu talep, zamanın bütün partileri tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanmıştır.

Tarihin ilginç hadiselerinden biri de, antlaşmanın imzalandığı yıl Dönem Başkanı, yine bugün olduğu gibi Hollanda ve anlaşmayı bizim Meclisimizden önce onaylayan meclis, bugün müzakerelere başlamamız konusunda nihaî kararda bizi en çok endişelendiren ülke olan Fransız Meclisidir.

Antlaşma görüşülürken Mecliste yapılan konuşmalarda, Türkiye ile Avrupa'yı birleştiren ortak zihniyet, yüzde 100 realist, makul, aydın, aydın tutum, modern ilmin metotlu kullanılışı, öğretim ve eğitime verilen önem, ilerleme yolunda kararlı dinamizm ve vasıtaların seçiminde kayıtsız pragmatizmdir. Bugün de eğer bir değerlendirme yapmak istersek, en başta partimiz ve Sayın Başbakanımızla birlikte hükümetimiz ve Mecliste bulunan bütün siyasî partilere mensup veya herhangi bir partiye mensup olmayan milletvekilleri arasında Avrupa Birliği hususunda sürdürülen üstün gayretlerin arkasında, hep aynı heyecan, aynı azim ve aynı niyeti görmekteyiz. Bu tablo, cumhuriyetin ve Atatürkçülüğün hedefi olan uygarlık projesinin ne kadar içselleştirildiğinin en somut göstergesidir de aynı zamanda.

Türkiye'nin AB'yle bütünleşmesi konusundaki ikinci büyük adım, Nisan 1987'de başlayan ve Şubat 1990'da sonuçlanan Türkiye'nin Avrupa Topluluğuna tam üyelik için yapmış olduğu başvuruyla başlanan süreçtir. Bu adımla, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde yeni bir dönem başlamıştır. Türkiye'nin başvurusuna cevaben Avrupa Komisyonu raporunda Türkiye'nin Topluluğa katılmaya ehil olduğu ifade edilmiş; ancak, o sırada Topluluğun ve Türkiye'nin katılım müzakerelerine başlamaya henüz hazır olmadığı hususu önemle vurgulanmıştır. Buna ek olarak, iki tarafın karşılıklı bağımlılık ve bütünleşmesinin güçlendirilmesi imkânını sağlayacak gümrük birliğinin tamamlanması, malî işbirliğinin ihyası ve yoğunlaştırılması gibi bir seri somut önlemler de tavsiye edilmiştir. Ancak, Komisyon görüşünde, bir yandan Katma Protokol gereği gümrük birliğinin tamamlanması öngörülürken, diğer yandan, katılım müzakerelerine başlamaya Türkiye'nin hazır olmadığının belirtilmesi tam bir çelişkiydi. Halbuki, İspanya ve Portekiz, gümrük birliğini, tam üyelik süreci içerisinde gerçekleştirmişlerdir; başka bir ifadeyle, gümrük birliğini, üye olduktan sonra tamamlamışlardır.

Türkiye, Kasım 1992'de yapılan Ortaklık Konseyi toplantısında, Toplulukla ilişkilerini tam üyelik başvurusu doğrultusunda geliştirmek amacı taşıdığını, bu çerçevede, 1995 yılı itibariyle tamamlanması hedeflenen gümrük birliğine ilişkin yükümlülüklerini yerine getireceğini de beyan etmiştir. Gümrük birliğinden sonraki süreçte, Lüksemburg Avrupa Birliği Konseyinde, Türkiye'ye, diğer ülkelerin aksine, aday ülke statüsü verilmemiş; ancak, siyasî ilişkiler Türkiye tarafından tek taraflı olarak askıya alınmış olmasına rağmen, Avrupa Birliği Komisyonu, Türkiye hakkındaki süreci, diğer aday ülkelere paralel bir şekilde yürütmüştür. Bu noktada bir hatırlatma yapmak gerekirse, ekim ayından bu yana hepimizin gündemini yoğun bir şekilde meşgul eden Avrupa Birliği Komisyonu raporu, o tarihten bu yana, her yıl aynı zamanda yayımlanan raporların da beşincisidir.

Helsinki Avrupa Birliği Konseyi, Türkiye'yi, 1999 yılından 2004 yılı sonuna kadar, Kıbrıs ve Ege sorunlarını çözmesi şartına bağlı olarak, resmen aday ülke ilan etmiştir. Diğer aday ülkelere benzer şekilde, 1993 Kopenhag Zirvesinde, Kopenhag Kriterleri olarak konulan kriterleri karşılaması halinde, Türkiye'yle müzakerelerin gecikmeden başlatılacağına dair karar ise 2002 yılı Kopenhag Avrupa Birliği Konseyinde alınmıştır.

Bizden önceki hükümetler tarafından başlatılan reform süreci, özellikle Cumhuriyet Halk Partisi başta olmak üzere, Meclisin tamamı tarafından büyük bir azim ve cesaretle sürdürülmüş, bu konuda, Türk Milletinin Avrupa ile bütünleşme kararlılığı, çok güçlü bir şekilde, her zaman teyit edilmiştir. 2002 yılı seçimlerinin sonucu teşekkül eden bu Meclis, hem fert fert milletin temsilcileri hem de partiler olarak, yıllardır bir elit projesi olarak takdim edilen Birliğe tam üyelik projesini Türk Milletinin bir projesi haline dönüştürerek, bu projenin demokratik meşruiyeti ve başarısı açısından en büyük katkıyı yapmıştır. Bu tarihî dönüşüm sayesindedir ki, iki yıl içerisinde, Türkiye'de, demokrasi, temel hak ve özgürlüklerin garanti altına alınması, hukuk devleti ilkelerinin yerleşmesi ve demokrasinin perçinlenmesi alanlarında, âdeta, sessiz bir devrim gerçekleştirilebilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Komisyonunun yaklaşık iki ay önce yayımlamış olduğu Türkiye hakkındaki ilerleme raporu ve diğer belgelerin içeriğinde yer alan birkısım olumsuz hususlar zaman zaman üzüldüğümüz, umutsuzluğa kapıldığımız, hatta bu iş olmayacak dediğimiz anlar yaşattı bize. Hükümet ve Meclisimizin değerli üyeleri âdeta bir seferberlik halinde, bizim, Türk Devleti ve Milleti olarak hiçbir şekilde kabul edemeyeceğimiz unsurların; yani başka bir ifadeyle millî pozisyonumuzun hükümet ve devlet başkanları zirvesinde dikkate alınması konusunda lüzum eden her şeyin fazlasının yapıldığına şahit olduk ve olmaktayız, bundan dolayı da herkese müteşekkiriz.

17 Aralığa kadar devam edecek olan müzakerelerin, bizim resmen eşit bir taraf olarak masada henüz yer almadığımız bir zeminde sürdüğünü unutmamalıyız. Dolayısıyla, bizim hakkımızda alınacak nihaî kararın, bizimle onlar arasında bir müzakere olduğu kadar, üye devletlerin kendi aralarında ve aynı zamanda Avrupa kurumları arasında da bir müzakere olduğunu hep bir realite olarak değerlendirmelerimizde hatırda tutmamız gerektiğini düşünüyorum.

Komisyon raporu ve tavsiyesiyle zirveden çıkacak nihaî karar Avrupa milletlerinin, millî devletlerin ve Avrupa kurumlarının her aşamasında yer aldığı ve katkı sağladığı, istediklerini maksimize etmeye çalıştıkları bir sürecin sonunda oluşmuş ve oluşacak bir karardır.

Komisyonun görüşleri açıklandıktan sonra, ne yazık ki, devletimizin bazı vatandaşları, hükümetin ve Meclisin tanımış olduğu hakları farklı anlamışlardır. Üzüntüyle karşıladığımız bu durumun mümessillerini bu kürsüden sağduyuya davet etmenin hepimizin görevi olduğuna inanıyorum. Karşı takımın ceza sahasına girince forma değiştirmenin ne takım, ne maç anlayışıyla bağdaştığını, ne de seyirci tarafından tasvip edileceğini; ne bu maçın, ne de bundan sonraki maçların neticesine tesir edeceğini bilmeleri gerektiğini de hatırlatmak istiyorum.

Avrupa Birliğine girmemizin anlamının trene, uçağa, otobüse binip topyekûn vatanı terk etmek olmadığını, yine bu adreste, aynı vatanda, aynı devletin çatısı altında yaşayacağımızı bir değil bin kez hatırlatmak istiyorum.

Son günlerde benzeri olaylarla şahit olduklarımız ve neticeleri, uzun zamandan beri Kopenhag Kriterlerinin Türkiye için yorumunda giderek belirgin bir şekilde yer almaya başlayan bir felsefenin -ki bu felsefe bizi çok üzen bir felsefedir- ipuçlarını da hatırlattı bize. Biliyorsunuz, 1993 Zirvesinde, Kopenhag'ta ilan edilen kriterlerin Avrupa Birliğine aday ülkeler için zımnen takibi, Strasburg'ta, Avrupa Konseyinde, üye olan, ancak esasen aday ülkeleri hedef alan bir denetim mekanizması getirilmesi suretiyle çözüme kavuşturuldu. Aday ülkelerin, önce burada denetim mekanizmasından geçmeleri istenildi. Kopenhag Siyasî Kriterlerinin yerine getirildiği teyidi, ancak böyle bir mekanizmayla sağlandı.

1949 yılında kurucu ortak olarak yer alan Türkiye, 1996 yılında, insan hakları ve demokrasi açısından Avrupa Konseyi tarafından denetlenmesi gereken ülkeler arasına alındı. Geçen haziran ayındaki genel kurul oturumunda Türkiye hem Avrupa Birliğine aday hem de denetlenen ülke olma durumundan kurtulmuş oldu.

Bu bilgiyi şunun için vermek istedim: Avrupa Birliği sürecindeki gecikmeler, hızla değişen ve yeni üyeleriyle yeni sorunlar yaşayan Avrupa Birliğinin Türkiye için de benzeri korkuları yaşamasına sebep olmaktadır. Avrupa Birliğinin ürettiği her yeni formülün, biz benzeyelim veya benzemeyelim, bize de uygulanmasına doğru gidilmektedir. Bunun sebebi de, bazılarının, millet olarak yaşadığımız tarihî ve siyasî tecrübeyi, ısrarla, Avrupa'nın, sonra da totaliter rejimlerden gelen Avrupa Birliğinin yeni üyesi milletlerin tarihiyle özdeşleştirme çabalarıdır. Bu önyargılı tutumu yenmek, bizim birinci vazifemiz olmalıdır.

Türk Milleti, bugünkü Avrupa bütünleşmesinin en büyük motive edici gücü olan İkinci Dünya Savaşının dışında kalmıştır; yani, Türk Devleti ve Milleti o acıları yaşamamış, toplumdaki farklılıkları yok etmek için de herhangi bir soykırım yapmamıştır. İkinci olarak, Türk Devleti ve Milleti, çok kısa süreli kesintiler istisna, yarım asrı geçen totaliter rejimler altında da yaşamamıştır.

Dün Fransa tarafından son anda ortaya atılan sözde Ermeni soykırımının tanınması hadisesi, onlardan bazılarının, lobilerin de baskısıyla, işlenmeyen bir günahı politik amaçlarla ikrar ettirip, bu milletin tarihini bir şekilde başkalarının tarihleriyle özdeşleştirme gayretidir.

Bu noktada bir hatırlatma yapmak istiyorum: Avrupa Birliği Anayasası Anlaşmasının dibacesine konulmak istenilen ve daha sonra konulamayan, Avrupa'nın bir İbrani-Hıristiyan geçmişten geldiğine atıf yapılması ibaresi, sanıldığı gibi, konvansiyon üyelerinin ya da Avrupa'nın dine karşı olmalarından dolayı değil, bilakis, bu noktanın Avrupa tarihinde hatırlanmasında hiçbir fayda görülmeyen, hatta bazı hatıraları canlandıracağı için zararlı olacağına ve dolayısıyla sessiz kalınmasının daha faydalı olacağına dair görüşün ağır basmasından kaynaklanmıştır. Yoksa, 51 inci maddeyle, dinî hayat ve kiliselerle ilgili hükümler, ilk kez en yüksek belge olan anayasal anlaşmada yer alamazdı.

Bu noktada şunu belirtmek istiyorum: Bu geminin içinde bulunan herkesin, bu süreçte son derece dikkatli olması gerektiği, gemiye ve onun içindekilere olan güvenlerinin her zamankinden daha fazla olmasının, geminin topyekûn güvenliği ve itibarlı olmasını sağlayacağı ve bunun da herkesin faydasına ve hayrına olacağı ve sonuçta herkesi daha güçlü kılacağı gerçeğini bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Buradan, ayrıca, Avrupalı dostlarımız tarafından önemsenmediği farz edilerek, onlar tarafından ziyaret edilmeyen vatandaşlarımıza da seslenmek istiyorum: Hiç merak ve endişeye kapılmasınlar, Türkiye, devleti ve milletiyle birlikte bir bütün olarak AB'ye girecektir; çünkü, Avrupa Birliği, meşruiyetini, onu teşekkül ettiren devletlerin ve o devletlerin meclislerinin ve hükümetlerinin meşruiyetinden alır ve yeni anayasada da bu böyle olmaya devam edecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamın son bölümünde, Yüce Meclisi, Avrupa'yı kuran anayasal anlaşmayı hazırlamak üzere toplanan Avrupa Konvansiyonu Meclisinde temsil etmiş bir milletvekili olarak, Avrupa'nın gelecekteki siyasî yapısının bizim tam üyelik sürecine etkisi konusunda fikirlerimi ifade etmek istiyorum.

Bizlerin de, temsilci olarak, geçen yıl Selanik Zirvesi öncesinde taslak olarak Yüce Meclis adına imza koyduğumuz Avrupa Birliği Anayasası Anlaşması, hükümetler tarafından son şekli verilerek imzalanmış ve şu anda üye devletler tarafından onay aşamasındadır. Daha önce cari olan bütün anlaşmaların yerine geçen bu anlaşmanın hükümleri ve kazanımları, anlaşma daha onaylanmadan, fiilî olarak yürürlüğe konulmuş durumdadır. Avrupa Parlamentosu seçimlerinden sonra oluşacak Parlamento kompozisyonunun, Komisyon Başkanını, yani Avrupa Başbakanını belirleyeceği görüşü, bu yeni anlayışla anayasal anlaşmaya yansımış ve Belçika Başbakanı en güçlü aday olmasına rağmen, Parlamentodaki en büyük grubun adayı Sayın Barosso, Avrupa Birliği Başbakanı olmuştur.

Türkiye hakkındaki komisyon raporunda da, özellikle müzakerelerin yöntemi konusunda anayasal anlaşmaya doğrudan atıflar vardır. Peki, bu anayasal anlaşma, bizi doğrudan etkileyecekse,bu çerçevede öngörülecek politika enstrümanları nasıl çalışacaktır, şimdi, bu soruyu cevaplandıralım.

Avrupa'nın daha demokratik ve daha meşru olması hususu, Avrupa Birliği Anayasasının en temel amacıydı. Birliğin karar alma mekanizmasında yapılan, oybirliğinden nitelikli oyçokluğuna geçiş, kurumsal çerçevede ise Avrupa Birliği Parlamentosu karşısında millî parlamentoların rolünün artırılması ve şimdi uygulanmakta olan 6'şar aylık rotasyon biçimindeki başkanlıktan, 2,5'ar yıllık ve bir kez yenilenmek üzere yenilenebilir bir daimî başkanlık sistemine geçiş en köklü değişikliklerdir.

Peki, bu ne anlama gelmektedir; bundan böyle, Avrupa, daha siyasî bir Avrupa olacaktır. Tek tek hükümetlerin, dönem başkanlığı kozunu kullanarak, içpolitikalarını Avrupa Birliği politikası haline getirmeleri önlenecektir. Bilakis, bugün, şu aşamada, ikna etmek için mücadele ve müzakere etmek zorunda kaldığımız pek çok husus Avrupa'da hükümetlerin birer içsiyaset malzemesidir. Mesela, dönem başkanlığı Yunanistan'da olduğunda Avrupa'nın önceliklerinin önüne Yunanistan'ın öncelikleri geçemeyecektir artık. Özetle, Türkiye için kabul edilmesi çok zor olan pek çok mesele, Avrupa'nın önceliği değil, çoğu zaman, millî hükümetlerin siyasî öncelik olarak addettiği meselelerdir. Dolayısıyla, daha çok Avrupa fikrinin yerleşmesi, bizim için son derece kolaylaştırıcı bir zemin de hazırlayacaktır. En azından, bizim de sivil diplomasi yollarını kullanarak bunu aşmamız ve lehimize çevirmemiz daha kolay olacaktır.

Size son iki yıl içerisinde yaşadığımız çok önemli bir vakıayı hatırlatmak istiyorum. Anayasal anlaşmanın hazırlanmasının konvansiyon sürecinde, Meclisimiz ve hükümetimiz diğer aday ülkelerle birlikte temsil edildi. Ancak, iki yıl önceki Kopenhag Zirvesi kararında, söz konusu anlaşmanın "hükümetlerarası konferans" dediğimiz nihaî aşamasına, sadece müzakereye başlanmış aday ülkelerin -yani, Romanya ve Bulgaristan kastedilerek- katılabileceği ifadesi vardı. Bu açık hükme rağmen, Meclisin ve hükümetin başarısı gözönüne alınarak, Selanik Zirvesinde -hem de Yunanistan'ın dönem başkanı olduğu bir zirvede- Türkiye'nin de, müzakereye başlanmış aday ülke gibi, hükümetlerarası konferansa davet edilmesine karar verilmiştir.

Sonuç olarak, Avrupa daha Avrupa oldukça Türkiye'nin de katkısı giderek artacaktır. Daha çok Avrupa siyaseti doğrultusunda gelişecek Avrupa anlayışı, bugün iki taraf arasında görülen pek çok sıkıntıyı da bertaraf edecektir. 1963'te başlayan ruh ve anlayış, daha büyük bir heyecanla devam edecektir. Bu ruh ve anlayışın bize yansıması ise, başta devlet ve siyaset kurumları olmak üzere, demokratik meşruiyeti güçlendirilmiş ve Avrupa kurumlarıyla, sadece ekonomik değil, aynı zamanda demokratik olarak da rekabet edebilecek bir siyasal sistemin topyekûn herkes tarafından desteklenmesi olmak zorundadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ankara Antlaşmasının dibacesinde ortaya konulan amaçları hatırlatarak sözlerime başlamıştım; sonuç bölümünde, Avrupa Birliği Anayasası Anlaşmasının dibacesinden birkaç alıntı yapmam hususunda müsaadelerinizi istirham ediyorum.

Dibace, bir alıntıyla başlamaktadır: "Anayasamıza 'demokrasi' adı verilir; çünkü, iktidar, azınlığın değil, çoğunluğun elindedir." Devam ediyor: "En zayıfı ve en yoksunu da dahil olmak üzere, tüm sakinlerinin iyiliği için, bütünleşmiş Avrupa'nın bu uygarlık, ilerleme ve refah yönünde yol alma niyetinde; kültüre, öğrenmeye ve toplumsal ilerlemeye açık bir kıta olarak kalma isteğinde ve kamu yaşamının demokratik ve şeffaf yapısını geliştirme ve tüm dünyada barış, adalet ve dayanışma için gayret gösterme arzusunda olduğu inancıyla, Avrupa halklarının, kendi ulusal kimliklerinden ve tarihlerinden gurur duyarak, geçmişteki bölünmelerini aşmaya ve her zamandan daha yakın bir şekilde, ortak bir kaderi paylaşmaya kararlı olduklarına kani olarak..."

Avrupa ülkeleri ve vatandaşlarının, iyi ve gereken biçimde kurulmuş tüm yetkilerini karşılıklı birbirine teslim etmiş oldukları hususlar vurgulanmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZEKERİYA AKÇAM (Devamla) - Anayasal anlaşmaların amaçlarından en önemlisi de şudur: "Birlik, diğer ülkeler ile ilişkilerinde kendi değerlerini ve çıkarlarını savunur ve destekler. Barışa, güvenliğe, dünyanın sürdürülebilir kalkınmasına, kişiler arasındaki karşılıklı saygı ve dayanışmaya, özgür ve adil ticarete, yoksulluğun ortadan kaldırılmasına, özellikle çocuk hakları başta olmak üzere, insan haklarının korunmasına ve Birleşmiş Milletler Antlaşmasının ilkelerine saygı gösterilmesi de dahil olmak üzere, uluslararası hukuka harfiyen uyulmasına ve geliştirilmesine katkıda bulunur."

Değerli milletvekilleri, inanıyorum ki, Türk Milletinin daha demokratik olma inancı ve azmi, Avrupa Birliği üyeliği çerçevesinde perçinleşecek, Türk Devleti ve Milleti, Avrupa Birliğinin en güçlü devleti ve milleti haline gelecektir. Tarihe şöyle bir baktığımızda, her milletin, onları diğer milletlerden öne çıkaran mümeyyiz bir vasfı vardır. Bu milletin ve devlet geleneğinin en mümeyyiz vasfı da yönetim konusunda göstermiş olduğu tarihî başarıdır. Bu tarihî mirastan hareketle, en büyük medeniyetlerden birinin temsilcisi olarak, bizlerin, barış ve huzura yönelecek en büyük tehdide karşı en sadık müttefikler olduğumuzu ve medeniyetler arasında kurulacak her türlü dayanışmanın da en yılmaz savunucuları olacağımızı bu kürsüden hatırlatmak istiyorum.

Sonuç olarak, başta hükümetimiz olmak üzere, Mecliste ve Meclis dışında bu yolda emek harcayan herkese müteşekkir olduğumuzu ifade ederek, Türk Milletinin hükümetine ve Meclisine karşı destek ve güveninin her zamankinden daha güçlü bir şekilde devam ettiği inancımı herkesle paylaşmak istiyorum ve tekrarlamak istiyorum.

Hepinize çok teşekkür ediyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Zekeriya Akçam (AK Parti, İzmir). “Chp grup başkanvekilleri ali topuz,kemal anadol ve haluk koç ile düzce mv.yaşar yakış'ın, türkiye ile ab arasında üyelik müzakerelerinin başlaması ile ilgili olarak alınacak karardan önce türkiye'nin izleyeceği tutum konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergeleri (8/ 17,18 )”. TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim tutanağı, 14 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/zekeriya-akcam-22-2004-12-14-chp-grup-baskanvekilleri-ali-topuz-kemal-anadol-ve-haluk-koc-ile-duzce (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
