# İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Zekeriya Akıncı (CHP, Ankara)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim
- **Tarih:** 15 Mayıs 2003
- **Gündem:** İŞ KANUN TASARISI VE SAĞLIK AİLE ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER (S,S, 73)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/zekeriya-akinci-22-2003-05-15-is-kanun-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sosyal-isler-s-s-73

> Zekeriya Akıncı (CHP), 15 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İŞ KANUN TASARISI VE SAĞLIK AİLE ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER (S,S, 73)); konuşma 1.259 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ZEKERİYA AKINCI (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz İş Kanunu Tasarısının 106 ncı maddesiyle ilgili olarak Grubum adına söz almış bulunuyorum; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Sevgili arkadaşlar, 106 ncı madde, özü itibariyle 90 ıncı maddeye atıfta bulunarak, verilecek para cezalarıyla ilgili düzenlemeyi içeriyor.

Cumhuriyet Halk Partisi sözcülerinin 90 ıncı maddeye dönük değerlendirmelerinden anlaşılmaktadır ki, bir kez Türkiye İş Kurumunu devreden çıkararak, özel istihdam bürolarının önü açıldıktan sonra verilecek para cezasının, aslında, büyük bir önemi kalmamaktadır, caydırıcılıktan uzak olacaktır. Galiba, özel istihdam büroları, Türkiye'nin ekonomik koşulları ve çalışma yaşamındaki olumsuzluklar göz önünde tutulduğunda, hoşgörünüze sığınarak söylüyorum; ama, tam anlamıyla, kel başa şimşir tarak tanımının ötesinde de bir anlam ifade etmeyecektir. Altyapısı oluşturulmamış adımların atılması da, korkarım ki, daha işin başında çeşitli biçimlerde tökezlememize neden olabilecektir.

Özel istihdam büroları ile sürücü kursları arasındaki ilintiyi de, bu sabah, herhalde, sadece ben değil, sanıyorum, Sayın Bakanı dinleyen hiç kimse de kuramadı. O nedenle, özel istihdam bürolarıyla karşılaştırabileceğimiz başkaca örnekler aramamızda yarar var diye düşünüyorum; çünkü, istihdam büroları fantezi olmaktan öteye gitmeyebilir. İşkur, bugünkü koşullarda ya da önümüzdeki dönemde hangi ilişkiyi kuramamış da, açılacak olan bürolar bu yükü üstlenecek. Sanıyorum ki, bu bürolar, futbolcu camiasındaki menejerlik ya da simsarlığın ötesine geçemeyecektir. Dahası, insanların işsizlikten kaynaklanan çaresizliğini sömürerek istismar edilmesinden başka bir sonuç da çıkmayacaktır. Sanki, iş hazır, işçi hazır, sadece biz, kimin aracılık edeceğini tartışıyoruz ve İşkur'u da yeterli görmeyip, özel istihdam bürolarını devreye sokmaya çalışıyoruz.

Sevgili arkadaşlarım, bu tartışmalar sırasında bazen "madde, madde" diyoruz ama, bu yasaya olumsuz anlamda damgasını vuran maddeler, öylesine yasanın ruhuna sinmiş ki, her fırsatta bunun tartışılmasına ihtiyaç var; uyarılmaya ihtiyaç var, tekrar tekrar konuşmaya ihtiyaç var. Biz, bunu yapmaya çalışıyoruz. Israrlarımızı sürdürüyor olmamızın gereğini, sanıyorum, açık seçik bir biçimde AKP'li arkadaşlarımız da anlamışlardır.

Sevgili arkadaşlarım, aslında, baştan beri, sanki, İş Kanunuyla yapılması düşünülen düzenlemelerin, her şeyden daha önemli, bir an önce karşılanması gereken büyük bir ihtiyaç olduğu izlenimi doğrulmuş olabilir. Hatta, bunun için, Meclisin denetim görevini askıya alıp, bu yasa üzerinde gece gündüz çalışıyor da olabiliriz; ama, bakınız, ne yapıyoruz biliyor musunuz; bence, sağlam bir temel atmadan duvar örüp çatıyı vuruyoruz. Esasında, çalışma yaşamımızda çok daha önemli ekonomik ve sosyal sorunlarımız varken, en temel kurumların yasası bile oluşturulmamışken, AKP İktidarı, hemen hemen ne sonuç doğuracağını bile bile "Avrupa Birliğinde şöyle, burada böyle" diyerek, sözde Avrupa Birliği normlarına uyum adı altında, onlara atıfta bulunarak, işçilerin onlarca yıldır kazanılmış olan haklarını ellerinden alacak bir yasayı çıkarmaya çalışıyor. Öyle ki, artık, ne sendika kalıyor ne grev ne kıdem tazminatı.

Ünlü fıkrayı sanıyorum hepimiz biliyoruz. Hoca, leyleği yakalar, gagasını, ayaklarını, kanatlarını kırpar, sonra da karşısına geçip "işte, şimdi kuşa döndün"der. Sizin yaptığınız da, bunca tartışmaya rağmen bu maddeleri ne yapıp edip geçirmek ve sonuçta, onlarca yıl sonrasında kazanılmış, elde edilmiş işçi haklarını kuşa çevirmekten başka bir şey değildir.

Avrupa Birliği standartlarını her alanda yakalayabilmek elbette hoş. Dünyada bir dalga da geliyor olabilir Sayın Bakanım; ama, çalışanların ve Türk insanının haklarını bu dalgaların yutmasına izin vermeyelim diye düşünüyoruz.

Elimizi vicdanımıza koyalım, hangi Avrupa ülkesinde bu kadar yüksek oranda işsiz, bu kadar kısa sürede işini kaybeden milyonlarca insan var? Hangi Avrupa ülkesinde asgarî ücret 225 000 000 Türk Lirası? Hangi Avrupa ülkesinde, Sayın Bakanın ifadesiyle, asgarî ücretin altında çalışmaya hazır binlerce üniversiteli genç var?! Hangi Avrupa kentinde, bir AKP sözcüsünün ifadesiyle, Adıyaman'da ya da bir çok ilimizde olduğu gibi karın tokluğuna çalışacak binlerce insan var?

Avrupa'da ve Türkiye'de 30'un altında işçi çalıştıran işyerlerinin sayısı ve bu işyerlerindeki işçi sayısının birbirlerine oranı nedir, biliyor muyuz acaba? Biz de, Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, tıkır tıkır işleyebilen bir işsizlik sigortası sistemi oturtabildik mi; oradaki kadar güçlü ve kapsayıcı bir sosyal güvenlik sistemimiz var mı; çalışanların iş güvencesi ve örgütlülüğü bu kadar güçlü mü; elbette ki hayır. Bu yalın gerçekler ortadayken, bizim önceliklerimiz bambaşkayken, böyle bir yasa yapmak, baştan da söylediğim gibi, sağlam bir temel atmadan çatı vurma hazırlığından başka bir şey değil.

Tabiî ki, çağdaşlaşma ve her alanda kurumlaşma yolunda atılacak adımları, elbette, hepimiz yürekten destekleriz; ama, bizi, vahşi kapitalizmin kölelik düzenine götürecek bu tür yasal düzenlemeler karşısında sessiz kalmamızı, karşı çıkmamamızı da kimse bizden beklemesin ve bu değerlendirmelerimizden ötürü de, hiç kimse, Sayın Bakanımız Şahin gibi "Castro'nun Kübasındaki Mecliste miyim" gibi bir hisse de lütfen kapılmasın.

Sevgili arkadaşlarım, bazı milletvekillerimiz yine alınganlık gösterecektir; ama, AKP iktidarı, hiçbir biçimde işçilerin lehine sonuç vermeyecek bu yasayı çıkarmak isterken, belli ki, bazı iş çevrelerinin baskısını göğüsleyememekte. Bunun biçimini, şeklini, empoze tarzını bilemeyiz; ama, açık olan budur; çünkü, sendikalar "işçinin hakları elinden alınıyor, çalışma barışı bozuluyor. Bu durumdan, dürüst, yurtsever, ulusal çıkarları gözeten işverenler de zarar görür" diyorlar, buna kulaklarımızı tıkıyoruz; ama, işveren çevreleri Avrupa Birliği normları bunu da gerektiriyor diye dayattılar mı, parmaklar, bu yasa tasarısı geçsin diye kalkıveriyor. Yarım yamalak bir İş Güvencesi Yasasını uygulamaktan bile çekiniyor, erteliyoruz; ama, sıra, İş Güvencesi Yasasından yararlanma olanaklarını işçilerin elinden almaya geldi mi "olur" diyorsunuz. Adalet ve kalkınmayı, ilerlemeyi, büyümeyi ve iş barışını böyle mi sağlayacağız?! Bir meydanlarda verilen sözlere bakın, bir de Meclisten çıkarılmak istenen yasalara bakın. Tam da eski siyaset anlayışına uygun, içler acısı bir durum değil mi?!

Sayın Kafkas, İş Güvencesi Yasasının uygulanmasının erteleneceğini ve işçilerin onlarca yıllık kazanımlarını bir kalemde silip atacağınızı, bugün değil de 3 Kasım seçimlerinden önce ilan edebilmiş ve yüreklice söyleyebilmiş olsaydınız, acaba, AKP, kaç işçinin oyunu alabilirdi; merak ediyorum. Peki, sonuç; sonuç, tabiî ki, birçok toplum kesiminin aldatıldığı gibi, işçilerin de aldatılmış olması.

Sevgili arkadaşlarım, bakın, her ne kadar komisyonda ilgili maddelerin bu haliyle çıkması için oy kullanmışsa da, bir AKP milletvekili, 14 Mayıs Çarşamba günü, canlı bir televizyon programında, İş Kanunu Tasarısının çeşitli maddelerini sayarak, ki bunları başında yer alan işçinin tanımlanması, ödünç işçi ilişkisi, yeni iş sözleşmesi türleri, taşeronlaştırma, iş fesihleri, İş Güvencesi Yasasından yararlanma, esnek çalışma yöntemini içeren bazı maddelere de atıfta bulunarak, ortaya çıkacak sakıncalardan söz etti ve gerekirse bunların yeniden görüşülebileceğini de ima etti. Hatta, bu kaygılarını Sayın Başbakana da aktardığını ve tabanda toplumsal tepkilerin oluştuğunu söylediğini de basından hepimiz okuduk. Peki, sevgili arkadaşlarım, biz de günlerdir aynı şeyleri anlatmaya çalışmıyor muyuz; sendikalar ve işçi çevreleri aynı şeyleri söylemiyor mu?! Öyleyse, tartışmaları niçin sağırlar diyaloğuna çeviriyorsunuz?! Bizim söylediklerimizi, belki duymazlıktan gelebilirsiniz ya da muhalefet partisi olmamızdan ötürü zorunluluk gibi değerlendirebilirsiz; ama, hiç olmazsa, bu konuda kaygıları olan AKP'li milletvekillerinin sözlerine kulak verirsiniz diye umut ediyorum. İnşallah, AKP'nin Antalya kampı da, bu anlamda olumlu sonuçlar getirir, yeni değerlendirmeler için de, sizin için de bir fırsat yaratır.

Sevgili arkadaşlarım, zaten, söz konusu itiraz noktaları yeniden değerlendirilse, bundan doğan olumsuzluklar giderilebilse, sorun çözülebilecek gibi de görünüyor.

Bakınız, ne işçiden ne onun örgütlerinden ne de onların hak aramasından korkmayınız. Çalışma yaşamına gerçek barış, ancak taraflar güçlü olabilirse, huzurlu olabilirse gelir. İşsiz kalandan, örgütsüz olandan, karın tokluğuna çalışandan, ne işverene ne de Türkiye'ye hayır gelir. Hepimiz hatırlarız, 12 Eylül sonrası, bir işveren sendikasının başkanı, gülme sırasının kendilerine geldiğini ilan etmişti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZEKERİYA AKINCI (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun efendim.

ZEKERİYA AKINCI (Devamla) - Oysa, onbeş yirmi yıldır yaşadıklarımız, bu işverenlerimizi gerçekten güldürebildi mi? Hiç sanmıyorum; ama, bir gerçek var ki, olup bitenlerde asla sorumluluk sahibi olmayan, tam aksine, bu sürecin bütün olumsuzluklarına katlanmak zorunda kalan, daha ötesi, bazı kazanılmış haklarından vazgeçmeyi de göze almış, çok sıkıntılı dönemlerde büyük özveri de gösterebilmiş işçileri, cezalandırırcasına, böyle bir yasayı geçirmek, bazı işverenlere, bırakın gülmeyi, belki göbek attıracak; ama, inanın ki, milyonlarca çalışanın içi kan ağlayacaktır.

Yüce Meclisimizin görevi, hepimizin görevi, taraflardan her ikisinin de yüzünü güldürebilecek düzenlemeler yapabilmek olmalıdır. Bunun için hâlâ zamanımız vardır. Israrlarımız bu nedenle devam etmektedir. Yasanın geri çekilmesi, ilgili çevrelerde daha ayrıntılı tartışılması, herkesin kabul edebileceği yeni bir yasal düzenleme yapılabilmesi mümkün görünüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Zekeriya Akıncı (CHP, Ankara). “İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)”. TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim tutanağı, 15 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/zekeriya-akinci-22-2003-05-15-is-kanun-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sosyal-isler-s-s-73 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
