# Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarı ve Teklifi münasebetiyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 26. Dönem)
- **Konuşmacı:** Zekeriya Temizel (CHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim
- **Tarih:** 2 Kasım 2017
- **Gündem:** Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarı ve Teklifi münasebetiyle
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=62834
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/zekeriya-temizel-26-2017-11-02-bazi-vergi-kanunlari-ile-diger-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina

> Zekeriya Temizel (CHP), 2 Kasım 2017 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarı ve Teklifi münasebetiyle); konuşma 1.113 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ZEKERİYA TEMİZEL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

502 sıra sayılı Yasa Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım ancak sözlerime başlamadan önce, Hakkâri’de şehit düşen canlara Allah’tan rahmet, kalanlara da başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, buradaki notlarıma “Dinlemekten bıkmadığınız” diye başlıyordum ama dinleyen olmadığı için, o nedenle bıkılmıyor belki de. Aslında, ısrarla, bu torba yasalarla ilgili görüşmelere bütün milletvekillerinin gelmesini zorunlu tutmalı, iki defa torba yasa görüştükten sonra bir daha torba yasa getirmeye kimse cesaret edemez o zaman.

Değerli arkadaşlar, artık torba yasaların kalitesi konusunu konuşmaktan bıktık, konuşmayacağız. Nasıl olsa demokrasilerde yasa yapma yetkilerini gelecekte inceleyenler, “Türkiye Cumhuriyeti’nin Millet Meclisinde yasalar böyle yapılır.” diye tarihe not düşecekler ancak kod kanun olarak düzenlenmesi gereken birçok hükmün bir torbaya sıkıştırılmasının artık anlamının kalmadığını, mürekkebi kurumadan bu kanunları yeniden değiştirmek zorunda kalacağımızı; özellikle de tebliğ ve genelgelerle düzenlenmesi gereken, çözüm bulunabilecek birçok konunun çok uzun, genelge gibi, tebliğ gibi maddelerle düzenlenmesinin yasa yapma tekniğiyle uzaktan yakından ilgisinin olmayacağının altını bir defa daha çizmek istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu torba yasayla öncelikle vergi düzenlemeleri yapıyoruz. Kurumlar vergisi oranını yüzde 10 artırıyoruz, yüzde 20’den yüzde 22’ye çıkartıyoruz, motorlu taşıtlar vergisini artırıyoruz, gazozculardan ÖTV alıyoruz, özürlülerin kullandığı araçlardan daha önceden muafiyet nedeniyle alınmayan vergilerde muafiyet sınırlarını daraltıyoruz. Bütün bu düzenlemeler bu tasarının içerisinde var ancak bu vergi düzenlemeleriyle ilgili genel bir değerlendirme yapmadan önce bir konuyu sizlerin dikkatine sunmak, daha sonra da bu vergi düzenlemelerini o açıklamalar çerçevesinde vicdanlara havale etmek istiyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, vergi düzenlemeleri ekonomik gereksinimlerden doğar, dolayısıyla da ekonominin gerçek durumunun belirlenmesi ve bu gerçeğin ortaya konulması, vergi kanunlarının yapılması sırasında farklı seçeneklerin oluşturulmasına zemin sağlar. Aksi takdirde, o veriler bilinmeden yapılan düzenlemelerin doğru mu, hakkaniyetli mi ve özellikle de eşitlik ilkesine uygun olup olmadığını bilmek mümkün olmaz. Bu değerlendirmelerden sonra ancak milletvekilleri bu düzenlemelerin hakkaniyetli olduğuna, dolayısıyla çıkarılmasının gerekip gerekmediğine karar verebilirler.

Şimdi, değerli arkadaşlar, biz nasıl bir ekonomi için düzenleme yapıyoruz yani ekonomimizin durumu ne? Biliyorsunuz, Türk ekonomik verilerinin temelini oluşturan seriler Türkiye İstatistik Kurumu tarafından değiştirildi. Yeni seriyle yapılan bütün göstergelerde bir de baktık ki biz son beş sene içerisinde birdenbire zenginleşmişiz, ulusal gelirimiz yüzde 19 artmış son beş sene içerisinde, zenginleşmişiz. Buna bağlı olarak millî gelirimiz 1,9 trilyondan 2,5 trilyon liralara yaklaşmış 2016 tarihi itibarıyla. Yatırımlarımız da yükselmiş, yüzde 29,5 olmuş. Cari açık -bu rakamları pek değiştiremiyoruz, direkt olarak gümrük verilerinden falan aldığımız için- 3,2’ye gelmiş. Kısacası, ekonomimiz birdenbire yüzde 29 oranında yatırım yapan, cari açığı yüzde 2 olan güçlü bir ekonomi hâline gelmiş.

Değerli arkadaşlar, millî gelir hesabının muhasebesinde bir denklem vardır, bilirsiniz onu. Toplam yatırımlar, ulusal tasarruflar ve cari açığın toplamına eşittir. Dolayısıyla toplam yatırımlardan cari açığı çıkarırsanız geriye tasarruflar kalır. Biraz önce verdiğim iki rakamdan yani 29,5’tan 3,2’yi çıkardığınız zaman bizim ulusal gelire göre tasarruf oranımız yüzde 26,3 olur. Şimdi, bu durum karşısında biz toplam yatırımlarının millî gelire oranı yüzde 29,5, tasarruf oranı yüzde 26,3, cari açığı yüzde 3,2 olan bir ekonomiyi konuşuyoruz. Hâlbuki eski seriye göre aynı verileri anlatıyor olsak o zaman diyecektik ki: Toplam yatırımların millî gelire oranı yüzde 18 civarında, tasarruf oranı yüzde 14 civarında, cari açık da yüzde 4. Şimdi, bu ekonomi için yapacağınız düzenlemeler ile biraz önce söylediğim ekonomi için yapacağınız düzenlemeler birbirinden farklı olmak zorundadır çünkü vergilerle getireceğiniz yükü kimin üzerine yıkacağınıza bağlı bir olaydır.

Şimdi, değerli arkadaşlar, 1,9 trilyon lira olan bu ulusal gelirin nasıl 2,5 trilyon lira dolayına yükseldiğini, bize yeni seriyle ilgili bilgi veren TÜİK yetkililerine sorduk “Ya nasıl oldu, böyle birdenbire 600 milyarlık falan bir gelir artışına sahip olduk?” diye. Dediklerine göre, bizim inşaat yatırımlarımızla ilgili, inşaat gelirlerimizle ilgili vergiler millî gelir hesaplarına meğerse çok iyi yansımamış. Onları tam olarak gerçek değerleriyle koyduğunuz zaman gelir zıplıyor. Gerçekten de ulusal gelir içerisinde inşaatın payı yüzde 4’ten yüzde 8’e yani iki katına çıkmış.

Şimdi, bu durumda çok net olarak şu soruyu sormak gerekiyor: Değerli arkadaşlar, eğer ulusal gelirde inşaat gelirlerinin millî gelir hesaplarına doğru yansımaması nedeniyle böyle 600 milyar liralık bir artış olmuş ise bu artış özellikle de inşaattan ve rant gelirlerinden kaynaklanan bir artış ise siz yeni vergi düzenlemesi getirdiğiniz zaman kime getirirsiniz? Bu gelirleri elde edene getirirsiniz. Peki, bu tasarıyla kime getiriyoruz? Motorlu taşıt kullananlara, gazoz içenlere...

Şimdi, bu düzenlemede herhangi bir hakkaniyet görüyor musunuz? Hani bütün göstergeleri uluslararası değerlendirildiği zaman neredeyse dünyanın en gelişmiş birkaç ülkesinin arasına girebilecek kadar iyi olan bir ekonomide bunlarla ilgili düzenlemeler mantıklı düzenlemeler mi oluyor? Katılmadığımız, benimseyemediğimiz olay kesin olarak bu.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bir önemli olay daha var, bunların unutulmaması açısından bir daha altını çiziyorum. Bu yüzde 26’lık tasarruf oranına biz fena hâlde takıldık. Ulusal gelirin -yani bu yıl itibarıyla 3 trilyon lirayı geçti- yüzde 26’ları civarında, hadi yüzde 25’i diyelim, yüzde 25’i civarında bir tasarrufu varsa eğer, bizim tasarruflarımızın yaklaşık 700-750 milyar lira arasında olması gerekiyor. O zaman bu tasarrufların bir yerlerde durması lazım; bankacılık sisteminde olacak, finans kesiminde olacak, bir yerde olacak bu olay. Şimdi başlıyorsunuz bunu aramaya. Bunu haklı gösterebilecek tek bir veriyle bile karşılaşmıyorsunuz bizim finans sistemimizin içerisinde, yok böyle bir para. Değişik varsayımlarla bir sürü çalışma yaptık. Eldeki verilerin hepsi sağlıklı olmadığı için, belirli bilgilere ulaşılmadığı için elbette ki bütün düzenlemeleri doğru dürüst yapamıyoruz ama nereden bakarsak bakalım 300-350 milyar lira civarındaki bir veriye kesin olarak ulaşamıyoruz. Bu ne anlama geliyor? İnşaat sektöründe rant gelirlerinden kaynaklanan gelirler nedeniyle millî gelirimiz artmış ancak bu gelirler kayıt dışında kalmış, kayıt dışında, yok ortalıkta.

Şimdi soruyu bir defa daha soruyorum ve işte bunu vicdanlara havale ediyorum. Ulusal geliri rant gelirlerinden kaynaklanır bir şekilde inşaat sektörlerinden artmış, bu kaynağın da aşağı yukarı 300-350 milyar lirası kayıtlarda gözükmüyor. Bu durumda vergilendireceğiniz alan ne olur, bu sektörler mi, kayıt dışı sektörler mi yoksa gazozcular mı ya da özürlülerin muafiyet sınırlarını daraltmak mı? Bunu vicdanınıza havale ediyorum. Bu kanun tasarısındaki temel eleştiri noktalarımızdan bir tanesi budur.

Şimdi değerli arkadaşlar, kanun tasarısının hacmi itibarıyla maddelerini bile saymaya zaman yetmiyor. Ancak, özellikle 2000 krizinden sonra Türkiye'nin haklı olarak övünmüş olduğu bir mali disiplin uygulamaları vardı. Bu mali disiplin uygulamalarının da en önemli ayaklarından bir tanesi Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’du yani artık devletler keyfî bir şekilde istedikleri gibi borçlanıp istedikleri gibi sağa sola bu paraları saçmayacaklardı. Dolayısıyla bütün bütçe harcamalarının hepsi bu çerçeve içerisinde, disiplinli bir şekilde yürütülecekti. Devletin borçlanmasıyla ilgili düzenleme kesinlikle bütçe açığına bağlanmıştı. Bu şu anlama geliyor: Yani sizin bütçenizde ne kadar açık varsa ancak o kadar borçlanabilirsiniz demek. Örneğin, 2007 bütçesinde 47 milyar lira civarında bir açık oluşacaktı, 47 milyar liralık açık için sadece borçlanma yetkisi vardı ancak yasada bu limitin aşılmasında iki ölçü daha kullanılıyordu. İlk yüzde 5 Maliye Bakanlığının yetkisiydi yani 47 milyar liralık borçlanma yetmediği takdirde, 2’nci yüzde 5’te, 2’nci yüzde 5’te... (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Aslında bazen salonun daha boş olmasının daha iyi olacağını da düşünmüyor değilim açık söylemek gerekirse.

---

**Kaynak gösterme:** Zekeriya Temizel (CHP, İzmir). “Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarı ve Teklifi münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim tutanağı, 2 Kasım 2017. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/zekeriya-temizel-26-2017-11-02-bazi-vergi-kanunlari-ile-diger-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina (erişim: 29 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=62834

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
