# Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu (s.s 1189)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Züheyir Amber (Anavatan Partisi, Hatay)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 109. Birleşim
- **Tarih:** 31 Mayıs 2006
- **Gündem:** SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU (S.S 1189)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/zuheyir-amber-22-2006-05-31-sosyal-sigortalar-ve-genel-saglik-sigortasi-kanunu-s-s-1189

> Züheyir Amber (Anavatan Partisi), 31 Mayıs 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 109. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU (S.S 1189)); konuşma 1.429 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA ZÜHEYİR AMBER (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan 5489 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Tasarısı üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; konuşmama başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Anayasanın "X. Sosyal güvenlik hakları" başlıklı madde 60'a göre "Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar" demektedir. Anayasada tarif edilen bu haklar, aynı zamanda bir insan hakkıdır.

Sosyal güvenlik, modernleşme sürecinde toplumsal dayanışmanın kurumsallaşmış adıdır. Sosyal devletin görevleri arasında yer alan, insan onuruna yaraşır asgarî yaşam düzeyinin sağlanması, herkese çalışma olanağı yaratılması, çalışanlara adaletli ve dengeli ücret verilmesi ve çalışamayacak durumda olanların sosyal güvenlik önlemleriyle korunması anlamını taşımaktadır.

Bu nedenle, ekonomik izahı ne olursa olsun, yapılacak reformun birincil amacı, toplumun katmanları arasındaki dayanışmayı sağlayacak şekilde düzenlenmesidir.

Reformun sözcük anlamının, daha iyi duruma getirmek için yapılan değişiklik, iyileştirme, düzeltme, ıslahat olduğu unutulmamalıdır. Bizim için denge, sosyal devlet ile ekonomik istikrar arasındaki dengedir; ki, Hükümet tasarısı, maalesef, bu dengeyi önemsememiştir.

İkinci büyük temel yanlış da, genel sağlık sigortasıyla bir bütünlük arz eden kanunların eşzamanlı olarak çıkarılmamasıdır. Yani, bu kanunla birlikte, hastanelerin işletme haline getirilmesi ve işleyebilir bir aile hekimliği kanununun, Sağlık Bakanlığını bu yeni duruma adapte edecek kanunların hep birlikte çıkarılması gerekmektedir.

Bir yandan, yanlış da olsa, Aile Hekimliği Kanununu çıkarıp, daha sonra, 12 Eylül rejiminin Mecburî Hizmet Kanununu hortlatmak, diğer yandan, özelleştirmeci gibi davranırken özel şahısların yaptığı hastanelerin devlet tarafından kiralanmasına yönelik devletleştirmeci kanun çıkarmak, Hükümetin, güvenirliğini kaybetmesine neden olmuştur. Büyük reformlar yapmak istiyorsanız, önce kamuoyunun güvenini sağlayınız.

Kanun tasarısının ilgili maddelerinde görüleceği üzere, esnaf ve muhtarlarımız ve onların bakmakla yükümlü oldukları yakınları, herhangi bir nedenden dolayı primlerini veya borçlarını yatırmadıkları takdirde, herhangi bir sağlık ödeneği ve sağlık hizmeti alamayacaktır. Oysa, Anayasamızda da belirtildiği gibi, devlet, vatandaşına, sağlık, eğitim hizmetini eşit şekilde sağlamak zorundadır.

Kanun tasarısının malullük sigortasından sağlanan haklar ve yararlanma şartlarına baktığımızda; malullük, en az on yıldan beri sigortalı olup toplam olarak 1 800 gün veya başka birinin sürekli bakımına muhtaç derecede malul olan sigortalılar için ise beş yıldan beri sigortalı bulunup, toplam 900 günlük malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirmiş olması gerekmektedir deniyor.

Değerli arkadaşlar, malullük, isteğe bağlı bir olgu değildir. Malul olan bir kimse, yukarıdaki şartları yerine getiremediyse ortada kalacaktır. Oysaki, devletin aslî görevleri, sağlık ve sosyal güvencesidir. Üstelik, malul olan kimse de, bir bakıma muhtaç olacaktır. İlgili bu madde, gün şartı aranmaksızın, malul olan ve bunu sağlık hizmeti sunan devlet kuruluşlarından belgeleyen kimsenin malullük aylığının öncelik tanınarak bağlanması yönünde tekrar düzenlenmelidir.

Bir de, malul olma oranından bahsetmek istiyorum. Gelişmiş ülkelerde, çalışanın, çalışma ortamında parmağına dahi bir şey olsa tedavisinin ardından psikolojik tedavi hizmeti verilmekteyken, bizde, yüzde 60'ın üzerinde malullük oranı çok yüksek görülmektedir. Bu oranın yüzde 40 ile yüzde 50 seviyelerine çekilmesinin gerektiğini burada vurgulamak istiyorum. Ayrıca, maluliyete sebep verecek koşullar, tüm işkollarındaki yerlerde, iş sağlığı ve çalışan güvenliği olarak yeniden düzenlenmeli, tüm çalışanlarımızın sağlıklı ve güvenli ortamlarda çalıştırılmaları sağlanmalıdır.

Yaşlılık sigortasından sağlanan haklar ve yararlanma şartlarına baktığımızda; hem Avrupa Birliği ve gelişmiş ülkelerin çalışma koşullarını sağlayamıyorsunuz hem bu zor şartlar altında çalışanların prim gün sayısını artırıyorsunuz.

Bugün, Türkiye koşullarında, bir işçinin -kamu kesimi hariç- 9 000 gün sigortalı çalışması, ancak mucizeyle gerçekleşebilir. Bu tasarıyla, devletin, istihdamın azaltılması yönünde ciddî bir rolü oluşmaktadır. Açık olan bir pozisyona 20 yaşındaki bir kişiyi yerleştirdiğinizde, o pozisyon kırksekiz yıl dolu olacaktır.

Yabancı yatırımcıların, ülkemizde, yeni istihdam yaratıcı yatırım yapmayıp, mevcut olan yatırımları, yani mevcut istihdamları satın aldıkları bir gerçektir. Yerli yatırımcılarımızın ise, yüksek prim ve maliyetlerden dolayı yatırımdan çekindikleri ortadadır. Bu şartlar altında, mevcut olan işsizlik rakamı bir çığ gibi büyüyerek… Hatta, korkarım ki, bu olay bir sosyal patlama yaratacaktır.

Değerli arkadaşlar, Anavatan Partisinin sosyal güvenlik reformuna ilişkin bir öneri paketi vardır. Daha önce, Sayın Genel Başkanımız ve diğer arkadaşlarımız, Grup Başkanvekilimiz de, bu konuyu, burada, özetlediler, ifade ettiler. Ben de, yine, bu konuyu, burada, tekrar özetleme ihtiyacını duyuyorum.

Sosyal güvenlik reformu acilen yapılmalıdır. 1994-2005 yılları arasında, sistemin finansman açıklarının Hazinece karşılanmasının güncellenmiş değeri 501 katrilyon TL'dir. Mevcut sistem reforme edilmezse, topluma, on yılda, kümülatif 316 katrilyon ek maliyet getirecektir. Bunun, Hükümetin emeklilik yaşı ve prim ödeme gün sayısı gibi parametreler üzerinden getirdiği çözüm mevcut iştirakçileri etkilemeyecek, dolayısıyla, sosyal güvenlik kurumlarının açıklarına yirmibeş yıllık dönem içerisinde pozitif bir katkı sağlamayacaktır. Zaten, bu modelde, sosyal güvenlik kurumu açıklarının gayri safî millî hâsılaya oranının 2055 yılında sıfırlanacağı öngörülmektedir.

Sosyal güvenlik sisteminin üç temel sorunu vardır:

Birincisi, kapsayıcılık sorunudur. Sistem, rasyonel temelde kurulmadığı ve işlemediği için, ekonomik hayatın rasyonelleriyle uyumsuzluk göstermekte; kapsayıcı olamadığı gibi, sistem dışında kalan ya da kalmayı yeğleyen istihdama yol açan karakteriyle, kayıtdışılık ve haksız rekabet sorunları yaratmaktadır.

İkinci ve güncel sorun, sistemin birikmiş ve sürdürülemez aktüerya dengesi sorunu nedeniyle ortaya çıkan finansman açığıdır. Yakın vadede, sistem içinde çözülmesi mümkün olmayan nakit akım sorunu olarak tanımlayabiliriz bunu.

Üçüncü sorun, sistemin aktüeryal dengesinin mevcut parametreler içerisinde sürdürülemezliği, yani sistemin çökme riskiyle karşı karşıya bulunmasıdır.

Hiç şüphesiz, çözümü, sistem bütünlüğünü gözeten, kapsamlı bir reform yaklaşımı içinde aramak zorundayız. Anavatan Partisi, sosyal güvenlik sisteminin yeniden yapılandırılmasının, istihdam, yatırım, teşvik ve vergi sistemleriyle entegre bir bakış açısıyla ele alınması gerektiğini düşünmekte ve istihdam dostu bir sosyal güvenlik reformu önermektedir. Elbette, bu sistem bütünü içerisinde, esneklik ve güvenliğin birleştirilmesi, emeklilik ve sağlık sigorta sistemlerinin mutlaka birbirinden ayrıştırılması, kurumsal özerklik, hizmet alan -hizmet veren kurumsal ayrılığının sağlanması, emeklilik yaşı ve prim ödeme süresinin uzatılması gibi düzenlemeler yer almaktadır. Ancak, iddiamız odur ki, emeklilik yaşı ya da prim aylık bağlama oranı gibi parametrelerde yapılacak düzenlemeler, tek başına sistemin sorununu çözmeye yetmeyecektir. Sistemin kısa vadeli nakit akım sorununun, sistem içinde mutlak bir çözümü yoktur; ancak, açık finansmanını olabildiğince asgarîye çekecek çözümler mümkündür. Sistemin temel problemi olan aktüeryal denge sorunu, hiç kuşkusuz, kapsayıcı ve gerçekçi bir rekabet stratejisinin benimsenmesi, bu stratejiye uygun yatırım, istihdam, vergi ve teşvik politikalarının bir sistem bütünlüğü içerisinde hayata geçirilmesi, nihaî olarak, kayıtdışı istihdamın kayıt altına alınması ve yeni istihdam yaratılmasının teşvik edilmesiyle mümkündür.

Anavatan Partisinin, bütün bu önermeler ışığında, yukarıda ifade edilen ilkelere uygun yaratıcı ve etkili bir çözümü vardır. Çözümün özü, sistemin açık finansmanına dair yaklaşımda paradigmayı değiştirmektir.

Sistemin, kurumlararası kaynak aktarımı biçiminde gerçekleştirilen açık finansmanı yönetimini, istihdam ve kayıtlılığı teşvik biçimine dönüştürmek, sistemde radikal bir dönüşümün, başlangıcı olacaktır.

Öneri, bütçede her yıl açık finansmanı için ayrılmak zorunda kalınan kaynağa ilave hiçbir kaynak gereksinimi duyulmadan, tam tersine, açık finansman gereksinimi azaltılarak, sistem, görece olarak çok daha sağlıklı, rasyonel ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulacaktır.

2006 bütçesinde sosyal güvenlik sistemi açık finansmanı için ayrılan kaynak 23,2 katrilyon TL'dir. İlave sağlık harcamalarının yaratacağı açıkla beraber düşünüldüğünde, 2006 yılı için bütçenin karşılamak zorunda olacağı açık 20 milyar dolar olarak öngörülebilir. 2005 yılı içinde gerçekleşen rakamın buna çok yakın düzeyde olduğu gözardı edilmemelidir. Bu rakam, kişi başı aylık 100 dolar işçi ve işveren prim teşviki varsayımıyla ilişkilendirildiğinde 16 666 000 adam/yıla tekabül etmektedir. Kısaca, devlet, kurumlararası kaynak aktarmak yerine, kişi başı aylık 100 dolar varsayımından hareketle 16 666 000 kişinin sisteme katılmasını teşvik edebileceği finansmanı zaten kullanmaktadır. Amaç, sistemin bilanço denkliğini sağlamaksa, kaynak girişini kurumlararası aktarma yerine sisteme katılması teşvik edilen prim ödeyicileri dolayısıyla gelmesi, hiç kuşkusuz, daha akılcı ve daha gerçekçidir. Paradigma değişimi dediğimiz şey de, bu kadar basit, bu kadar yalındır.

Önerimiz, 2007'den itibaren on yıllık süreyle, sisteme ilk defa giren yeni iştirakçinin toplam priminin (işçi artı işveren) yüzde 70'inden başlamak üzere, her yıl azalan oranda ve onuncu yıl sonunda sıfırlanacak şekilde devlet tarafından karşılanmasıdır. Diğer deyişle, yeni iştirakçinin sosyal güvenlik primlerinin birinci yıl yüzde 70'i, ikinci yıl yüzde 60'ı, dokuzuncu yıl yüzde 5'i, onuncu yıl yüzde sıfırı devlet tarafından karşılanacak olup, geriye kalan tutarlar işçi veya işveren tarafından ödenecektir.

Kolayca anlaşılacağı gibi, azalan oranlarda devlet teşvikinin on yıl boyunca süreceği, artan oranlarda, sisteme katılanların prim ödeyeceği bir mekanizma öngörülmektedir.

Ekte, önerimizin, on ve yirmibeş yıllık projeksiyonları yapılmıştır ve başkaca hiçbir parametrede değişiklik yapılmadan (sağlık harcaması, prime esas kazanç, aylık bağlama oranı, emeklilik yaşı ve prim ödeme gün sayısı vb.) sadece, sisteme, yeni iştirakçi kazandırılmıştır.

Sisteme, on yılın sonunda 14 000 000 yeni iştirakçinin katılacağı öngörülmektedir; ki, 10,7 milyon kişinin kayıtdışı istihdamda olduğu ve halihazırda sistemin, yılda 350 000 olmak üzere, on yılda 3,5 milyon iş yaratma potansiyeline sahip olduğu göz önüne alındığında bu giriş rasyoneldir. Kaldı ki, bu, Avrupa Birliği için de bir hedeftir ve Türkiye, bu kararlılığı ortaya koymaya mecburdur.

Sistem, eklerde görüleceği gibi, onuncu yılın sonunda, bilanço denkliğinde artıya geçecek, aktüerya dengesi 1,70'e 1 dengesinden 2,88'e 1 dengesine erişmiş olacaktır. Bu da, mevcut reform paketinin elli yılda ulaşacağı sonucun on yılda alınması demektir değerli arkadaşlarım.

Sistemin yeni iştirakçilere ilişkin varsayımları nasıl değiştirilirse değiştirilsin, yani on yılda, isterse, sadece bir tek kişi de olsa, 1 000 000 kişi de olsa, sonuçları, mevcut sisteme göre kazanç ifade edecektir.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Züheyir Amber (Anavatan Partisi, Hatay). “Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu (s.s 1189)”. TBMM Genel Kurulu, 109. Birleşim tutanağı, 31 Mayıs 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/zuheyir-amber-22-2006-05-31-sosyal-sigortalar-ve-genel-saglik-sigortasi-kanunu-s-s-1189 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
