# IŞİD terör örgütü tarafından 5 Haziran 2015 tarihinde Diyarbakır'da gerçekleştirilen terör saldırısının soruşturmalarında ihmali bulunanların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1451)

- **Tür:** Meclis araştırması önergesi (TBMM 28. Dönem)
- **Esas no:** 10/1451
- **Tarih:** 5 Haziran 2024
- **İlk imza:** Gülüstan Kılıç Koçyiğit (DEM Parti, Kars); Sezai Temelli (DEM Parti, Muş)
- **İmza sayısı:** 2
- **Son durum (TBMM):** Gündemde
- **TBMM kaydı:** https://www.tbmm.gov.tr/Denetim/Meclis-Arastirma-Onergesi-Detay/527cd3d3-dfd6-4361-aeef-018ff14f884d
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/onerge/10-1451-isid-teror-orgutu-tarafindan-5-haziran-2015-tarihinde-diyarbakir-da-gerceklestirilen-teror

> 10/1451 esas numaralı meclis araştırması önergesi 5 Haziran 2024 tarihinde verildi; ilk imza: Gülüstan Kılıç Koçyiğit (DEM Parti); 2 imza. Son durum (TBMM): Gündemde.

## Önerge metni

Halkların Demokrasi Partisi'nin (HDP) 7 Haziran Genel Seçimleri öncesi 5 Haziran 2015'te Diyarbakır İstasyon Meydanı'ndaki yapılan final mitinginde gerçekleştirilen bombalı saldırıda 5 yurttaşımız yaşamını yitirmiş, yitirmiş ( 65 yaşındaki Ali Türkman, 34 yaşındaki Şeyhmus Çakan, 47 yaşındaki Necati Kurul, 17 yaşındaki Civan Aslan ve 16 yaşındaki Ramazan Yıldız) 400'e yakın yurttaşımız da yaralanmıştır. Katillerin yargılandığı davada açığa çıkan hukuksuzluklar ve katliamın ardındaki süreçlerin ve işbirlikçilerinin özellikle yargılamaya dahil edilmemesi, soruşturulmalarına dair taleplerin reddedilmesi, yargı eliyle bir katliamın açıklığa kavuşturulmasını engellemeye dönük, endişe veren çabalar olmuştur. Katliamın ardındaki karanlığın açıklığa kavuşturulması, tüm sorumluların yargı önüne çıkarılması, hukuki ve adil bir yargılama yapılmasının sağlanması amacı ile amacı ile Anayasa'nın 98. ve İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

GEREKÇE ÖZETİ

HDP'nin kurulduğu günden itibaren öncü misyonu Kürt sorununu şiddetten arındırarak barışçıl çözümünde rol oynama işlevi olmuştur. HDP'nin bu işlevine bağlı olarak Ocak 2013'den itibaren HDP'li milletvekilleri İmralı Adasına giderek görüşmeler yapmaya, çözüm süreci çalışmalarına katılmaya başlamışlardır. Çözüm süreci olarak tabir edilen dönem vesilesiyle Ocak 2013 ile Temmuz 2015 arası süreç, Türkiye tarihinde çatışmaların hemen hemen durduğu, sorunların demokratik olgunlukla tartışılabildiği, ifade ve toplanma özgürlüğü alanının genişlediği yıllar haline gelmiştir. 28 Şubat 2015'de Dolmabahçe'de deklare edilen mutabakatla çözüm sürecinde yeni bir aşamaya geçileceği duyurulmuştur. İlk gün "umarım uygulanır" diyerek mutabakata desteğini dile getiren Erdoğan, kısa süre sonra keskin bir tavır değişikliğine gitmiş ve mutabakatı doğru bulmadığını açıklamıştır. Ardından demokratik tartışma düzlemi iktidar tarafından siyasi hedefleri açısından giderek bir tehdit olarak algılanmaya başlanmıştır.

Türkiye'de seçim dönemine girilmiş ve Cumhurbaşkanı seçim kampanyasında sıklıkla HDP'yi hedef göstermeye başlamıştır. Bu dönemden itibaren HDP'nin seçim bürolarına, çalışanlarına, binalarına dönük saldırılar birden artmıştır. Nisan ve Mayıs 2015'de HDP'nin en az 60 seçim bürosu yakılmış, saldırıya uğramış, onlarca çalışan yaralanmıştır. Saldırılar ırkçı-paramiliter grupların yönlendirilmesiyle gerçekleşmiştir. 18 Mayıs 2015'de HDP'nin Adana ve Mersin il binalarına bombalı saldırı gerçekleşmiş, 3 kişi yaralanmıştır. 4 Haziran'da Bingöl'de HDP seçim aracı uzun namlulu silahlarla taranmış ve bir çalışan hayatını kaybetmiştir. 5 Haziran'da HDP'nin Diyarbakır seçim mitingine bombalı saldırı gerçekleşmiş, 3 kişi hayatını kaybetmiş, (65 yaşındaki Ali Türkman, 34 yaşındaki Şeyhmus Çakan, 47 yaşındaki Necati Kurul, 17 yaşındaki Civan Aslan ve 16 yaşındaki Ramazan Yıldız) yüzlerce kişi yaralanmıştır. Kuşkusuz HDP'nin o dönem sistematik olarak maruz bırakıldığı ve seçim öncesi final mitinginde iki ayrı noktada bombanın patlatılmasına varan şiddet, büyük oranda iktidar partisi AKP'nin o dönem yoğunlaştırdığı ve siyasi linç düzeyine vardırdığı kara propaganda faaliyetlerinden kaynaklanmıştır.

HDP'ye dönük IŞİD tarafından gerçekleşen saldırılara göz yumulmuş, ihmaller silsilesi ile adeta saldırılara davetiye çıkarılmıştır. IŞİD soruşturma dosyaları raflarda bekletilirken Adana ve Mersin HDP İl binalarına bombalı paketler gönderilmiştir. Bunlardan etkili sonuç alamayınca ilk katliam bombası 7 Haziran 2015 seçiminden iki gün önce 5 Haziran günü HDP'nin Diyarbakır mitinginde patlatılmıştır. Bir mitingde beklediğinden daha az ölü sayısı ile karşılaşan IŞİD çetesi, 20 Temmuz 2015*de bu kez Suruç'ta Kobani'ye destek için toplanan sosyalist gençlere canlı bomba ile saldırmış ve 34 genci katletmiştir. Yetkililerini sorumsuzluğunun yarattığı kolaylığı gören çete, 10 Ekim 2015'de iki canlı bomba ile Ankara barış mitingine saldırmış ve 102 yurttaşı katletmiştir. 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerine iki gün kala Diyarbakır İstasyon Meydanı'nda gerçekleştirilen final mitingine düzenlenen katliamın öncesinde önleyici sorumluluğun yerine getirilmemesi, katliama giden sürece göz yumulması, ve delillerin toplanmaması, adil bir yargılamanın yapılmaması, hakikatin kasten açığa çıkarılmaması ve kamuoyundan saklanması katliamın amacını gizlemeye çalışma emarelerdir. Başta bu saldırı olmak üzere devamında gerçekleştirilen Suruç katliamı, Ankara Gar Katliamlarının hedef aldığı kitlenin daha çok HDP tabanı olması ve devamında Ceylanpınar'da iki polisin öldürülmesi tesadüf değildir ve HDP'yi demokratik siyaset sahnesinden silmeyi arzulayan bir diğer saldırılardır.

GEREKÇE

Adıyaman TEM Şube, Diyarbakır katliamından 74 gün önce Adıyaman CBS>ye gönderdiği IŞİD dosyasında aralarında Orhan Gönder'in de olduğu 9 kişinin Suriye ve Irak'taki çatışmalı bölgelerle irtibatlı gruplara katıldıkları ve bu şahısların geri dönmeleri halinde Türkiye açısından tehdit oluşturabileceklerine dikkat çekilmiştir. Orhan Gönder, HDP Diyarbakır mitingine bombalı saldırıda bulunarak beş kişinin ölümü ve çok sayıda kişinin yaralanmasına neden olan IŞİD militanıydı. Orhan Gönder'in hal ve hareketlerinden şüphelenen babası 25 Haziran 2014'de Orhan'ın durumunu Adıyaman TEM Şubeye bildirmiştir. Ancak Orhan Gönder sadece bilgisine başvurularak serbest bırakılmıştır. Orhan Gönder, 12 Ekim 2014'de IŞİD'e katılmak üzere evden ayrıldığında, ailesi derhal emniyete şikâyette bulunmuştur. Ailenin 14 ve 15 Ekim'de Adıyaman CBS*de müşteki sıfatıyla ifadeleri alınmıştır. Emniyet herhangi bir biçimde harekete geçmezken aile bu kez de Orhan'ın içinde bulunduğu grubu araçla Suriye sınırına götürenin Mehmet Mustafa Çevik olduğunu öğrenmiş ve 19 Kasım 2014'de durumu Adıyaman TEM Şubeye bildirdi Orhan Gönder, 2015 Ocak'tan itibaren ailesini Suriye'den 3 kez telefon ile aradığında, ailesi Adıyaman TEM Şube'ye arayan bütün numaraları vererek bir kez daha oğullarının bulunmasını istemiştir. Aile, AKP İl Kongresi'nde Başbakan Davutoğlu'na da ulaşarak oğullarının durumunu aktarmıştır. Anne Hatice Kurt, Orhan'ın Suriye'ye Ömer Dündar, Mahmut Dündar, Mehmet Taşar, Demet Taşar ve Muhammed Zana Alkan (Ankara 10 Ekim katliamı sanıklarından) ile gittiğini bildirmiştir.

Orhan Gönder 10 Mayıs 2015'de son kez ailesini arayarak "benim için dua edin, gelirim inşallah" demiştir. Bu kadar çok ihbar ve bildirim ardından Gönder ailesinin telefonunun dinlenmediği ve güvenlik yetkililerinin bu "gelirim" söyleminden habersiz olduğunu düşünmek akla aykırıdır. Benzer biçimde Orhan'ın kardeşi Hasret Gönder de Diyarbakır TEM Şubede alınan beyanında, patlamadan bir ay önce Muhammed Zana Alkan'ın telefonda ailesine "anne, Orhan çok güzel bir yere gitti, ben de gideceğim" dediğini duyduklarını aktarmıştır.

Gönder'in ailesinin bildiği, izlediği, çırpındığı gidişata dair güvenlik kurumları yine izlemekle yetinmiştir. Hatta Mustafa Gönder'in anlatımıyla, Adıyaman Emniyetine "çocuklarımızın beyni yıkanıyor" dediklerinde "18 yaşını geçmiş bir şey yapamayız" yanıtını almışlardır. Bu tutum sadece yerel amirlerin spesifik tavırlarından oluşmayıp devletin siyasi iktidar düzeyinde IŞİD meselesine dair açıklamaları, tolerans düzeyini ortaya koymuştur.

Katliamdan hemen sonra Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'nca açılan soruşturmaya, bir sonraki gün 6 Haziran'da jet bir kararla "gizlilik" kararı getirilmiştir. Soruşturma sürerken, IŞİD'le bağlantılı olduğu nedeniyle aranan, 26 Mayıs 2015'te Suriye'den Türkiye'ye giriş yapan, 2 Haziran'da ise Diyarbakır'a gelen Orhan Gönder'in katliam öncesi hazırlık yaptığı ve bir otelde kaldığı ortaya çıkmıştır. 3 Haziran'da kaldığı otelde "asker kaçağı" olduğu gerekçesiyle polislerce kontrol edilen Gönder hakkında, sadece tutanak tutulmuş, Kaçakçılık, İstihbarat, Harekât ve Bilgi Toplama Merkezi (KİHBİ) sisteminde sorgulaması yapılmadığı için gözaltına alınmamış ve 2 gün sonra bombalı saldırıyı gerçekleştirmiştir. Kaldığı otelde kontrol yapılmasına rağmen serbest bırakılan Gönder'in, katliamdan birkaç gün sonra Antep'te yakalandığı, bizzat dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu tarafından açıklanmıştır.

Soruşturma kapsamında 1l ay sonra müşteki avukatlarının bazı talepleri dikkate alınmadan iddianame hazırlanmıştır ve olaydaki birçok ihmal zinciri de ortaya çıkmıştır. İddianamede, olayın faili olan Gönder ile birlikte İsmail Korkmaz, Mustafa Kılınç ve Burhan Gök tutuklu olarak yer alırken, katliam emrini veren IŞİD'in sınır emiri İlhami Balı ise firari şüpheli olarak yer almıştır. Tutuklu Gönder ile Korkmaz, Kılınç, Gök ve firari sanık İlhami Balı hakkında 5'er kez ağırlaştırılmış ömür boyu ve 4 bin 101'er yıldan 6 bin 318*er yıla kadar hapis cezası talep edilmiştir. DAİŞ üyelerinin Antep'te Suriye'ye gidip gelişlerinin polis tarafından izlendiği ortaya çıkmıştır. DAİŞ/lilerin izlenmesine rağmen katliamların engellenmemesi, yine dönemin Başbaşkanı Ahmet Davutoğlu tarafından, "Türkiye'de bulunan canlı bombaların isim listesi elimizde, ancak eylem yapılmadıkça tutuklayamıyoruz" sözleriyle savunulmuştur. Bu sözler üzerine dava avukatları mahkemeye Davutoğlu'nun dinlenmesi talebinde bulunmuş, ancak bu talep "dava dosyasına katkı sunmayacağı" gerekçesiyle reddedilmiştir.

Davayla ilgili hazırlanan iddianamede gerçeği ortaya çıkaracak tahkikatlar yapılmamıştır. İçişleri Bakanlığı müfettişlerince miting alanına bakan kamera kayıtlarının tamamını görüntüleyen 63 DVD"nin toplanmasına rağmen kayıtların dosyaya eklenmemiş, Savcı sadece Orhan Gönderi tespit eden görüntülerle yetinmiştir ve avukatların bu görüntülere ilişkin ısrarlı talepleri reddedilmiştir. Yine Orhan Gönder'in Suriye sınırından Türkiye'ye nasıl girdiği, kimlerle irtibat kurduğu, Diyarbakır'a nasıl geldiğine ilişkin hiçbir araştırma yapılmamıştır. Bir yılı aşan gizlilik kararının ardından soruşturma dosyası açıldığında, artık bu tip delillere erişme imkanı büyük oranda ortadan kalkmıştır. İddianame kabul edildikten sonra Orhan Gönder'in, patlamadan sonra Diyarbakır"dan kolaylıkla çıktığı, Gaziantep'e vardığı anlaşılmıştır.

Saldırı failleri hakkında Diyarbakır 9'inci Ağır Ceza Mahkemesi"nde açılan dava, Yargıtay 5. Ceza Dairesi kararıyla güvenlik gerekçesiyle 24 Mayıs 2016'da Ankara Sincan Batı Adliyesi 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmiştir. Sincan Batı Adliyesi 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın 6'ncı duruşmasında, davanın sanıklarından Burhan Gök tahliye edilmiştir. Burhan Gök Gaziantep'te içinde Sami E| Bakravi ve Mustafa Kılıç'ın bulunduğu araçta yakalanmıştır. Burhan Gök ile Mustafa Kılıç, 5 Haziran katliamı sebebiyle tutuklanırken, Brahim el Bakraoui (Sami El Bakravi) sınır dışı edilmiştir. Bakravi, sınır dışı edildikten sonra Brüksel Havaalanı'nda üzerindeki bombayı patlatarak, katliam gerçekleştirmiştir.

Davanın 25'nci duruşmasında mahkeme heyeti, İlhami Bali hakkındaki davanın tefrik edilmesine, Burhan Gök hakkında delil yetersizliğinden beraat kararı verirken, Gönder, Kılınç ve Korkmaz hakkında ise 4 kişiyi öldürmek ve anayasayı ihlalden 5 kez ağırlaştırılmış müebbet, "öldürmeye teşebbüsten" ve "tehlikeli madde bulundurmadan" 3 bin 336'şar yıl hapis cezası verildi. Ancak katliamın perde arkası ve sanıkların bağlantılarının ortaya çıkarılması için soruşturma ve kovuşturma genişletilmemiştir. İstinaf mahkemesi kararı onamıştır ve dosya şuan Yargıtay aşamasındadır.

Miting alanı ve çevresinde güvenliği 2 bin 360 polisle sağlanması ve mitingden önce meydanda arama yapılmasına rağmen sanıkların bombaları nasıl miting alanına soktuklarına ilişkin sis perdesi kaldırılmamıştır. O gün yaşananlar adeta ihmali aşan bir kasta işaret etmektedir. Patlama hazırlığının alelade olmasına rağmen başarıya ulaşmasının başka bir izahı bulunmamaktadır. o Orhan Gönder patlayıcıları otelde iki beyaz poşete koymuş, sabah saatlerinde miting alanına elinde poşetlerle gelmiş, yüzlerce polisin arasından rahatça geçmiş, patlayıcılardan birini bir çöp poşetine, diğerini de bir çay tezgâhının altına bırakarak beklemeye başlamıştır. Öğle saatlerinde polisler alanda köpeklerin de katılımıyla arama yapılmış ve ne bu çay tezgâhına ne de çöp poşetine bakılmamıştır. Kaybın daha büyük olmasını ise güvenlik önlemleri değil, miting kitlesinin sağduyusu ve soğukkanlılığı önlemiştir. Mitingde görevli polisler hakkında yürütülen soruşturma, patlamadan 28 ay sonra tamamlanarak, davaya dönüştürülmüştür. 5 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan patlama alanında görevli olan 14 polis hakkında "Görevi kötüye kullanmak" suçlamasıyla 3'er aydan 1'er yıla kadar hapisle cezalandırılmaları istemiyle Diyarbakır 14. Asliye Ceza Mahkemesi'nde dava açılmıştır. Mahkeme, 10 polis hakkında beraat kararı vermiş, dört polisi ise "ihmal suretiyle görevi kötüye kullanmaktan" suçlu bulmuş, cezaları nı 2 ay 15 güne düşürmüş ve ertelemiştir. Cezaya karşı yapılan itirazı değerlendiren Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi "belediyenin gerekli temizliği yapmadığı için bombaların tespit edilemediğini ve sanık polislerin bir kusurlarının bulunmadığına" karar vererek, verilen ceza kararını kaldırmıştır. Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi de 21 Haziran 2022'de verdiği kararında beraati onamıştır.

Katliamın öncesinde önleyici sorumluluğun yerine getirilmediği, katillerin arkasındaki karanlık odakların açığa çıkarılmadığı, delillerin toplanmadığı, adil bir yargılamanın yapılmadığı, hakikatin kasten açığa çıkarılmadığı ve kamuoyundan saklandığı aşikardır. Bu katliam başta toplumsal barış zeminini ortadan kaldırmak üzere birçok boyutuyla etkin bir adli yargılamanın konusu olmak zorundadır. Dosyada etkin bir yargılamanın birinci koşulu ise katliamın arkasındaki karanlık güçlerin, ihmali bulunan alan emniyet ve kolluk güçlerinin sorumluluğunun açığa çıkarılmasıdır. Tüm bu nedenlerle 4 HDP'linin hayatını kaybettiği, yüzlerce kişinin yaralandığı Diyarbakır Miting Katliamı hakkında yukarıda bahsettiğimiz kasıtlı ve ihmalen gerçekleşen eksikliklerin tamamlanması, toplumsal adalet ve demokrasinin bir gereği olarak adaletin sağlanması, hakikatlerin ortaya çıkartılması, hayatını kaybedenlerin aileleri ve yaralılar başta olmak üzere yurttaşların mağduriyetlerinin giderilmesi, kamu vicdanında açılan ve 9 yıldır açık kalan bu yaranın kapatılması amacıyla Meclis bünyesinde etkili, bağımsız ve tarafsız yöntemlerle işleyecek bir komisyon kurularak gerekli araştırma ve çalışmaların yapılmasını teklif ederiz.

---

**Kaynak gösterme:** Gülüstan Kılıç Koçyiğit (DEM Parti, Kars) ve diğerleri. “IŞİD terör örgütü tarafından 5 Haziran 2015 tarihinde Diyarbakır'da gerçekleştirilen terör saldırısının soruşturmalarında ihmali bulunanların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi”. TBMM 28. Dönem meclis araştırması önergesi 10/1451, 5 Haziran 2024. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/onerge/10-1451-isid-teror-orgutu-tarafindan-5-haziran-2015-tarihinde-diyarbakir-da-gerceklestirilen-teror (erişim: 15 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/Denetim/Meclis-Arastirma-Onergesi-Detay/527cd3d3-dfd6-4361-aeef-018ff14f884d

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
