# Cezaevlerindeki koşullu salıverilme şartları oluşan kişilerin bu haklarından yararlandırılmadıkları iddialarının ve uygulamanın araştırılması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1741)

- **Tür:** Meclis araştırması önergesi (TBMM 28. Dönem)
- **Esas no:** 10/1741
- **Tarih:** 20 Ağustos 2024
- **İlk imza:** Mehmet Rüştü Tiryaki (DEM Parti, Batman)
- **İmza sayısı:** 20
- **Son durum (TBMM):** Gündemde
- **TBMM kaydı:** https://www.tbmm.gov.tr/Denetim/Meclis-Arastirma-Onergesi-Detay/8d02a6d1-bdc4-4291-845d-0191c1ec954b
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/onerge/10-1741-cezaevlerindeki-kosullu-saliverilme-sartlari-olusan-kisilerin-bu-haklarindan-yararlandiril

> 10/1741 esas numaralı meclis araştırması önergesi 20 Ağustos 2024 tarihinde verildi; ilk imza: Mehmet Rüştü Tiryaki (DEM Parti); 20 imza. Son durum (TBMM): Gündemde.

## Önerge metni

Kamuoyunda "infaz yakma" olarak bilinen, koşullu salıverilme şartları oluşmuş hükümlülerin serbest bırakılmasının İdare ve Gözlem Kurulu kararlarıyla engellenmesi, Batman Kapalı Ceza İnfaz Kurumu başta olmak üzere bazı cezaevlerinde istisnasız bir uygulama haline gelmiş özellikle siyasi mahpuslar açısından ikinci bir cezalandırma yöntemi olarak uygulanır olmuştur. Nitelikli bir kanuni düzenleme ve denetimden yoksun, bütünüyle İdarenin keyfi müdahalesine açık görünen bu uygulamanın araştırılması ve oluşan hak ihlallerinin derhal giderilmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzüğün 104'üncü ve 105*inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz.

GEREKÇE ÖZETİ

I Ocak 2021 tarihinde yürürlüğe giren 7242 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'da öngördüğü değişiklikler ile koşullu salıverilmenin şartlarından biri olan "iyi hal" kapsamı değiştirilmiş ve daha sonra yönetmelikle ilan edilecek olan İdare ve Gözlem Kurullarının temeli atılmıştır.

Ulusal ve uluslararası mevzuat ile evrensel hukuk ilkeleri gereğince özgürlüğü kısıtlayan kararların, bir mahkeme heyeti veya bir yargı birimi tarafından alınması gerekirken gelinen aşamada Türkiye'de "kurum müdürünün başkanlığında, gözlem ve sınıflandırmadan sorumlu ikinci müdür, idare memuru, cezaevi tabibi, psikiyatrist, bir psikolog ve psiko-sosyal yardım servisinde görevli diğer unvandan bir personel, öğretmen, infaz ve koruma başmemuru ile kurum müdürü tarafından teknik personel arasından seçilen bir görevli"den oluşan İdare ve Gözlem Kurulları, Mahkeme yerine geçerek objektif kriterler ve klinik yaklaşımlardan uzak kıstaslarla tahliye aşamasına gelmiş hükümlülerin salıverilmesine engel olmaktadır.

İnfazda eşitlik ve adalet ilkelerine aykırı olarak koşullu salıverilme hakkının kullandırılması bakımından açıkça "adli ve siyasi" mahpus ayrımı yapıldığı da görülmektedir. Yüzlerce siyasi mahpusun salıverilmesi "cezaevinde fazla su tüketme, elektrik faturasının yüksek olması, fazla kitap okuma veya az sayıda kitap okuma, cezaevi imamıyla görüşmeme, halay çekme, içeride iken üniversite bitirmeme, görüşçülerle selamlaşma, sayım ve aramalarda personel çalışmalarına kayıtsız kalma" gibi gerekçelerle ertelenmektedir. ©

Batman T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu ile Batman Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun da aralarında bulunduğu bazı cezaevlerinde ise koşullu salıverilme hakkı doğan siyasi mahpusların tahliyesi, kişiye özel herhangi bir değerlendirmede bulunulmadan bir cezaevi idaresi kararı alınmış gibi yekünen engellenmektedir. Tarafımıza iletildiği kadarıyla söz konusu cezaevlerinde infazlarını doldurmuş olan İbrahim Biçecek, Mehmet Şirin Arı, İhsan "Kaya, Erdal Doğan, Mehmet Emin Özer, Yusuf Karataş ve Mehmet Başoğlu adlı mahpuslar aynı genel geçer, matbu gerekçelerle tahliye edilmemektedir.

Cezaların infaz aşamasına geçildiğinde artık "suç" değil "kişinin" esas alınması gerektiği en temel infaz hukuku bilgisidir. Zira kişi hükümlü olduğunda artık işlediği suçla irtibatı kesilmiş ve infaz süreci başlamış olmaktadır. Dolayısıyla infaz süreci ve koşulları suçun türüne göre değişiklik gösteremeyecektir. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere Şartlı Tahliye Hakkında R (2003) 22 Sayılı Tavsiye Kararına göre de "#apsedilmenin zararlı etkilerini azaltmak ve dış toplumun güvenliğini güvence altına almayı amaçlayan koşullar altında mahkumların topluma yeniden katılmalarını desteklemek için ömür boyu hapse mahkum olanlar dahil tüm mahkumlar, kanunen şartlı tahliyeden faydalanabilmelidir."

GEREKÇE

Objektif kriterleri olmayan klinik yaklaşımlardan uzak tamamen öznel bir değerlendirmenin konusu olan "iyi halli olma" kavramı sebebiyle üstelik idarenin yargı makamlarının yerine geçerek verdiği kararlarla yüzlerce mahpusun salıverilmesinin engellenmesi teknik olarak bir kanun maddesine dayanıyor olsa da hukuka aykırıdır ve hukukun temel ilkeleri ile uluslararası metinlerle güvence altına alınmış temel hakları ihlal etmektedir.

Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkı Yönünden; Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasında; "Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; ... halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz. ..." Anayasa'nın 38. maddesinin onuncu fıkrasında; "İdare, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamaz." denilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin, "Özgürlük ve , güvenlik hakkı" kenar başlıklı 5. maddesinin (1) numaralı fikrası ise şöyledir: "Herkes özgürlük

• ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz: a) Kişinin, yetkili bir mahkeme tarafından verilmiş mahkumiyet kararı sonrasında yasaya uygun olarak tutulması; Kişinin Anayasa ve Sözleşme'de güvence altına alman özgürlüğünden yoksun bırakılabilmesi hallerinden biri de yetkili bir mahkemenin mahkumiyet kararına dayalı olarak ve hukuka uygun bir şekilde tutulmasıdır. Bu doğrultuda, cezai veya disiplin tedbiri sonucu her türlü hürriyetten mahrum birakma halleri de Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı ve dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisi kapsamındadır." (2018/67 E. 2018/110 K.) Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fikrasında özgürlük ve güvenlik hakkı güvence altına alınmıştır. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise şekil ve şartları kanunda gösterilen belirli haller dışında, kişilerin başka bir nedenle özgürlüğünden yoksun bırakılması yasaklanmıştır. Anılan ikinci fıkradaki sınırlama nedenlerinden biri de mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi halidir. Sözleşme'nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise Anayasa'nın birinci fıkrası ile paralel bir ifadeye yer verildikten sonra, aynı fıkranın (a) bendinde kişi özgürlüğü ve güvenliğinin istisnası olarak "yetkili bir mahkeme tarafından verilmiş mahkumiyet kararı sonrasında yasaya uygun olarak tutulma" hali düzenlenmiştir. Sözleşme?'ye göre özgürlüğe getirilen sınırlamanın meşru kabul edilebilmesi için mahkumiyet kararı sonrası "tutma" hali veya hapsedilmenin, "yetkili mahkeme" kararına dayalı ve hukuka (kanuna) uygun olması şartları aranmaktadır. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı yönünden "tutma" hali, geniş anlamda kullanılmakta olup; gözaltı, tutuklama, mahkumiyet sonrası tutukluluk ve hükümlülük hallerini içine almaktadır. Sözleşme maddesindeki "yetkili mahkeme" vurgusu, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması sonucunu doğuran ceza veya güvenlik tedbiri uygulama konusunda kanun gereği yetkilendirilmiş, yürütme organı ve taraflardan bağımsız ve yeterli güvencelere sahip yargısal organı ifade etmektedir. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği

• hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak Anayasa'nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı halinde söz konusu olabilir. AYM Rıza Boudra kararında; "kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakma sonucunu doğurduğu için alınan kararın hukuka uygun olması ve keyfi muamele teşkil etmemesi gerekmektedir. Demokratik hukuk devletinin gerekli ve makul kıldığı ölçüde denetlenebilmesi; koşullarının genel kabul görmüş standartlara uygun olması, özgürlüğünden yoksun bırakılanlara temel usuli hakların ve güvencelerin sağlanması gerekir. Sınırlamanın şekil ve şartlarının kanunla gösterilerek kişi özgürlüğü açısından daha güvenceli bir hukuki durum ortaya koymalı" yorumunu yapmaktadır.

TCK'nın 7/1-2. Maddesi: ve Zaman Bakımından; TCK'nın 7/1-2. maddesi zaman bakımından uygulama konusunda lehe kanunun tespitinde suçun işlendiği tarihin esas alınması gerektiğini belirtmiştir. Anayasa'nın 38. maddesi de aynı hükme amirdir. Bu hüküm gereğince, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren aleyhe hükümler sanık hakkında uygulanamaz. Bu kural geçmişe yürüme yasağı olarak da adlandırılır. Usule ve infaza ilişkin hükümlerde ise lehe veya aleyhe olup olmadığına bakılmaksızın derhal uygulama ilkesi geçerlidir. Ancak, TCK'nın 7/3. maddesi infaz rejimine ilişkin olan üç kurumu derhal uygulanma kuralının dışında tutmuştur. Bunlar; erteleme, koşullu salıverme ve tekerrürdür. Yasa bu üç kurumu maddi ceza hukukuna . ilişkin zaman bakımından uygulanma kurallarına tabi kılmıştır. (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 16. Bası, s.147) Bunun anlamı şudur; bu üç müessesede lehe kanun TCK 7/1-2'ye göre belirlenir ve suç tarihi esas alınır. TCK'nın 7. madde gerekçesinde de bu üç kurum bakımından birinci ve ikinci fıkralardaki zaman bakımından uygulama kurallarının uygulanacağı açıkça belirtilmiştir. İnfaza ilişkin bu üç kurum bakımından "suç tarihinde" yürürlükte olan lehe hüküm sonradan kaldırılsa dahi sanık hakkında uygulanır yine suç basli tarihinden sonra yürürlüğe giren hüküm aleyhe ise sanık hakkında uygulanamaz. Bu üç kurum cezanın infazına ilişkin olmasına rağmen geriye uygulama yasağına tabidir (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 13. Baskı, 5.74) Nitekim, 647 sayılı Kanunun ertelemeye ilişkin 6. maddesi, 5237 sayılı TCK'nın 51. maddesine göre daha lehe olduğundan 01/06/2005 tarihinden önce işlenen suçlarda esas alınarak uygulanmaya devam edilmiştir. TCK'nın 7/3. maddesine göre koşullu salıvermenin şartlarında lehe kanunun tespiti aynen erteleme gibi maddi ceza hukuku hükümlerine göre yapılacaktır. Bu nedenle koşullu salıvermenin şartlarını düzenleyen yasa veya yönetmelikte aleyhe yapılan değişikliklerde, "suç tarihinde yürürlükte olan" lehe düzenleme esas alınarak uygulama yapılacak, sonradan yürürlüğe giren aleyhe hüküm uygulanmayacaktır. Netice olarak; 5275 sayılı Kanunun 89. maddesinde yapılan değişiklik açıkça hükümlülerin aleyhine düzenlemeler içerdiğinden, maddenin değiştirildiği 14/04/2020 tarihinden önce işlenen suçlar bakımından bu değişiklik uygulanamaz ve eski hüküm geçerliliğini aynen korur. Ancak açık kânun maddelerine rağmen söz konusu yönetmeliğin uygulanması ile; TCK'nın 7. maddesinde düzenlenen kanunların zaman bakımından uygulanması ilkesi, Anayasanın 38. maddesinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile AİHS'in 7. Maddesinde düzenlenen cezaların yasallığı (suçta ve cezada kanunilik) ilkesi ihlal edilmektedir.

Belirlilik/Yasallık ilkesi Yönünden; Anayasa Mahkemesi'nin belirlilik ilkesine ilişkin bir kararında, "Kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin yaşama geçirilebilmesi bağlamında, Yasa'da tüzük, yönetmelik veya umumi emir gibi idari tasarruflarla yasaklanan eylemlerin suç kabul edilmesi yasa ile düzenleme anlamına gelmeyeceğinden, bu eylemlerin neler olduğunun da yasada yer alması, cezanın da geçici veya sürekli tanımlamasıyla sürenin takdirini idareye bırakacak biçimde değil açıkça miktar ya da alt ve üst sınırlar belirlenerek gösterilmesi gerekir. Bu gerekliliğin, kişinin temel hak ve özgürlüklerinin de güvencesi olduğunda duraksanamaz." gerekçelerine yer verilerek, Anayasa"nın 38 inci maddesine de atıf yapılmıştır. Bu karar, suç ve cezalara ilişkin normların açık, anlaşilabilir, öngörülebilir olması yanında idari yaptırımların da bu ilkelere göre düzenlenmesini aramaktadır. (Anayasa Mahkemesi, 30.9.2005 tarihli E. 2005/78, K. 2005/59, RG 13.7.2006, S. 26227, 5.31.)

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 7'nci maddesi hükümlerine göre suçun veya yaptırımın yasada açık bir şekilde düzenlenmesi aranmakta ve yasallık ilkesine vurgu yapılmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Sunday Times/Birleşik Krallık davası konuya ilişkin bir belirleme "Mahkemenin görüşüne göre, "hukuken öngörülmüş" ifadesinden şu iki koşul ortaya çıkmaktadır. Birincisi (uygulânacak olan) hukuk, yeterince ulaşılabilir olmalıdır, eş deyişle, vatandaşlar belirli bir olaya uygulanabilir nitelikteki hukuk kurallarının varlığı hakkında yeterli bilgiye sahip olabilmelidir. İkincisi, vatandaşların davranışlarını düzenlemelerine olanak vermek için yeterli açıklıkta düzenlenmemiş bir norm, "hukuk? kuralı olarak kabul edilemez: Vatandaşlar belirli bir eylemin gerektirdiği sonuçları, durumun makul saydığı ölçüde ve eğer gerekiyorsa uygun bir danışmayla önceden görebilmelidir"

Uluslararası Sözleşmeler ve Belgeler Bağlamında Koşullu Salıverilme; 1976 yılındaki Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu'nun Uzun Süreli Mahkümlara Yönelik Muameleye İlişkin (76) 2 Sayılı Tavsiye Kararında tüm mahpusların erken tahliye olabilmesini sağlamak gerektiği belirlenmiş ve kişilerin dış dünya ile adaptasyonunun sağlanmasına yönelik tavsiyelerde bulunulmuştur. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi daimi ve uzun süreli hapis cezalarının infazında uyulması gereken hususları içeren 15 maddelik bir Karar ile açıklamıştır. Buna göre: Cezanın infazı aşamasında mahkum ve bakmakla yükümlü oldukları göz önünde bulundurulmalıdır. Tüm tutuklular bakımından gerekli koşulların sağlanması halinde koşullu salıverilme olanağı bulunmalıdır (m. 9). Sadece genel önleme amacı gerekçesi, koşullu salıverilme imkânının reddi bakımından yeterli değildir (m. 10).

. 2003 yılında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin Üye Devletlere Şartlı Tahliye Hakkında R (2003) 22 Sayılı Tavsiye Kararı'nda; mahkumların topluma yeniden katılmalarını desteklemek için ömür boyu hapse mahkum olanlar dâhil tüm mahkumlar, kanunen şartlı tahliyeden yararlanabilmelidirler denmektedir.

2006 yılında Leger'in Fransa aleyhinde AİHM'e yaptığı başvuruda Daire'nin vermiş olduğu karara ilişkin kısmi karşı oy yazısı kaleme alan AİHM eski başkanı Jean-Paul Costa, bir kişinin yeniden suç işlemesine ilişkin riskin hiçbir zaman sıfir olamayacağını, dolayısıyla bu yaklaşımla hiç kimseye şartlı tahliye uygulanamayacağını belirtir. Bu ifadelerin ardından mahpusları vahşi birer hayvana, ya da insan atığına dönüştürmenin; yeni mağdurlar yaratıp yaratmadığını ve adaletin yerine intikamın getirilip getirilmediğinil sormuştur. (Leger/Fransa, Jean-Paul Costa"nın Karşı Oy Yazısı, 19324/02, 11 Nisan 2006. )

Marcello Viola v. Italy (no. 2) — (Başvuru no: 77633/16) kararında AİHM mahpusun koşullu salıverilmesinin "adli makamlarla iş birliği" yapma şartına bağlanması sebebiyle ihlal kararı vermiştir. Mahkeme başvuranın tahliyesinin "adli makamlarla iş birliği" yapması şartına bağlanmasını "başvuranın tutukluluğunun artık meşru penolojik gerekçelere dayanmadığını göstermektedir." demiştir.

Evrensel modern ceza hukukunun özünü, tarihsel ilerlemeyle birlikte gelişen demokratik hukuk devletlerinde insanlık onurunu zedeleyen ilkel pratiklerden ve yöntemlerden kopuş oluşturmaktadır. Tarih boyunca çeşitli yer ve zamanlarda uygulanan insanlık dışı infaz ve cezalandırma usullerini geri çağıran, bireysel ve toplumsal adalet duygusunu zedeleyen bu infaz rejimi uygulamasına dair çalışmalar yürütme ve ihlalleri tazmin etme ve önlemeye yönelik düzenlemeleri hayata geçirmek TBMM'nin yükümlülüğüdür

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Rüştü Tiryaki (DEM Parti, Batman). “Cezaevlerindeki koşullu salıverilme şartları oluşan kişilerin bu haklarından yararlandırılmadıkları iddialarının ve uygulamanın araştırılması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi”. TBMM 28. Dönem meclis araştırması önergesi 10/1741, 20 Ağustos 2024. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/onerge/10-1741-cezaevlerindeki-kosullu-saliverilme-sartlari-olusan-kisilerin-bu-haklarindan-yararlandiril (erişim: 15 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/Denetim/Meclis-Arastirma-Onergesi-Detay/8d02a6d1-bdc4-4291-845d-0191c1ec954b

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
