# Suriye'nin Halep şehrinde yaşanan olaylara yönelik yapılan protestolara yönelik iddiaların tüm yönleriyle araştırılması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/3727)

- **Tür:** Meclis araştırması önergesi (TBMM 28. Dönem)
- **Esas no:** 10/3727
- **Tarih:** 30 Ocak 2026
- **İlk imza:** Meral Danış Beştaş (DEM Parti, Erzurum)
- **İmza sayısı:** 20
- **Son durum (TBMM):** Gündemde
- **TBMM kaydı:** https://www.tbmm.gov.tr/Denetim/Meclis-Arastirma-Onergesi-Detay/3b8863d5-e9aa-4717-8934-019c1eb53aa6
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/onerge/10-3727-suriye-nin-halep-sehrinde-yasanan-olaylara-yonelik-yapilan-protestolara-yonelik-iddialarin

> 10/3727 esas numaralı meclis araştırması önergesi 30 Ocak 2026 tarihinde verildi; ilk imza: Meral Danış Beştaş (DEM Parti); 20 imza. Son durum (TBMM): Gündemde.

## Önerge metni

Mürşitpınar Sınır Kapısı, Suruç ilçesinde yer alan önemli sınır kapılarından olup 2016 yılının şubat ayında kapatılmıştır. Yine Mardin-Şırnak karayolu üzerinde bulunan Nusaybin/Kamışlo Sınır Kapısı da Suriye'deki iç savaş gerekçe edilerek kapatılmış olup 14 yıldır kapalıdır. Türkiye sınırları içerisindeki her iki sınır kapısının da kapalı olması, Kobane'ye yönelik insani yardım geçişlerinin engellenmesi anlamına gelmektedir ve bu yönü ile uluslararası insancıl hukuk ve temel insan haklarıyla bağdaşmamaktadır. İnsani yardımların ulaştırılması, siyasal veya güvenlik gerekçeleriyle engellenemeyecek kadar yaşamsal bir zaruret halidir. Nitekim evrensel hukuk normları da çatışma bölgelerinde sivillerin korunmasını ve insani yardımların engelsiz biçimde ulaştırılmasını devletler açısından bir yükümlülük olarak düzenlemiştir. Sınır kapılarının açılması salt ticari ilişkiler bağlamında değil, barış ve demokratik süreçlerin desteklenmesi ve sınır ötesinde meydana gelmekte olan telafisi olanaksız zararların önlenmesi açısından da mühim olup, bu hususta yapılacak çalışmaların ve alınacak önlemlerin araştırılması amacıyla Anayasanın 98 inci İçtüzüğün 104 üncü ve 105 inci maddeleri gereğince ekte sunulan gerekçe çerçevesinde Meclis Araştırmas1 açılmasını arz ederim. 29.01.2026

GEREKÇE

Suriye'de 2011 yılında başlayan iç savaş, Türkiye'nin güney sınırlarını yalnızca bir dış politika meselesi olmaktan çıkarmıştır. Esasen Türkiye'nin insan hakları hukuku ve insancıl hukuk yükümlülüğü, sınırların barışçıl amaçlar temelinde kullanması gereği üzerinedir. Türkiye'nin hem taraf olduğu uluslararası sözleşmeler hem de Anayasa'nın 90. maddesi uyarınca, silahlı çatışmalar sırasında sivillerin korunması ve insani yardıma erişimin sağlanması konusunda açık yükümlülükleri mevcuttur.

2014 yılında IŞİD'in Kobani'ye yönelik saldırıları sırasında yaşananlar, bu yükümlülüklerin fiilen yerine getirilip getirilmediği konusunda kamu vicdanında soru işaretleri yaratmış, bu durumun yarattığı fili sonuçlar toplum nezdinde derin izler bırakmıştır. Yüz binlerce sivilin yaşam hakkının doğrudan tehdit altında olduğu bu dönemde, Mürşitpınar Sınır Kapısı'nın insani yardımlara kapalı tutulması; buna karşın aynı sınır hattında, IŞID'in etkin olduğu süreç boyunca kontrolsüz geçişler, kaçak ticaret ve silahlı unsurların hareketliliğine ilişkin ciddi iddiaların varlığı, devletin sınır yönetimi politikasının çelişkili ve seçici biçimde uygulandığını göstermektedir.

Bu tablo, Türkiye'nin taraf olduğu 1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri ve özellikle sivillerin korunmasına ilişkin IV. Cenevre Sözleşmesi ile açık biçimde çelişmektedir. Söz konusu sözleşmeler, çatışma bölgelerine insani yardımın ulaştırılmasının engellenmemesini, aksine kolaylaştırılmasını bir yükümlülük olarak tanımlamaktadır. Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2. maddesi kapsamında düzenlenen yaşam hakkı ve 3. maddesi kapsamında düzenlenen insanlık dışı muamele yasağı, devletlerin yalnızca doğrudan ihlallerden kaçınmasını değil, öngörülebilir riskler karşısında önleyici tedbirler almasını da zorunlu kılmaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yerleşik içtihadı, devletlerin bilinen veya bilinmesi gereken" riskler karşısında pasif kalmasını, yaşam hakkının ihlali olarak değerlendirmektedir. Kobani kuşatması sırasında ve sonrasında yaşananlar, bu bağlamda devletin pozitif yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği sorusunu gündeme getirmektedir. İnsani yardımın engellenmesi, yalnızca siyasi bir tercih değil; insan hakları hukuku bakımından sonuç doğuran bir fiildir.

Öte yandan, 2013-2016 yılları arasında IŞİD'in Suriye'nin kuzeyinde fiilen hâkimiyet kurduğu dönemde, sınır hattında gerçekleştiği ileri sürülen ticari faaliyetler, akaryakıt ve mal kaçakçılığı ile örgüt mensuplarının Türkiye'ye giriş çıkışlarının yeterince engellenmediğine dair iddialar, yalnızca geçmişe ilişkin tartışmalar değildir. Bir terör örgütünün finansmanına ve insan kaynağına dolaylı da olsa zemin hazırlanması, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin terörle mücadeleye ilişkin bağlayıcı kararlarıyla da açık biçimde çelişmektedir. 2026 yılı itibarıyla dahi Kobani ve Rojava bölgesine yönelik insani yardım taleplerinin Mürşitpınar Sınır Kapısı üzerinden karşılanmaması, "geçici güvenlik gerekçeleri" söyleminin kalıcı bir sınır politikasına dönüştüğünü göstermektedir. Sınırların siviller söz konusu olduğunda kapalı, silahlı grupların ve savaş ekonomisinin unsurları söz konusu olduğunda geçirgen hâle gelmesi; hukuk devleti ilkesini, insan hakları yükümlülüklerini ve barışçıl dış politika iddiasını ciddi biçimde zedelemektedir.

Sınır yönetimi, devletin egemenlik alanı olmakla birlikte, mutlak ve sınırsız bir takdir yetkisi değildir. Uluslararası hukuk, sınırların barışın ve insan hayatının korunması amacıyla kullanılmasını öngörür. Dünya örnekleri, çatışma dönemlerinde sınırların şeffaf, denetlenebilir ve insani öncelikleri gözeten biçimde yönetilmediği her durumda, şiddetin derinleştiğini ve radikal yapıların güçlendiğini açıkça göstermektedir.

Bu nedenlerle; Türkiye-Suriye sınırında özellikle MürşitpınarSınır Kapısı üzerinden yürütülen sınır politikalarının, 2014 Kobani kuşatması ve 2026 yılına kadar uzanan süreçte insani yardımın engellenmesi bağlamında; IŞID'in etkin olduğu dönemlerde sınır ticareti, geçişler ve denetim mekanizmalarının yeterliliği bağlamında; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, AİHM içtihadı ve Cenevre Sözleşmeleri çerçevesinde değerlendirilmesi zorunlu hâle gelmiştir. Nitekim sınırların barışçıl hedefler doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığının, siyasi ve idari sorumlulukların ortaya konulmasının ve gelecekte benzer insani felaketlerin önlenmesi için alınması gereken yapısal önlemlerin belirlenmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin tarihsel ve vicdani sorumluluğundadır.

Bu nedenle, Türkiye Büyük Millet Meclisi Içtüzüğü'nün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca, belirtilen hususların araştırılması amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasını, bu bağlamda gerekli çalışmaların yürütülmesini gerekli görmekteyiz.

---

**Kaynak gösterme:** Meral Danış Beştaş (DEM Parti, Erzurum). “Suriye'nin Halep şehrinde yaşanan olaylara yönelik yapılan protestolara yönelik iddiaların tüm yönleriyle araştırılması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi”. TBMM 28. Dönem meclis araştırması önergesi 10/3727, 30 Ocak 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/onerge/10-3727-suriye-nin-halep-sehrinde-yasanan-olaylara-yonelik-yapilan-protestolara-yonelik-iddialarin (erişim: 15 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/Denetim/Meclis-Arastirma-Onergesi-Detay/3b8863d5-e9aa-4717-8934-019c1eb53aa6

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
