# Bazı AİHM kararlarında belirtilen yapısal sorunlar ile kararların uygulanmasında karşılaşılan sorunların giderilmesi için yapılması gerekenlerin belirlenmesi amacıyla bir genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/143)

- **Tür:** Genel görüşme önergesi (TBMM 28. Dönem)
- **Esas no:** 8/143
- **Tarih:** 5 Ağustos 2026
- **İlk imza:** Mehmet Emin Ekmen (Yeni Yol, Mersin)
- **İmza sayısı:** 1
- **Son durum (TBMM):** Gündemde
- **TBMM kaydı:** https://www.tbmm.gov.tr/Denetim/Genel-Gorusme-Onergesi-Detay/fb105676-4b24-4c3f-87c7-019fd1a19bc1
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/onerge/8-143-bazi-aihm-kararlarinda-belirtilen-yapisal-sorunlar-ile-kararlarin-uygulanmasinda-karsilasi

> 8/143 esas numaralı genel görüşme önergesi 5 Ağustos 2026 tarihinde verildi; ilk imza: Mehmet Emin Ekmen (Yeni Yol); 1 imza. Son durum (TBMM): Gündemde.

## Önerge metni

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesinin Yüksel Yalçınkaya/Türkiye ve Yasak/Türkiye kararlarıyla ortaya konulan yapısal sorunların giderilmesi, bu kararların FETÖ yargılamalarındaki benzer nitelikteki kesinleşmiş ve derdest yargılamalarda ortaya çıkan uygulama farklılarının, yargılamanın yenilenmesi süreçlerinin etkinliğinin ve hukuk güvenliğini tesis edecek genel tedbir ihtiyacının değerlendirilmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi Içtüzüğü'nün 101, 102 ve 103'üncü maddeleri uyarınca bir genel görüşme açılmasını arz ve teklif ederiz. 05.08.2026

Nitekim ceza ve anayasa hukukunun önde gelen akademisyenleri Prof. Dr. Adem Sözüer, Prof. Dr. İzzet Özgenç, Prof. Dr. Faruk Turhan, Prof. Dr. Cumhur Şahin ve Prof. Dr. Tolga Şirin tarafından hazırlanan ve kamuoyuna sunulan ortak hukuki mütalaada da aynı tespitlere yer verilmiştir. Mütalaada, söz konusu kararların Türk hukukuna yeni bir kural getirmediği; yürürlükteki Anayasa, Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerinin eksiksiz uygulanmasını talep ettiği vurgulanmaktadır.

Anılan mütalaada ayrıca, 15 Temmuz 2016 tarihinden önce somut bir suçun icrasına iştirak etmemiş; salt hayrî mülahazalarla çeşitli derneklere, vakıflara veya sosyal etkinliklere maddi ya da manevi katkıda bulunmuş, bu kuruluşlarda üye veya yönetici olarak görev almış kişilerin yalnızca bu sebeple terör örgütü üyesi sayılmasının hukuken mümkün olmadığı belirtilmektedir. 15 Temmuz'un gerçek faillerinin hukuk içinde cezalandırılması ile kişilerin kolektif isnatlardan korunması, aynı adalet düzeninin birbirinden ayrılamayacak iki gereğidir. Türkiye, sistemik nitelikteki bir sorunu yasama yoluyla çözme deneyimine sahiptir. Ümmühan Kaplan/Türkiye pilot kararının ardından çıkarılan 6384 sayılı Kanun ve bu Kanunla kurulan Tazminat Komisyonu, bunun kendi hukuk tarihimizdeki örneğidir. Bugün gereken de aynı iradenin ortaya konulmasıdır. AİHM tarafından verilen toplu ihlal kararlarına karşı Adalet Bakanlığında kurulacak bir komisyon marifetiyle bu kararların gereklerinin hızlı bir şekilde çözüme kavuşturulabileceği de değerlendirilmelidir.

Bu bağlamda AİHM kararlarının iç hukukta uygulanması, benzer dosyalarda hak ihlallerinin giderilmesi, yargılamanın yenilenmesi usulünün etkili hâle getirilmesi ve hukuk güvenliğini sağlayacak genel tedbirlerin bütün yönleriyle ele alınması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinde genel görüşme açılması önem arz etmektedir.

GEREKÇE

15 Temmuz hain darbe girişimi, demokratik anayasal düzene ve millet iradesine yönelmiş en ağır saldırılardan biridir. Bu saldırıyı planlayanların, icra edenlerin ve suç teşkil eden faaliyetlere bilerek katılanların etkili biçimde soruşturulması, kişisel ceza sorumluluklarının somut delillerle ortaya konulması hukuk devletinin gereğidir. Bununla birlikte darbe teşebbüsüyle ve terör örgütleriyle mücadele, suçun kanuni unsurlarının genişletilmesine, ceza sorumluluğunun şahsiliğinden uzaklaşılmasına veya geçmişte hukuka uygun görünen faaliyetlerin sonradan otomatik suçluluk göstergesine dönüştürülmesine dayanak oluşturamaz. AİHM Büyük Dairesi, 26 Eylül 2023 tarihli Yüksel Yalçınkaya/Türkiye kararında suçta ve cezada kanunilik, adil yargılanma ve örgütlenme özgürlüğü yönlerinden ihlal tespit etmiş, benzer şikâyetleri içeren 8 binden fazla başvuru bulunduğuna dikkat çekerek sorunun sistemik niteliğini ortaya koymuştur. Büyük Dairenin 5 Mayıs 2026 tarihli Yasak/Türkiye kararı ise mahkumiyetin ByLock dışındaki delillere dayandığı bir dosyada dahi aynı hukuki sorunun ortaya çıktığını tespit ederek; silahlı örgüt üyeliği suçunun maddi ve manevi unsurlarının kişiye özgü olgularla belirlenmesi, kişinin örgütün suç işleme amacını bildiğinin ve bu amaç doğrultusunda hareket ettiğinin gösterilmesi, yasal ve rutin faaliyetlerden kategorik sonuç çıkarılmaması gereğini yeniden vurgulamıştır.

Yalçınkaya kararının ardından bu alanda özel bir yasal düzenleme yapılmadığı ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311/1-f maddesi dar yorumlandığı için, aynı yapısal sorundan kaynaklanan ihlal kararları katlanarak artmıştır. Demirhan, Bozyokuş, Seyhan, Karslı, Kılıçarslan, Çalı ve Dönmez grup kararlarıyla birlikte 3.500'ü aşkın ihlal kararı verilmiştir. Hükümete tebliğ edilmiş 7.000'den fazla başvuru bulunmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, potansiyel başvuru yükünün 100 bini bulabileceğine bizzat işaret etmiştir. Anayasa'nın 90'ıncı maddesi uyarınca, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi hâlinde milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınmasını öngörmektedir. AIHS'in 46'ncı maddesi gereği ise Türkiye, taraf olduğu kesinleşmiş AİHM kararlarını yerine getirmekle yükümlüdür. Buna rağmen yargılamanın yenilenmesi taleplerinin kapsamı, infazın durdurulması, yeni delil araştırılması, suç vasinın üyelikten yardıma çevrilmesi, dijital delillerin güvenilirliğinin denetlenmesi, tamamlanmış infazlara rağmen sürdürülen adli kontrol tedbirleri ve aymı hukuki durumda bulunan kişilerin başvuru imkânları bakımından farklı uygulamalar ortaya çıkmaktadır. Bu tablo hukuki belirliliği zedelemekte, yeni hak ihlallerine, yargı mercilerinde tekrarlanan başvurulara ve toplumsal adalet duygusunun aşınmasına yol açmaktadır.

AİHM kararları karşısında devletin yerine getirmesi gereken yükümlülükler, mevcut başvuru yollarının etkinliği ve benzer hukuki durumda bulunan kişiler bakımından uygulama birliğini sağlayacak genel tedbirler ele alınırken, 15 Temmuz'un gerçek faillerinin hukuk içinde cezalandırılması ile suçsuz kişilerin kolektif isnatlardan korunmasının aynı adalet alüzgninin birbirinden ayrılamayacak gerekleri olduğu aşikardır.

• HUKUKİ MÜTALÂA-Ankara Barosu avukatlarından Sayın Avukat Levent MAZILIGÜNEY, heyetimize başvurarak, müdafiliğini üstlendiği, "silahlı terör örgütüne üye olma" suçlamasıyla haklarında kamu davası açılmış veya mahkumiyet hükmü kurulmuş olan kişilerin savunmalarında kullanılmak üzere, bir bilimsel mütalaa hazırlamamız talebinde bulunmuştur.

Söz konusu talep çerçevesinde, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 67. maddesinin altıncı fıkrası hükmüne istinaden, Sayın Avukat Levent MAZILIGÜNEY'in tarafımıza yönelttiği çeşitli sorular dikkate ahınarak,

a) Türk Ceza Kanunu'nun suç ve terör örgütünün varlığına ve örgüt üyeliği suçunun oluşumuna ilişkin hükümlerinin,

b) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi'nin özellikle Yüksel Yalçınkuya/Türkiye ve Yasak/Türkiye kararlarının, hukuk uygulamamız bakımından değerlendirmesini içeren işbu mütalâa hazırlanmıştır. Bu cümleden olarak, işbu mütalâada;

a) Maddi ceza hukuku açısından suç ve terör örgütünün varlığıyla ve bu örgütlere üyelikle ilgili temel ölçütler bağlamında değerlendirmeler (Prof. Dr. Adem Sözüer ve Prof. Dr. İzzet Özgenç),

b) Ceza muhakemeşi hukuku bağlamında değerlendirmeler (Prof. Dr. Faruk Turhan ve Prof. Dr. Cumhur Şahin),

c) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarımın niteliği ve iç hukukta etkisi bağlamında değerlendirmeler (Prof. Dr. Tolga Şirin), yapılmıştır.

I. MADDİ CEZA HUKUKU AÇISINDAN DEĞERLENDİRME Sayın Avukat Levent MAZILIGÜNEY, maddi ceza hukuku bağlamındaki değerlendirmeler kapsamında dikkate alınmak üzere aşağıdaki soruları tarafımıza yöneltiniştir:

1. Türk Ceza Kanunu'nın 314/2, maddesi kapsamında "silahh terör örgütüne üye olma" suçunun oluşabilmesi için aranan dogmatik şartlar nelerdir ve AİHM Büyük Dairesi'nin Yasak v. Türkiye kararında suçta kişisel sorumluluk ilkesi bağlamında tescil ettiği üzere; failin, yapının nihai cebir/şiddet amacını bildiğini ve benimsediğini gösteren "zihinsel bağını (doğrudan kastın) çerçevesi nasıl çizilmelidir?

2. Anayasa ve Sözleşme güvencesi altındaki hakların kullanımı niteliğindeki yasal ve rutin faaliyetlerin "kriter" adı altında suçun unsurları yerine ikame edilmesi veya kategorik mahkûmiyet gerekçesi yapılması, AIHS m. 7 kapsamındaki "suçta ve cezadu kanunilik" ilkesi ile nasıl bir çatışma barındırmaktadır?

3. Sivil veya dini görünüm arz eden bir sosyal oluşumun suç örgütüne evrilmesi bir maddi vakaa sorunu olduğuna göre; Aralık 2016 tarihli Venedik Komisyonı raporunda belirtilenler de dikkate alınarak sıradan bir yurttaşın "bilme kapasitesi" ve "terör örgütü algısının başlangıclı bakımından 15 Temmuz tarihi nasıl bir hukuki milat teşkil eder?

4. İsnat edilen eylemlerin, suçun kanuni tanımındaki maddi ve manevi (doğrudan kast) unsurları şüpheye yer bırakmayacak kesinlikte taşımadığı durumlarda ceza adaletinin verilesini emrettiği yegâne hukuki karar nedir?

Tüm bu sorular, aşağıda bütüncül olarak cevaplanmıştır.

I. Terör suçu olsun veya olmasın, suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak, müstakil bir suç olarak tanımlanmıştır (TCK, m. 220, f. 2).'

Bu suçun oluşabilmesi için, intisap edilen, bağlanılan örgütsel yapının suç işlemek amacıyla oluşturulmuş veya suç işlemek amacına evrilmiş olması gerekir. Bu itibarla, tamamlanmış veya en azından teşebbüs aşamasında kalmış suçlardan soyut olarak suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün varlığından söz edilemez. Böyle bir anlayış, ancak niyet okuma şeklinde tezahür edebilir.

Olması gereken, işlenmiş olan birden fazla muhtelif suçlardan hareketle suç örgütü mahiyetini kazanan bir örgütsel yapının varlığının tespit edilmesi ve bu yapıya intisap eden kişilerin üye olarak sorumluluğu cihetine gidilmesidir. Aksi takdirde, örgütten hareketle somut birtakım suçların işlendiği yargısına varılması halinde, insanlığın çok acı tecrübelerle kurtulmaya çalıştığı itham sistemine geri dönülmüş olacaktır. Bir örgütsel yapının suç örgütüne evrilebilmesi için, bu yapının faaliyeti olarak suç işlenmesinin amaçlanması ve bu örgütün faaliyeti çerçevesinde somut suçların işlenmesi gerekmektedir. Başka bir ifadeyle, bir örgütsel yapının suç örgütü vasfını taşıyıp taşımadığını, faaliyeti

Alman Ceza Kanununda örgülte üye olmak, örgüt kurmak veya örgütü yönetmek fiillerinin yanında bir seçimlik hareket olarak belirlenmiştir (§ 129, f. 1).

Nut Sayta 2 /7 es Anl çerçevesinde işlenen suçlardan hareketle belirlemek gerekir. Bu itibarla, bu bağlamda izlenmesi gereken yöntem, tümevarım yöntemidir.

Bir örgütsel yapının suç örgütüne dönüşmesi için, bu örgütsel yapı içerisinde gayrimuayyen suçların işlenmesinin amaç edinildiğinin somut vakalara istinaden ortaya konulması gerekmektedir. Bu tespit, kişinin örgüt üyeliği suçlamasına maruz bırakıldığı fiillerin icra edildiği tarih itibarıyla yapılmalıdır.

Oysa hukuk uygulamamızda, tümdengelim yöntemi izlenmektedir. Buna göre, önce bir örgütsel yapının varlığı ve bu yapının suç örgütü vasfını kazandığı kabul edildikten sonra, somut birtakım suçların işlendiğinden söz edilmektedir. Bu yanlış yöntemin izlenmesiyle, aslında bir örgütsel yapının faaliyeti çerçevesinde herhangi somut bir suç işlenmediği halde veya işlenen somut birtakım suçların bir örgütsel yapının faaliyeti çerçevesinde işlenip işlenınediği somut delillere dayalı olarak, somut dayanakları gösterilerek ortaya konmadan, bu örgütsel yapıya suç veya terör örgütü vasfı izafe edilebilmektedir.

II. Örgüt üyeliği suçunun oluşabilmesi için, kişinin intisap ettiği, bağlandığı örgütsel yapının suç işlemek amacıyla kurulmuş ya da amacı suç işlemeye evrilmiş örgüt olduğunu bilmesi gerekir. Yani bu suç, ancak doğrudan kastla işlenebilir. Bu suç, olası kastla işlenemez. Keza, kişi bu örgütsel yapıya suç işlemek amacıyla intisap etmelidir, bağlanmalıdır. Bu itibarla söz konusu suç, amaç suç niteliği taşımaktadır. Tekrar belirtelim ki, suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olan kişinin, bu örgütün suç işlemek amacma yönelik olarak bir faaliyet icra ettiğini bilmesi gerekir?⅔.

Türk Ceza Kanunu'nda suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üyelik müstakil bir suç olarak tanımlanmış olmakla birlikte, bu suçtan mahkum edilebilmek için,

a) İntisap edilen suç örgütünün faaliyeti çerçevesinde veya bağlı olmamakla birlikte suç örgütünün korkutucu gücünden yararlanılarak bir suç işlemesi,

b) suç örgütü bünyesindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bu özelliğini bilerek ve isteyerek yardım etmesi, gerekmektedir.

TCK ve TMK düzenlemeleri, bu fiiller olmadan örgüt üyeliğinden mahkûmiyete asla izin vermemektedir. Bu nedenledir ki, İnfaz Kanununda, örgüt üyeliğinden mahkumiyet haline özgü olarak koşullu salıverilme için infaz kurumunda çekilmesi gereken süre bakımından bir hükme yer verilmemiştir (m. 107, f. 4). Bu, bilinçli bir tercihtir*.

ÖZGENÇ, 75 Yılında Cumhuriyet ve Hukuku, sh. 230; Yargıtay 16. CD, 2.3.2018, E. 2018/588, K. 2018/718; Yargitay 16. CD, 5.7.2019, E. 2019/521, K. 2019/4769.

Örgüt üyeliği suçuna ilişkin açıklamalar için bkz. Anayasa Mahkemesi, 22.5.2019, BB. 2014/15440 (RG: 12 Temmuz 2019/30829), pn. 60 ilâ 64.

Belirtmek gerekir ki, Yargıtay, terör örgütüne yardım etmekten dolayı mahkum edilen hükümlünün koşullu salıverilmeden yararlanabilmesi için mahkum olduğu cezanın dörtte tiçünü çekmesini gerekli görmekle beraber, bu hükümlüi hakkında örgüt mensubu suçlu olarak denetimli serbestlik tedbiri uygulanmamasına karar vermiştir: Yargıtay 16. CD, 20.3.2017, E. 2016/4479, K. 2017/1161. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte bilerek ve isteyerek yardım edilmiş olması gerekir. Başka bir ifadeyle, yardım fiilinin, örgütün suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüt olduğu bilinerek gerçekleştirilmiş olması gerekir. Fıkra metninde geçen "bilerek" ibaresi, doğrudan kastı ifade eder'. Doğrudan örgüte değil de örgüt mensuplarına yardım edilmesi halinde, yardım edilen kişilerin suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüt mensubu olduklarının da bilinmesi gerekmektedir. Suç örgütü mensuplarına yapılan yardımın aynı zamanda örgüte yapılan yardım olarak değerlendirilebilmesi için, bu yardımın örgütün suç işlemek amacını gerçekleştirmeye hizmet eden bir yardım olması gerekmektedir.

Ayrıca, örgüte yardımın "isteyerek" yapılmış olması gerekir. Ceza sorumluluğu için, yardım eden kişinin iradesinin cebir veya tehdit etkisiyle ifsat edilmemiş olduğunun sabit olması gereklidir. Yardım etmeye mecbur edilmesi halinde kişi bu davranışın aksini yapmayı irade ve ihtiyar etme yetkisini artık haiz değildir.

III. Sosyal, siyasi veya dini saiklerle oluşmuş değişik biçimlerdeki örgütsel yapılar, zaman içinde suç örgütüne veya terör örgütüne evrilebilir. Ancak bir örgütsel yapının suç veya terör örgütü olduğunun kabul edilebilmesi için, mutlaka bu yapının faaliyeti çerçevesinde birtakım suçların işlenmesi gerekir. Bir örgütsel yapının içinde herhangi bir suç işlenmesi, bu yapının alelıtlak suç örgütü olarak kabul edilmesi için yeterli değildir. Bunun için, örgütsel yapı içindeki hiyerarşik ilişkinin suç işlemek amacına yönelik olması ve bu çerçevede bir işlev görmesi gerekir. Bu nedenledir ki, Kanunda "örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmes?" ibaresine yer verilmiştir (TCK, m. 220, f. 4).

Bir örgütsel yapının suç örgütüne evrilmesi, bir maddi vakıa sorunudur. Aksi takdirde, salt niyet ve amaçtan hareketle, bir yapının suç örgütü olarak nitelendirilmesi yoluna gidilebilir ki, bu yaklaşım, düşünceyi açıklama ve örgütlenme hürriyeti bakımından büyük sakıncalar ortaya çıkaran bir uygulamaya sebebiyet verir.

Bir sosyal oluşumun suç örgütü ve daha da ileri gidilerek terör örgütü vasfını kazanabilmesi için, somut suçlara bağlı tespitlerde bulunulması gerekir. Başka bir ifadeyle, ancak somut suçlardan hareketle ve bu suçların işlenmesi bağlamında bir suç örgütünün veya terör örgütünün varlığı sonucuna ulaşmak gerekir.

Örgütsel bir yapı arz eden bir sosyal oluşumun bünyesinde kabul gören dini inanç ve uygulamalar, tasvip edilmez ve hatta yanlış olarak değerlendirilebilir. Somut bir suça sebebiyet vermediği sürece, bu durumun ceza hukuku sorumluluğunu ilgilendirmediği izahtan varestedir. Hatta örgütsel yapı bir yapı arz eden bir sosyal oluşumun mensuplarının çeşitli kamu kurumlarında görev alma çabası ve hatta görevlendirilmesi, bu çerçevede somut suçların iştenmesi hali ayrık tutulursa, ceza hukuku sorumluluğu bağlamında tartışma konusu yapılabilecek bir durum değildir.

Keza, Yargıtay, terörizmin finansmanı suçundan mahkum olan hükümlü hakkında da, örgüt mensubu suçlu olarak denetimli serbestlik tedbiri uygulanmamasına karar vermiştir: Yargıtay 16. CD, 17.5.2017, E. 2016/4762, K. 2017/4768.

ÖZGENÇ, İÜHFM LV(1997), sh.54. Ayrıca bkz. Yargıtay CGK, 13.2.2018, E. 2017/692, K. 2018/41; Yargitay CGK, 12.3.2019, E. 2017/691, K. 2019/202; Yargitay CGK, 12.3.2019, E. 2018/437, K. 2019/203; Yargitay 16. CD, 17.6.2019, E. 2018/4588, K. 2019/4231; Yargitay 16. CD, 2.3.2018, E. 2018/588, K. 2018/718.

Keza, bir örgütsel yapının mesela Milli Güvenlik Kurulu Kararlarıyla suç örgütüne evrildiğini kabul etmenin ve bu karar tarihleri itibarıyla bir terör örgütünün kabulünün de yargı faaliyeti bakımından hiçbir öneminin bulunmadığını önemle vurgulamak gerekir.

Bir maddi vakıa sorunu olduğu için, ancak somut birtakım suçlardan hareketle, bir örgütsel yapının suç örgütüne evrildiğini kabul etmek mümkün olabilir. Bu kabul, sorumluluk bağlamında da sınırlayıcı bir etki doğurmaktadır. Somut suçlardan hareketle, bir örgütsel yapının suç örgütüne erildiğinin kabulü halinde, evrilme öncesinde bu örgütsel yapı ile bir şekilde irtibat içinde olan kişilerin ceza sorumluluğunun olup olmadığını tartışma dışı bırakmak mümkün olabilir. Bu evrilme olgusu göz ardı edildiğinde, bu suç örgütünün bidayetini belirleme sorunu ile karşı karşıya kalınmış olur.

Suç örgütünün bidayetinin belirsizliği sorunu, toplumda travma etkisi meydana getiren bir uygulamaya sebebiyet vermiştir.

Konular hukuk zemininde ele alındığı takdirde, hiçbir "çözümsüz" sosyal sorundan söz etmek mümkün değildir.

Yargıtay'ın geliştirdiği içtihatlarda, suç işleme kastı olmaksızın hareket eden kişilerin fiilleri, bidayette "cemaat" veya "hizmet hareketi" olarak isimlendirilen ve bilahare "terör örgütü" olarak ilan ve kabul edilen malum örgütsel yapıyla ilişkileri dolayısıyla, "terör örgütüne yardım" (!?) olarak değerlendirilmiştir".

"... örgüt liderinin talimatı doğrultusunda örgütle irtibatlı Bank Asya'daki hesabına para yatıran sanığın eylemi.. örgüte yardım etme suçııu" oluşturur: Yargıtay 16. CD, 25.4.2018, E. 2018/281, K. 2018/931; Yargitay 16. CD, 26.9.2018, E. 2017/3180, K. 2018/2858; Yargitay 16. CD, 9.10.2018, E. 2017/3677, K 2018/3196; Yargitay 16. CD, 10.10.2018, E. 2017/3568, K. 2018/3276; Yargitay 16. CD, 12.11.2018, E. 2017/3948, K. 2018/4107; Yargitay 16. CD, 12.11.2018, E. 2018/1316, K. 2018/4092; Yargitay 16. CD, 20.11.2018, E. 2018/1902, K. 2018/4369; Yargitay 16. CD, 21.11.2018, E. 2018/1638, K. 2018/4420; Yargitay 16. CD, 23.1.2019, E. 2018/1512, K. 2019/370; Yargıtay 16. CD, 5.3.2019, E. 2018/6423, K. 2019/1449; Yargitay 16. CD, 24.6.2019, E. 2018/5862, K. 2019/4413; Yargitay 16. CD, 27.11.2019, E. 2019/4294, K. 2019/7267; Yargıtay 16. CD, 18,12.2019, E. 2019/8209, K. 2019/8039. Ayrıca bkz. Yargıtay 16. CD, 1.11.2017, E. 2017/1864, K. 2017/5865; Yargitay 16. CD, 20.12.2017, E. 2017/1862, K. 2017/5796; Yargitay 16. CD, 15.3.2018, E. 2017/3730, K. 2018/780; Yargitay 16. CD, 15.10.2019, E. 2019/1396, K. 2019/6115; Yargıtay 16. CD, 30.4.2020, E. 2020/399, K. 2020/2066; Yargitay 16. CD, 14.7.2020, E. 2018/3564, K. 2020/3642; Yargitay 16. CD, 23.9.2020, E. 2020/4766, K. 2020/4306. Dikkat edilmelidir ki, bu fiillerin işlendiği sırada, söz konusu banka, Türkiye'de devletin gözetim ve denetimi altında faaliyet icra etmeye devam etmektedir.

"... örgüt liderinin talimatı doğrultusında örgütle irtibatlı Bank Asya'daki hesabına para yatıran ve FETO terör örgütüne müzahir KOGIAD'a tiye kazandıran sanığı eylemi.. örgüte yardım etme suçunı" oluşturur: Yargıtay 16. CD, 12.11.2018, E. 2017/3938, K. 2018/4105.

Orgte mizahin kurumlarda öğretmen olarak çalışan sanığı, örgüt liderinin talimatı sonrasında 12.09.2014 tarihinde Şeker Bank A.Ş.den 10.000 TL kredi çekerek aynı gün eşi …..'in Asya Katıhım Bankası A.Ş.deki hesabına 9.698 TL para yatırmak ve kurban bağışı adı altıda para vermekten ibaret eylemleri.. örgüte yardım etme suçunu" oluşturur: Yargıtay 16. CD, 28.11.2018, E. 2018/4114, K. 2018/4652. "Örgüle müzahir kurumlarda öğretmen olarak çalışan sanığı, örgüt liderinin talimatı sonrasında dosyada mevcut rapora göre 22.01.3014 tarihinde Garanti Bankası A.Ş.den 12.500 TL ve 06.02.2015 tarihinde Türkiye Iş Bankası A.S.den 10.000.-TL bireysel ihtiyaç kredileri çekerek 23.01.2014 tarihinde 12.285.-IL, 06.02.2015 tarihinde 9.915.TL olarak Asya Kanlım Bankası A.y.deki hesabına para yatırmaktan ihanet eylemleri. örgüte yardın etme suçunu" oluşturur: Yargıtay 16. CD, 14.3.2019, E. 2018/1672, K. 2019/1773. i... örgüt liderinin talimatı doğrultusunda anlan örgütle irtibath Bank Asya'ya 2014 ve 2015 yılları içerisinde katılım hesabı açtırarak para yatıdığı ve örgütle irtibatlı Akıf-Sen'e üye oldığu ... tespit edilen sanığın ... faaliyetleri. yardın suçunı" oluşturur: Yargıtay 16. CD, 29.3.2018, E. 2017/4046, K. 2018/931. Ayrıca bkz. Yargıtay 16. CD, 17.4.2019, E. 2018/2860, K. 2019/2706.

"FETO ile iltisaklı "... İşadamları ve Turizmciler Derneği" üyesi olmak dışında başkaca örgütsel faaliyeti bulunmayan sanığın FETÖ ile iltisaklı ... Eğitim Kurumları Yayıcılik Pazarlama Licaret Anonim Şirketi'ne herhangi bedel ödemeksizin ortak olması ve örgütinı görünen yüsü ortaya çıktığında da ortaklığa devam edip ancak 24.13.2015 tarihinde sahip olduğu %25 hissesini devretmesi nazara almdığııda ey/emi. örgüte yardın etme suçumı" oluşturur: Yargıtay 16. CD, 2.7.2019, E. 2018/7312, K. 2019/4638.

"Üçüncü şahıslara ilişkin Bylock mesajlaşmalarında örgüt ile ilgili davalarda görüşülmesi gereken avukat olarak bahsedilen sanığı, örgüt liderinin talimatı doğrultusunda örgüte müzahir Bank Asya nezdindeki hesabına Ocak 2014 tarihi itibariyle 80.000TL para yatırmaktan ve örgüt ile iltisakı nedeniyle kapatılan Hukuk ve Yaşam Derneği başkan yardımcılığı yapmaktan ibaret eylemleri.. örgüte yardım etme suçı/' oluşturur: Yargıtay 16. CD, 3.7.2019, E. 2019/1486, K. 2019/4719.

"... hayvancılıkla uğraşan ve kar payı almadığını söyleyen sanığın, örgütle ilgili ceza soruşturmalarıda muhtemel el koyma işlemlerinin engellenmesini teminen görünür yasallık oluşturmak suretiyle örgütin Suhut ilçesinde faaliyet gösteren eğitim kurumlarımm bağlı bulunduğu Hisar Ozel Eğitim Kurumları A.Ş.'nin kurucu ortağı sıfatı ile 1998-2016 yılları arasında hisselerini elinde bulundurmaklan ibaret eylemi. örgtite yardım suçumı" oluşturur: Yargıtay 16. CD, 3.10.2019, E. 2018/1286, K. 2019/5759. Sanığın "... FETÖ/PDY silahlı terör örgütti ile iltisaklı ... A.Ş'deki bir kısın hisseleri bedel ödeneksizin devir alması ve örgüt liderinin talimatı doğrultusında örgütle irtibatlı Bank Asya'daki hesabına para yatırması şeklinde gerçekleşen eylemleri.. örgütte yardım suçumı" oluşturur: Yargıtay 16. CD, 20.3.2019, E. 2018/2882, K. 2019/1926.

"FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ait öğrenci yurtlarımım hağlı bulunduğu şirket hisselerini, muhtemel ceza soruşturması ya da kovuşturması kapsamıda el koyma veya müsadere işlemlerini engellemek amacıyla usulen uhdesinde bulundurmak, örgütle iltisaklı derneğe üye olmak ve örgüt liderinin talimatı üzerine BankAsya'ya para yatırmaktan ibaret eylemleri.. anılan örgüte yardım suçunı" oluşturur: Yargıtay 16. CD, 27.12.2019, E. 2019/5533, K. 2019/8459.

"FETÖ/PDY silahlı terör örgütit ile iltisaklı Erdek Gelişim Tınizm Özel Eğitim Öğretim Gıda Temizlik hışaal Yay. Tic. A.Ş'nin kurucusu ve ortağı olan, örgütin görünen yüzi ortaya çıktıktan sonra da ortaklığımı devam ettiren ve daha önceki tarihlerde de örglitin toplantışla katıldığını beyan eden sanığlı, adı geçen şirket üzerindeki taşınmazlardan birini devletin el koyacağı endişesi ile üzerine alması ve aynı şirketteki hisselerini 07.04.2016 tarihinde bedel ödenmeksizin ilçe imamı olan diğer sanık ...'ya devir etmesi ‚şeklinde gerçekleşen eylemleri.. örgüte yardım etme suçunı" oluşturur: Yargıtay 16. CD, 30.9.2019, E. 2019/1329, K. 2019/5631.

"... sanığı, terör örgütü ile irtibatlı Ufuk Sağlık-SEN isimli sendikaya üye olmak, HİS kayılarma göre 2012 yılında örgütin ist dizey yöneticilerinden birisi ile bir kez telefon görüşmesi yapmak ve Bank Asya'da FETO/PDY terör örgüli liderinin talimatı üzerine iki adet katılı hesabı açmak ve para yatırmaktan ibaret eylemleri.. örgüte yardın etme suçunu" oluşturur: Yargıtay 16. CD, 9.9.2019, E. "... örgütle irtihathı olduğu için kapanlımasıa karar verilen sendikaya tye olan, örgüt liderinin talimatı doğrultusunda anılan örgütle irtibath Bank Asya'da katılı hesaplar açtıran sanığın faaliyetleri…. yardın suçumu" oluşturur: Yargıtay 16. CD, 16.9.2020, E. 2020/2108, K. 2020/4071.

"... örgüt liderini yücelten ve 15 Temmız darbe teşebbtisünü tiyatro olarak gören açıklamalarda bulunan sanığın, örglit liderinin talimatı doğrultusunda örgütle irtibatlı Bank Asya'daki hesabına para yatırmak ve 2015 yılına kadar müzahir gazete ve dergilerin dağıtımını yapmalan ibaret eylemleri.. örgüte yardım etme suçum" oluşturur: Yargıtay 16. CD, 9.10.2019, E. 2019/1796, K.. 2019/5919.

Sanığını FETO/PDY'nin terör örgülü olarak ortaya çıkmasından çok önceki (2006 ve öncesi) tarihlerde bazı sohbet toplanlarma katılımak, 2014 yılı sonrasında ise bu örgütle iltisakı bulunan dernek tiyeliği, örgüt liderinin talimatı doğrultusunda Bankasya'ya para yatırmak ve örgüte sempati gösteren bazı sosyal medya paylaşımlarımda bulunmak şeklindeki fiillerinin, örgüt hiyerarşisine dahil olduğumu gösterecek şekilde devamlılık, çeşitlilik ve yoğunluk içermemesi karşısıda," örgüt üyeliğinden dolayı değil, örgüte IV. Suç örgütünün varlığı için suç işlemek amacının açık bir şekilde ortaya konulmuş olması gerekir. Bu itibarla, örneğin bir ticari faaliyet için bir araya gelmiş olan kişilerin aralarındaki iş birliği çerçevesinde bazı suçların işlenebileceği ihtimalini öngörmüş olmaları, suç işlemek için örgüt kurma suçunun manevi unsurlarından amaç unsurunun varlığı için yeterli bulunmamaktadır?. Suç işlemek amacının örgüt mensuplarının ortak amacı olarak belirlenmesi gerekir. Bu itibarla, örgütsel yapı mahiyetindeki bir oluşumun çekirdeğini oluşturan kişiler suç işlemek amacıyla hareket etmekle birlikte, bu oluşumun içinde yer alan ve fakat bu amaçtan habersiz olan kişiler, suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüte üye olmaktan sorumlu tutulamazlar®.

Hukuk, ancak meşru bir amaca yönelik örgütlenmeleri örgütlenme hürriyetinin kapsamında değerlendirmektedir. Meşru bir amaca yönelik olmayan örgütlenmelere ve bu yöndeki faaliyetlere hukuk toplumlarında izin verilmez. İdarenin, tesis edilmiş örgütlenmelerle ilgili gözetim ve denetim faaliyetinde bulunarak, gayrimeşru bir amaç güdüp gütmediklerini ve bu amaç doğrultusunda faaliyet icra edip etmediklerini denetlemesi doğaldır. Bu denetim faaliyetiyle idare, tesis edilmiş olan örgütlenmelerin meşru amaçlar doğrultusunda ve hukuka uygun biçimde faaliyet icrasını sağlayabilir.

Bir örgütlenme bünyesinde gayrimeşru faaliyet icra edilmiş olsa ve hatta bu faaliyet çerçevesinde suç işlenmiş olsa bile, başvurulacak ilk çare, bu örgütlenmenin hukuki varlığına son vermek, hukuki varlığını sonlandırmaya zorlamak yerine, bu örgütlenme bünyesindeki gayrimeşru faaliyetin sonlandırılmasını sağlamak ve suç işlenmesini önlemek olmalıdır. Ancak bunun mümkün olamaması halinde, yani ancak son çare olarak, bir örgütlenmenin hukuki varlığına son verilebilmelidir. Başka bir ifadeyle, hukuk zemininde gerçekleşmiş bir örgütlenme bünyesindeki gayrimeşru faaliyet icrası ve hatta suç işlenmesi çeşitli idari tedbirlerle önlenebilir ise, bu örgütlenmenin hukuki varlığına son vermemek gerekir. Keza hukuk zemininde gerçekleşmiş bir örgütlenmenin hukuki varlığına ancak mahkeme kararıyla ' son verilebilmelidir. Başka bir ifadeyle, meşru bir örgütlenme, bilahare bünyesinde icra edilen gayrimeşru faaliyetler ve hatta işlenen suçlar sebebiyle gayrimeşru bir örgütlenmeye dönüşebilir. Uygulanan idari tedbirlerle bu örgütlenme bünyesindeki gayrimeşru faaliyetlerin yardım etmek suçundan dolayı sorumluluğu yoluna gidilmesi gerekir: Yargıtay 16. CD, 23.1.2020, E. 2019/6091, K. 2020/598.

Bütün bunlara karşılık; sanıklar X ve Y'nin "çocukları örgütle iltisaklı okula gündermesi ve Zaman gazetesine abone olma eylemleri... müsnet (terör örgütü üyeliği) suç(u) yönünden delil ya da örglitsel faaliyet olarak değerlendirilemeyece'ktir: Yargıtay 16. CD, 11.3.2020, E. 2019/501, K. 2020/1954. Keza, "sanıkları örgüte mizahin Ufuk Büro Sendikası ile Aksaray Memurlar Yardımlaşma Derneği'ne üye olmak ve Zanan gazetesine ahone olmaktan ihanet eylemleri.. (ve ayrıca,) örgütle irtihatlı Bank Asya nezdinde, açılış tarihleri itibariyle örgütsel bir özellik göstermeyen hareketsiz hesap açtırmalart.. milsnet örgil liyesi olmak ya da örgülle bilerek ve isteyerek yardım elmek suçumı" oluşturmaz: Yargıtay 16. CD, 19.10.2020, E. 2019/5604, K. 2020/5065.

KRAUß, Mathias: Leipziger Kommentar StGB, Band 5, § 127, kn. 72. icrasına son verilemediği, suç işlenmesinin önlenemediği durumlarda, mahkeme kararıyla bu örgütlenmenin hukuki varlığına son verilebilmelidir®.

V. Avrupa Birliği hukuk uygulamasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Yaptırımlar Komitesi kararları göz önünde bulundurularak, özellikle terörün finansmanının önlenmesi amacıyla, ancak yabancılık unsuru taşıyan örgütlenmeler bakımından, bunların ve mensuplarının faaliyetleri ile ilgili olarak, kısıtlayıcı idari tedbirler alınabilmektedir. Örneğin idari bir kararla yabancılık unsuru taşıyan bazı örgütlenmeler terör örgütü olarak listelenerek, bu örgütlenmelerin, mensuplarının, bu örgütlenmelere finans desteği sağlayan kişi, kuruluş

veya organizasyonların gidilebilmektedir.

Avrupa Birliği Konseyi, bu çerçevede çeşitli kararlar almaktadır'°,". Alınan bu kararlarla, üye devletlerin terör örgütlerine finans sağlanmasının önüne geçmeye yönelik tedbirler alması sağlanmaktadır. Keza Konsey, yabancılık unsuru taşıyan "terör" örgütleri ile, bu örgütlere finansal destek sağladığı düşünülen kişi, kuruluş veya organizasyonlarla ilgili olarak belirli periyotla listeler yayımlamaktadır'2. Belirli periyotla yayımlanan listelerde zamanla revizyonlar yapılmakta, yeni isimler listeye alınmakta ve mevcut isimler listeden çıkarılabilmektedir. Bu listeler, Avrupa Birliği Resmi Gazetesinde yayımlanmaktadır. Üye devletler, bu listelerde yer alan kişi, kuruluş veya organizasyonların mülkiyetinde veya tasarrufunda bulunan malvarlığını idari tedbir olarak dondurmaktadır; bankalarda bunlar adına gerçekleştirilen para hareketleri durdurulmakta ve isimleri listede yer aldığı sürece bu paralar üzerindeki tasarruf yetkisi sınırlandırılmakta ve hatta kaldırılmaktadır. Listede yer alan "terör" örgütlerinin mensuplarının ülkeye girişine, bu kişilere oturma izni verilmesine idari tedbir ofarak kısıtlamalar getirilmektedir.

Önemle vurgulamamız gerekir ki, Avrupa Birliği üyesi devletlerde, bu oluşumlar mensuplarıyla ilgili olarak yapılan yargılamalarda, mahkemeler, münhasıran oluşum adının söz konusu listelerde yer almasını, bunun "terör örgütü" olarak, mensuplarının da "terörist" olarak kabulü için dayanak ittihaz etmemektedir. Yapılan yargılamalarda, kişilerin Avrupa Birliği üyesi devletlerde icra ettikleri esasen suç oluşturan faaliyetleri göz önünde bulundurulmaktadır.

Dikkat edilmesi gerekir ki, idarece icra edilen söz konusu gözetim ve denetim faaliyetinin taciz, yıldırma ve itibarsızlaştırma amacıyla kötüye kullanılmaması gerekir.

Önemle vurgulamamız gerekir ki, efektif bir denetim faaliyetinin bulunmaması ve hatta denetim faaliyetini icra eden kamu görevlilerinin müsamahası, örgütlenmeler bünyesinde gayrimeşru faaliyettc bulunulmasına ve hatta suç işlenmesine zemin oluşturmaktadır. Keza, kamu görevlilerinin bu denetim faaliyetini efektif bir şekilde icra etinemeleri, toplum bakımından katlanılamaz düzeyde ağır neticelere sebebiyet verse bile, yaptırımsız bırakılmaktadır. Ülkemiz bakımından sıklıkla karşılaşılan durum budur. 10 Bkz. Avrupa Birliği Konseyinin 2580/2001 sayılı Direktifi (Official Journal of the European Union / Amtsblatt der Europaischen Union), L 344, 28.12.2001, sh. 70 vd.).

Bkz. Avrupa Birliği Konseyinin "CFSP: common foeign and security policy" ("GASP: Gemeinsame Aussen- und Sicherheitspolitik") kararları.

12 Tespitimize göre bu bağlamda alınmış son karar, 22 Aralık 2016 tarihli ve CFSP, GASP 2016/2384 sayılı Karardır (Official Journal of the European Union / Amtsblatt der Europaischen Union, 23.12.2016, 1.352/92).

Türkiye'de Milli Güvenlik Kurulu kararlarında toplum barışı, kamu güvenliği ve kamu düzeni bakımından belirli sosyal oluşumlara işaret edilmesi, bu oluşumlarla ve mensuplarıyla ilgili idari tedbirler bakımından bir önem taşıyabilir.

Ancak, yargı uygulamamızda, "Milli Güvenlik Kurulu'nun, 30 Ekim 2014, 29 Nisan 2015 ve 26 Mayıs 2016 tarihli toplantılarında alınan ve kamuoyu ile paylaşılan kararlarda sözde "hizmet hareketi" adlı, legal görünümlü illegal yapının, paralel bir devlet kurma amacında olan, devletin varlığına ve anayasal düzenine karşı ciddi tehdit oluşturan bir örgüt olarak kabul edilmesi," bu örgütsel yapının alelıtlak terör örgütü olarak nitelendirilmesine gerekçe ittihaz edilmiştir. ' Söz konusu örgütsel yapının somut suçlarla ilişkilendirilmeden terör örgütü olarak nitelendirilmesi, bu terör örgütünün hangi tarih itibarıyla teşekkül ettiği sorununu ortaya çıkarmıştır. Bu sorun, özellikle terör örgütü üyeliği veya terör örgütüne yardım suçlamasına maruz kalan kişiler bakımından sorumlulukta etkili olmuştur; bilahare "terör örgütü" vasfı izafe • edilen bu sosyal oluşumla geçmişte çeşitli vesilelerle irtibat kurmuş, bu oluşum mensuplarıyla aralarında sahabet ilişkisi tesis edilmiş olan kişilerin herhangi somut bir suç işlemedikleri halde, "terör örgütü üyesi" olarak suçlanmaları sonucunu ortaya çıkarmıştır. Bu sorun özellikle 15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsü öncesinde herhangi somut bir suçun icrasına iştirak etmemiş olan, salt hayrî mülahazalarla, çeşitli derneklere, vakıflara veya sosyal etkinliklere maddi veya manevi yardımda bulunan kişilerin ceza hukuku sorumluluğu bakımından ortaya Çıkmıştır.

Bu genel tespit ve değerlendirmelerimiz karşısında, özellikle 15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsü öncesinde, herhangi somut bir suçun icrasına iştirak etmemiş olmak kaydıyla, sıri hayrı mülahazalarla, çeşitli derneklere, vakıflara veya sosyal etkinliklere maddi veya manevi yardımda bulunan, çeşitli derneklerde veya vakıflarda kurucu veya yönetici olarak görev alan ya da üye olan kişilerin alelıtlak, sadece bu sebeple terör örgütü üyesi olarak ceza hukuku bakımından sorumlu tutulması hukuken mümkün değildir.

13 Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 24.4.2017, E. 2015/3, K. 2017/3. Ayrıca bkz. Yargıtay CGK, 26.9.2017, E 2017/16.MD-956, K. 2017/370; Yargitay 16. CD, 11.2.2020, E. 2019/8467, K. 2020/984; Yargitay 16 CD, 25.12.2019, E. 2019/2751, K. 2019/8469; Yargitay 16. CD, 9.12.2019, E. 2019/5014, K. 2019/7639; Yargitay 16. CD, 5.12.2019, E. 2018/4735, K. 2019/7776; Yargitay 16. CD, 3.11.2019, E. 2018/5526, K. 2019/6842; Yargitay 16. CD, 5.7.2019, E. 2019/521, K. 2019/4769; Yargitay 16. CD, 14.7.2017, E. 2017/1443, K. 2017/4758

II. MUHAKEME HUKUKU AÇISINDAN DEĞERLENDİRMELER:

Sayın Avukat Levent MAZILIGÜNEY, ceza muhakemesi hukuku bağlamındaki değerlendirmeler kapsamında dikkate alınmak üzere aşağıdaki soruları tarafımıza yöneltmiştir:

1. CMK m. 311/1-e ve m. 311/1-f kapsamında yürütülen süreçlerde mahkemelerin sanık aleyhine yeni delil araştırması yapması, gerekçeyi salt biçimsel olarak revize etmesi veyasuç vasfını TCK m. 314/3 yollamasıyla TCK m. 220/7 kapsamında "örgüle yardım" olarak değiştirmesi hukuken mümkün müdür!

2. Yargılamanın yenilenmesi sürecinde suç vasfının TCK m. 220/7 kapsamında "örgüte yardım" olarak değiştirilmesi ve bu işlemin yalnızca "ek savunma" verilerek yapılması, "davasız yargılama olmaz" ilkesi ve CMK m. 225 hükmüyle buğdaşır m?

3. Yargılamamın yenilenmesi aşamasındu sanığın mükerrer sorgusunun yapılması ve özellikle infazın durdurulmaması meselesi, CMK m. 312 hükmü, usul ekonomisi ve adalet ilkeleri ışığında nasıl değerlendirilmelidir?

4. Yargılamanın yenilenmesi sürecinde uygulanan adli kontrol tedbirleri, özellikle de yurt dışına çıkış yasağı, "non bis in idem" ve ölçülülük ilkeleri balamından ne tür hukuki sorunlar doğurmaktadır?

5. AİHM'nin Yüksel Yalçınkaya/Türkiye ve müteakip kararlarında AIHS m. 6/1 bakımından ortaya koyduğu ihlallerin giderilmesi ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usuli güvencelerin sağlanması için derece mahkemelerince nasıl hareket edilmelidir?

6. AİHM ihlal kararlarımın "objektif etkisi" de nazara alındığında; kesinleşmiş benzer dosyalar haklınından CMK m. 311/1-f hükmü nasıl yorumlanmalı ve uygulanmalıdır?

Tarafımıza iletilen sorular, işbu mütalaanın sistematiğine uygun olarak ilgili alt başlıklar altında bütüncül bir yaklaşımla cevaplanmıştır.

1. CMK m. 311/1-f Hükmü Kapsamında Hükümlü Lehine Yapılan Yargılamanın Yenilenmesi Süreci; CMK m. 311/1-f Uyarınca Yargılamanın Yenilenmesi Sürecinde Mahkemece Yapılacak İşlemlerin Sınırı ve Mahkeme Tarafindan Sanık/Hükümlü Aleyhine Delil Toplanmasının Hukuka Aykırılığı

Yargılamanın yenilenmesi, kesin hükmün istisnası niteliğinde olup!4 kesinleşımiş hükümdeki adli hataların giderilmesine hizmet eder. ' 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda (CMK)

14 Eylem BAŞ, Ceza Muhakemesi Hukukunda Yargılamanın Yenilenmesi, Seçkin Yayıncılık, 1. Baskı, 2025, s. 304.

15 Erdener YURTCAN, Ceza Muhakemesi Kanunu Şerhi (CMK), Seçkin Yayıncılık, 9. Baskı, 2019, s. yargılamanın yenilenmesi sebepleri, lehe ve aleyhe sebepler olarak ayrı ayrı düzenlenmiş ve sınırlı şekilde sayılmıştır. CMK m. 311 hükmünde "Hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenleri" başlığı altında, sayılan sebeplerin varlığı halinde "kesin hükümle sonuçlanmış bir dava"nin "hükümlü lehine oluruk" tekrar görüleceği ifade edilmiştir. Hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedeninin varlığı halinde, kesin hükmün adli hata içermesi nedeniyle ceza almaması gereken bir kişinin ceza almış olması veya daha az ceza alması gereken bir kişinin alması gerekenden fazla ceza almış olması söz konusudur.

Kesinleşmiş ceza hükıünde adli hata bulunması ve bu hatanın CMK m. 311 hükmünde sayılan nedenlerden birisi kapsamında olması halinde hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesinden bahsedilir. Yargılamanın yenilenmesi süreci, talep konusu yargılamanın yenilenmesi nedenine ilişkin olarak işletilir.! Bu süreçte mahkemenin delil toplaması da mümkündür (CMK m. 320); ancak delil toplanması ilgili yargılamanın yenilenmesi nedeniyle bağlantılı olarak yürütülmelidir. '8 Dolayısıyla burada amaç, sıfırdan ve tüm kapsamıyla yeni bir yargılamanın yapılması ya da sanığın suçluluğu/suçsuzluğu hakkında baştan bir değerlendirme yapılması değil; kesinleşmiş hükümdeki adli hatanın giderilmesidir.

CMK m. 311/1-f bendinde, hükümlü hakkında verilen Ceza hükmünün, İnsan Haklurıı ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerinin ihlali suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılıklara dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması veya ceza hükmü aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkandu dostane çözüm ya du tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi" durumunda kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış davanın hükümlü lehine olarak tekrar görüleceği düzenlenmiştir. Dolayısıyla bir ceza hükınünün Sözleşme ya da eki protokollerinin ihlali suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılıklara dayandığının AİHM tarafından kesinleşmiş kararla tespit edilmesi, yalnızca hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak kabul edilmiştir.

Bu düzenlemenin amacı, AİHM'nin kararları kapsamında tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılması; mümkün olduğu ölçüde eski hale getirmenin (restitutio in

BAŞ, Ceza Muhakemesi Hukukunda Yargılamanın Yenilenmesi, s. 312.

17 'CMK"nm 311 ve 314, maddelerinde yargılamanın yenilenmesi nedenleri sınırlayıcı şekilde sayılmış olup belirtilenler dışımdaki nedenlere dayalı olarak yenileme isteminde bulumılamaz. Mahkemece yapılacak ön incelemede davanı kabule değer olduğu soncuna ulaşılması halinde başlanlan yargılama faaliyeri kapsamında her yargılamada olduğu gibi yenileme yargılamasıda da istemde ileri sürülüp sürülmediğine bakılmaksızı taleple bağlantıki olacak şekilde maddi gerçeği bulmaya hizmet edecek tüm delillerin toplanası zorludı: Önceki davada ileri sürülmeyen yeni vakıa veya delillerin yenileme yargılamasında ileri sürülmesi ya da önceki muhakeme aşamasıda toplanmayan delillerin mahkemece araştırılarak kovuşturmanm genişletilmesi, başka bir hakimin davaya bakacak olması yenileme yargılamasının, öncekinden tamamen bağımsız ve yeni hir yargılama olduğunu kabul etmeye yeterli değildir. Çünkü bu aşamada yargılama faaliyeti istisna hâller dışında en başından itibaren tekrarlanmamakta, yalnızca talepte ileri sürülen yeni delil veya vakalar çerçevesinde bir yargılama faaliyeti icra edilmektedir. Mahkemece ilk hükme ait dava dosyası incelenerek yenileme sebebine göre bu kez hangi hususların farklı olduğu değerlendirilecek; örneğin, yeni alman tanık beyanımın veya bilirkişi raporunun önceki kararı değiştirmeyi gerektirecek bir etkiye sahip olup olmadıgı muhakeme edilecektir:" Yargıtay CGK, E. 2019/219, K. 2022/400, T. 02/06/2022, www.lexpcra.com (E.T.28/05/2026) 18 Güçlü AKYÜREK, Yargılamanın Yenilenmesi, Seçkin Yayıncılık, 3. Baskı, 2018, s.180. integrum) '° sağlanmasıdır.?° AİHS m. 1 ve AİHS m. 46 uyarınca Sözleşme'ye taraf devletlerin ATHM tarafından verilen kararı yerine getirme; dolayısıyla AHM kararyla tespit edilen ihlal ve sonuçlarını ortadan kaldırma yükümlülükleri bulunmaktadır. CMK m. 311/1-f hükmü de esasen bu yükümlülüğün bir gereğidir.?!

CMK m. 311/1-f hükmü gereğince AİHM kararı üzerine hükümlü lehine işletilecek yargılamanın yenilenmesi sürecinde, yeniden yargılamayı yapan mahkeme, AİHM'nin yargılamanın yenilenmesine dayanak olan kararı ışığında ve bu karardaki tespit edilen ihlali gidermek amacıyla muhakeme işlemleri yapmalıdır. AHM kararı üzerine yapılan yargılamanın yenilenmesi sürecinde yeniden yapılacak yargılama, bu süreçte gerçekleştirilecek işlemler ve kurulacak hüküm, AİHM kararındaki ihlal tespitleri çerçevesinde temellendirilmelidir.

CMK'da AHM kararı dolayısıyla açılan yargılamanın yenilenmesi sürecinde derece mahkemelerinin nasıl bir sınır içerisinde hareket edeceği ya da değerlendirmesini nasıl yapması gerektiği açıkça düzenlenmemiştir. Bununla birlikte, CMK m. 311/1-f hükmünün yürürlüğe konulması Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin R (2000) 2 numaralı tavsiye karanı22 temelinde söz konusu olmuştur. AİHS'ye taraf bir Devlet olarak Türkiye'nin, AIHS m. 1 gereği kendi yetki alanında bulunan herkesin Sözleşme kapsamındaki hak ve özgürlüklerden faydalanmasını sağlama; AIHS m. 46 gereği ise taraf olduğu davalarda AİHM tarafından verilen kararlara uyma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu nedenle CMK m. 311/1-f hükmü kapsamında yapılacak yargılamanın yenilenmesi sürecinde, yerel mahkemelerin hareket alanı, Sözleşme'ye taraf devletin ihlali giderme yükümlülüğü ve AİHM tarafından verilen ihlal kararının gereğinin yerine getirilmesi bağlamında değerlendirilmelidir.? Buna göre AİHM'nin kararı üzerine yapılacak yargılamanın yenilenmesi süreci, ATHM tarafından yargılamanın yenilenmesine konu

19 Council of Europe Committee of Ministers, Recommendation No. R (2000) 2, "on the re-examination or reopening of certain cases at domestic level following judgments of the European Court of Human Rights" T, 19/01/2000, EValidationDate 20Descending62211 20 AKYUREK, Yargulamanın Yenilenmesi, s.119.

21 "Sözleşle ile güvence alıma alman temel hak ve özgirliklerin etkili bir ‚şekilde korumnası, ATHM tarafından verilen ihlal kararları iç hukukta gereği gibi yerine getirilmesi ile mümkündür. AİHM tarafından verilen ihlal kararlarum iç hukukta gereği gibi yerine getirilmemesi, Sözleşme ile givence altına alıman temel hak ve özgürlüklerin tygulamada etkili bir şekilde konmamadığı anlamına gelir (Sıddıka Dülek ve diğerleri, B. No: 2013/2750, 17/2/2016, $ 69). Nitekim AHM tarafından verilmiş bir ihlal kararı, temel hak ve özgürliklerin teoride olduğu gibi pratikte de etlili bir şekilile korunabilnesi amacıyla 5271 sayılı Kanun ile yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak kabul edilmiştir. 5271 sayılı Kanın, bu konuda ilgili yargısal mercilere takdir hakkı tanımayarak kesinleşen bir hükinile sonuçlanmış bir davarm yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görüleceğini öngörıiştiir." AYM, Nihat Akbulak Başvuurusu (GK), B. No: 2015/10131, I. 07/06/2018, R.G. Tacih ve Sayi: 26/9/2018-30547, png. 37. 22 Council of Europe Committee of Ministers, R (2000) 2, "on the re-examination or reopening of certain cases at domestic level following judgments of the European Court of Human Rights" 33 i Mahkeme tarafından tespit edilen ihlalin ortadan kaldırılması amacıyla ulusal hukuk düzeyinde bireysel tedbirler velveya gerektiğinde, genel tedbirler almak ve bu ihlalin sebep olduğu sonıçlar telafi etmek zorundadır: " Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 46. Madde Rehberi, Kararların Bağlayıcılığı ve İcrasi, 31/01/2020, 1. Baskı, s.7, png. 4; ceza hükmüne ilişkin tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının giderilmesine yönelik olarak, AİHM'nin kararındaki tespitler çerçevesinde yürütülmelidir. Somut kararlar bakımından AİHM'nin ihlal tespiti, esasen yerel mahkemelerin hukuki değerlendirmesine ve yargılama usulünde sağlanması gereken güvencelere ilişkindir. Bu nedenle, derece mahkemesinin yürüteceği süreç, baştan sonra yeni bir ispat yargılamasına dönüştürülmemelidir. Mütalaa konusu yargılamalar bakımından, AİHM'nin Yüksel Yalçınkaya/Türkiye kararı ve devamında verilen Demirhan ve diğerleri/Türkiye, Bozyokuş ve diğerleri/ Türkiye, Seyhan ve diğerleri/Türkiye, Karslı ve diğerleri/Türkiye kararları üzerine çok sayıda başvuran tarafından yargılamanın yenilenmesi başvurusu yapılmıştır. Bu başvurular üzerine yargılamanın yenilenmesi talepleri kabul edilen bazı başvuranlar bakımından, yargılamanın yenilenmesi süreçlerinde derece mahkemelerince re'sen delil araştırması ve başvuran aleyhine delil araştırması yoluna gidildiği görülmektedir.

Mütalaa konusu yargılamalar kapsamında AİHM tarafından;

• Yüksel Yalçınkaya/Türkiye kararında AIHS m. 6/1, 7 ve 11 hükümlerinin ihlal edildiğine;24

• Demirhan ve diğerleri/Türkiye kararında AİHS m. 6/1 ve 7 hükümlerinin ihlal edildiğine;25

• Bozyokuş ve diğerleri/Türkiye kararında AİHS m. 7 hükmünün ihlal edildiğine;26

• Karslı ve diğerleri/Türkiye kararında AIHS m. 6/1 ve 7 hükümlerinin ihlal edildiğine;27

• Seyhan ve diğerleri/Türkiye kararında AIHS m. 6/1 hükmünün ihlal edildiğine28 karar verilmiş ve bu kararlar üzerine başvuranlar tarafından çok sayıda dosyada yargılamanın yenilenmesi başvurusu yapılmıştır.

Ayrıca 23/06/2026 tarihinde AİHM tarafından üç farklı grup halinde;

• Kılıçarslan ve diğerleri/Türkiye kararında AIHS m. 7 ve 6/1 hükümlerinin ihlal edildiğine;

• Dönmez ve diğerleri/Türkiye kararında AİHS m. 7 hükmünün ihlal edildiğine;3°

24 HUDOC, AİHM Yüksel Yalçınkaya/Türkiye Kararı, B. No: 15699/20, 26/09/2023, 25 HUDOC, AİHM Demirhan ve diğerleri / Turkiye (B. No: 1595/20 ve 238 diğer), 22/07/2025, https://hudoc,echr.coe.int/eng# 1%22itemid%22:[%2200L-246099%22]} 26 HUDOC, AİHM Bozyokuş ve diğerleri/ Türkiye Kararı (B. No: 39586/20 ve 131 diğer başvuru), 16/12/2025, https://hudoc.echr.coc.int/eng?i=001-248388 27 HUDOC, AİHM Karslı ve diğerleri/ Türkiye Kararı (B. No: 18693/20 ve 1.435 diğer başvuru), 28 HUDOC, AİHM Seyhan ve diğerleri/Türkiye Kararı (B. No: 57837/19 ve 851 diğer başvuru), HUDOC, AİHM Kılıçarslan ve diğerleri/Türkiye Kararı (B.No: 16234/18 ve 594 diğer başvuru), 30 HUDOC, AİHM Dönmez ve diğerleri/Türkiye Kararı (B.No: 24039/21 ve 33 diğer başvuru),

• Çalı ve diğerleri/Türkiye kararında AIHS m. 6/1 hükmünün ihlal edildiğine3' karar verilmiştir. Yakın tarihte verilen bu kararlar üzerine de çok sayıda yargılamanın yenilenmesi başvurusu yapılması muhtemeldir.

Verilen ihlal kararları üzerine CMK m. 311/1-f uyarınca yapılan yargılamanın yenilenmesi süreçlerinde, derece mahkemelerinin hareket alanı ve sanık aleyhine delil araştırmasının mümkün olup olmadığı sorularına cevap verilebilmesi için, ihlaline karar verilen Sözleşme maddeleri çerçevesinde değerlendirme yapılması gerekmektedir.

AİHM, Yüksel Yalçınkaya/Türkiye ve devamında verdiği diğer kararlarda, AIHS m. 7 hükmünün ihlaline neden olan asıl meselenin, yerel mahkemelerin TCK m. 314/2 hükınünü ve ilgili mevzuat hükümlerini sanık aleyhine öngörülemez şekilde genişletici yorumlamalarından kaynaklandığını belirtmiş;2 bu durumun yalnızca bir başvuran özelinde olmadığını, sistematik bir sorun olduğunu tespit etmiş;3 yerel mahkemelerin internet ortamında özel bir iletişim programı olan ve "ByLock" olarak isimlendirilen uygulamayı kullanma iddiasını tek başına suçun unsurlarının yerine geçecek şekilde yorumladıklarını ve bu durumun ByLock kullanımı iddiasına dayanılarak otomatik bir suç karinesi oluşturmak anlamına geldiğini ifade etmiştir.34 Dolayısıyla kesinleşmiş mahkûmiyet hükmünün AIHS m. 7'de güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlaline dayanılarak verildiğinin tespit edildiği dosyalarda, AİHM'nin tespiti maddi vakanın ispatına değil, yerel mahkemelerin hukuki yorumuna ilişkindir. AİHM'nin bu kararlardaki değerlendirmeleri, ihlalin yerel mahkemelerin hukuki yorumundan ve bu yorumun öngörülemez olmasından kaynaklandığını göstermektedir. Dolayısıyla çok sayıda dosyada AIHS m. 7 kapsamında ihlal kararı verilmesinin sebebi herhangi bir ispat veya maddi vakıa sorunu değil; TCK, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kapsamındaki düzenlemeler ile Yargıtay'ın TCK m. 314/2 hükmündeki suça ilişkin belirlediği kriterlerin, suçun unsurları ortaya konulmaksızın geniş ve öngörülemez şekilde yorumlanmasıdır.

Bu itibarla, yerel mahkemeler tarafından verilen mahkûmiyet hükmünün AIHS m. 7 kapsamında "kanunsuz suç ve ceza olmaz" ilkesinin ihlalinden kaynaklandığının tespit edildiği davalarda; yargılamanın yenilenmesi sürecinde, yerel ıahkemeler tarafından yapılması gereken, ihlali ve sonuçlarını tümüyle ortadan kaldırmak adına önceki hükmünü dayandırdığı hususlar çerçevesinde mevzuat hükümlerine ve Sözleşme'nin 7. maddesine uygun şekilde hukuki yorum ve değerlendirme yaparak yargılamanın yenilenmesine konu olan ceza hükmündeki hukuki hatayı gidermektir. Dolayısıyla bu nedene dayanılarak açılan yargılamanın yenilenmesi sürecinde derece mahkemelerinin yapması gereken, maddi vakıaya veya olayın ispatına ilişkin yeni bir araştırma yapmak ya da isnat edilen suçun ispatına yönelik yeni ve aleyhe delil araştırması yapmak değil; mevcut ve hukuka uygun deliller kapsamında AİHM'nin kararında belirttiği esaslara ve AIHS m. 7 hükmüne uygun değerlendirme yapmak ve ihlali gidermektir. Aksi bir uygulamayla derece mahkemelerinin

31 HUDOC, AİHM Çalı ve diğerleri/Türkiye Kararı (B.No: 21763/20 ve 263 diğer başvuru), 32 AİHM, Demirhan ve diğerleri/Türkiye, png. 37; AİHM Karslı ve diğerleri/Türkiye, png. 10. 33 AİHM, Yüksel Yalçınkaya/Türkiye, png. 416.

34 AİHM, Yüksel Yalçınkaya/Türkiye, png. 261-267. ihlalin sonuçlarının giderilmesi yönünde uygulama yapmak yerine mevcut deliller dışında yeni ve aleyhe delil araştırması yoluna gitmesi, hem AİHM kararı dolayısıyla hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenine ilişkin düzenlemeye hem de AIHS gereği devletin ihlalin sonuçlarını giderme yükümlülüğüne ve AİHM'nin ihlal kararına aykırılık teşkil edecektir. AİHM'nin AİHS m. 7 hükmü bakımından ihlal kararı verdiği dosyalarda, yeniden açılan yargılama kapsamında, aleyhe yeni delil araştırması yapılması, ihlalin ve sonuçlarının giderilmesine yönelik olamayacağı gibi, hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi yolunun hükümlü aleyhine uygulanması anlamına gelecektir.

Mütalaaya konu yargılamalar bakımından, AIHS m. 7 hükmünün ihlali dolayısıyla yapılan bir yargılamanın yenilenmesi sürecinde; yalnızca ByLock uygulamasının kullanıldığı yönündeki iddiaya, Devletin verdiği izne dayalı olarak ve Devletin gözetim ve denetimi altında faaliyet icra eden bir banka nezdinde mevcut hesap hareketlerine, çocuğunu Devletin verdiği izne dayalı olarak ve Devletin gözetim ve denetimi altında faaliyet icra eden ve bilahare terör örgütü ile irtibatlı olduğu değerlendirilen eğitim kurumlarına göndermeye, aynı durumda olduğu değerlendirilen kurumlarda çalışma bilgisine, aynı suçtan yargılanan kişilerle mevcut HTS kayıtlarına vb. dayanılarak TCK m. 314/2'de düzenlenen suçun sübut bulduğuna karar verilmesi hukuka uygun değildir. Dolayısıyla hakkında "silahlı terör örgütü üyeliği" suçundan kesinleşmiş mahkumiyet hükmü bulunan bir hükümlünün, AİHM'nin AIHS m.7 hükmünün ihlali yönünde verdiği karar nedeniyle yargılamanın yenilenmesi sürecinde; suçu işlediği iddia olunan tarihte söz konusu terör örgütünün terör örgütü niteliğini bildiği, söz konusu örgütün "Devletin Güvenliği ve Anayasal Düzene Karşı Suç İşlemek Amacı Doğrultusunda" hareket ettiğini bildiği, söz konusu örgütün bu amaçlar doğrultusunda cebir, şiddet, tehdit, baskı vb. yöntemlerle hareket ettiğini bildiği, bu hususları bilerek ve isteyerek örgüt hiyerarşisi içerisinde bulunduğu, örgütün amaçları doğrultusunda ve bu terör amaçlarına hizmet edecek nitelikte süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren faaliyetlerde bulunduğu, somut delil ve eylemler çerçevesinde ortaya konulamadığı takdirde üzerine atılı suçtan cezalandırılması mümkün değildir. Bu durumda yeniden açılan yargılamada, sayılan hususlardaki bilme ve isteme iradesi ortaya konulamamışsa, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için sanığın beraati yönünde karar verilmesi gerekmektedir.

AİHM Yüksel Yalçınkaya/Türkiye kararı kapsamında; AIHS m. 6'da güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlaline neden olarak; başvuranın talep ettiği ByLock verilerinin başvurana verilmemesi, neden verilmediği hususunda yerel mahkemelerce açıklama yapılmamış olması ve başvuranın taleplerinin cevapsız bırakılması;35 başvuranın ByLock uygulamasına ilişkin ham verilerin doğruluk ve güvenilirliklerinin denetlenebilmesi bakımından taleplerinin dikkate alınmaması ve cevaplanmaması, ham veriler üzerinde bağımsız ve tarafsız bilirkişi incelemesi yapılmaksızın MİT ve KOM tarafından sunulan raporlara dayanılarak karar verilmiş olması, verilerin MİT tarafından elde edilmesi ile adli makamlara verilmesi arasında geçen sürede bütünlüğünün bozulup bozulmadığı hususunda açıklama yapılmaması;" başvuranın ByLock verilerindeki tutarsızlıklara ilişkin iddiaları ve verilerin güvenilirliğine ilişkin itirazlarının cevapsız bırakılması, verilerin hukuka uygunluklarına ilişkin AİHM, Yüksel Yalçınkaya/Türkiye, png. 330-331.

36 AİHM, Yüksel Yalçınkaya/Türkiye, png. 331-332. itirazlarına yönelik yerel mahkemelerce açıklama yapılmamış olması;?7 ByLock verilerine dayanılarak verilen mahkûmiyet hükmü kapsamında yerel mahkemelerin gerekçelerindeki eksiklikler ve yerel mahkemelerin iddialarını yeterli ve ilgili gerekçeyle desteklememiş olması, yerel mahkemelerin başvuranın mahkumiyetine dayanak olarak gösterdikleri ByLock uygulamasına ilişkin değerlendirmelerinin örgüt kapsamında hiyerarşik yapıyı gösteren bilgiler ve başvuran özelinde bireysel tespitlere dayanmaması, Yargıtay'ın kararlarındaki kabul kapsamında ByLock uygulamasının "münhasıran" FETÖ/PDY üyeleri tarafından kullanıldığı iddiasına dayanılması, ilgili uygulamanın halka açık platformlardan uzun süreler boyunca herkes tarafından indirilebilir olması ile başvuran tarafından sunulan rapora göre "münhasırlık" iddiasına dayanak olarak gösterilen teknik özelliklerin yaygın birçok uygulamada kullanıldığı ve bu hususlar çerçevesinde münhasırlık iddiasının zayıflaması, başvuranın davası bakımından Yargıtay kararları doğrultusunda "örgüt talimatıyla ağa katılma" yönünde bir tespit ya da değerlendirmeye yer verilmemesi, ByLock uygulamasının münhasır ve örgütsel olduğunun MİT'in yargı dışı tespitlerine dayanması vb. ayrıntılı gerekçeler ve tespitler belirtilmiştir. Bu karara atıfla, müteakip grup kararlarında Demirhan ve diğerleri/Türkiye kararı, Karslı ve diğerleri/ Türkiye kararı, Seyhan ve diğerleri/Türkiye kararı, Kıhçarslan ve diğerleri/Türkiye kararı ve Çalı ve diğerleri/Türkiye kararları kapsamında da aynı yönde ihlal kararı verilmiştir. Mütalaaya konu yargılamalar bakımından AIHS m. 6/1 hükmünün ihlali, maddi bir vakıa ispatı veya soruşturma/araştırma eksikliğinden değil, yargılama usulünün adil yargılanma hakkının gerektirdiği güvenceleri barındırmamasından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla AIHS m. 6/1 hükmü bakımından ihlalin ve sonuçlarının giderilmesi amacıyla açılan yargılamanın yenilenmesi sürecinde yerel mahkemelerin yapması gereken, maddi vakıa veya olayın ispatına ilişkin araştırma yapmak veya kişilerin üzerine atılı suçun ispatına çalışarak aleyhe delil araştırması yapmak değil; AİHM'nin belirlediği ve ihlale sebep olan hukuki hatayı gidermek, yani yargılamanın yenilenmesi sürecinde AİHM kararında belirtilen ve adil yargılanma hakkı bakımından gereklilik arz eden usulî güvenceleri sağlamaktır. Mütalaaya konu davalar kapsamında, AİHM'nin AİHS m. 7 ve m. 6/1 hükümlerine ilişkin olarak verdiği ihlal kararları üzerine yapılan yargılamamın yenilenmesi süreçlerinde, derece mahkemeleri tarafından ihlal kararı çerçevesinde ve ancak bu ihlalin sonuçlarını gidermek amacıyla hareket edilmeli; bu amacın dışına çıkarak aleyhe delil araştırması yoluna gidilmemelidir. Aksi yönde bir uygulama, yalnızca ihlalin giderilmesi amacına özgülenmiş ve münhasıran hükümlü lehine olarak düzenlenmiş olan CMK m. 311/1-f kapsamındaki yargılamanın yenilenmesi nedeninin, hükümlü aleyhine uygulanınası sonucunu doğuracaktır. Yargılamanın yenilenmesi süreci kapsamında, ihlal kararına konu kesinleşmiş ceza hükmü bakımından mevcut ve hukuka uygun deliller çerçevesinde ve ihlal kararındaki hususlar kapsamında değerlendirme yapılması ve suçun unsurlarının ortaya konulması mümkün olmadığı takdirde ihlalin giderilmesi amacıyla kişinin beraatine karar verilmelidir. Bu sonuç, AİHM Yüksel Yalçınkaya/Türkiye ve yukarıda belirtilen diğer

37 AİHM, Yüksel Yalçınkaya/Türkiye, png. 332-333.

38 AİHM, Yüksel Yalçınkaya/Türkiye, png. 334-339. kararların niteliği ile AIHS'ye taraf devlet olarak ihlali ve sonuçlarını giderme yükümlülüğünün bir gereğidir.

Bu noktada, aleyhe yargılamanın yenilenmesi nedenlerinin dar yorumlanması ve sanık aleyhine genişletici yorum ve uygulamalardan kaçınılması ilkesi de konu bakımından önem taşımaktadır. Bu ilke, metindeki tartışmanın merkezinde yer alan CMK m. 311/1-f'nin münhasıran lehe niteliğini güçlendiren tamamlayıcı bir gerekçe olarak kullanılmalıdır. Lehe bir yargılamanın yenilenmesi nedeni kapsamında ve özellikle AİHM'nin kararı üzerine ihlali gidermek amacıyla açılmış bir yargılamada aleyhe delil araştırması yoluna gidilmesi, yargılamanın yenilenmesi yolunun amacı dışında kullanılıması anlamına gelir. Bu durumm, CMK m. 314 hükmünde sınırlı olarak sayılan hükümlü aleyhine yargılamanın yenilenmesi nedenlerinin genişletilmesi sonucunu doğurabileceği gibi, CMK m. 311/1-f kapsamında ihlalin sonuçlarının giderilmesi amacıyla yürütülen yargılamamın yenilenmesi sürecinde yeni hak ihlallerine neden olabilecektir.

Burada CMK m. 311/1-e hükmü kapsamında "yeni olay ve delillerin ortaya çıkması" nedenine değinmek de kanunun sistematiğinin anlaşılması bakımından önem taşımaktadır. Mevzuatımızda yeni olay veya delillerin ortaya çıkması durumu da münhasıran hükümlü lehine bir yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak düzenlenmiş; aleyhe yargılamanın yenilenmesi nedenleri arasında sayılmamıştır. O halde AİHM ihlal kararı üzerine hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesine karar verilmesinden sonra hükümlü/sanık aleyhine delil araştırılması yoluna gidilmesi, kanunun sistematiğine, amacına ve hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenlerinin düzenlenme gerekçesine aykırı olacaktır.

2. AİHM Büyük Daire Yasak/Türkiye Kararı ve AЇHM'nin AIHS m. 7 Bağlamında Suçun Unsurlarına Yönelik Değerlendirmeleri AİHM Büyük Dairesi, 05/05/2026 tarihinde açıkladığı Yasak/Türkiye kararında mütalaaya konu yargılamalarla da yakında

[… metnin devamı TBMM kaydında]

---

**Kaynak gösterme:** Mehmet Emin Ekmen (Yeni Yol, Mersin). “Bazı AİHM kararlarında belirtilen yapısal sorunlar ile kararların uygulanmasında karşılaşılan sorunların giderilmesi için yapılması gerekenlerin belirlenmesi amacıyla bir genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi”. TBMM 28. Dönem genel görüşme önergesi 8/143, 5 Ağustos 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/onerge/8-143-bazi-aihm-kararlarinda-belirtilen-yapisal-sorunlar-ile-kararlarin-uygulanmasinda-karsilasi (erişim: 15 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/Denetim/Genel-Gorusme-Onergesi-Detay/fb105676-4b24-4c3f-87c7-019fd1a19bc1

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
