# Hürmüz Boğazı'nın kapatılması nedeniyle yaşanabilecek olası bir enerji ve hammadde tedarik sorununa ilişkin

- **Tür:** Yazılı soru önergesi (TBMM 28. Dönem)
- **Esas no:** 7/43596
- **Veren:** Fethi Açıkel (CHP, İstanbul)
- **Muhatap:** Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (Alparslan Bayraktar)
- **Veriliş tarihi:** 17 Nisan 2026
- **Durum:** TBMM’nin kaydına göre süresi geçtikten sonra cevaplandı (verilişinden 35 gün sonra, 22 Mayıs 2026)
- **TBMM kaydı:** https://www.tbmm.gov.tr/Denetim/Yazili-Soru-Onergesi-Detay/f62b4e05-7843-46d0-a93d-019dab433826
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/soru-onergesi/7-43596-hurmuz-bogazi-nin-kapatilmasi-nedeniyle-yasanabilecek-olasi-bir-enerji-ve-hammadde-tedarik

> Fethi Açıkel (CHP), 17 Nisan 2026 tarihinde 7/43596 esas numaralı yazılı soru önergesi verdi; muhatap: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı. TBMM’nin kaydına göre süresi geçtikten sonra cevaplandı (verilişinden 35 gün sonra, 22 Mayıs 2026).

## Önerge metni

Aşağıdaki sorularımın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Alparslan Bayraktar tarafından, Anayasa'nın 98 ve İçtüzüğün 96. maddeleri gereğince yazılı olarak yanıtlanmasını arz ederim.

Atatürk Cumhuriyeti felsefesinin temel dayanaklarından biri, ekonomide bağımsızlık ve kendine yeterlilik ilkesidir. Ulusal egemenliğin yalnızca siyasi değil, aynı zamanda ekonomik bağımsızlıkla da mümkün olabileceği anlayışı; üretim kapasitesini güçlendiren, dışa bağımlılığı azaltan ve stratejik alanlarda kendi kendine yetebilen bir ekonomik yapıyı zorunlu kılmaktadır.

ABD/İsrail - İran arasında tırmanan askeri gerilim, küresel enerji ve ticaret hatlarının en kritik geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı'nda ciddi bir arz ve lojistik riski yaratmıştır. Küresel petrol ticaretinin yaklaşık dörtte birinin bu hat üzerinden gerçekleştiği dikkate alındığında, bölgedeki her türlü aksama doğrudan enerji fiyatlarına, deniz taşımacılığına ve küresel tedarik zincirlerine yansımaktadır. Türkiye ekonomisi ise yüksek enerji ithalat bağımlılığı nedeniyle bu tür dış şoklara son derece açıktır. Petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki artışlar; üretim maliyetlerini yükseltmekte, enflasyonu tetiklemekte ve cari açık üzerinde baskı oluşturmaktadır. Özellikle enerji yoğun sektörlerde maliyet artışları sanayi üretimini ve ihracat rekabetini zayıflatmaktadır.

Öte yandan Körfez bölgesi yalnızca enerji arzı açısından değil; petrokimya ürünleri, plastik hammaddeleri, amonyak ve metanol gibi endüstriyel ve tarımsal sanayi girdileri açısından da kritik bir tedarik merkezidir. Bu alandaki bir arz daralması, Türkiye'de ara malı bağımlılığı yüksek sektörlerde üretim kesintilerine ve maliyet enflasyonuna yol açma riski taşımaktadır.

Krizin en kritik yansımalarından biri ise gübre ve tarım alanında ortaya çıkmaktadır. Küresel gübre ticaretinin önemli bir bölümü Hürmüz hattından geçmekte; azotlu gübre üretimi doğrudan doğalgaz fiyatlarına bağlı bulunmaktadır. Bu nedenle enerji fiyatlarındaki artış, gübre fiyatlarını; gübre fiyatları ise tarımsal üretim maliyetlerini doğrudan artırmaktadır. Bu zincirleme etki, Türkiye'de gıda enflasyonunu daha da kalıcı hale getirme riskini taşımaktadır.

Ayrıca deniz taşımacılığında sigorta ve navlun maliyetlerinin hızla yükselmesi, Türkiye'nin hem ithalat maliyetlerini artırmakta hem de ihracat teslim süreleri ve maliyetleri üzerinden rekabet gücünü zayıflatmaktadır.

Bu gelişmeler, Türkiye ekonomisinin dışa bağımlı üretim yapısının yarattığı kırılganlığı bir kez daha ortaya koymaktadır. Enerji, petrokimya ve gübre gibi stratejik alanlarda yüksek ithalat bağımlılığı; yalnızca ekonomik bir tercih değil, aynı zamanda ulusal güvenlik ve toplumsal refah açısından da yapısal bir risk oluşturmaktadır. Bu çerçevede "ekonomik kendine yeterlilik" kavramı yalnızca teorik bir hedef değil; krizlere karşı dayanıklılık, arz güvenliği ve sürdürülebilir kalkınma açısından zorunlu bir politika alanı olarak öne çıkmaktadır. Türkiye'nin enerji, sanayi girdileri ve tarımsal üretim açısından dışa bağımlılığını azaltacak; yerli üretimi, stratejik stoklamayı ve tedarik çeşitlendirmesini esas alan bir ekonomik mimariye ihtiyaç duyduğu açıktır.

Enerji ve doğalgaz politikalarının, kısa vadeli siyasi hedefler veya seçim dönemlerine özgü söylemler çerçevesinde ele alınması; bu alanın taşıdığı stratejik önemin gerektirdiği ciddiyet ve sürdürülebilirlik anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Enerji arzı ve fiyatlandırması, propaganda unsuru değil; vatandaşların erişilebilir ve makul maliyetli enerjiye ulaşım hakkının teminatı olarak değerlendirilmelidir. Aynı şekilde, sanayinin rekabet gücünü koruyabilmesi ve üretim sürekliliğinin sağlanabilmesi için enerjide dışa bağımlılığı azaltan, öngörülebilir ve uzun vadeli bir politika çerçevesi esas alınmalıdır. Bu doğrultuda enerji ve doğalgaz alanında izlenecek politikaların temel İlkesi; toplumsal refahı gözeten, üretim maliyetlerini dengeleyen ve ülkemizin enerjide kendine yeterliliğini güçlendiren bir yaklaşım olmalıdır. Tüm bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde; enerji arz güvenliği, sanayi üretimi, tarımsal sürdürülebilirlik ve makroekonomik dengeler açısından Türkiye ekonomisinin ciddi bir dış şok riskiyle karşı karşıya olduğu görülmektedir. Bu nedenlerle; ortaya çıkan çok boyutlu ekonomik riskler karşısında hükümetin enerji, lojistik, sanayi ve tarım başta olmak üzere ilgili tüm sektörleri kapsayan bütüncül bir hazırlık süreci yürütmesi ve bu hazırlıkları sektör paydaşları ve kamuoyu ile şeffaf biçimde açıklaması gerekmektedir.

Bu bağlamda; aşağıdaki soruların yanıtlanması önem arz etmektedir.

1. Türkiye'nin petrol ve doğal gaz ithalatının ne kadarı doğrudan veya dolaylı olarak Hürmüz Boğazı üzerinden sağlanmaktadır?

2. Hürmüz Boğazı'nda yaşanabilecek uzun süreli bir kesinti senaryosuna karşı Türkiye'nin enerji arz güvenliği planı nedir?

3. Son dönemde artan petrol ve doğal gaz fiyatlarının Türkiye'nin cari açığı ve enflasyonu üzerindeki etkilerine ilişkin, Cumhurbaşkanlığı bünyesinde ya da ilgili bakanlıklarca yürütülen güncel projeksiyonlar nelerdir?

3. Son dönemde artan petrol ve doğal gaz fiyatlarının Türkiye'nin cari açığı ve enflasyonu üzerindeki etkilerine ilişkin, Cumhurbaşkanlığı bünyesinde ya da ilgili bakanlıklarca yürütülen güncel projeksiyonlar nelerdir?

4. Türkiye'nin petrokimya ve ara malı ithalatında Körfez ülkelerine bağımlılık oranı nedir? Bu bağımlılığın azaltılmasına yönelik somut bir strateji mevcut mudur?

5. Metanol, amonyak ve plastik hammaddeleri gibi kritik girdilerde tedarik kesintisi yaşanması halinde sanayi üretimini korumaya yönelik bir acil eylem planı bulunmakta mıdır?

6. Türkiye'nin gübre ithalatında Körfez bölgesinin payı nedir? Azotlu gübre fiyatlarındaki artışın tarımsal üretim maliyetlerine etkisi konusunda Bakanlığınızın çalışması var mıdır?

7. Enerji, tarım ve sanayi alanlarında stratejik stok seviyeleri yeterli midir? Bu stokların artırılmasına yönelik bir planlama yapılmakta mıdır? Son 24 yıllık dönemde bu tür dış şoklara karşı önlem almak için ne tür yatırımlar yapılmıştır?

8. Türkiye'nin alternatif enerji ve hammadde tedarik hatları oluşturma konusunda yürüttüğü uluslararası anlaşmalar ve girişimler nelerdir?

9. Ekonomik kendine yeterlilik hedefi doğrultusunda enerji, petrokimya ve gübre sektörlerinde yerli üretimi artırmaya yönelik somut politika ve yatırım planları nelerdir?

## Bakanlığın cevabı

2025 yılı itibarıyla Ülkemizin Hürmüz Boğazı üzerinden doğal gaz tedariki bulunmamakta olup, bu bölgede LNG arzında yaşanan azalışın Ülkemizin doğal gaz arz güvenliği üzerinde herhangi bir etkisi olmamıştır. Aynı dönemde toplam petrol ithalatımız 50,4 milyon ton olarak gerçekleşmiş; bu ithalatın yaklaşık 5 milyon tonluk kısmı Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştirilmiştir. Hürmüz Boğazı'ndaki petrol sevkiyatının durması arz güvenliği açısından yönetilebilir alanda kalmakta ve herhangi bir sorun oluşturması beklenmemektedir.

Enerji arz güvenliğinin kalıcı olarak tesis edilmesi ve dışa bağımlılığın azaltılması amacıyla Enerjide Tam Bağımsız Türkiye Politikası" kapsamında yerli ve yenilenebilir enerji yatırımlarına ivme kazandırılmıştır. 2026 yılı Mart ayı sonu itibarıyla elektrik kurulu gücünde yenilenebilir kaynakların payı %62,4'e, yerli ve yenilenebilir kaynakların toplam payı ise %71,6 seviyesinin üzerine çıkmıştır. 2025 yılı üretim verilerine göre yenilenebilir kaynaklı elektrik üretiminin toplam elektrik üretimindeki payı %43,3 olarak gerçekleşmiştir. 6 derin deniz sondaj, 2 sismik araştırma gemimizle petrol ve doğal gaz arama ve sondaj faaliyetleri yürütülmekte olup bu faaliyetler sonucunda keşfedilen Sakarya Gaz Sahası'ndaki doğal gaz üretimi 9,5 milyon m/gün'e çıkarılmış ve envanterimize katılan Türkiye'nin ilk yüzer üretim platformu "Osman Gazi" ile günlük üretimin 2026 yılında 20 milyon m"e çıkarılması, 2028 yılında devreye alınması planlanan ikinci yüzer üretim platformuyla da günlük üretim kapasitesinin 45 milyon m''e çıkarılması hedeflenmektedir. Ayrıca Gabar sahamızda günlük üretim 81 bin varile çıkarılmış olup toplam petrol üretimimizin artırılmasına yönelik çalışmalar devam etmektedir.

Tuz Gölü Doğal Gaz Yer Altı Depolama Tesisi depolama kapasitesi 1,7 milyar m' ve Silivri Doğal Gaz Yer Altı Depolama Tesisi depolama kapasitesi 4,6 milyar m' olmak üzere toplamda 6,3 milyar m' olarak tam kapasite ile hizmet vermektedir. Ayrıca Tuz Gölü Doğal Gaz Yer Altı Depolama Tesisi günlük 80 milyon m' ve Silivri Doğal Gaz Yer Altı Depolama Tesisi günlük 75 milyon m' olmak üzere toplam gazlaştırma kapasitesi toplam günlük 155 milyon m3 'tür.

Yer altı depolarımızın yanı sıra 179 milyon m' boru hattı girişleri ve 161 milyon m' ING tesisleri girişi olmak üzere toplam günlük doğal gaz giriş kapasitemiz 495 milyon m' olup, Mart 2026 döneminde gerçekleşen günlük ortalama 210 milyon m'lük talep, sahip olduğumuz boru hatları, ING/FSRU terminalleri ve depolama tesisleri vasıtasıyla güvenle karşılanmaktadır.

Toplam 6,3 milyar m' kapasiteye sahip yer altı depolama tesislerimizin mevcut doluluk oranı %72 seviyesinde seyretmekte olup, bu depolar sistemin esnekliğine katkı sağlamaktadır. Kaynak çeşitlendirme vizyonumuz çerçevesinde, bölgesel ve küresel iş birliklerine önem verilmektedir. Yürütülen yoğun enerji diplomasisi kanalıyla; petrol, doğal gaz, madencilik ve nükleer enerji alanlarında stratejik ortaklıklar tesis edilmiş ve ülkemizin enerji arz güvenliğini garanti altına alacak kritik anlaşmalar imzalanmıştır.

Mevcut uluslararası enerji krizine rağmen güçlü enerji altyapımız, çeşitlendirilmiş kaynak portföyümüz ve artan yerli üretim kapasitemiz sayesinde ülkemizin enerji arz güvenliği açısından herhangi bir risk öngörülmemektedir.

Önerge içeriğinde yer alan ve diğer Bakanlıkların görev alanına giren hususlara ilişkin bilgilerin ilgili kurum/kuruluşlardan alınmasının uygun olacağı değerlendirilmektedir.

---

**Kaynak gösterme:** Fethi Açıkel (CHP, İstanbul). “Hürmüz Boğazı'nın kapatılması nedeniyle yaşanabilecek olası bir enerji ve hammadde tedarik sorununa ilişkin”. TBMM 28. Dönem yazılı soru önergesi 7/43596, 17 Nisan 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/soru-onergesi/7-43596-hurmuz-bogazi-nin-kapatilmasi-nedeniyle-yasanabilecek-olasi-bir-enerji-ve-hammadde-tedarik (erişim: 15 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/Denetim/Yazili-Soru-Onergesi-Detay/f62b4e05-7843-46d0-a93d-019dab433826

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
