# Hakkari'de son yıllarda artış gösteren intihar ve şüpheli ölüm vakalarına ilişkin

- **Tür:** Yazılı soru önergesi (TBMM 28. Dönem)
- **Esas no:** 7/45482
- **Veren:** Öznur Bartin (DEM Parti, Hakkari)
- **Muhatap:** İçişleri Bakanlığı (Mustafa Çiftçi)
- **Veriliş tarihi:** 9 Haziran 2026
- **Durum:** TBMM’nin kaydına göre süresi geçtikten sonra cevaplandı (verilişinden 125 gün sonra, 12 Ekim 2026)
- **TBMM kaydı:** https://www.tbmm.gov.tr/Denetim/Yazili-Soru-Onergesi-Detay/f425b9af-681e-48d1-a5b4-019eb0688270
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/soru-onergesi/7-45482-hakkari-de-son-yillarda-artis-gosteren-intihar-ve-supheli-olum-vakalarina-iliskin

> Öznur Bartin (DEM Parti), 9 Haziran 2026 tarihinde 7/45482 esas numaralı yazılı soru önergesi verdi; muhatap: İçişleri Bakanlığı. TBMM’nin kaydına göre süresi geçtikten sonra cevaplandı (verilişinden 125 gün sonra, 12 Ekim 2026).

## Önerge metni

Aşağıdaki sorularımın, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi tarafından Anayasanın 98 ve İç Tüzüğün 96. ve 99. Maddeleri gereğince yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim. Hakkâri'de son yıllarda artış gösteren intiharlar ve şüpheli ölümler, artık yalnızca adli makamların inceleme konusu olarak değerlendirilemeyecek ölçüde ağır bir toplumsal ve halk sağlığı sorununa dönüşmüştür. Özellikle kadınların ve gençlerin yaşamlarını yitirdiği vakaların yoğunlaşması, yaşam hakkının korunmasına ilişkin kamusal yükümlülüklerin ne ölçüde yerine getirildiğinin sorgulanmasını zorunlu kılmaktadır.

2026 yılının ilk aylarından itibaren Hakkâri'de yaşanan olaylar, toplumda derin kaygı yaratmıştır. Ocak ayında Hakkâri Merkez Biçer Mahallesi, Şedinli ve Durankaya'da kısa aralıklarla üç ayrı intihar vakası meydana gelmiştir. 18 Şubat 2026 tarihinde Yüksekova Güngör Mahallesi Ak Mercan mevkiinde 23 yaşındaki F.G. başından silahla vurulmuş halde yaşamını yitirmiş olarak tespit edilmiştir. 24 Şubat 2026 tarihinde Üzümcü Köyü Derav Mahallesi'nde 19 yaşındaki H.K. evinin bahçesinde silahla ağır yaralı halde bulunmuş, kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirmiştir. 28 Şubat 2026 tarihinde Çavuşlu Köyü'nde yaşayan beş çocuk annesi 54 yaşındaki bir kadın yaşamını yitirmiştir. 8 Mayıs 2026 tarihinde Hakkâri merkez Berçelan Mahallesi'nde 17 yaşındaki A.Z. yüksekten düşme sonucu yaşamını yitirmiştir. 5 Haziran 2026 tarihinde Yüksekova Yeni Mahalle'de yaşayan 22 yaşındaki Ö.K. tandır evinde yaşamını yitirmiştir. Son olarak 8 Haziran 2026 tarihinde Hakkâri merkez Bağlar Mahallesi AFAD Konutları'nda yaşayan beş çocuk annesi H.Ç. yaşamını yitirmiş, olayın ardından eşi L.Ç.'ye ulaşılamamış olması nedeniyle kamuoyunda ciddi soru işaretleri ortaya çıkmıştır. Bu yönüyle söz konusu olay, aydınlatılması gereken şüpheli ölüm vakalarından biri olarak değerlendirilmektedir.

Söz konusu vakalar, yalnızca bireysel yaşam öyküleri üzerinden açıklanamayacak ortak bir toplumsal zemine işaret etmektedir. Uluslararası halk sağlığı ve sosyal politika literatürü; intiharların, şüpheli ölümlerin ve yaşamdan kopuş süreçlerinin yoksulluk, işsizlik, borçluluk, sosyal dışlanma, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, ruh sağlığı hizmetlerine erişim eksikliği, şiddet ve güvencesizlik koşullarıyla doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle intiharlar ve şüpheli ölümler yalnızca adli vakalar değil; aynı zamanda sosyal devletin niteliğini, kamusal hizmetlerin erişilebilirliğini ve yaşam hakkının korunma düzeyini gösteren önemli göstergelerdir. Hakkâri'de özellikle son yıllarda derinleşen ekonomik kriz, yaygın işsizlik, gençlerin geleceksizlik duygusu, göçün yarattığı toplumsal tahribat, kadınların ekonomik bağımlılık ilişkileri içerisinde sıkışması ve sosyal hizmet mekanizmalarının yetersizliği yaşamı giderek daha kırılgan hale getirmektedir.

Gençler açısından eğitim ile gelecek arasındaki bağ zayıflamakta, emek ile yaşam arasında kurulan ilişki aşınmakta; kadınlar açısından ise ekonomik bağımlılık, görünmeyen emek, çok yönlü şiddet ve sosyal güvencesizlik yaşam alanlarını daraltmaktadır.

Yaşam hakkının korunmasına ilişkin devlet yükümlülüğü yalnızca ölüm gerçekleştikten sonra soruşturma yürütmekten ibaret değildir. Devlet aynı zamanda ölümleri önleyici sosyal, ekonomik ve psikolojik destek mekanizmalarını kurmak, risk gruplarını tespit etmek, koruyucu politikalar geliştirmek ve yaşamı mümkün kılan koşulları güçlendirmekle yükümlüdür. Buna karşın Hakkâri'de giderek ağırlaşan tabloya rağmen bütünlüklü bir intiharı önleme stratejisinin bulunmaması, ruh sağlığı hizmetlerinin yetersizliği, kadınlara ve gençlere yönelik koruyucu sosyal politikaların güçlendirilmemesi ve şüpheli ölümlerde kamuoyunu tatmin edecek düzeyde şeffaflık sağlanamaması ciddi bir kamusal sorumluluk sorunu yaratmaktadır. Özellikle kadınların yaşamlarını yitirdiği olayların önemli bir bölümünün "şüpheli ölüm", "yüksekten düşme" veya "intihar" kategorileri altında kayda geçirilmesi, etkin soruşturma yükümlülüğü bakımından ayrı bir tartışma alanı oluşturmaktadır. Delillerin toplanması, soruşturmaların yürütülmesi, ölüm nedenlerinin açıklığa kavuşturulması ve kamuoyunun bilgilendirilmesi konularında ortaya çıkan eksiklikler cezasızlık algısını güçlendirmekte, adalet duygusunu zedelemektedir. Bugün Hakkâri'de ortaya çıkan tablo, yalnızca ölüm istatistiklerinden ibaret değildir. Bu durum, iktidarın yeterli önleyici tedbirleri geliştirmemesi, ilgili bakanlıkların etkin ve koordineli bir müdahale kapasitesi ortaya koymaması ve TBMM'nin denetim ve politika üretimi işlevini yeterince işletmemesi nedeniyle derinleşen çok boyutlu bir kriz alanına işaret etmektedir.

Bu bağlamda;

1. Hakkâri'de 2026 yılı başından itibaren vuku bulan şüpheli ölümler ve intiharlarda, kolluğun yalnızca "ölümlerden sonra" devreye girdiği, önleyici güvenlik politikalarının ise tamamen devre dışı kaldığı bir idari modeli mi işaret etmektedir?

2. F.G., H.K., A.Z., Ö.K. ve H.Ç. vakalarının ortak bir "tekrarlayan yapısal ölüm örüntüsü" oluşturmasına rağmen, bu vakalar neden hâlâ münferit olaylar gibi değerlendirilip adli istatistiklere hapsedilmektedir?

3. Şüpheli kadın ölümlerinde olay yeri inceleme süreçlerinde yaşanan standart dışı uygulamalar ve delil toplama zafiyetleri, yargısal süreci en başından sakatlayan yapısal bir "cezasızlık" stratejisi midir?

4. H.Ç. vakasında olduğu gibi, fail zanlılarına ulaşılamaması ve soruşturmaların şeffaf yürütülmemesi, kolluğun yaşamı koruma yükümlülüğünü yerine getirmediğinin açık bir göstergesi değil midir?

5. İntiharların ve şüpheli ölümlerin yoğunlaştığı mahalle ve köylerde, neden toplum odaklı bir "önleyici sosyal kolluk" modeli yerine yalnızca güvenlikçi bir yaklaşım sergilenmektedir?

6. Bakanlığınızın Hakkâri için tanımlanmış bir "yaşam hakkı risk analizi" var mıdır?

Varsa, 2026 yılındaki bu ivme neden öngörülememiş ve durdurulamamıştır?

7. Son 10 yılda Hakkâri'de intihar ve şüpheli ölüm dosyalarında ihmali, kusuru veya karartma girişimi tespit edilen kolluk personeli sayısı kaçtır ve bu konuda neden kamuoyuna bilgi verilmemektedir?

8. Özellikle ateşli silahla gerçekleşen ölümlerde, ülkedeki silahlanma denetimlerinin yetersizliği ve bu durumun ölümleri kolaylaştırıcı etkisi neden sorgulanmamaktadır?

9. Kolluk güçlerinin şüpheli ölümleri hızla "intihar" olarak yaftalayıp dosya kapatma eğilimi, etkin soruşturma yükümlülüğünün ihlali değil midir?

10. Yaşam hakkının korunması noktasında Bakanlığınızın "önleyici devlet kapasitesi" nedir, yoksa devletin varlığı sadece ölümden sonraki tutanaklarla mı sınırlıdır?

---

**Kaynak gösterme:** Öznur Bartin (DEM Parti, Hakkari). “Hakkari'de son yıllarda artış gösteren intihar ve şüpheli ölüm vakalarına ilişkin”. TBMM 28. Dönem yazılı soru önergesi 7/45482, 9 Haziran 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/soru-onergesi/7-45482-hakkari-de-son-yillarda-artis-gosteren-intihar-ve-supheli-olum-vakalarina-iliskin (erişim: 15 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/Denetim/Yazili-Soru-Onergesi-Detay/f425b9af-681e-48d1-a5b4-019eb0688270

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
