Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı münasebetiyle
Eskişehir Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 40. Birleşim · 1. yasama yılı · 17 Şubat 2016 · 1.181 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Cemal Okan Yüksel (CHP), 17 Şubat 2016 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı münasebetiyle); konuşma 1.181 kelime.
Cemal Okan Yüksel (CHP, Eskişehir). “Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim tutanağı, 17 Şubat 2016. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cemal-okan-yuksel-26-2016-02-17-kisisel-verilerin-korunmasi-kanunu-tasarisi-munasebetiyle (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=44480
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)CHP GRUBU ADINA CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evvela, Meclisin hemen yakınındaki elim terör saldırısında hayatlarını kaybedenlere Allah’tan rahmet ve şu anda hastanelerde ecelle pençeleşen askerlerimize de acil şifa diliyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 117 sıra sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanun Tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi adına görüşlerimizi belirtmek üzere söz almış bulunuyorum.
Aslında, bu kanunun adı “fişleme kanunu” olsaymış daha uygun olacakmış ama “Kişisel Verilerin Korunması Kanunu” olarak adlandırılmasına da şaşırmıyoruz. Neden şaşırmıyoruz, anlatacağım. “Kişisel verilerin korunması” dendiğinde sizin aklınıza ne geliyor bilmiyorum ama bu kanunu hazırlayanların aklına ne geldiği açık. “Kullarımız yani memleketteki herkes hakkındaki verileri özenle kaydedip koruyalım.” diye düşünmüşler besbelli. “Aman, bu verilerin başına bir şey gelmesin, lazım olduğunda, birilerinin canını yakmak gerektiğinde onun hakkındaki verilere kolaylıkla ulaşalım ve kullanalım.” diye düşünmüşler, kanunu da ona göre hazırlamışlar. Bu kanun, açık söylüyorum, George Orwell’in ünlü 1984 romanına rahmet okutacak bir kanun. 1984 romanı, hatırlayacaksınız, propaganda, denetim, yanlış bilgilendirme, gerçekliğin inkârı ve geçmişin manipülasyonu yoluyla kontrol altında tutulan bir toplumu anlatıyor.
Kitabı okumayanlar için kısa bir bilgi vereyim. George Orwell 1984 romanında bir kâbus senaryosunu ele almıştır. Kişisel hak ve özgürlüklerin yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, düşünce ifade özgürlüğünün olmadığı, insanların anbean gözetlendiği ve fişlendiği bir düzen tarif edilmiştir. 1984’te totaliter ve baskıcı bir tek parti iktidarının kontrolünde olan bir toplum anlatılır. Devlet her şeyi görür ve bilir, toplumun tüm denetimine hâkimdir, ülke ise “big brother” yani büyük birader diye anılan bir diktatör tarafından yönetilmektedir. Türkiye’de biri bizi gözetliyor diye yayınlanan ama aslı Batı’da “big brother” yani büyük birader olarak adlandırılan o ünlü televizyon programı da işte Orwell’in bu romanından esinlenmiştir. Kitapta bütün evlerde, iş yerlerinde ve kamusal alanlarda tele ekran denilen bir aygıt vardır. Bu aygıtla hem büyük biraderin propagandası yapılmakta hem de kişiler buradan gözetlenmekte, dinlenmekte ve büyük biraderin istemediği hâl ve hareketler fişlenmektedir. Büyük biraderin partisi iktidarını sürekli gözetim, denetim, sıkı yönetim, zulüm, fişleme ve muhbirlikle sağlamlaştırmıştır. Halk iletişim araçları yardımıyla gerçeklikten çok uzağa sürüklenir, partinin menfaati neyi gerektiriyorsa ona inandırılır. Devletin yenilgileri bile propaganda yayınları ile zafer edasında anlatılır. Örneğin, romanda yok ama diyelim ki bir başka ülkenin uçağı düşürülse topluma bir zafer kazanılmış gibi sunulur. “Biz ne yaptık, şimdi ne yapacaklar bize?” diye korkulduysa saklanır. Uçağı düşürülen ülkenin artık elini kolunu sallaya sallaya her istediğini elde ediyor olduğu gerçeği gizlenir. Bu parti her türlü bilginin kontrolünü elinde bulundurur. Hatta gazetelerin ve kitapların eski nüshalarını yeniden yazarak tarihi bile menfaatine göre değiştirir. Bir de yeni bir dil icat edilmiştir. Kelimelerin anlamları partinin isteğine göre belirlenmiş ve yeni dil adında kurgusal bir dil oluşturulmuştur. Kendilerinden olmayan, fikirlerine zıt düşünce ve konuşmanın olmaması için özgürlük, devrim, kişisel hak gibi kavramlar yeni dilden silinmiştir. Böylelikle, iktidarın aksine düşünceler oluşamayacaktır. Bu yeni dilde sözcükler partinin kastettiği şeyi anlatmaktadır. Mesela, barış bakanlığı savaşları düzenler, bolluk bakanlığı kıtlıkla, sevgi bakanlığı işkenceyle iştigal eder, gerçek bakanlığı ise büyük biraderin ve partinin yalanlarını topluma yayar. Devlet sürekli barıştan söz ederek karışıklık çıkarır, bolluktan söz ederek üretimi azaltır, yiyecekleri kısıtlar, demokrasi ve sevgiyi, kardeşliği dilinden düşürmez ama toplumu ayrıştırır, böler, işkence yapar. Devletin senaryosunda katliamlar vardır. Bu kabus senaryosundaki düşünce polisi, partinin istediği gibi düşünmeyenleri belirleyip sindirmekle görevlidir. İnsanların birbirini ispiyonlamaları sağlanarak ortak hareket etmeleri engellenir. George Orwell bir mülakatında “Kitabımda anlattığım toplumun bir gün var olup olmayacağını bilmiyorum ama bunun benzerlerinin geleceğine inanıyorum.” demişti.
Şimdi gelelim, Meclis kürsüsünden, 1948 yılında bir bilim kurgu romanı olarak yazılmış bu romana neden bu kadar süre ayırdığımıza. Orwell haklı çıktı. Tarihte, 1984 romanı yayınlanmadan önce de sonra da pek çok kişi, pek çok iktidar, Orwell’in tarif ettiğine benzer yönetimler kurmaya teşebbüs etti ama bildiğim kadarıyla bu konudaki hiçbir teşebbüs AKP iktidarı kadar yüksek performans sergilemedi. Yani, AKP iktidarı zaten, oylarınıza sunulacak bu kanun teklifinden önce de Orwell’in anlattığı kabusu hayata geçirmek konusunda kendisinden önceki bütün iktidarlara fark atmıştı. Dünya rekoru sahibi bir iktidara sahibiz. Bu rekorla övünülür mü övünülmez mi takdirlerinize bırakıyorum ama rekorun sahiplerinin, kendi rekorlarını geliştirme, tarihe bu şekilde geçme konusunda kararlı oldukları görülüyor. Anlaşılan o ki onlar performanslarından memnunlar ve performanslarını bu kanunla taçlandırmak istiyorlar. Aslında AKP iktidarı, Orwell’in hayal gücünün ötesine geçme konusunda bugüne kadar çok mesafe kaydetti. Örneğin, Orwell’in romanındaki yeni dil gibi AKP iktidarı da yepyeni bir dil kullanıyor; bizim anamızdan, babamızdan öğrendiğimiz, okullarda Türkçe derslerinde öğrendiğimiz dile pek benzemiyor AKP’lilerin dili. Ekmek fiyatlarına zam yapıyorlar örneğin, “zam gelmedi, fiyatlar arttı” diyorlar. Doğuda sivil vatandaş canının derdine düşüyor, nesi var nesi yoksa geride bırakıp kaçıyor, “kaçmadılar, yerlerini değiştirdiler” deniyor. Bizim bildiğimiz dile benziyor dilleri, grameri Türkçe gramerini andırıyor, kelime haznesi az çok aynı ama yeni dilde kelimeler bambaşka anlamlara geliyor. Cumhurbaşkanı, örneğin bence “Yabancı dil biliyor musunuz?” diye sorulduğunda, “yok” deme mahcubiyetinden kurtuldu. Artık “Yeni dil biliyorum.” diyebilir çünkü bu dil yabancı bir dil. Gazetecileri hapse tıktıktan sonra, cezaevlerindeki gazeteci sayısı tavan yapmışken “dünyada en çok basın özgürlüğü Türkiye’de” deme imkânı sağlayan bir dil bu dil. 1984 romanında da, işi işkence yapmak olan bakanlığın adı Sevgi Bakanlığıydı hatırlatırım. Bizimkiler Orwell’i yaya bırakalı çok oldu. Güvenlik güçleri yakalayıp adalete teslim etmeleri gereken teröristi öldürüp polis aracının arkasından sürüklüyorlar. O kadar tiksindirici bir manzara ki yandaşları bile inanmıyor, “fotomontaj” diye manşet atıyorlar. Ama sonra videosu yayınlanıyor, kimse montaj zannetmiyor.
Orta Çağ’ı hatırlatan vahşet görüntülerine her gün yenileri ekleniyor. Ama Cumhurbaşkanının, Başbakanın hemen her konuşmasında bir “medeniyet” kelimesi geçiyor. Vahşet diz boyu ama “medeniyet” lafından bile AKP sayesinde tiksinir olduk. Şaşırıyor muyuz? Şaşırmıyoruz. Onların farklı bir dil kullanmalarına çoktan alıştık. O dili bilmiyoruz ama onların başka bir dil kullanıyor olduğunu öğrendik. Bizim bildiğimiz dilde medeniyet şehir demek, kent demek. Tankları sokup kentleri yıkarken, kasten tam da o sırada, medeniyet lafı ediyorlar. Buradan anlıyoruz ki yeni dilde medeniyet kelimesi insanlığın ta kentleşme öncesine, vahşet dönemlerine dönmesi anlamına geliyor.
Yaşlı bir kadın sokak ortasında vuruluyor, can çekişe çekişe ölüyor. Evlatları çıkıp içeri alamıyorlar, çünkü keskin nişancılar onları da vurabilir. Sadece son birkaç ayda olanlardan bahsetmiyorum. Çocuğu öldürülmüş bir anne miting meydanlarında yuhalatılıyor. Soma’da, yakınlarını maden kazasında kaybetmiş insanlar tekmeleniyor. Ya da “Gel lan buraya İsrail dölü” sözleriyle vatandaş tokatlanıyor. Zulmün, gaddarlığın sınırları zorlanıyor. “Ne oluyor?” diye soran olursa, “Merhamet” deniyor. Allah hepimizi Erdoğan’ın, Davutoğlu’nun, bu yeni dilin merhametinden korusun. (CHP sıralarından alkışlar)
FUAT KÖKTAŞ (Samsun)Sen dilini düzelt be!
CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla)Sonra, yemin konusu var örneğin. (CHP sıralarından alkışlar) Yemin Türkçede ne anlama geliyor? Neyi yapacağın, neyi yapmayacağın konusunda namusunu ve şerefini ortaya koyarak söz vermek anlamına geliyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
MEHMET HABİB SOLUK (Sivas)Ya, bu gece de provokasyon yapıyorsun.
CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla)AKP cenahı için ne anlama geliyor? Neyi yapmayacaklarına söz verdilerse onu yapacaklarına, neyi yapacaklarına söz verdilerse onu yapmayacakları anlamına geliyor.
Tarafsızlık konusuna hiç girmiyorum, çok utanırsınız.
FUAT KÖKTAŞ (Samsun)Yuh!
ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar)Ya yapma be kardeşim. Dilini düzelt de konuş. Hiç yakışmıyor.
CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla)Dile ne yaptıkları, dilimize ne yaptıkları hakkında daha saatlerce konuşulabilir, binlerce örnek verebilirim.
MEHMET HABİB SOLUK (Sivas)Gene zehir saçmaya başladın, bu gece de zehir saçıyorsunuz.
FUAT KÖKTAŞ (Samsun)Salya akıyor ağzından, salya!
CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla)Hiç de zor olmaz çünkü ağızlarını her açtıklarında aynı şeyi yapıyorlar, başka bir dilde konuşuyorlar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
109 konuşma daha · 17 Şubat 2016