İçeriğe atla

26. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 108. BİRLEŞİM · SALI

HDP Grubu önerisi münasebetiyle

Cemalettin Kani Torun

Bursa Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 108. Birleşim · 1. yasama yılı · 28 Haziran 2016 · 620 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma

Kaynak göster

Cemalettin Kani Torun (AK Parti), 28 Haziran 2016 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 108. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HDP Grubu önerisi münasebetiyle); konuşma 620 kelime.

Cemalettin Kani Torun (AK Parti, Bursa). “HDP Grubu önerisi münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 108. Birleşim tutanağı, 28 Haziran 2016. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cemalettin-kani-torun-26-2016-06-28-hdp-grubu-onerisi-munasebetiyle (erişim: 27 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=50361

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

CEMALETTİN KANİ TORUN (Bursa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti’nin 1990’lı yıllardaki temel dış politika anlayışını en iyi anlatan kelime “çözümsüzlük”tür. Çözümsüzlük, görüşmeleri içinden çıkılmaz hâle getirmek, getirilen her öneriye mesafeli yaklaşmak, somut bir çözüm politikası üretmemek 1990’lı yılların Türkiye siyasetini şekillendirmiştir.

AK PARTİ iktidara gelişinin ilk yılından itibaren çok farklı, dinamik, aktif ve ezber bozan bir dış politika yürüterek bölgenin önemli bir aktörü hâline gelmiştir. Avrupa Birliği’nden Orta Doğu siyasetine, Afrika’dan Latin Amerika ülkeleri ve Pasifiklere kadar Türk dış politikasının ufkunu açan politikalar AK PARTİ döneminde sağlanmıştır.

Dış politikada aktif bir rol benimseyen Türkiye, kendi bölgesindeki sorunlara ilişkin yapıcı çözümler üretmiş, komşularla sıfır sorun politikası doğrultusunda yapıcı adımlar atarak bölgede gücü yükselen bir aktör hâline gelmiştir.

Aynı zamanda “yumuşak güç” ilkesi doğrultusunda sosyal ve insani yardımlarla kültürel hinterlandıyla ilişkilerini yeniden tesis etmiş, kısa sürede saygınlığını artırmıştır. “Bekle ve gör” politikasının yerini, “anla, öngör ve hamle yap” stratejisi almıştır.

Bu süreçte dış politikanın insani prensipler üzerinden yürütülmesi, vicdani değerlerin korunması, ilkeli bir söylemin oluşturulması Türkiye’nin prestijini artırmış, bu durum Türkiye’nin ekonomik ilişkilerine de yansımış ve bölge ülkeleriyle ticaret hacmimiz ciddi oranda artmıştır.

2003’te Irak’ın işgaliyle başlayan süreç bölgeyi destabilize etmiş, El Kaide terör örgütü Irak’ta faaliyete başlamıştır. Türkiye Irak’ın işgali sonrasında bölgede yapıcı bir rol oynamış ve ülkenin istikrara kavuşması için elinden geleni yapmıştır.

Özellikle Anbar bölgesindeki Sünni aşiretlerle olan ilişkilerimiz sayesinde Sünni Arapların siyasi sürece katılmaları bizim çabalarımız sonucu mümkün olmuş ve 2009’a geldiğimizde El Kaide bölgede taban kaybetmiş ve terör olayları ciddi oranda azalmıştır. Ancak ABD’nin ülkeden çekilmesi sonrası Başbakan seçilen Nuri El Maliki’nin mezhepçi politikaları Sünni Arap toplumu ve bilahare Kürdistan bölgesel yönetimini ötekileştirmiş ve Irak’ta istikrar yeniden bozulmuş ve özellikle Anbar eyaletinde terör guruplarının yeniden aktif hâle gelmesine yol açmıştır.

Bu gelişme, 2013 yılında DAİŞ terör örgütünün ortaya çıkmasına yol açmış, sonrasında Anbar bölgesini kontrol altına almasına ve bölgede etkin bir aktör hâline gelmesine yol açan süreç başlamıştır. Türkiye, Irak yönetiminin mezhepçi tavrının sonuçları konusunda müttefiklerimizi sürekli uyarmış ancak Musul’un düşmesinden sonra haklılığımız kabul edilmiş fakat maalesef çok geç kalınmıştır.

2010 yılında başlayan Arap Baharı, Orta Doğu’nun demokratikleşmesine ilişkin umutları artırmış fakat demokratikleşme süreci militarist müdahalelerle kesintiye uğramıştır. Arap Baharı’na kadar olan süreçte Türkiye bölge ülkeleriyle olan ilişkilerini geliştirmiş, Arap Baharı sürecinde güç kazanan yeni aktörlere destek olarak bölgede sorumluluk almıştır. Bu aktif yaklaşım tamamen insani kaygılarla şekillenmiştir.

Libya’da başlangıçta sorunun barışçı bir şekilde çözülmesi için Kaddafi yönetimiyle ilişkiler muhafaza edilmiş ve demokratik reformlar için teşvik etmiş ancak yönetimin maalesef silahı tercih etmesinden sonraki gelişmelerle bölge istikrarını kaybetmiştir. Türkiye bugün de tüm taraflarla ilişkilerini sürdürerek Libya’da barış sürecini desteklemektedir.

Mısır’daki devrim sonrasında Türkiye demokrasinin yerleşmesi konusunda her türlü teknik yardımı yapmış ve yönetimi daha kapsayıcı olması konusunda uyarmıştır. Mısır’da seçimle gelen yönetimin askerî darbeyle devrilmesi ve sonrasında Türkiye ilkeli bir politika izlemiştir. Bize her platformda demokrasi dersi vermeye çalışan Batı ülkeleri Mısır olayında sınıfta kalmış ve askerî yönetime alenen destek olarak ikiyüzlülüklerini teyit ettirmişlerdir. Burada kınanacak olan Türkiye’nin tavrı değil, bu çifte standartçı Batı’nın tavrıdır.

Her vesileyle Batı başkentlerini arşınlayıp Türkiye’nin seçilmiş Hükûmetini şikâyet edenlerden bu konuda bir eleştiri duymamamız, bu kesimlerin de ikiyüzlülüklerinin teyididir. Bu arada Batı’nın Mısır konusundaki ikiyüzlülüğünün terör örgütlerine malzeme sağladığını belirtmem gerek.

Suriye meselesine gelince… Türkiye aynen Libya’da olduğu gibi yönetimle ilişkilerini sürdürmüş ve demokratik reformlar için teşvik etmiştir. Suriye’de ilk gösterilerin silahla karşılık görmesi ve bilahare tanklarla şehirlerin bombalanması sürecinde altı ay süreyle biz yönetimi iknaya çalıştık.

VELİ AĞBABA (Malatya)Suriye politikanız doğru, Allah var(!) Elimizi vicdanımıza koyalım, Suriye politikası doğru(!)

CEMALETTİN KANİ TORUN (Devamla)Ancak bir halkın ayrım gözetilmeden katledilmesine göz yumamazdık. Sonrasında Türkiye barışçı tüm çabaları desteklemiş ancak rejim bu çabaları boşa çıkarmış ve bugün gelinen noktada 5 milyonu ülke dışına, 7 milyonu da ülke içine olmak üzere nüfusun yarısı evlerini terk etmek zorunda kalmıştır.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

140 konuşma daha · 28 Haziran 2016

140 konuşmanın tamamı →